Floridalılar havuz keyfini 'Türk tuzu' ile sürüyor

KONYA (AA) – Koyuncu Tuz İşletmeleri, Tuz Gölü’nün 16 kilometrekarelik alanından, yıllık 1 milyon 300 bin ton ham madde ve 400 bin ton mamul madde üreterek 70’ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. İhracat yapılan ülkelerin başında ise ABD geliyor.

Mamul olarak 25 sektörün ihtiyacına cevap veren firma, ABD’nin Florida eyaletine özel havuz temizleme tuzu da üretiyor. Floridalılar, eyaletteki yapı marketlerde bulunabilen ve “pool salt” denilen bu ürünle yüzme havuzlarının hijyenini sağlıyor.

“Kaliteli mamul üretimiyle dünya rekabetinde öne çıkıyoruz”

Koyuncu Tuz İşletmeleri Genel Müdürü Ömer Çetiner, AA muhabirine, ham maddeyi mamul haline getirerek dünya pazarındaki birçok rakibi geride bıraktıklarını ve tuzun katma değerini 2-3 katına çıkardıklarını söyledi.

Çetiner, “Biz yaklaşık 25 farklı sektöre, bizzat sektörün ihtiyacına göre farklı mamul yapabilme kabiliyetine sahibiz. İhracat yaptığımız ülke sayısının artması tamamen bu etkendendir.” diye konuştu.

Tuzun, dünya üzerindeki birçok sanayi kolunda doğrudan ya da dolaylı kullanıldığını belirten Çetiner, şunları kaydetti:

“Tuz kullanımı, tüm dünyada çok yaygın. İlginç olan şu; Birleşmiş Milletlere üye olup tuz üretmeyen, ithalat ve ihracat yapmayan hiçbir ülke yok. Tuz tüm dünyada bu kadar yaygın bulunan bir ürünken, bunun ihracatını yapabilmek, gerçekten o ürüne bir katma değer sağlayıp, hizmetinizde bir farklılık yaratıp rekabetçi piyasada ayakta kalabilmenize bağlı. Eğer ürününüzü yeteri kadar kaliteli yapamazsanız dünyanın dört bir tarafına gidemezseniz, bu ürünü satamazsınız.”

“Florida’daki on binlerce yapı markette bizim tuzumuz var”

Çetiner, üretim kalemleri arasında havuz temizleme tuzu da bulunduğuna ve bu ürünün en önemli pazarlarından birinin ABD’nin Florida eyaleti olduğuna dikkati çekti.

Florida’da havuz tuzu pazarının lideri olduklarını dile getiren Çetiner, şöyle devam etti:

“Amerika Birleşik Devletleri’nin tatil beldesi, Kuzey Amerika’nın güneyindeki Florida eyaletidir. En meşhur şehri de Miami’dir. Florida’da çok sayıda müstakil ev bulunuyor ve her evin önünde bir havuz var. İnsanların havuzlarında güvenli şekilde yüzebilmesi için havuzun ve suyun mutlaka iyi dezenfekte edilip, iyi klorlanması gerekiyor ve bu, çok özel tuzlarla yapılabiliyor. Biz Florida’nın ihtiyacı olan özelliklerde, ambalajda, büyüklükte üretim yapıyoruz ve en çok bizim tuzumuz tercih ediliyor. Bu tuzların üretimdeki yıkama ve kurutma aşamaları daha farklı. Ayrıca diğerlerine göre saflık oranı daha yüksek. Tuz Gölü’nden çıkardığımız tuzlar diğer ülkelerde üretilen tuzlardan daha kaliteli. İşleme aşamasında da kaliteden ödün vermiyoruz. Bu nedenle tuzlarımız birçok ülkede ilgi görüyor. Son 5 yılda çok ciddi bir pazar payına ulaştık. Florida’ya yıllık 20 bin ton tuz satışımız var. Eyaletteki birçok yapı markette bizim ambalajlarımızla bizim tuzumuz bulunuyor.”

Çetiner, havuz tuzlarının kullanımının da havuzun ebatına göre değiştiğini belirterek, “Bu tuzlar bazı havuzlarda serpme olarak kullanılıyor, bazılarında hazneye konularak kullanılıyor.” dedi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırılarının yankıları uluslararası siyasette hala devam ediyor.

İkiz Kuleler’de hayatını kaybedenlerin yakınları, ABD Başkanı Joe Biden’ın anma törenlerine katılmasının tek başına anlamı olmayacağını ve kendisinin samimiyetini göstermek için 11 Eylül ile ilgili belgeleri açıklamasını istedi.

Bunun üzerine Biden’ın izniyle Federal Soruşturma Bürosu (FBI) 16 sayfalık bir belge yayınladı.

Tamamı yayınlanmayan 16 sayfalık belge, 11 Eylül saldırıları sonrasında yapılan sorgulamaların bir dökümünü içeriyor.

Daha önce George W. Bush, Barack Obama ve Donald Trump yönetimlerinin de eleştirilmesine neden olan gizli belgelerin açıklanmaması konusu, saldırıların arkasında kimin olduğu tartışmalarını sürekli canlı tutuyordu.

Çünkü Amerikalıların büyük bir kısmı saldırıların arkasında Suudi Arabistan hükümetinin olduğuna inanıyor.

Washington Riyad ile gerilimi göze almış gibi gözüküyor”

Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, 11 Eylül saldırılarıyla ilgili yayınlanan belgelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Oğuzlu, Federal Soruşturma Bürosu FBI’nın 11 Eylül belgelerini yayınlamasının Afganistan’dan çekilme süreci ile alakalı olduğuna vurgu yaparak, ABD’nin, küresel sistemde ve iç kamuoyunda oluşan negatif algıyı bertaraf etmeye çalışıyor olabileceğini belirtti.

Demokrat parti temsilcilerinin ve seçmenlerinin Afganistan’da yönetimin insan haklarında sorunlu olan Taliban’a bırakılmasından rahatsız olduğunu kaydeden Oğuzlu, “ABD’nin artık demokrasiyi önemsemediği yönünde düşünen çok hassas bir kitle var ülkede. Özellikle demokratik kesimlerde, ‘ABD müttefiklerini geride bıraktı, sattı, umursamadı.’ gibi ciddi bir algı oluştu. Taliban’ın insan hakları konusunda problemli olması ve çekilme sürecinde yaşanan insani görüntüler bu kesimlerde ciddi bir rahatsızlık yarattı ve bu da ABD’nin imajını ciddi bir şeklide zedeledi. Bu belgelerin apar topar yayınlanmasını bir nevi vicdan rahatlatmak ya da imaj düzeltmek çabası diye okumak gerekiyor diye düşünüyorum.” dedi.

Oğuzlu, Suudi Arabistan vatandaşlarının saldırganlarla olası ilişkisini araştıran bazı gizli belgelerin de kamuoyu ile paylaşılmasının son derece önemli olduğunu dile getirerek, ABD’nin Riyad ile ilişkileri riske atmaktan artık çekinmediğini ifade etti.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle gerilen Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin açıklanan belgelerden sonra yeniden riske girebileceğini savunan Oğuzlu, şöyle devam etti:

“ABD Afganistan’dan çekildi. Irak’tan da askeri varlığını çekiyor, Yakında Suriye’den de çıkmaya hazırlanabilir. Dolayısıyla Orta Doğu’ya artık önem vermeyen bir politika güdüyor olabilir. Dolayısıyla bölgede işine yaramayan bir Suudi Arabistan’la çok rahat papaz olabilirim diyor olabilir. Çünkü Suudi Arabistan’ı hala stratejik ortak olarak görseydi bu belgeleri yayınlamazdı. Washington, Riyad ile bir gerilimi göze almış gibi gözüküyor.”

“Turpun en büyüğü bence şu anda heybede”

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise ABD’de resmi belgelerin olayın üzerinden 30 yıl geçtikten sonra açıklandığını belirterek, şu anda yayınlananların asıl dokümanlar olmadığını sadece bilgilendirme niteliği taşıdığını aktardı.

Gerçek belgelerin 50-60 yıl sonra yayınlanabileceğini belirten Bağcı, “Turpun en büyüğü bence şu anda heybede. Bence açıklanmayanlar daha önemli. Bu belgelerin çekilmeden hemen sonra açıklanması da bence uluslararası ve Amerikan kamuoyunun vicdanını rahatlatmaktan başka bir anlam taşımıyor. ” ifadelerini kullandı.

“Amaç bir başarı hikayesini yinelemek veya hatırlatmak”

Siyaset Bilimci ve Güvenlik Bilimleri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şahin de ABD’nin Afganistan’dan çekilirken verdiği kötü görüntüyü kapatmak için alelacele belgeleri yayınlamaya başladığını vurguladı.

Açıklamaların ABD’nin hem kendi kamuoyunda hem dünya kamuoyunda bozulan imajını düzeltme amacı taşıdığını belirten Şahin, “Şunu söylemeye çalışıyorlar; Biz bir terör saldırısına uğradık. Afganistan’da El-Kaide örgütünü ortadan kaldırdık, saldırıların bedelini ödettik ve çekiliyoruz. Amaç bir başarı hikayesini yinelemek veya hatırlatmak. Öte yandan çekilme sırasında yaşanan kötü görüntüler imajını ciddi zedelemişti. Bu eleştirileri de ortadan kaldırmak için de hemen belgeleri yayınlamış olabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan ile ilgili birçok belgenin yayınlanmadığını, halihazırda devam eden bir soruşturmanın olduğunu hatırlatan Şahin, şöyle konuştu:

“11 Eylül terör saldırılarında ölen yaklaşık 3 bin kişinin ailesi, Suudi Arabistan’a tazminat davası açmıştı. Bu süreç durdurulmuştu ama yeniden başlama ihtimali söz konusu, yani süreç halen devam ediyor. Suudi Arabistan’ın herhangi bir konuda kontrolden çıkması durumunda bunu koz olarak devreye sokabilir.”

“Biden’ın, Kaşıkçı cinayetinden sonra sert tavrını biliyoruz”

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ise FBI belgelerinin bir yıl önce veya bir yıl sonra değil de Afganistan’dan çekilmeden hemen sonra açıklanmasının son derece manidar olduğunu söyledi.

Karaca, açıklanan belgelerde okların Suudi Arabistan’ı gösterdiğine dikkati çekerek, “Acaba 11 Eylül saldırılarından sonra ortaya çıkan gergin ortam yeniden mi oluşacak? Biden’ın özellikle Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Suudi Arabistan’a yönelik sert tavrını biliyoruz zaten.” dedi.

Taliban yönetimiyle beraber Afganistan’da Suudi destekli bir Vahhabi oluşumun önünü kapatmak, engellemek amacıyla bu bilgilerin hemen dolaşıma sokulmuş olabileceğini iddia eden Karaca, şunları aktardı:

“ABD her ne kadar Afganistan’dan çekilmiş olsa da Suudi Arabistan destekli bir Taliban yönetimi istemiyor olabilir ve bunun önünü kapatmak için bu belgeleri ayar vermek amacıyla açıklamış olabilir. Ayrıca Riyad’ın Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkileri engellemek amacıyla baskı unsuru olarak da kullanabilir diye düşünüyorum.”

“Açıklanan bu belgenin şüpheleri daha da artıracağı açıktır”

Bursa Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuri Korkmaz da Trump döneminde Suudi Arabistan’ın demokrasi alanındaki kötü durumunun görmezden gelinerek sırf Amerikan çıkarları için iş birliği yapılması, Amerikan halkı arasında 11 Eylül saldırıları ile ilgili bir şeylerin gizlendiği şüphesinin artmasına yol açtığını anlattı.

Amerikalıların, Orta Doğu’da demokrasiyi desteklediğini iddia eden ABD’nin neden hala insan hakları konusunda çok kötü bir performansı olan Suudi Arabistan’la müttefikliğe varan bir ilişki kuruduğunu sorguladığını kaydeden Korkmaz, şöyle devam etti:

“Bu konuda kendi hükümetlerini ve ülkesinin dış politikasını da eleştiren Amerikan vatandaşlarının itirazlarını bir nebze olsun dindirmek için açıklanan bu belgenin, şüpheleri, eleştirileri daha da artıracağı açıktır. Açıklanan belgenin Suudi Arabistan devletinin 11 Eylül saldırıları ile ilgili doğrudan bir rolü olduğu konusunda tam bir kanıt içermese de bundan sonra ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerinde yeniden bir kırılma yaşanacağı sinyallerini de içeriyor.”

WASHINGTON (AA) – Walmart, kripto para birimi Litecoin ile ortaklığına ilişkin servis edilen basın açıklamasının sahte olduğunu doğruladı.

Reuters, Bloomberg ve CNBC gibi kuruluşların okuyucularına duyurduğu sahte basın açıklamasında, Walmart’ın kripto para birimi Litecoin ile ortaklık kurulduğu ve 1 Ekim itibarıyla tüm e-ticaret mağazalarında Litecoin ile ödeme seçeneğinin sunulacağı ifade ediliyordu.

Sahte basın bülteninin paylaşıldığı e-posta adresinin geçen ay kayıtlara geçtiği ve Walmart’ın resmi sitesiyle herhangi bir bağı olmadığı belirtildi.

Söz konusu sahte haberin ardından Litecoin’in değeri 175 dolar seviyelerinden 237 dolara kadar çıktı.

Litecoin’in resmi Twitter hesabından konuya ilişkin paylaşımını silmesi ve Walmart’ın ortaklık haberinin sahte olduğunu doğrulamasının ardından Litecoin’in değeri yeniden 176 dolara seviyelerine çekildi.

Litecoin’in yanı sıra diğer kripto para birimlerinden Bitcoin yüzde 3’ün üzerinde düşüş gösterirken, Ethereum yüzde 6’nın üzerinde değer kaybetti.