Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi yeni logosunu tanıttı

İSTANBUL (AA) – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ), kuruluşunun 10. yılında Fatih Sultan Mehmet’in tuğrasından yola çıkılarak tasarlanan yeni logosunu tanıttı.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında İstanbul’da kurulan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi görsel kimliğini yeniden yapılandırdı.

Üretken ve vizyoner nesiller yetiştirmek misyonuyla 10 yıl önce başladığı eğitim yolculuğunu "Aynı heyecanla yenilenen yüzümüzle" sloganıyla sürdüren Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet’in tuğrasından esinlenilen yeni logosunu, Rektör Prof. Dr. M. Fatih Andı, Mütevelli Heyet üyeleri, akademisyenler ve basın mensuplarının katıldığı Haliç Yerleşkesi’ndeki programda kamuoyuyla paylaştı.

Rektör Prof. Dr. M. Fatih Andı, koronavirüs salgını sürecinin 10. yıl kutlamalarında değişikliğe neden olduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Üniversitemiz bu yıl 10. yılını idrak etti. Fakat tam da kuruluşumuzun denk geldiği nisan ayı, virüsün en yoğun olduğu zamanlardı. Biz mezuniyet programında 10. yılımızın sevincini idrak etmeyi planlıyorken, bu süreçte iptal etmek zorunda kaldık. Mezuniyetimizi de sonbahara erteledik. 10. yıl dolayısıyla bazı faaliyetlerimizi ise sürdürmeye gayret gösterdik. Bunlardan birisi yakın zamanda yayınlayacağımız 10. yılımıza mahsus 3 adet prestij kitabın hazırlanması, bir diğeri de logomuzun değişmesi kararıydı."

– "Daha önce belirlediğimiz logo değiştirme kararını uygulamaya geçirdik"

Prof. Dr. Andı, yetkinliğe geçiş dönemi olarak adlandırdığı 10. yılda kurumların tüm sisteminin, teamüllerinin oluştuğunu ve bu birikimle hem kurum içinde hem de dışında kuruma dair sınırların, kabullerin belirlendiğini aktardı.

Andı, "10. yıl kurumlar için önemli bir dönüm noktasıdır. Bizler de bu dönemde, daha önce belirlediğimiz logo değiştirme kararını uygulamaya geçirdik. Bu karar rastgele alınmış bir karar değildir. Adımızı Fatih Sultan Mehmet’ten alıyoruz. Dolayısıyla bir kimliğin, bir misyonun, bir aidiyetin mirasçısıyız. Dolayısıyla bu kimlik, misyon ve aidiyetimiz, logomuzda bizi temsil etmeli diye düşündük." ifadelerini kullandı.

– "Bizi iyi temsil ettiğini düşündüğümüz bir logo hazırladık"

Logonun bir kurumun iddialarının, çabalarının ve gerçekleştirmek istediklerinin ifadesi olduğunu belirten Andı, logoya ilişkin şu bilgileri verdi:

"Bir logoda üç şey gözetilmelidir. Birincisi bu temsil değerinin olup olmaması ve kurumla ne derece örtüştüğü, ikincisi akılda kalıcılığı, üçüncüsü de estetik yapısıdır. Biz de bu hassasiyetlerle yola çıkarak profesyonel bir ajansla çalıştık ve bizi iyi temsil ettiğini düşündüğümüz bir logo hazırladık.

Tuğranın sere (kürsü) bölümünden F, zülfe kısmından S ve tuğlardan çıkarılan M harfleri stilize edilip bir araya getirilerek yeni bir form ortaya çıkarıldı. Son olarak form 45 derece çevrilerek eğitim meşalesini temsil eden nihai logoya ulaşıldı. Logo renklerinde ise kültürümüzde önemli yerleri olan narçiçeği kırmızısı ve çini mavisi kullanıldı. Böylelikle kendimizi Fatih Sultan Mehmet’in adeta logosu olan tuğrasına bağlayan, aidiyet zinciri oluşturan bir logoyla yeni yüzümüzü inşa ettik. Sloganımızda da olduğu gibi aynı heyecanla kendimizi yeniliyoruz. Yeni logomuzun getireceği heyecan ve motivasyonla önümüzdeki eğitim-öğretim yılına başlamayı temenni ediyoruz. Logomuzun üniversitemiz için hayırlı olmasını, tüm mensuplarımız ve paydaşlarımızca benimsenmesini diliyoruz."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Biyomedikal Elektronik Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezi (BETAM), yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yönelik hızlı tanı kiti geliştirmek için bilim insanlarına birlikte üretme çağrısında bulundu.

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi'nin açıklamasına göre, salgına karşı birçok ülkede ilaç ve aşı geliştirme çalışmaları devam ederken, hastalığın kısa sürede test edilmesine yönelik çalışmalar da büyük önem taşıyor.

Türkiye'de birçok firma 60-90 dakika içinde kapsamlı sonuç alınmasına olanak tanıyan tanı kitleri geliştiriyor. Öte yandan daha kısa sürede daha fazla kişiye test yapılarak izolasyonun sağlanmasına imkan veren hızlı tanı kitlerine ihtiyaç artıyor.

BETAM da koronavirüsün teşhisine yönelik hızlı tanı kiti geliştirmek için ilk adımı atarak, mikrobiyolog ve RNA sentezi uzmanlarına "birlikte üretelim" çağrısında bulundu. Merkez, bilim insanlarını bünyesinde kurulacak ekibe katılmaya davet etti.

– "10 bin tanı kitini 3 günde üretebiliriz"

Açıklamada konuya ilişkin görüşleri yer alan BETAM Müdürü Doç. Dr. Sadullah Öztürk, davete olumlu yanıtlar aldıklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Genom dizilimleri konusunda ve koronavirüs gen dizilimi üzerinde çalışan uzmanlara ihtiyacımız var. Koronavirüs bir organizmadır. Bu organizmaların algılanmasında biyosensörler kullanılır. Mikrobiyolog, RNA veya genom dizilimi konusunda uzmanlaşmış bilim insanları, ilgili virüsün yüksek doğruluk tanımlanması için bize koronavirüsün gen haritasını bildirecek, biz de gen haritasına uygun algılayıcıyı sentezleyerek kiti üretmiş olacağız."

Öztürk, bakanlık onaylı laboratuvar imkanının bir firma tarafından kendilerine sağlandığını, biyoalgılayıcı üretimi için gerekli sarf malzemelerinin de hazırda bulunduğunu kaydederek, koronavirüsün genom diziliminde uzman kişilerin ekibe dahil olmasıyla çalışmalara hızlıca başlayabileceklerini bildirdi.

Hızlı tanı kitlerinin hastalığın tespiti için çok önemli olduğunu, bu nedenle merkezin kaynaklarını salgınla mücadele yöntemlerinde kullanmak istediklerini aktaran Öztürk, şu açıklamalarda bulundu:

"Ne kadar çok enfekte olmuş hasta tespit edilebilirse izolasyon o kadar çabuk sağlanır ve yayılmanın önüne geçilir. İlk etapta 10 bin adet üretmeyi planladık ancak bu sayının üzerine çıkacağız. 10 bin kitin üretiminin lateral kaplama tekniği ile 3 gün sürmesini bekliyoruz. Her şey yolunda giderse 15 gün içerisinde de dağıtıma başlayabileceğiz."

Öztürk, hızlı tanı kitleri ve özellikle glukoz tabanlı sensörlerin üretimi üzerine uzun yıllardır çalışmalarını sürdürdüğünü kaydederek, koronavirüs tanısında kullanılacak kitlerin geliştirilmesi için birlikte çalışmanın önemine değindi.

Merkez bünyesinde gönüllülük esaslı bir uzman kadro kurmak istediklerinden bahseden Öztürk, şu ana kadar 10 kişilik bir ekibin oluştuğu bilgisini verdi.

Öztürk, "Üniversitemizdeki akademisyenlerden de destek geldi. Birlikte hareket etmeyi gerekli kılan bir süreç içerisindeyiz. Hastalıkla mücadele konusunda hepimize düşen sorumluluklar mevcut. Ortada bir problem varsa mutlaka çözümü de vardır ve bu çözüme hep birlikte ulaşacağız." açıklamasında bulundu

İSTANBUL (AA) – Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış, değişen dünyada anne ve baba olmanın da değişime uğradığını belirterek, "Özellikle sosyal medyada mükemmel annelik, mükemmel aşk, mükemmel evlilik görüntüleri çoğaldı. Görüntünün en iyisini verme halini artık neredeyse her alanda yapıyoruz. Oysaki mükemmel bir anne baba yoktur. Ebeveynliği mükemmel yapmanın da tek bir tarifi yok." ifadelerini kullandı.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nden yapılan açıklamaya göre, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Kadın Araştırmaları Dergisi öncülüğünde, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi iş birliğiyle “Değişen Dünyada Ebeveynlik” temasıyla “6. Toplumsal Cinsiyet Adaleti Kongresi” düzenlendi.

Kongre Düzenleme Kurulu üyesi ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Danış, değişen dünyada anne babalığın da değişime uğradığını, özellikle sosyal medyada “mükemmel annelik”, “mükemmel aşk”, “mükemmel evlilik” görüntülerinin çoğaldığını belirterek, şunları kaydetti:

“Görüntünün en iyisini verme halini artık neredeyse her alanda yapıyoruz. Bir düğün töreninde ya da ebeveynlik rolümüzde. Oysaki mükemmel bir anne baba yoktur. Ebeveynliği mükemmel yapmanın da tek bir tarifi yok. Çünkü karşımızda tek bir çocuk da yok. Tek bir anne baba da değiliz. Her birimizin farklı duyguları, durumları var. Evladımızı ve ilişkimizi birey ve biricik kabul etmek ve mümkün olduğu kadar dış uyaranlardan azade olup, ebeveynliğimizi iyileştirme yolunda yapılmış doğru çalışmalara kulak kesilmek gerekiyor. En sonunda ise kendi biricikliğimiz özelinde kendimize çözüm bulmak, olması gereken şeydir.”

Danış, kongreyi neden “ebeveynlik” alt başlığında düzenlediklerine ilişkin, “Toplum sosyolojisinde konuşulacak çok fazla konu var fakat bugün ebeveynlik bütün inanışlarda, bütün bakışlarda çok tehdit altında olduğu hissedilen bir konu. Bu nedenle kongrede bu konuya eğildik. Kendi geçmişindeki aile olma biçimi ve ailevi ilişkilerinde tespit ettiği sorunları ebeveyn olarak uygulamaktan kaçınmak isteyen ama bunu nasıl yapacağını bilmeyen insanlar var. Biz ebeveynliği konuşurken bir taraftan da kadının hem çalışıp hem çocuk yetiştirme konusunda yalnız kaldığı söyleminin üst perdesine geçmek istedik. O da şu; babalar artık işin içinde olmak istiyorlar. Onlara duygusal anlamda da inanç anlamında da pratikte de yer açmamız lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

Kadınların aile içindeki tüm süreçlerde her zaman daha aktif rol oynadığına, erkeklerin ise geri planda kaldığına işaret eden Danış, “Bir çocuğun doğum süreci, evlilik hazırlıkları ve benzeri süreçler genellikle kadın çevresinde gelişen olaylardır. Bir kız çocuğunun tüm bunlarla ilgisi çok erken yaşta başlar. Ailedeki her türlü ilişki biçiminden haberdardırlar. Erkekler ise bu noktada çok sermayesizler. Erkek çocuk yetiştirirken, aile içi olaylara ön hazırlık süreçlerini kendi ailesinde görmüş, modellemiş erkek çocuklarının yetiştirilmesi, pek çok yeni dönem ailesinin yarasının merhemi. Kongreyi hazırlarken yaptığımız saha çalışmalarında bunu fark ettik.” ifadelerini kullandı.

– “Ebeveyn olmayı seçmeyiz, bu bize verilmiş bir emanettir”

Danış, aile kurumuna dair problemlerden birinin de aile kuramayan veya çocuk edinemeyen insanların kendini gerçekleştirememiş algısına maruz kalması olduğunu belirterek, “Ebeveyn olmayı biz seçmeyiz. Anne-baba olmak bize verilmiş bir emanettir, mukadderattır. Ama biz uzun süredir ‘emanet’ bakışını hissetmiyoruz. Aile kurma üzerine yapılan baskılar, yönlendirmeler, gerçekleştiremediğimiz hayallerimizi çocuklarımız üzerinde denemeler, ebeveynliği emanet olarak görmediğimizin bir belirtisi.” değerlendirmesinde bulundu.

Emanet düşüncesini benimsemeyenlerin çocuk sahibi olmayı bir başarı, beceri olarak görme yanılgısına kapıldığını ifade eden Danış, şunları kaydetti:

“Bir ebeveyn olarak şundan çok eminim. Çocuğumda gördüğüm her bir davranış benim yansımam. O aynaya baktığımda neleri daha iyi yapmam gerektiğini görüyorum. Bu bir sınama ve imtihan vesilesi. Kongrenin açılışında da belirtildiği gibi ebeveynliğin eğitimi içeren bir süreç olması gerekiyor. Bu eğitim bana, karşımdaki kişinin ben olduğum bilgisini veriyor. Benim kurgulayabileceğim, hayallerime göre yön verebileceğim biriyle muhatap olmadığımı bu eğitimle anlıyorum. Kongrenin en önemli çıktılarından biri kolay ulaşabileceğimiz, farklı görüşlerle şekillenmiş eğitim süreçlerin arttırılması fikri oldu.”

Danış, ebeveynliği bir yol arkadaşlığı olarak gördüğünü aktararak, “Benim için ebeveynlik, emanete, kendi kabiliyet ve yaratılış özelliklerine göre yolunu bulana kadar göz kulak olmak, yol arkadaşlığı etmektir. Zamanımızda birçok şey değişiyor, farklılaşıyor. Ebeveynlik de etkileniyor ama bunlar işin içinden çıkılmaz noktalar değil. Herkesin payına düşen öğrenmeler var. Geçmişe bakarak gelecekle ilgili doğru karar alma mekanizmaları kurmak, kendimizi yetiştirmek gerekiyor.” açıklamasını yaptı.