Eski Nissan Üst Yöneticisi Ghosn'un Japonya'dan Lübnan'a kaçmasına ilişkin davada 2 pilota hapis cezası verildi

İSTANBUL (AA) – Bakırköy 17. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar kargo firmasının ticaret müdürü Okan Kösemen ile pilotlar Noyan Pasin, Özgü Bilge Bayram, Bahri Kutlu Sömek ve Serhat Kahvecioğlu ile avukatları katıldı.

Özel kargo firmasının genel müdürü müşteki Can Şaşmaz’ın avukatı da duruşmada hazır bulundu.

Şirket yöneticisi sanık Okan Kösemen, bilinçli olarak hiçbir şey yapmadığını anlatarak, “Yıllardır bu sektörün içindeyim. Böyle bir şeye karışmam büyük şanssızlık. Beraatimi istiyorum.” dedi.

Sanıklardan pilot Bahri Kutlu Sömek, kaptanlık görevini yaptığını ifade ederek, “Yine görevlendirilsem yine aynı uçuşu yaparım. Hiçbir şekilde menfaat temin etme durumum yoktur. Bir menfaatim olsaydı aylardır çalışabilmek için yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılmasını istemezdim. Ben emekli maaşım ve annemin kartı ile geçiniyorum. Bu suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum” diye konuştu.

Pilot olan sanıklardan Noyan Pasin, şirketi tarafından kendisine verilen görevi yerine getirdiğini belirterek, eski Nissan Üst Yöneticisi Lübnan asıllı Carlos Ghosn’un Japonya’da ve İstanbul’daki tüm kontrollerden geçtiğini öne sürdü.

Maddi menfaat elde etmediğini savunan Pasin, göçmen kaçakçılığı suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını savunarak beraat talebinde bulundu.

Pilot olan diğer sanıklar Serhat Kahvecioğlu ve Özgü Bilge Bayram da beraatlerini istedi.

Duruşmada son sözleri sorulan tüm sanıklar beraat talebinde bulundu.

Dosyayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanıklardan şirket yöneticisi Okan Kösemen, pilotlar Noyan Pasin ve Bahri Kutlu Sömek’i yabancı uyruklu Carlos Ghosn’u yasa dışı bir şekilde Japonya’dan Türkiye’ye getirmek suretiyle üzerlerine atılı “göçmen kaçakçılığı” suçunu işledikleri sabit olduğundan ayrı ayrı 4 yıl 2 ay hapisle cezalandırdı.

Mahkeme bu iki sanığa ayrıca 31 bin 240’ar lira adli para cezası verilmesini kararlaştırdı.

Sanıklar Serhat Kahvecioğlu, Özgü Bilge Bayram’ın “göçmen kaçakçılığı” suçunun yasal unsurları oluşmadığından beraatlerine karar veren mahkeme, hostes sanık Nesrin Altunalan’a yönelik “suçu bildirmeme” suçunun yasal unsurları oluşmadığından beraatine hükmetti.

Mahkeme, hostes olan diğer sanık Serpil Kurnaz Kuyumcu’nun da “suçu bildirmeme” suçundan ön ödeme yapması nedeniyle hakkındaki bu davanın düşmesine karar verdi.

İddianameden

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen Nicolas Mezsaroz’un, Japonya’da yargılanan ve evinde gözetim altında olan Carlos Ghosn’un ülkesi Lübnan’a kaçırılması amacıyla açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen ABD vatandaşı olan şüpheliler Micheal Taylor ve George Antoine Zayek’i ayarladığı, uçaklar konusunda ise özel havacılık firmasının ticaret müdürü olan ve aralarında ticari ilişki de bulunan Okan Kösemen ile anlaştığı belirtilmişti.

İddianamede, sanık Okan Kösemen’in Osaka-İstanbul uçuşunu gerçekleştirmek üzere TC-TSR kuyruk numaralı uçağı, İstanbul-Beyrut uçuşu için ise TC-RZA kuyruk numaralı uçağı ayarladığı ifade edilerek, TC-TSR kuyruk numaralı uçak pilotları Noyan Pasin ve Bahri Kutlu Sömek ile TC-RZA kuyruk numaralı uçak pilotları Özgü Bilge Bayram ve Serhat Kahvecioğlu’nu konuya ilişkin bilgilendirdiği kaydedilmişti.

TC-TSR kuyruk numaralı uçağın 28 Aralık 2019’da Dubai’de bulunduğu, şüpheliler Micheal Taylor ve ve George Antonine Zayek’in 56-54-99 santimetre ebadında, içerisinde kolon ses sistemi bulunan ve 56-70-122 santimetre ebadında içi boş olan 2 müzik kutusuyla uçağa bindikleri, ertesi gün Osaka Havalimanına indikleri anlatılan iddianamede, uçuş personelinin de aynı gün saat 20.30 sıralarında İstanbul uçuşunu gerçekleştirmek için Osaka Havalimanı’na geldiği, şüpheliler Taylor ve Zayek’in saat 22.15 sıralarında uçağa bindiği, rahat nefes alması amacıyla yaklaşık 70 hava deliği açılan büyük müzik kutusuna Carlos Ghosn’u koydukları aktarılmıştı.

Carlos Ghosn’un bulunduğu büyük kutunun kabin bölümüne alındığı uçağın 30 Aralık’ta saat 05.21’de Atatürk Havalimanı’na indiği ve Beyrut’a gidecek uçağın yakınına yanaştığı belirtilen iddianamede, Ghosn’un bindiği TC-RZA kuyruk numaralı uçağın da Beyrut’a gittiği anlatılmıştı.

İddianamede, sanıklar kargo firmasının ticaret müdürü Okan Kösemen ile pilotlar Bahri Kutlu Sömek, Noyan Pasin, Özgü Bilge Bayram ve Serhat Kahvecioğlu hakkında “iştirak halinde göçmen kaçakçılığı” suçundan 3 yıldan sekizer yıla, hostesler Nesrin Altunalan ve Serpil Kurnaz Kuyumcu hakkında ise “suçu bildirmeme” suçundan birer yıla kadar hapis cezası istenmişti.

Davada, Ghosn’un kaçırılması karşılığında Okan Kösemen’e henüz tespit edilemeyen miktarda ödeme yapan Nicolas Mezsaroz, Micheal Taylor ve George Antoine Zayek’in dosyaları ise açık kimlik bilgileri tespit edilemediğinden ayrılmıştı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BEYRUT (AA) – Müslüman ve Hristiyan dinlerine mensup siyasi güçlerin bir yıldan fazla süredir hükümeti kurmaya yanaşmadığı Lübnan’da günden güne kötüleşen ekonomik kriz, vatandaşın doğrudan hayatını etkileyen su sektörünü de vurdu.

Lübnan’da bir süredir devam eden akaryakıt krizinin sebep olduğu elektrik kesintileri, şebekeye su pompalama makineleri ve damacanayla satılan içme suyunu arıtma tesislerini de olumsuz etkiledi.

Aylardan beri elektrik kesintilerinin yanı sıra eczanelerde ilaç bulmakta zorlanan Lübnanlılar, akaryakıtın yokluğunda şimdi de içme suyunun kesilmesinin endişesiyle yaşıyor.

Aslında devletin şebeke suyunun yetersiz olduğundan uzun yıllardan beri tankerlerle su ihtiyaçlarını gidermeye alışmış Lübnanlılar, halihazırdaki akaryakıt krizinden dolayı tankerler de vatandaşın su ihtiyacını karşılamaya yetmiyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Lübnan Direktörü Henrietta Fore, geçen hafta ülkedeki çoğunluğu çocuk 4 milyon kişinin gelecek günlerde içme suyuna ulaşım konusunda ciddi sıkıntılar yaşamasının muhtemel olduğuna dikkat çekmişti.

Ülkenin resmi haber ajansı NNA’ya konuşan Fore, “Lübnan, sular üzerinden geçen hastalıkların artışına tanık olabilir.” diyerek, su krizinin yaşanmaması için ülkede enerjinin ivedilikle sağlanması çağrısı yapmıştı.

Su krizinin gıda ve sağlık güvenliğini tehdit ettiği uyarısı

Lübnan Enerji ve Su Kaynakları Bakanlığına bağlı Litani Nehri Ulusal Birimi Müdürü Sami Ulviye, ülkenin su kurumlarında tam bir çöküşe çok yaklaşıldığının altını çizerek, bunun birçok alanda tehlikeli sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Mevcut ekonomik krizin yanı sıra su kurumları idaresindeki kötü işleyiş ve uluslararası donörlerden gelen destekler durduğu için Lübnan’daki su kurumlarında çöküşlerin yaşandığına dikkati çeken Ulviye, ülkedeki su krizini oluşturan sorunları şöyle sıraladı:

“Lübnan’da devletin su kurumları evlere dağılan şebekeye suyu pompalayamıyor. Tankerle evlere su temin eden dağıtıcılar yakıt krizi nedeniyle artık çalışamıyor. Üçüncü sorun ve en tehlikelisi ise içme suyu kıtlığı yaşanıyor. Bu krizin, Lübnanlıların yanı sıra yüz binlerce Suriyeli mültecinin hayatını tehdit eden gıda ve sağlık güvenliği düzeyinde çok tehlikeli boyutları söz konusu.”

Ulviye, ülkedeki su krizinin çözümü için şebeke suyunu pompalayacak istasyonlara ivedilikle yakıt temin edilmesi gerektiğini dile getirdi.

“Osmanlı sulama yasaları, suyun adil dağılımını sağlıyor ve su kaynaklarını da koruma altına alıyordu”

Su kaynaklarını koruma yasalarının da ülkede ihlal edildiğine vurgu yapan Ulviye, şunları söyledi:

“Keşke biz ilgili yetkililer su kaynaklarını koruma yasalarını uygulayabilseydik. Özellikle de 1912 yılında Osmanlı İmparatorluğunun çıkardığı sulama kanunu ve Lübnan bağımsızlığı öncesine kadar çıkan diğer yasalar, su sektörüne bir düzen sağlıyordu. Osmanlı dönemi ve sonrasında çıkan sulama yasaları, suyun adil şekilde dağılımını sağladığı gibi nehir ve diğer su kaynaklarını da koruma altına alıyordu.”

Lübnan’ın bağımsızlığından sonra ve özellikle de 1990 yılından bu yana yönetime gelen hükümetlerin su kaynaklarını yönetmekte aciz kaldığına işaret eden Ulviye, söz konusu dönemlerde su sektörünün hep ikinci plana bırakıldığı ve su kaynaklarını koruyacak yasaları uygulamadığını savundu.

Ülkedeki su krizinin tarım sulama alanına da uzayacağı ve gıda güvenliğine yönelik bir tehdit haline geldiğine vurgu yapan Ulviye, “Suyun azalmasıyla birlikte çiftçiler kirli nehir sularını kullanmak zorun kalacak. Bu da ülkede gıda ve sağlık güvenliğini tehdit ediyor.” diye konuştu.

Ulviye, ekonomik kriz gölgesinde kanalizasyon sularını arıtma tesislerinin enerji kısıtlamaları ile bakımsızlık nedeniyle birkaç hafta içinde çökebileceği uyarısında bulundu.

Yaklaşık 170 kilometrelik uzunluğuyla Lübnan’ın en büyük akarsularından biri olan Litani Nehri, uzun yıllardan beri yatağına akan kanalizasyon sularının yarattığı kirlilik nedeniyle zaman zaman ülkede gündem oluyor.

– Vatandaş evde duş almak yerine denize yöneliyor

Beyrut sakinlerinden Sencer isimli vatandaş, AA’ya yaptığı açıklamada, kentteki çoğu insan gibi kendisinin evinde de su kesintisinin çok yaşandığını belirterek, bu nedenle de evde duş yapmak yerine denize yöneldiklerine işaret etti.

Lübnan’da uzun yıllardan beri krizlere alışık olduklarını dile getiren Sencer, ancak şu anda akaryakıt ve uzun saatler boyunca yaşanan elektrik kesintilerinden dolayı çok daha zor bir dönemden geçtiklerini belirtti.

Yaşı 60’ı aşan Beyrutlu Sencer, devlet yetkililerin vatandaşın halini sormadığından şikayet etti.

“Su hayattır ancak bizde yok”

Lübnanlı vatandaş Rabih Kecek de devlet şebekesinden evlere gelen suyun hemen hemen tümüyle kesildiğini söyleyerek, “Bu şartlarda nasıl yanaşır ki? Su hayattır ancak bizde yok.” diye konuştu.

Ülkede daha önce belli bir ücret karşılığında evlere su taşıyan tankerlerin artık eskisi gibi hizmet veremediğine tanıklık ettiklerini anlatan Kecek, onların da artık su bulmakta sorun yaşadığını hissettiklerini aktardı.

Ekonomik krizle birlikte su fiyatlarının da ciddi anlamda arttığına dikkati çeken Kecek, daha önce 25 bin Lübnan lirasına aldıkları tankeri bugünlerde 100 binin üzerine çıkmasına rağmen bulmakta zorluk çektiklerini ifade etti.

Ülkedeki akaryakıt ve elektrik krizi

Son 30 yılın en büyük ekonomik krizinin yaşandığı Lübnan’da devlet, günlük tüketilen 12 milyon litre civarındaki akaryakıtı Merkez Bankası üzerinden sübvanse ediyordu.

Merkez Bankası, 12 Ağustos itibarıyla uygulanmak üzere akaryakıta sağlanacak döviz kredilerinin resmi kur yerine piyasadaki serbest kur üzerinden hesaplanacağını ve böylelikle akaryakıt sübvansiyonunun kaldırılacağını açıklamıştı.

Merkez Bankasının akaryakıta yönelik devlet desteğini kaldırma kararından sonra hükümet, 21 Ağustos’ta yoksul aileler için “yardım karnesi” sağlanıncaya kadar yakıttaki sübvansiyonu azaltarak sürdüreceğini duyurmuştu.

Lübnan Enerji Bakanlığına bağlı Petrol Genel Müdürlüğü, hükümetin kararından sonra akaryakıt fiyatlarına yüzde 66’dan fazla zam yapmıştı. Yeni fiyatlar üzerinden ithal edilen yakıt bugün itibarıyla piyasaya sürüldü ancak krizin sonucu olan istasyon önlerindeki uzun kuyruk manzaraları devam ediyor.

Siyasi ve ekonomik krizlerle boğuşan Lübnan’da iki buçuk ay önce başlayan enerji sıkıntısı nedeniyle günlük 20 saati aşan elektrik kesintileri yaşanıyor.

BEYRUT (AA) – Müslümanların ve Hristiyanların yönetimi yarı yarıya paylaştığı Akdeniz’in küçük ülkesi Lübnan’da bir yılı aşkın süredir yeni hükümetin kurulamaması ve ekonomik krizin giderek derinleşmesi dolayısıyla vatandaş birçok temel hizmete kavuşamaz hale geldi.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve Beyrut Limanı’ndaki patlamadan bu yana yönetim boşluğunun etkisiyle derinleşen ekonomik kriz gölgesinde yoksulluk ve işsizlik rakamları da artmaya devam ediyor. Yerel para birimi Lübnan lirasındaki değer kaybı yüzde 90’ı aşarken, halkın yarısından fazlası yoksulluk sırının altında hayat mücadelesi veriyor.

Ekonomik krizinin baş gösterdiği 17 Ekim 2019’dan itibaren devletin temel ihtiyaç ürünlerine sağladığı sübvansiyonun kalkmasıyla birlikte son birkaç aydır eczaneler ilaç temin etmekte zorlanıyor.

Ülkede 1975-1990 yıllarındaki iç savaş döneminde bile temel ihtiyaç ürünlerinde sıkıntı yaşamadıklarını belirten Lübnanlıların bir kısmı, elektrik kesintilerinin 20 saati bulması üzerine çareyi yüksek faturalar karşılığında mahalle jeneratörlerine abone olmakta bulurken, halkın çoğu ise geceleri karanlıkta geçiriyor.

Devletin sübvanse ettiği benzin ve motorini temin edemeyen akaryakıt istasyonlarının büyük bölümü mayıs ayından bu yana pompaları kapalı tutuyor. Hizmet vermeye devam eden az sayıdaki akaryakıt istasyonunun önünde ise yüzlerce aracın sıra beklediği kuyruklar oluşuyor.

Ülke genelindeki uzun benzin kuyruklarında zaman zaman gerilim yükseliyor ve silahlı kavgalara dönüşen olaylar da yaşanıyor. Güneydeki Sayda kentinde bazı istasyon sahipleri silahlı kavgaların tehlikesinden korunmak amacıyla faaliyetlerine son verirken, Lübnan ordusu da olayların tekrarlandığı kuzeydeki bazı istasyonları geçici olarak kapattırdı.

Bazı akaryakıt istasyonlarının ise müşterilerinin taleplerini karşılamak amacıyla ek ücretle istenen adrese tankerle sevkiyat yaptığına ilişkin görüntüler kimi zaman amatör kameralara yansıyor.

Sürücüler günlerdir kuyruklarda beklemekten şikayetçi

Lübnan’ın kuzeyinde yer alan Trablusşam’daki bir istasyonun önünde kuyrukta bekleyen Azzam Muhammed isimli sürücü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, herkes gibi kendisinin de benzin ve gaz kuyruklarında her türlü çileye katlanmak zorunda kaldığını söyledi.

Muhammed, “4 gün önce buraya geldim. Bir teneke benzin için buradayım. Bir teneke benzin alabilirsem evime dönebilirim.” dedi.

Yaşananlardan Cumhurbaşkanı Mişel Avn’dan en küçük makama kadar tüm devlet yetkililerini sorumlu tutan Muhammed, yetkilileri benzin kuyruklarında bir gün bekleme çilesine katlanmaları çağrısı yaptı.

Benzin sırası bekleyen bir başka sürücü Abdulkerim Esbir, 3 gündür sabah saat 05.00’de gelip kuyruğa girdiğini ancak uzun saatler geçmesine rağmen hala pompaların açılmadığını aktardı.

Trablusşam sakinlerinden 76 yaşındaki Hüseyin Edid de saat 04.00’ten beri beklediğini ve öğle vaktinde hala benzin bulamadığını belirterek, “Bizlere bunları neden yaşatıyorlar bilemiyorum. Tansiyon başta olmak üzere birçok rahatsızlığım var.” dedi.

Kuyrukta bekleyen diğer bir Lübnanlı da yetkililere seslenerek artık kendilerine benzin ve gaz çilesi çektirmeyi bırakmaları çağrısında bulundu.

“4 gündür tüp gaz olmadan yaşıyoruz”

Trablusşam kentindeki bir gaz dolum tesisi önünde sırada duran 4 çocuk babası Fevvaz Nehili ise cuma gününden beri tüp gaz almak için beklediklerini aktardı.

Nehili, “Çocuklarım var. Bir tüp gaz için gün boyunca kuyrukta bekliyorum ve işe gidemeyeceğim. Çocuklarımı nasıl yedireceğim?” diye konuştu.

Enerji Bakanlığının yeni fiyatları duyurmasına rağmen satışların başlamadığını ifade eden Nehili, “4 gündür tüp gaz olmadan yaşıyoruz. Ülkemizde sefil yaşıyoruz. Siyasilerin kalplerinde merhamet yok. Kuyruklarda bekleyen insanlara bakın, Lübnan tarihinde böyle bir şey yaşanmamıştır.” dedi.

Trablusşam sakini bir ailenin çocuğu Cad el-Mısri de elektriksiz ve susuz sefalet içinde yaşadıklarını söyledi.

Mısri, kardeşlerinin sıcak havada elektrik olmadığı için yerlerde yattıklarını dile getirdi.

Hükümetin geçici sübvansiyonu sürdürme kararı

Lübnan’da devlet, günlük tüketilen 12 milyon litre civarındaki akaryakıtı Merkez Bankası üzerinden sübvanse ediyordu.

Merkez Bankası, 12 Ağustos itibarıyla uygulanmak üzere akaryakıta sağlanacak döviz kredilerinin resmi kur yerine piyasadaki serbest kur üzerinden hesaplanacağını ve böylelikle akaryakıt sübvansiyonunun kaldırılacağını açıklamıştı.

Merkez Bankasının akaryakıta yönelik desteği kaldırma kararından sonra hükümet, 21 Ağustos’ta yoksul ailelere yönelik “yardım karnesi” hayata geçirilinceye kadar yakıttaki sübvansiyonu azaltarak sürdüreceğini duyurmuştu.

Başbakan Hassan Diyab, yaptığı açıklamada, Merkez Bankasının sübvansiyonu kaldırma kararından önce 3 bin 900 Lübnan lirası üzerinden satışa sunulan akaryakıtın 8 bin liradan vatandaşın hizmetine sunulacağını; 8 bin liranın üzerindeki farkın ise devlet tarafından üstleneceğini kaydetmişti.

Lübnan Enerji Bakanlığına bağlı Petrol Genel Müdürlüğü, hükümetin kararından sonra akaryakıt fiyatlarına yüzde 66’nın üzerinde yapmıştı. Ancak yeni fiyatlar üzerinden ithal edilen yakıtın piyasaya ulaşamaması dolayısıyla yakıt krizinde henüz herhangi bir çözüm görülmedi.