Emine Erdoğan: Şiddet salgınını ortadan kaldırmak için iş birliğimizi daha da artırmalıyız

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde sağlık çalışanı ve sosyal hizmet uzmanı kadınlarla akşam yemeğinde bir araya geldi.

Burada konuşan Emine Erdoğan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle, milletin evinde sağlık çalışanı ve sosyal hizmet uzmanını misafir etmekten büyük bahtiyarlık duyduğunu söyledi.

Helikopter kazasında şehit olan askerlere rahmet dileyen Emine Erdoğan, “Hepimizin başı sağ olsun. Şimdi nice annenin, eşin ve evladın gönlü yaralı. O, öyle bir yara ki hiç iyileşmeyecek. Rabbim her birine sabırlar ihsan etsin. Terörle mücadele eden kahraman evlatlarımızı yetiştiren analar, başımızın tacıdır.” diye konuştu.

Evlatlarını terörün kıskacından kurtaran Diyarbakır annelerini de anan Emine Erdoğan, “Benim de ziyaret ettiğim o annelerin çilesinin en kısa zamanda bitmesini diliyorum.” dedi.

Emine Erdoğan, Türkiye’deki ve dünyadaki tüm kadınların, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlayarak, şunları kaydetti:

“8 Mart, bilhassa batılı ülkelerde, kadınların hak, adalet, emek ve özgürlük mücadelesinin, köşe taşlarından biridir. Ancak, kadınlara hak ettiği değerin verilmesi, sadece tek bir güne indirgenemez. Aksi halde, 8 Mart’ta yapılan tüm etkinlikler, söylenen güzel sözler, yarım ve eksik kalmaya mahkumdur. Nitekim, bu özel günün arifesinde, Samsun’da yaşanan şiddet hadisesi, hepimizde derin bir öfkeye sebep oldu. Faili nefretle kınıyorum. En ağır cezayı almasını, bütün kalbimle diliyorum.”

Dünyada her üç kadından birisinin, hayatının bir döneminde, şiddetin bir boyutuyla tanıştığını aktaran Emine Erdoğan, “Bu istatistik, kalbimizin en büyük yorgunluğudur. İstisnasız, tüm dünyada görülen şiddet salgınını ortadan kaldırmak için, iş birliğimizi daha da artırmalıyız. Şiddete karşı, tek yürek ve tek akıl olmadan bu işi çözemeyiz.” ifadelerini kullandı.

“Salgına maruz kalan sağlık çalışanlarının yüzde 58’i kadın”

Emine Erdoğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının, bir senedir dünyayı kasıp kavurduğuna işaret ederek, geçen yıldan bugüne öngörülemeyen bir felaketin içinde olunduğunu belirtti. Bu felaketin en büyük yükünü, sağlık çalışanları ve sosyal hizmet görevlilerinin taşıdığını vurgulayan Emine Erdoğan, şöyle konuştu:

“Salgına maruz kalan sağlık çalışanlarının, yüzde 58’ini kadınlar oluşturuyor. Sizler, Kovid-19 salgınının ilk günlerinden bu yana her türlü riski göze alarak, geceyi gündüze katarak milletimize hizmet ettiniz. Sağlık hizmetleri yanında, VEFA gruplarından filyasyon ekiplerine kadar, mücadelenin tüm cephelerinde ön safta yer aldınız. Yaşlılarımıza, yetim ve öksüzlerimize sahip çıktınız. Türkiye’nin bir yıldır sürdürdüğü bu mücadelenin başarısında, sizlerin gayret ve emeğinin çok büyük payı bulunuyor. Evlerinize gidemeden, evlatlarınızı göremeden, hastanelerde sabahladınız. Sizler, ‘insan insanın emanetidir’ sözünün anlamını ispat ettiniz. Salgın nedeniyle toplumda oluşan karamsarlık, derin yalnızlık gibi ruh hallerinin şifacısı oldunuz. Korkuları teskin ettiniz. Bütün topluma kol kanat gerdiniz.”

“Hepinize minnettarız”

Emine Erdoğan, sosyal hizmetin, iş gücü olmaktan çıktığına, sevginin, merhametin ve şefkatin gücüne dönüştüğüne dikkati çekerek, “Yakanıza taktığınız kimlik kartları, insanlığı kurtarmak için verilen bu savaşın bayrağı oldu. Mesleğinize adanmışlığınız ve insana duyduğunuz sevgi, en kuvvetli cephanenizdi. Bu cephede yazılan kahramanlık hikayeleri, yarının nesillerine örnek olacak. Hepinize minnettarız, iyi ki varsınız.” dedi.

Küresel mücadelede birçok sağlık çalışanının da hayatını kaybettiğini dile getiren Emine Erdoğan, yaşamını yitirenleri rahmetle andı, ailelerine başsağlığı diledi.

Emine Erdoğan, tarihte yaşanan her salgının insanlığa yeni tecrübeler öğrettiğini belirterek, sağlık çalışanları ve sosyal hizmet görevlilerinden bu tecrübeleri kayda geçirmelerini istedi. “Böylece yeni sosyal, ekonomik ve psikolojik şartlara, sizlerin şahitlikleri üzerinden, yeni reçeteler oluşturulabilir.” diyen Emine Erdoğan, tarihi, kadınların ve erkeklerin ortak tecrübeleri üzerinden okumanın, kadınların da tarih yazımına etkin katılımı ile mümkün olacağını söyledi.

Kadın varlığını dar kalıplara sıkıştıran tüm klişelerin bir tarafa bırakılıp, kadının hayatın her katmanında var olduğu medeniyet mirasına bakılması gerektiğinin altını çizen Emine Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bugün kadın emeği, yalnızca plazalardaki unvanlarla ya da iş gücüne katılım oranlarıyla ölçülebiliyor olabilir. Oysa kültürümüzde kadın, tarlayı sürerken de çocuğu yetiştirirken de aileyi idame ettirirken de üretendir. Önümüze gelen bir tas çorba, yemenideki oya, kilimdeki desen ve arkamızdan okunan her bir duada kadın emeği vardır. Bu tarihsel arka plandan hareketle, kadının bu topraklardaki gücünü yeniden hatırlamalıyız ve buradan aldığımız güçle geleceğe bakmalıyız. ‘Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum’ prensibini rehber edinerek, geleceğin inşasına hep birlikte omuz vereceğiz. Akademide, siyasette, kamu ve özel sektörde kadınlarımızın gücünü inşallah artırmaya çalışacağız.”

Emine Erdoğan, dünyanın geçirdiği dijital dönüşümde, kadının etkin biçimde yer almasını çok önemsediğini dile getirerek, kız çocuklarının, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik gibi alanlarda eğitim görmesini her daim teşvik ettiklerini anlattı.

Her şeyin hızla değiştiğine, salgın şartlarıyla daha da hızlandığı bir dönemde olunduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Yeni dünyanın herkesi kuşatması ve kimsenin geride kalmaması için, bilhassa kadınlara ihtiyacımız çok. Kullandığımız aletlerden, teknolojiye kadar hayatımıza giren her şey, bir tasarım ürünü. Ne zaman kadınlar da bu tasarımın parçası olurlar, o zaman adil bir dünyadan bahsedebiliriz.” diye konuştu.

“Türkiye’nin gücü, kadınların gücüdür”

Günlük yaşamın ve ihtiyaçların, mutlaka farklı açılardan yorumlanması ve bu yorumun ürüne dönüşmesi gerektiğini ifade eden Emine Erdoğan, “İşte bu sebeplerle, kadınların sadece çalışan değil, tasarlayan ve karar veren mekanizmalarda etkin yer almasını istiyoruz. Türkiye’nin gücü, kadınların gücüdür. Küresel sorunların çözümünde de aktif olabilecek bir potansiyele sahibiz. İklim krizinden sosyal meselelere kadar dünya her alanda kadın zekasına, sezgisine muhtaçtır.” dedi.

“Had bilmez yazılar çıkıyor”

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk da kadınların insan hakları temelindeki mücadelesinde küresel bir farkındalık oluşturan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.

Kadınların, hayatın her alanında üstlendiği sorumluluk duygusuyla ailenin ve toplumun temeli olduğunu vurgulayan Selçuk, “Geçtiğimiz günlerde bir gazetede ‘baba evini derhal terk etsin kızlar’ diye had bilmez yazılar çıkmakta. Üstat Cemil Meriç bu kafaya ‘Garbın Yeniçerileri’ diyor. Bu devşirilmiş zihniyet maalesef her türlü bahaneyle değerlerimize ve bu değerlerin en temel taşı olan ailelerimize saldırıyor.” dedi.

“Yaşanan kötü tecrübeleri kişilere, münferit vakalara değil de aile yapımıza mal etmek art niyet değilse nedir?” diye soran Bakan Selçuk, “genç kızları meçhule davet edenleri anlamalarının mümkün olmadığını” belirtti.

Selçuk, kadını, sosyo-ekonomik yapının güçlenmesinde, sağlıktan eğitime, sanattan spora, bürokrasiden siyasete her alanda ailenin ve toplumun öznesi olarak gördüklerini belirterek, kadına verilen değerin aileye, topluma verilen değer olduğunu söyledi.

Kadınların temel hak ve özgürlükleri için verilen mücadelede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iradeleri ve eşi Emine Erdoğan’ın hassasiyetlerinin bugün Türkiye’yi çok farklı bir noktaya ulaştırdığını dile getiren Selçuk, 18 yılda sosyal politikalar alanında birçok sessiz devrimin gerçekleştiğini kaydetti.

“Farkındalığı oluşturmak için uğraşacağız”

Bakan Zehra Zümrüt Selçuk, bugün kadınların sosyo-ekonomik hayatta her alanda daha fazla varlığının görüldüğünü ifade ederek, “Artık öğretmenlerimizin yüzde 60’ı, kamu personellerimizin yüzde 40’ı, mimarlarımızın, avukatlarımızın yarıdan fazlası kadın. Karar alma mekanizmalarında daha fazla temsilimiz var. Meclisteki oranımız yüzde 4’lerden yüzde 17’lere ulaşmış durumda.” diye konuştu.

Kadınlar için yaptıkları çalışmaları anlatan Bakan Selçuk, kadınlar için daha nice güzel hizmetlerde bulunacaklarını söyledi. Selçuk, şunları kaydetti:

“Tabi ki bu hizmetleri engelleyen en önemli unsurlardan bir tanesi kadına yönelik şiddet. Kadına yönelik şiddet hakkında dün olduğu gibi bugün de yarın da ‘amasız, fakatsız, lakinsiz’ sıfır tolerans ilkemizle mücadele etmeye devam edeceğiz. Dün Samsun’da, bugün Ankara’da katledilen bütün kadınlarımız içimizde derin bir sızı. Ülkemizde tek bir kadın cinayeti olmaya kadar biz bu çabamıza devam edeceğiz. Bu farkındalığı, bilinci oluşturmak için uğraşacağız. Geldiğimiz noktada artık ülkemizde 2019 yılı itibariyle her ilimizde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerimiz var. Kadın Konukevi sayılarımızı artırdık. Dolayısıyla kadına yönelik şiddetle ilgili bütün bakanlıklarımızla koordineli bir şekilde çabalıyoruz. İstiyoruz ki bir tek canımızı kurban vermeyelim.”

Programdan notlar

Yemeğe, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un eşi Sabriye Şentop, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın eşi Hale Koca da katıldı.

Programa katılanlar arasında, İzmir depreminde enkaz altında İnci Okan ile köpeğini kurtaran, halk otobüsünde doğum sancısı çeken anne adayına doğum yaptıran UMKE Görevlisi Edanur Doğan, Elazığ depreminde enkaz altındaki 2,5 yaşındaki Yüsra Yıldız ile annesinin kurtarılmasını sağlayan UMKE personeli Hatice Yücel, Cizre’de koronavirüse karşı başarılı bir mücadele sergileyen Sümeyye Bilgin ile Kovid-19’dan hayatını kaybeden Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu’nun eşi Didem Akal Taşçıoğlu da yer aldı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Anadolu’nun binlerce yıllık geleneksel yemek tariflerinin ilk kez sağlıklı ve atıksız yönleriyle dünyaya açılmasına öncülük eden “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabı, ünlü şefler, akademisyenler ve uzmanların beğenisini topladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde Cumhurbaşkanlığı himayesi, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliği, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hazırlanan kitap, Türk mutfağının zenginliğini uluslararası alanda tanıtmayı amaçlıyor.

Türk mutfağının sağlıklı saklama ve pişirme teknikleri ile atıksız, ekolojik ve sürdürülebilir özelliklerine dikkati çekilen kitapta, kayıt altına alınan asırlık geleneksel tariflerin aslına uygun reçetelerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz, Prof. Dr. Arif Bilgin, Prof. Dr. Günay Kut, Doç. Dr. Özge Samancı ve Dr. Gönül Paksoy danışmanlığında, Ebru Erke’nin koordinatörlüğünde hazırlanan kitaba birçok akademisyen, ünlü şef ve uzman destek verdi.

Ünlü şefler Ali Ronay, Arda Türkmen, Aydın Demir, Cüneyt Asan, Eyüp Kemal Sevinç, Fatih Tutak, Ömür Akkor, Savaş Aydemir, Sezai Erdoğan, Sinem Özler, Şemsa Denizsel, Şerife Aksoy, Yılmaz Öztürk, Zeki Açıkgöz’ün özel tarifleriyle katkı sunduğu kitapta, atıksız, fermante, yöresel, yerel ile glütensiz gibi sağlıklı ve alternatif beslenmeye yönelik 218 tarif yer alıyor.

Uluslararası üst düzey tanıtım kapsamında Cumhurbaşkanlığı yayınlarından “prestij kitap”, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından ise Türkçe basılacak olan kitap, ekim ayı itibarıyla satışa sunulacak. İngilizce versiyonu “Turkish Cuisine With Timeless Recipes” adıyla uluslararası alanda yayımlanacak kitap, başta İngilizce, İspanyolca ve Arapça olmak üzere birçok dile de çevrilecek.

Helva tarifi Emine Erdoğan’dan

“Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabının tanıtım programı, Emine Erdoğan’ın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, kitap danışmanları, şefler, Türk mutfağının geleneksel tatlarını yaşatan sektör temsilcileri ve gastronomi yazarlarının da katılımıyla Beykoz’daki Cam ve Billur Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Kitaptaki reçetelerin ikram edildiği programın gözde lezzeti Cumhurbaşkanlığı mutfağının menüsünde de yer alan “leblebi helvası” oldu. Katılımcılar, tadına baktıkları ve çok beğendikleri helvanın yapılışını ise Emine Erdoğan’ın tarif videosundan izledi.

Kitap, Anadolu’nun kültürel mirası ile Akdeniz’in bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak

Kalp cerrahı ve sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Mehmet Öz, programa ABD’den gönderdiği video mesajında, kitabın, Anadolu’nun kültürel mirasını ve eşsiz Akdeniz coğrafyasının bitki ve baharatlarıyla zenginleşen tatlarını dünyaya tanıtacak ilk eser olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Öz, “Kitabın, Türk mutfağını sağlıklı, geleneksel ve atıksız yönleriyle tanıtarak, dünya mutfağındaki gerçek yerine ulaşacağına inanıyorum. Özellikle Türk mutfağının bu değerlerinin, devletlerin zirvesinde, dünyada tanıtılmasına öncülük eden Emine Erdoğan Hanımefendi’ye ve kitaba katkı sunanlara teşekkürlerimi iletiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap”

Kitabın Yayın Koordinatörü, yemek ve seyahat yazarı Ebru Erke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kitapta Türk mutfağının ne kadar derin ve köklü bir tarihi olduğunu anlatmaya çalıştıklarını, her şeyden önce modern dünyayla uyumlu yüzünü anlattıklarını söyledi.

Hem pişirme hem besin değerleri açısından sağlıklı olan “zeytinyağlılar” kategorisinin dünyada başka hiçbir mutfakta olmadığına dikkati çeken Erke, kitapta bu yemek türüne özel bir yer ayırdıklarını dile getirdi.

Dünyada bir akım olan bitkisel bazlı beslenme açısından Türk mutfağının çok zengin olduğunu anlatan Erke, kitapta, geleneksel olarak anne ve anneannelerden kalan bu tariflerin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha göstermeye çalıştıklarını ifade etti.

Kitabın hazırlanmasında Emine Erdoğan’ın öncülük etmesinin kendileri için çok kıymetli olduğunu vurgulayan Erke, “Yıllardır gastronomi sektöründe olan insanlarız ve bununla alakalı çok büyük bir açık vardı. Mutfak, bir ülkeyi tanıtmanın en sempatik yollarından biri. Bu yüzden kitabı Emine Hanım’ın himaye etmesi çok önemliydi. Çünkü hem görsellik hem içerik anlamında şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı kitap.” değerlendirmesinde bulundu.

Kitabın tasarımcısı Dr. Gönül Paksoy da bu çalışmada yer almaktan memnuniyet duyduğunu çünkü Türkiye için iyi şeyler yapmak istediklerini dile getirdi.

Dr. Paksoy, Türk kültürünü yansıtabilecek ögeleri öne çıkarttıkları kitapta, sadeliği de koruduklarını aktardı.

Atıksız mutfak ve sıfır atığın da kitaptaki temalar arasında yer aldığını anlatan Paksoy, hem sağlıklı hem atıksız hem de geleneksel Türk mutfağını tanıtma şansı bulduklarını söyledi. Paksoy, “Emine Hanım’ın böyle bir şeye girişmesi Hanımefendi açısından da tabii çok güzel ama herkes için çok doğru ve güzel bir iş. Daha özel, daha yukarıda bir tanıtım olacaktır.” diye konuştu.

“Bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi”

Türk yemek uzmanı ve yazar Sahrap Soysal ise kitapta Türk mutfağına ait eski reçetelerin kayıt altına alınmasını “harika” olarak tanımladı.

Hem yemek yazarlığı hem de yemek kültürü araştırmacılığı yaptığını aktaran Soysal, Türk mutfağıyla ilgili yapılan her tür çalışmanın “baş tacı” olduğunu ifade etti.

Kitaba dair heyecan duyduklarını belirten Soysal, “İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Bence Türk mutfağının kebap dışında, şalgam suyu dışında daha çok tanıtılmaya ihtiyacı var. Bu tanıtım konusunda zaten epeyce geri kaldığımızı düşünüyorum. Yapılan her çalışma bence son derece faydalı olacak.” diye konuştu.

Soysal, kitapta vejetaryen ve glütensiz tariflere de yer verilmesine ilişkin, şu değerlendirmeyi yaptı:

“(Türk mutfağı) Çok zengin bir mutfak. Vejetaryen de bir mutfak. Glütensiz de beslenen bir Türk mutfağı var zaten. Bütün bu tariflerin ortaya çıkarılması gerekliydi. İyi ki böyle bir çalışma yapıldı. Dünyanın en sağlıklı mutfaklarından biri bizim mutfağımız.” değerlendirmesini yaptı.

Kitap, herkesin damak tadına hitap eden tarifler içeriyor

Şef Arda Türkmen, eski tariflerin Türk tarihi ve kültürünü yaşatmak için gelecek nesillere aktarılması gerektiğini, bunların dünya gastronomisinde yayınlanmasının da ülkenin temsil edilmesi açısından mühim olduğunu kaydetti.

Kitapta öne çıkan glütensiz ve vejetaryen beslenme modelinden de bahseden Türkmen, “İnsanlar artık glütensiz beslenmeye daha fazla önem gösteriyor. Vejetaryen diyetlerine ve beslenme modellerine daha fazla ilgi duyuyorlar. Kültürümüzde ve mutfağımızda buna uygun çok fazla tarif var ama bu başlıkta toplanmamış. Bu başlık altında, bu yemekleri insanlara anlattığımızda, dünya mutfaklarında, insanların daha çok talep göstereceği bir mutfak olacak bizimkisi.” diye konuştu.

Kendisinin de “eski bir anneanne tarifi” ile kitapta yer aldığına değinen Türkmen, “Çok geleneksel bir tarif vermeye çalıştım. Kim okursa okusun kitabın içerisinde kendine uygun bir tarif mutlaka bulacak.” dedi. Arda Türkmen, Emine Erdoğan’ın kitap ve gastronomiye yaklaşımının bilindiğini, kendisinin bu eseri desteklemesinin Türk gastronomisi için önemli bir adım olduğunu ifade etti.

Türk mutfağına dair 3 temel mesaj içeriyor

Kitabın danışmanlarından, Özyeğin Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özge Samancı, Türk mutfağını hem kültürel ve tarihi derinliğiyle hem farklı yiyecek gruplarının zenginliğiyle hem de çağdaş, sürdürülebilir, sağlıklı yüzüyle ortaya çıkaran bir eser hazırlamaya gayret ettiklerini anlattı.

Türk mutfağında sayısız reçete bulunduğunu ancak kitapta daha örnek teşkil eden 200 küsur reçetenin yer aldığını aktaran Samancı, aynı zamanda mutfaktaki temel teknikleri de yansıtan tarifler olmasına gayret ettiklerini dile getirdi.

Doç. Dr. Samancı, Emine Erdoğan’ın böyle bir kitaba öncülük etmesinin, bu fikri desteklemesinin önemine vurgu yaparak, “Türk mutfağının hem ulusal hem uluslararası düzeyde daha tanınması ve bilinirliğinin artırılması yönünden, bu kitabın Emine Hanım tarafından öne çıkarılması, onun isteğiyle oluşturulması çok hoş.” diye konuştu.

Geleneksel Türk mutfağını “israfsız mutfak” olarak tanımlayan Samancı, şöyle devam etti:

“Kendi içinde yemeklerin nasıl atıksız oluşturulduğunu, farklı ürünlerin farklı yerlerde nasıl kullanıldığını da hatırlatmaya çalıştık. Kitabın aslında 3 temel mesajı var. Bir, Türk mutfağı sürdürülebilir ve dolayısıyla atıksız bir mutfak. Türk mutfağı çok zengin bir kültürel mirasa sahip. Aslında sağlıklı bir mutfak çünkü çok farklı yiyecek gruplarını bulabiliyoruz. Tabii ki et bayramlarımızın, düğünlerimizin vazgeçilmezi ama gündelik beslenmemizde bakliyat ve sebzeyi çok tüketiyoruz. Bunlara biraz dikkat çekmek ve sahip olduğumuz zenginliğin farkına varıp, onu anlamlandırmak, bence kitabın en büyük rolü bu. Kitabı açtığınızda minik ikonlar göreceksiniz; ‘glütensiz’, ‘vegan’… Her gün yediğimiz yemeklere, belki de hiç o gözle bakılmamıştı daha önce. O anlamda kıymetli diye düşünüyorum.”

Doç. Dr. Özge Samancı, kitabın İngilizce’ye çevrilecek ve yurt dışındaki farklı mecralara ulaşacak olmasının gastronomi turizmi ve kültürel mirası korumak açısından da önemli olduğunu ifade etti.

“İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler”

Demsa Grup Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da hem geleneksel hem atıksız hem de sağlıklı tariflerin olduğu bir kitabın ilk kez yapıldığını, bu anlamda güzel bir örnek teşkil edeceğini söyledi.

Çetindoğan, Türk mutfağında sıfır atık konusuna da değinerek, “Daha bilinçli bir toplum yetiştirebilmek için çocuk yaşta bu bilinci vermemiz gerekiyor. İşte bu tip kitaplar bizlere örnek olacak.” dedi.

Şef Somer Sivrioğlu da Türk mutfağındaki en önemli eksikliklerden birinin kayıt altına alma işlemine çok geç başlanması olduğunu, bu yüzden birçok Türk reçetesinin başka kültürlere kaydedildiğine dikkati çekerek, o nedenle bu projenin yapılmasının çok iyi iyi olduğunu ifade etti.

25 yıldır yurt dışında yaşayan bir şef olarak, Türk mutfağının daha çok et ve et ürünleriyle akıllara geldiğini gözlemlediğini anlatan Sivrioğlu, “Halbuki mutfağımız vejetaryen beslenme üzerine bir derya. O yüzden, sadece ülkemiz için değil, turistler için de belki hiç bilmedikleri bir şeyi öğrenme fırsatı doğuyor.” dedi.

Sivrioğlu, Emine Erdoğan’ın kitaba destek vermesinin önemini vurgulayarak, “Zaten alabileceğimiz en yüksek seviyeden desteği alıyoruz. Mutfağımız, mutfak kültürümüz ve benim gibi yurt dışında yaşayan şefler için çok önemli. İyi ki böyle bir destek verdiler. İyi ki böyle bir projeye öncülük ettiler.” şeklinde konuştu.

ANKARA (AA) – Alınan bilgiye göre, Olgunlaşma Enstitülerinin yenilenme çalışmalarının bir ürünü olarak hazırlanan “Türkiye Dokuma Atlası Projesi”, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı İstanbul Sabancı Beylerbeyi Olgunlaşma Enstitüsü tarafından yürütülüyor.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğinin destekleri, Marmara Üniversitesinin katkılarıyla yürütülen projeye, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığı da katkı veriyor.

Proje, asırlık dokumaları sandıklardan çıkarıp, tasarım dünyasına taşımayı ve ekonomik değere dönüştürmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında ayrıca geleneksel dokumaların aslına uygun üretilerek yerel kalkınmanın da desteklenmesi planlanıyor.

151 çeşit dokuma türü sergilenecek

Projenin ilk etkinliği olarak gerçekleştirilen sergide, bölgesel rotalar izlenerek, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir araya getirilen 151 çeşit dokuma türü sergilenecek. Sergide ayrıca koleksiyoner Yusuf İyilik’in koleksiyonundaki Osmanlı kumaşlarından parçalar yer alacak.

Prof. Dr. Hülya Tezcan, Prof. Dr. Aydın Uğurlu ve Prof. Dr. Mehmet Akalın’ın danışmanlığı, Ayşe Dizman’ın koordinatörlüğü ve Güneş Güner’in küratörlüğü ile gerçekleştirilen sergide, genç tasarımcıların, geleneksel kumaşlardan ilhamla oluşturduğu tasarımlarla zaman tünelinde gezilebilecek.

Sergide dokuma sanatçıları Aydın Uğurlu’nun Doğa Üçlemesi, Elisabeth Strub Madzar’ın Pa ve Umay Ana isimli iki eseri, Servet Senem Uğurlu’nun Anadolu Tanrıçaları dokuma heykelleri olmak üzere dokuma sanatları da sergilenecek.

Serginin zaman tüneli olarak isimlendirilen alanında, Mehmet Demir, Mert Çelebi, Senem Kula ve Rümeysa Kış’ın geleneksel dokumaları geleceğe taşıyabilecek tasarımları yer alacak. Sergi, 3 ay boyunca haftanın 6 günü ziyaret edilebilecek.

397 yöresel kumaş veri tabanına işlendi

Proje kapsamında, akademik araştırmalar sonucunda “Osmanlı Saray Kumaşları” ve “Anadolu Yöresel Kumaşları” başlıklarında Türkiye’nin kumaş haritasını oluşturan 397 yöresel kumaş tespit edilerek özellikleri veri tabanına işlendi.

Ayrıca, Marmara Üniversitesince, yöresel dokumalar bilimsel yöntemlerle analiz edilerek, doğal boya ile renklendirme çalışmalarının yanı sıra dokumaları iyileştirecek AR-GE faaliyetleri yürütüldü. Bu kapsamda Antep Kutnu, Ankara Sofu, Şal Şapik, Rize Bezi/Feretiko, Ehram, Beledi ve Denizli Buldan gibi dokumalar dünyaya tanıtılacak. Kutnu’nun renk ve deseni, Ankara Sofu’nun ipeksi yumuşaklığı, Üsküdar Çatması’nın desen ve renkleri, Denizli Buldan Bezi’nin doğal boyalı dokumasının çağdaş tasarımlara dönüştürülmesi hedefleniyor.

Çalışmayla “Dokuma Kültürü Rotaları” ve “Yaşayan Müzeler” oluşturularak kültür turizminin de canlandırılmasına katkı sağlanması planlanıyor. Türk dokumacılığının, bir zanaat olarak yaşatılmasını sağlamanın yanında prestijli bir ticari faaliyete dönüşmesi amaçlanıyor.

Yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması da hedefleniyor

Anadolu’nun geleneksel ve unutulan dokumalarının, aslına uygun olarak yeniden üretilerek, modern tasarımlarla dünyaya tanıtılması, sürdürülebilir ve doğa dostu tekstil ürünlerinin geliştirilmesi, kadın istihdamının artırılması, yerel üretimin desteklenmesi, akademik iş birlikleri ile dokumaların araştırılması, geliştirilmesi, bitkisel boyama, yerel dokuma faaliyetlerinin canlandırılması, moda tasarımcılarının ve sektörün dikkatinin çekilmesi de projenin hedefleri arasında yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sergi Salonu’nda açık olacak sergi kapsamında, “Geleneksel ve Yöresel Dokumaların Farklı Açılardan Değerlendirilmesi”, “Bir Kültürü Yaşatmak, Dokuma Zanaatı ve Coğrafi İşaretler”, “Türk Dokumasında El Ele Vermek” başlıklarında paneller düzenlenecek. Panellere, akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, tekstil sektörü temsilcileri, dokuma ustaları, moda ve tasarım dünyasından isimler katılacak.