Erzurum'da kış aylarında oynanacak futbol maçlarında artık zemin sorunu yaşanmayacak

ERZURUM (AA) – Erzurum'daki Kazım Karabekir Stadı'nın güney kale tribününe yapılan polikarbon çatı ile kentte kış aylarında oynanacak futbol maçlarında zemin sorunu yaşanmayacak.

Statta ısıtma sistemi olmasına rağmen kış aylarında güney kale önünde yaşanan buzlanmaya yönelik yapılan çalışma sayesinde hem zeminin yeşil kalması hem de buzlanma olmadan futbol oynanması amaçlanıyor.

Erzurum Valisi Okay Memiş'in talimatıyla harekete geçen Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, stadın güney kale önünde özellikle kış aylarında buzlanma olmaması için güneş ışığı geçirme özelliğine sahip çatı çalışmalarını tamamladı.

Statta yapılan çatı yenileme çalışmasıyla güney kale önündeki zemin, kış aylarında futbolcuların rahat bir ortamda maç yapmasını sağlayacak.

Söz konusu tribünde maçları takip edecek taraftarlar da polikarbon sistemi sayesinde soğuk havalarda karşılaşmaları rahatça izleyebilecek.

Gençlik ve Spor İl Müdürü Fuat Taşkesenligil, çalışmalar hakkında yaptığı açıklamada, güney kale önünde oluşan buzlanmanın stat görevlileri ve futbolcuları zor durumda bıraktığını aktardı.

Artık futbolcuların buzlu zeminde top koşturmayacağını kaydeden Taşkesenligil, "Valimizin desteği ve talimatıyla bu sorunu aştık. Polikarbon sistemiyle tribünde maç izleyen taraftarlarımız üşümeyecek ve kale önünde buzlanma olmayacak. Futbol ve spor adına bu destek çok önemliydi." ifadelerini kullandı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ERZURUM(AA) – Kışı Afrika’da geçirdikten sonra Erzurum Ovası’na gelen yüzlerce tür göçmen kuş, zorlu yolculukları sırasında güç toplamak için sulak alanlarda dinlenme imkanı buluyor.

Yemyeşil doğası ve bitki çeşitliliğiyle eşsiz manzaralara ev sahipliği yapan kent, ilkbaharda başta dünya mirası kabul edilen sürmeli kız olmak üzere tepeli pelikan, ak pelikan, balıkçıl, kaşıkçı, karabatak, yaban kazı, yaban ördeği ve ötücülerden oluşan yüzlerce türe ev sahipliği yapıyor.

Göçmen kuşların Afrika-Kafkasya arasındaki binlerce kilometrelik yolculuğunun mola noktası olan ova, her göç döneminde kuşlarla şenleniyor.

Atatürk Üniversitesi Biyoçeşitlilik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde görevli Dr. Öğr. Üyesi Cemal Sevindi, AA muhabirine, Erzurum Ovası’nın, Güney Batı Afrika ile Kafkasya arasındaki göç yollarında yer aldığını ve bu göç yollarından yılda iki kere etkilendiğini söyledi.

“Türkiye’nin en önemli kuş göç yollarından biri Erzurum Ovası”

Kuşların özellikle kış sonu başlayan göçlerinin ilkbahar boyunca devam ettiğini ve Kafkasya’dan sonbaharda tekrar Afrika’ya dönüşe geçtiklerini ifade eden Sevindi, bu göç sürecinde ovanın kuşlar için önemli bir mola noktası olduğunu belirtti.

Sevindi, İran-Erzurum arasındaki göç yollarının yanı sıra Anadolu’nun iç kesimleri ile Erzurum arasında da tali göç yolları bulunduğunu belirterek, “Dolayısıyla bu durum Erzurum Ovası’nı, Türkiye’nin en önemli kuş göç yollarından biri ve barınma merkezi haline getiriyor.” ifadesini kullandı.

Erzurum Ovası’nın yaklaşık 870 kilometrekarelik bir alana sahip olduğunu aktaran Sevindi, şöyle devam etti:

“Ovanın özellikle doğu bölümü geçmişten kalma bir göl alanıdır. Dolayasıyla buralar Erzurum bataklıkları olarak tanınır. Erzurum Ovası’nın en önemli dezavantajı ise alanın şehrin hemen yanında olması, bataklıkların kara yollarına ve hava yoluna yakın olmasıdır. Bunlar da kuş popülasyonunu olumsuz etkilemektedir. Erzurum Ovası’nda yaklaşık 301 tür var. Bunların da yüzde 50’si göçmendir. Yarısı da yerli kuştur. Burada üreyip yavrularını büyüten türlerdir. Bir de göçmenlerimiz var. Göçmenlerimiz ise dünya mirası kabul edilen türlerdir.”

Sadece bir türden 12 bin civarı kuş geliyor

Bu yıl içinde yaptıkları araştırmalara göre ovada çok önemli türlerin bulunduğunu vurgulayan Sevindi, bunlardan birey sayısı bakımından fazlaca olan kıl kuyruk ördek ve angutların 10 binin üzerinde geldiğini söyledi.

Sadece bir türden 10-12 bin kuşun ovada bulunabildiğini dile getiren Sevindi, şunları kaydetti:

“Bunlar çok büyük sayıdır. Bir gün ila 4 günlük periyotlar halinde ovada barınırlar. Sonra da hareket yollarına devam ederler. Türler arasında hem Türkiye hem de Erzurum Ovası için en önemlisi sürmeli kız kuşudur. Dünyada 800’e yakın popülasyonu vardır. Bu kuşlar Kazakistan üzerinden Türkiye’ye geldiği zaman Erzurum Ovası’nda barınıyor ve buradan güneye hareket ediyor. Tek başına bu tür nedeniyle bile Erzurum Ovası, Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından, en önemli kuş cennetlerinden biri haline geliyor.”

Sevindi, yerel koruma statüsünde kalan ovanın sulak alanının ulusal sulak alan statüsüne getirilmesi gerektiğine ve alanın ulusal bazda korunması gerektiğine dikkati çekti.

Kartal türlerinin tamamının da ovada görüldüğünü belirten Sevindi, “Bunlar da bizim doğal mirasımız. Aynı kültür mirasını koruduğumuz gibi doğal mirasımızın da korunması gerekiyor. Bu kuşlar yaşadığı zaman ekolojik dengeyi de korumuş oluyorlar.” dedi.

ANKARA (AA) – Erzurum’un Şenkaya ilçesinde 1966’da dünyaya gelen Aşık Beyzade Aslan, 7 yaşında bu geleneğin temsilcisi olmaya karar vermesinden bu yana yazdığı türküleri bağlamasıyla seslendiriyor.

Türkiye’nin birçok şehrinde, ilçesinde ve köyünde düzenlenen etkinliklere katılan Aslan, aşıklık geleneğini ve bu gelenekte usta-çırak ilişkisinin önemini AA muhabirine anlattı.

Aslan, okulu olmayan tek meslek grubu olan aşıklığın, usta-çırak ilişkisiyle sürdürüldüğünü, kendisinin de Aşık Sümmani ve Aşık Reyhani gibi önde gelen aşıkların eserlerini dinleyerek büyüdüğünü söyledi.

Yıllardır bu geleneği zor şartlara rağmen aşkla devam ettirdiğini, insanın içinde olmadan aşıklığın yapılamayacağını dile getiren Aslan, şöyle devam etti:

“Anadolu’da eskiden köy odalarında düğünlerde çalıp söylerdik. Öyle hikaye anlatılırdı ki haftalarca sürerdi. Şimdi o hikayecilik dalına artık hasret kaldık. Köy odalarını yeni yeni dijital ortama taşıdık. Memleketimizde göç olunca, büyükşehirlere insanlarımız taşınınca, aşıklar da herhalde memlekette kalamazdı. Günümüz şartları gereği biz de bunu büyük şehirlere taşıyınca, aşıklık geleneğini devam ettirmek için üniversitelere, belediyelerin festivallerine, vakıfların ve derneklerin programlarında kendimize yer bulduk. Aşıklık geleneği her ne kadar da böyle hak ettiği yerde değilse de kötü durumda da değil. Bu gelenek yüzyıllardan beri sürüp gelen bir gelenek.”

Aşıklar Murat Çobanoğlu, Mevlüt İhsani ile sahne almanın kendisine nasip olduğunu ifade eden Aslan, “Aşıklık geleneğinin içine girdiğin zaman, türkülere gönül verdiğin zaman içindeki aşk, seni türkülerle gönül tarlalarına götürüyor.” dedi.

Aşıklık okulunda çırak yetiştirecek

Aşık Beyzade Aslan, Milli Eğitim Bakanlığı Etimesgut Halk Eğitim Merkezi desteği ile aşıklık geleneğini sürdürmek için çırak yetiştireceğini belirterek, “Eskiden yetiştirilen çırağa ‘mahlas’ adı verilen diploma verilirdi. Devletimiz bu geleneğe sahip çıktı. Aşıklar olarak artık çıraklarımızı yetiştireceğiz. İlk adımı Başkentte attık, bunun devamı da gelir. Aşıklar, bozuk düzen bağlama çalar, bunu da öğreteceğiz. Çırağım Yunus Emre Acun, bizim türkülerimizi bizden daha güzel dile getiriyor.” diye konuştu.

Çok büyük aşıkların çocuklarının bu geleneği devam ettiremediğini, bunun içten gelmeden yapılamayacağını ifade eden Aslan, “Çocukluğumdan beri Aşık Reyhani ile Aşık Nihani’nin atışmaları ile büyüdüm. Herkesin gönlünde onlarla sahneye çıkmak varken, Reyhani benimle çıktı sahneye gençliğimde. Beyin felci geçirmişti ve sahneye çıkmasına yardım ettim.” dedi.

Aşıkların memleketine hiç küsmediğini, türkülerinde haykırışlarını ve sitemlerini dile getirdiklerini ifade eden Aslan, şunları söyledi:

“Hak ettiğimiz yerde değiliz. Yıllar önce UNESCO aşıklığın ‘Somut Olmayan Kültür Miras’ unsuru olmasına karar verdi ve aşıklığın koruma altına alınmasını istedi. Bundan 17 yıl önce tahmini. Kültür Bakanlığı da sınav açtı. Çünkü dünyada bunu örneği yok. Ben o zaman, ‘Bakan Benden Ne Beklersin’ bir şiir yazdım dönemin Bakanı Erkan Mumcu’ya. Çünkü bir aşıklar dertliyiz. Halkımızın dertleri de bizim omuzlarımızda. UNESCO keşfedeceğine bizi kendi insanlarımız keşfetse daha iyi olur. Türküler, hayatımızın her noktasında var olmuş, var olmaya devam ediyor. Türküsüz bir hayat düşünemiyorum. Kendimi bu işin merkezinde bulduğum için şanslı hissediyorum. Genç nesil türkülerimizi geleceğe duyuracak.”

“Gençlerin çabaları ile aşıklık daha iyi yerlere gelecek”

Aşık Beyzade Aslan’ın izinde kendini yetiştiren Yunus Emre Acun ise nice aşıkların Anadolu insanın yaşanmışlıklarının kalbi olduğunu, kendisi gibi gençlerin de bunu devam ettireceğini söyleyerek, “Halk ozanlarımızın eserlerini biraz daha geniş kitlelerin dinleyebileceği şekilde modernleştirerek, elimizden geldiği kadar duyurmaya çalışıyoruz. Umuyorum ki, biz gençlerin çabaları ile aşıklık daha iyi yerlere gelecek. Ben ustam Beyzade Aslan’a beni yetiştirdiği için teşekkür ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.