Erzincan-Sivas kara yolunda heyelan meydana geldi

ERZİNCAN (AA) – Erzincan-Sivas kara yolunun Sivas istikameti, meydana gelen heyelan nedeniyle tedbir amaçlı ulaşıma kapatıldı.

Kentte öğleden sonra etkili olan sağanak, Erzincan-Sivas kara yolunun 30. kilometresindeki Sakaltutan Geçidi Tüneller Mevkisi'nde heyelana neden oldu. Dağlık alandan kopan toprak ve kaya parçaları, Sivas istikametinin iki şeridini ulaşıma kapattı.

Erzincan Bölge Trafik Şubesi ekipleri, heyelan riskinin sürmesi üzerine, can güvenliğini sağlamak amacıyla kara yolunu bir süreliğine araç geçişlerine kapattı.

Heyelan nedeniyle kara yolunda uzun araç kuyruğu oluşurken Karayolları ekipleri ulaşımın tekrar sağlanması için çalışma başlattı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

SİVAS (AA) – Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlhan Çetin, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığını bulaştıran kenelerin popülasyonunda endişe verici artış yaşandığını belirtti.

Halk sağlığı uzmanı Çetin, AA muhabirine, kenelerden bulaşan KKKA hastalığının Sivas, Yozgat, Çorum, Tokat, Giresun, Gümüşhane, Bayburt ve Erzincan bölgesinde yoğunlukla görüldüğünü, son zamanlarda ise vakalarda ciddi artış yaşandığını bildirdi.

KKKA vakalarında, 2020 yılında 2019’a göre yaklaşık yüzde 30-40 artış olduğuna işaret eden Çetin, “Bu yıl ise geçen yıla oranla bizim verilerimize göre, en az yüzde 40-50 artış var. Şu ana kadar (bu yıl) Sivas’ta 200’e yakın vakamız oldu. İki servisimizin tamamı da dolu durumda. Maalesef 9 vatandaşımız da hayatını kaybetti.” dedi.

Çetin, komşu illeri de takip ettiklerini anlatarak, “Buna yakın vaka sayıları Yozgat, Tokat ve Çorum’da var. Ülkenin genelinde özelikle KKKA hastalığının yoğun olarak görüldüğü Çorum, Yozgat, Sivas, Kayseri, Tokat, Erzincan’ın kuzeyi, Gümüşhane ve Giresun’un güney bölgelerinde maalesef kene popülasyonunda çok ciddi artış var.” ifadelerini kullandı.

Kenenin domuz, tilki, tavşan gibi yabani hayvanlarda bulunduğunu, bunların kanını emerek KKKA hastalığını yaydığını anlatan Çetin, son zamanlarda yerleşim yerleri yakınlarında yabani hayvanların görülür olmasının riski artırdığını vurguladı.

“Yeterli mücadele yapılamadı”

Çetin, Sivas’ta bugüne kadar vakaların yüzde 70-80’inin tarım ve hayvancılıkla uğraşanlarda görüldüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Maalesef son iki yıldır KKKA ve kene popülasyonun azaltılması yönünde yeterli mücadele yapılamadı. Biz bu dönemde elimizi maalesef biraz çektik. İnsanlar koronavirüs konusuna odaklandı. Sağlık teşkilatı, sağlık yönetimi bu alana yöneldi. Bir boşluk olur olmaz da KKKA vaka sayılarında yüzde 30-40 oranında artış oldu. Bu nedenle de ölümlerde bir artış var. Çok dikkat etmek lazım, son iki yıldır tabiattaki kene sayısında çok ciddi bir artış var. Özelikle vahşi hayat ile komşuluğu olan illerimizde, köylerimizde ve yerleşim alanlarında kene popülasyonu geçen yıllara göre 4-5 kat daha arttı. Geniş arazide kene sayısını azaltmak için herhangi bir yöntem yok. Mutlaka ahırlarda hayvanların üzerinde gelen kenelerin o gün ilaçlanarak bertaraf edilmesi gerekiyor. Kenelerin düşmanlarının tabiatta çoğaltılması gerekiyor. Kovid-19 da KKKA da zoonotik bir hastalık. İkisi de hayvanlardan insanlara bulaşıyor. Buna yönelik bilgi birikiminin ve ülkeler arasındaki iş birliğinin mutlaka artırılması gerekiyor.”

Normalleşmeyle insanların doğaya yöneldiğini dile getiren Çetin, herkese açık renkli kıyafetler giymelerini önerdi.

ERZİNCAN(AA) – UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde yaşayan 52 yaşındaki Faruk Sağçolak, yöre halkının yetiştirdiği mahsulleri geleneksel yöntemlerle değirmende öğütüyor.

Yaklaşık 300 yıllık değirmende çarkların durmaması için çalışan Sağçolak, organik buğdaylardan öğüttüğü unlarıyla ilgi görüyor.

Su değirmeni, ilçeye gelen turistlerin de ilgisini çekiyor.

Değirmenci Sağçolak, AA muhabirine, mesleğini çok sevdiğini, son nefesine kadar su değirmenini işleteceğini söyledi.

Kendisinden sonra da dede yadigarı olan mirası yaşatmak için bir çırak yetiştirmeyi hedeflediğini ifade eden Sağçolak, “Atalardan, dedelerden gelen ve daha sonra bizim devam ettirdiğimiz su değirmenimizde bu yörenin buğdaylarını un haline getiriyoruz. Dedelerimizden, atalarımızdan ne gördüysek aynı şekilde yapıyoruz.” dedi.

Kargoyla farklı şehirlere de un gönderdiğini ifade eden Sağçolak, şöyle konuştu:

“Un yapımında kullandığım ürünler tamamen doğal buğdaydan, hatta ıslah görmemiş yerel buğdayları tercih ediyoruz. Bunun yanında tam buğday unu, mercimek unu, arpa unu gibi çeşitli unları da burada çıkarıyoruz. Unun kalitesi fabrika unlarının kalitesiyle kıyaslandığında aynı. Buğdayı taşın tam ortasına gelecek şekilde hazneye koyuyorsunuz ve buradan dökülüyor, alt taraftan da un olarak çıkıyor. Eleme kepeğini ayırma gibi bir durumumuz yok. Buğday kaliteliyse un da kaliteli olur.”

Unda ‘karınca ayağı’ ölçüsü

​​​​​​​Sağçolak, su değirmeninde un üretmenin kolay bir iş olmadığını belirterek, değirmenin çalışma yöntemini şöyle anlattı:

“Arka taraftan gelen su, çarkları döndürüyor. Su, taşların sistemini döndürüyor. Eskiden fırıncılarımızda bu un meşhurdu, gelip una bakarlardı. Un, ‘karınca ayağı’ olacak ki ekmek çıksın. Ne çok ince, ne de çok kalın olmalı. Bu değirmen sadece un üretmiyor. Aynı zamanda bu yöreye gelen turistler de bu mekanı geziyor. Bu yörenin Kemaliye’nin son değirmenini dışarıdan gezmeye gelen turistler de çok tercih ediyor, buradan un alıyorlar. Götürüp kendi memleketlerinde afiyetle pastalarda böreklerde kullanıyorlar.”