Fransız polisinin 'terörist muamelesi' yaptığı 10 yaşındaki 4 çocuk ve aileleri AA'ya konuştu

ALBERTVILLE (AA) – Fransa’nın Albertville şehrindeki okullarında Hz. Muhammed’e hakaret içeren karikatürlerle ilgili öğretmenlerine verdikleri cevaplar nedeniyle “terörist muamelesi” gören ve sabah erken saatlerde evleri polis tarafından basılarak karakolda sorgulanan 10 yaşındaki 3’ü Türk, 1’i Mağrip kökenli 4 çocuk ve aileleri yaşadıkları dehşeti Anadolu Ajansına (AA) anlattı.

Fransa’da 16 Ekim’de Hazreti Muhammed’e hakaret içerikli karikatürleri derste öğrencilerine gösteren öğretmenin başının kesilerek öldürülmesinin ardından, ülkede Müslümanlara yönelik hukuk dışı uygulamalar tırmanmaya başladı.

1992 Kış Olimpiyat Oyunları’nın düzenlendiği Fransa’nın Albertville ilçesinde, 10 yaşlarında 3’ü Türk 1 Mağrip (Cezayir) kökenli 4 çocuk, 5 Kasım Perşembe günü sabahın erken saatlerinde uzun namlulu silahların gölgesinde uyandı.

Dehşeti yaşayan çocuklar, polis tarafından ailelerinden kopartılıp tek başlarına karakola götürülerek 11 saat sorgulandı.

Kısa zamanda sosyal medyada yayılan polis baskını, Fransa’da yaşayan Türk ve Müslümanlar arasında büyük tepkiye yol açtı.

Çoçukların Louis Pasteur İlköğretim Okulu’ndaki bir soru karşısında, “Hazreti Muhammed’e karşı yapılan karikatürleri sevmediklerini ve kötü olduklarını söylemeleri” öğretmenleri tarafından polise ihbar edildi.

Polis de ihbarı “terörizme destek” olarak algıladı ve 4 eve eş zamanlı baskın düzenledi.

Fransız polisi, baskında ve karakolda “terörist muamelesinde” bulunduğu küçük yaştaki çocukların inançlarını sorguladı.

Karakolda ifadeleri alınan ailelere de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında siyasi sorular yöneltildi. Ailelerin başörtüsü ve inancı sorgulandı.

Sınıf öğretmeni hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlanan ailelerin en büyük korkusu ise evlatlarının ellerinden alınması.

AA muhabirinin görüştüğü aynı mahalledeki 4 aile, hala baskının şokunu yaşıyor.

“Şoka girdik. Bize terörist muamelesi yaptılar”

Gümüşhaneli baba Servet Yıldırım, 10 yaşındaki kızı E.Y’ye Fransız polisinin “terörist muamelesi” yapmasına tepki gösterdi.

İnşaat sektöründe çalışan baba Yıldırım, küçük kızının 11 saat karakolda tutulduğu olaya ilişkin, “Sabah 6.30-07.00 arası polisler kıracak şekilde ‘tak tak tak’ diye kapımıza vurdular. Biz de kapıyı açınca yanılmıyorsam 8-10 tane terörle mücadele polisi geldi. İçeri girdiklerinde kimileri maskeli, kimilerinin ise yüzü görünmüyordu. Uzun namlulu silahlarla içeri girdikten sonra 10 yaşındaki kızım E.Y’yi sordular. E.Y. terörizmle alakalı suçlanıyor gibi bir ifadede bulundular.” dedi.

Fransız polisinin kendini, eşini, iki oğlunu ve kızı E.Y’i evinin salonunda oturttuğunu aktaran Yıldırım, “Ayağa kalkmamıza dahi fırsat vermediler.” diye konuştu.

Polisin kendilerine hiçbir belge veya tutanak sunmadan evde arama yapmasına tepki gösteren Yıldırım, “Şoka girdik. Bize terörist muamelesi yaptılar. ‘E.Y. terörizmle suçlanıyor. Terörizme destek olduğundan kendisini (E.Y) bu şekilde götüreceğiz. Sabah 09.00’da da siz gelin polise’ diye bir ifade de bulundular.” şeklinde konuştu.

Yıldırım, polisin E.Y’yi götürmeden önce evde arama yaptığını, duvarlardaki Kur’an-ı Kerim ayetlerinin fotoğraflarını çektiğini belirterek, “E.Y.’nin odasını aradılar, kitaplarını yere döktüler, bunların fotoğraflarını çektiler. Sonra çocuğumu alıp gittiler. dedi.

“Karakolda tek bir yazılı belge vermediler”

Daha sonra karakola gittiğini ve tercüman aracılığıyla ifade verdiğini anlatan Yıldırım, kendisine hiçbir şekilde ifade tutanağı veya küçük kızına yöneltilen suçlamalarla ilgili talepte bulunmalarına rağmen yazılı belge verilmediğini belirtti.

Kendisi ve eşinin karakoldaki ifadesinin yaklaşık iki saat sürdüğünü belirten Yıldırım, şöyle konuştu:

“İfademizde ‘namaz kılıyor musunuz, camiye gidiyor musunuz, çocuklar camiye gidiyor mu, çocuklar camide dini eğitim alıyor mu, Erdoğan ve Macron arasındaki tartışma ve siyaset hakkında ne düşünüyorsunuz, Türkiye’deki siyasi görüşünüz nedir?’ gibi sorular sordular. İfademiz bittikten sonra parmak izimizi aldılar. Beyaz bir duvara götürerek teröristlere yapılan muamele gibi hem karşıdan, hem sağdan hem de soldan resmimizi çektiler.”

Polisin Müslümanları fişlediğini vurgulayan Yıldırım, ifadesinde de bunu söylediğini kaydetti.

Okul müdürüne dava açıyor

Yıldırım, polisin kendisine sadece “sözlü olarak” kızına yöneltilen suçlamalar hakkında bilgi verdiğini söyledi.

Hazreti Muhammed’e hakaret içerikli karikatürleri derste öğrencilerine göstermesinin ardından öldürülen öğretmen Samuel Paty hakkında kızının okulunda bir anket düzenlendiğini aktaran Yıldırım, şöyle konuştu:

“Benim çocuğumun da okuldaki söylemi, ‘O öğretmenin öldürülmesine üzüldüm. Ama keşke o da o karikatürleri yayınlamasaydı’ diye ifadede bulunmuş. Bu şekilde bir ifadesi var. Ama okuldaki öğretmenler nasıl bir algı oluşturduysalar, polisin söylediğine göre, benim kızım güya ‘ölmeseydi de iyi olurdu, öldürülmeseydi de iyi olurdu’ şeklinde bir ifade de bulunmuş. Ama biz bunu kabul etmiyoruz. Kızımız da öyle bir şey söylemedi.” dedi.

Yıldırım, avukat arayışında olduğunu belirterek Louis Pasteur İlköğretim Okulu müdürüne dava açacağı bilgisini paylaştı.

20 yıldır Fransa’da yaşadığını, üç çocuğunun aynı okuldan mezun olduğunu ve Fransız devletinin kolejlerinde ve liselerinde eğitim aldığına dikkati çeken Yıldırım, “En ufak adli bir vakaya bulaşmadık.” şeklinde konuştu.

“Çok korktum”

Yaklaşık 11 saat polisin alıkoyduğu E.Y. de okuldaki öğretmeninin kendisine, öldürülen öğretmen Paty hakkında ne düşündüğünü sorduğunu belirterek, “Ben de dedim ki; ‘O öldüğü için üzüldüm ama o karikatürü göstermese hiçbir şey olmazdı.’ dedim. Öğretmen de bana ‘tamam anladım’ dedi. Başka hiçbir şey söylemedi.” ifadesini kullandı.

E.Y., polisin kendisini karakola götürmesine ilişkin de “Çok korktum ve ilk defa böyle bir şeyle karşılaştım.” dedi.

Polisin de tıpkı öğretmeni gibi kendisine Paty hakkında soru sorduğunu anlatan E.Y., aynen okuldaki cevabı verdiğini söyledi.

Olayın etkisini hala atlatamadığını ifade eden E.Y., “Polis bana camiye gidip gitmediğimi sordu. Ben de cumartesi ve pazar gittiğimi söyledim. Sonra ifademi fotokopi yaptılar ve onu imzaladım.” şeklinde konuştu.

Öte yandan, polisin arama yaptığı E.Y.’nin odasındaki dağınıklık ve polisin küçük kızın eşyalarını ve kitaplarını dağıtmış hali dikkati çekti.

“Polise dava açmayı düşünüyoruz”

Fransız polisinin sabah evinden aldığı Y.E.A.’nın Nevşehirli annesi Mukaddes Akdağ “Eşim işe gittikten sonra uyumuştum. Polisler sabah 07.30’a doğru evimizi bastı. Bu küçük oğlumu almaya geldiler. Hiçbir bilgimiz yoktu, hazırlıksızdık. Büyük bir sürpriz oldu.” dedi.

Akdağ, polislerin eve geldikten sonra arama belgesi göstermeden doğrudan evinin içinde oğlu Y.E.A.’yı aradığını belirterek, evde arama yapıldığını, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin fotoğraflarının çekildiğini aktardı.

Polisin hiçbir açıklama yapmadan oğlu Y.E.A.’yı götürdüğünü, diğer çocuklarının da korku içinde olanları izlediğini vurgulayan Akdağ, daha sonra kendisi ve eşinin de karakola giderek ifade verdiğini söyledi.

Akdağ, polisin kendilerine hiçbir yazılı evrak vermediğinin altını çizdi.

Y.E.A.’nın da Paty ile ilgili okulunda sorgulandığını ifade eden Akdağ, polisin baskın yapmasına anlam veremediğini, istenilmesi halinde karakola giderek ifade vereceklerine işaret etti.

Polis sorgusunda kendisine siyasi sorular sorulduğunu da belirten Akdağ, “Macron ile Erdoğan’ın kavgasına ne diyorsun’ dediler. Ben de ‘karışmıyorum, bunlar politik işler, böyle şeylerden anlamıyorum.” dedim. Bana neden başımı kapattığımı sordular. ‘Eşin mi zorluyor’ dediler. Ben de ‘Müslüman olduğum için, kendim istediğim için kapatıyorum.’ dedim.” şeklinde konuştu.

Fransa’da vergi verdiklerini ve bu ülkenin bir parçası olduklarının altını çizen Akdağ, “Yaşananlardan dolayı hiç iyi hissetmiyoruz. Biz normal bir aileyiz ama bize terörist ailesi gibi davrandılar.” değerlendirmesinde bulundu.

Akdağ, 1999 yılından beri Fransa’da yaşadığını ve polise karşı dava açmayı düşündüklerini dile getirdi.

“Oruç, namaz ve cami soruldu”

Y.E.A. da kendilerine okulunda sorulan soruya ilişkin, “Keşke o karikatürleri göstermeseydi, ‘sanırım ondan öldü’ diye söyledik.” dedi.

10 yaşındaki Y.E.A. karakolda kendisine oruç, namaz ve camiyle ilgili sorular sorulduğunu aktararak, “Ben de cevap olarak ‘evet eşyalarımla camiye gidiyorum, namaz kılıyorum, oruç tutuyorum. Ama oruçlarımı sadece pazartesi tutuyorum çünkü okulum var.” dedim” diye konuştu.

“Okuldaki öğretmen şikayette bulunmuş”

Gümüşhaneli Ayşegül Polat ise eşi Ömer Polat işe gittikten sonra polisin 07.10’da kapılarına çok sert şekilde vurduğunu belirterek, “Zaten çocuk kapıyı açar açmaz direkt içeri saldırdılar. 7-8 kişilerdi hiçbir soru-cevap olmadı. 3-4 tanesinin yüzü kapalıydı.” dedi.

Polat, neden eve geldiklerini sorduğunda polislerin “Oğlu M.E.P.’nin teröristleri savunduğu ve onu almak için geldikleri” karşılığını aldığını aktardı. Bu iddia karşısında şaşkına döndüğünü vurgulayan anne Polat, “Ben böyle bir şey olmasına ihtimal vermiyorum. Buna inanmıyorum, kim şikayet etmiş, hangi belgeyle buraya geldiniz, neymiş suçu’ dediğimde ‘biz size şu an söyleyemeyiz. Karakola gelmeniz gerekli” dediler.” dedi.

Polisin yatağında uykudan uyandırdığı 10 yaşındaki M.E.P.’in çok korktuğunu ve ağlamaya başladığını söyleyen Polat, polisin evdeki kitapların tek tek fotoğrafını çektiğini belirtti.

Karakoldaki ifadesinde kendisine İslamiyet ve inancıyla ilgili sorular yöneltildiğini anlatan Polat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“17 yıldır burada yaşıyorum. Kesinlikle böyle bir şeyi kabul etmiyorum. Hele bu uygulamanın şeklini hiç kabul etmiyorum. Okulda öğretmen tarafından şikayette bulunulmuş. Şok olduk. Çünkü öğretmenle aramız gayet iyiydi. Bizimle ve çocukla diyaloğu çok iyiydi. Çocuğun böyle bir düşüncesi olsa dahi bizi arayıp uyarabilirdi. (Oğluma) Bu sorular pazartesi sorulmuş. Ben salı günü öğretmeni okulda gördüm. Hiçbir şekilde bana uyarı yapılmadı.”

“Çocuklarımın psikolojisi düşünülmedi”

Polat kendilerine kesinlikle terörist muamelesi yapıldığının altını çizerek, “Böyle bir şeyi kesinlikle haketmedik. Bu şekilde bir uygulamayla oğlumun evden alınmasını hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Çocuklarımın psikolojisi düşünülmeden yapılmış bir hareketti bu.” ifadesini kullandı.

Polisin kendilerine şiddet uygulamadığını aktaran Polat, ancak kendilerine terörist gibi muamele edilmesinin kabul edilemez olduğuna vurgu yaptı.

Polat, M.E.P’nin öğretmeni hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacağını kaydetti.

Fransız öğretmen Paty’nin öldürülmesine bir insan olarak kendilerinin de üzüldüğünün altını çizen Polat, cinayetin sorumluluğunun Müslümanlara yüklenemeyeceğini vurguladı.

Polat, “Cinayetin faturasını Müslüman toplumu olarak hepimize kesmeye başladılar. Ben böyle düşünüyorum. O kişiyi Müslüman kökenli biri katlettiği için şu an en küçüğümüzden başlayarak terörist ilan etmeye başladılar.” dedi.

Fransa’daki Türk toplumunun “alnı açık yüzü ak” olduğunu vurgulayan Polat, “Türk milleti olarak hiçbir zaman bu tür olaylara karıştığımızı ben duymadım. Bundan sonra da çocuklarımız bu olaylara karışmayacak.” dedi.

“Çok korktum, karakolda yiyecek vermediler”

Polat ailesinin göz bebeği M.E.P. de öğretmenin kendisine öldürülen Fransız öğretmenle ilgili soru sorduğunda, “Peygamberimize hakaret ederlerse öbür dünyada ateşte yanarlar.” karşılığını verdiğini ve polisin bu cevaptan dolayı kendisini alıkoyduğunu söyledi.

M.E.P., karakolda çok korktuğunu, yiyecek verilmediğini ve camiye gidip gitmediğinin sorulduğunu ifade etti.

“Çocuğumuzu elimizden alabilirler” korkusu

Baba Ömer Polat da polis karakolunda kendilerine yazılı belge verilmediğini, ifadelerinde yine İslam diniyle alakalı sorulara muhatap olduğunu belirtti.

Polat, yaklaşık 25 yıldır Fransa’da yaşadığını belirterek, “Şok oldum. Hayatımda ilk kez böyle bir durumla karşılaşıyorum. Bu durumlara ben utanıyorum. Fransızlar her zaman ifade özgürlüğünden bahsediyor. Kendileri konuşunca bir şey yok. Ama biz konuşunca hemen içeri atıyorlar. Nerede insan hakları. Bu konuda çifte standart var.” değerlendirmesini yaptı.

M.E.P.’nin okuluna devam etmemesi durumunda Fransız devletinin evlatlarını ellerinden alabileceği tehlikesine işaret eden Polat, oğlunun aynı öğretmenden ders almasını da asla istemediklerini vurguladı.

Oğlunun rüyasında kan gördüğünü ve korkudan uyandığını aktaran Polat, “Ben şu anda aynı okulda aynı öğretmenden ders almasına kesinlikle karşıyım” diye konuştu.

Anne Polat, polisin evlerini basarak çocuklarını karakola götürmesinin kendilerine karşı “çocuğunuzu her an elinizden alabiliriz” şeklinde bir gözdağı olmasından endişe duyduğunu belirtti.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Allah razı olsun”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da mesaj gönderen Polat, “Zaten elinden geldiği kadar bizi destekleyen bir Cumhurbaşkanımız var. Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun. Bu konuda hassasiyet gösterirse, bizimle, çocuklarımızla yakından ilgilenirse Türk aileleri olarak çok seviniriz. Elimizde bir geleceğimiz çocuklarımız var. En kıymetlilerimiz. Onlara da el atılmasına göz yummayız. Desteklerse çok mutlu oluruz.” dedi.

Polat ailesi, çocuklarının ellerinden alınması durumu söz konusu olursa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendilerine destek vereceğinden emin olduklarını söyledi.

“Oğlum bir terörist değil”

Cezayir kökenli Nabile Harid de Türk çocuklarla aynı kaderi paylaşan oğlu Ş.H.’nin başına gelenleri anlattı. Harid, polisin sabahın erken saatlerinde evini bastıktan sonra odaların fotoğrafını çektiğini söyledi.

Polis sorgusu ve sonrasında kendilerine tutanak verilmediğini belirten Harid, hayatında ilk kez böyle bir şokla karşılaştığının altını çizdi.

“Oğlum bir terörist değil. Henüz 10 yaşında ve reşit bile değil.” diyen Harid, Ş.H.’nin tek başına sorguya çekilmesine tepki gösterdi.

Ş.H de polis baskınında çok korktuğunu belirterek, okulda sadece “Neden Peygamber Efendimizin karikatürünü çizdiniz. Bu doğru değil.” dediğini aktardı.

Polisin okuldaki öğretmenin posta kutusuna gönderilen tehdit mektubundan dolayı kendisini suçladığını aktaran Ş.H., kesinlikle böyle bir şeyle alakası olmadığını söyledi.

Anne Harid, oğlunun okulda öğretmeniyle yüz yüze gelmekten korktuğunu belirterek, Türk aileler gibi kendisinin de bu öğretmeni istemediğini kaydetti.

Harid baskınla ilgili yasal haklarını arayacaklarını kaydetti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Beslenme Uzmanı Selahattin Dönmez, pandemi sürecinde bağışıklık sistemini destekleyen ürünler arasında propolisin öne çıktığını belirterek, "Propolis, antioksidan etkisini oluşturan fenolik bileşenlerle hastalığın bulaşmasını ve virüsün akciğerlerde yaratacağı ölümcül etki mekanizmasını önlüyor, düzenli kullanımda Kovid-19 için çok önemli bir klinik tablo olan sitokin fırtına sendrom riskini azaltıyor." ifadelerini kullandı.

Balparmak'tan yapılan açıklamada, işçi arıların doğadaki otsu ve odunsu bitkilerin kabuk, yaprak, dal, filiz, tomurcuk gibi çeşitli kısımlarından topladıkları reçineleri salgıladıkları enzimlerle birleştirerek oluşturdukları propolisin, en yüksek antioksidan etki gösteren arı ürünü olduğu aktarıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Beslenme Uzmanı Dönmez, pandemi sürecinde bağışıklık sistemini destekleyen ürünler arasında propolisin öne çıktığını, bunun en önemli nedeninin vücudun savunma sistemini adeta "şaha kaldırması" olduğunu belirtti.

Dönmez, propolisin, içerdiği Kafeik Asit Fenetil Ester (CAPE) ve Pinocembrin adlı bileşenler sayesinde virüsün hücrelere tutunmasını önleyerek hastalıktan korunmaya katkı sağladığına işaret ederek, yapılan birçok araştırmanın propolisin, virüslerin çoğalmasını önlediği, kanın pıhtılaşmasını engellediği ve bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olduğunu ortaya çıkardığını kaydetti.

– "Önerim, propolis seçerken mutlaka etiketini okumanız"

Selahattin Dönmez, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Propolis, antioksidan etkisini oluşturan fenolik bileşenlerle hastalığın bulaşmasını ve virüsün akciğerlerde yaratacağı ölümcül etki mekanizmasını önlüyor, düzenli kullanımda Kovid-19 için çok önemli bir klinik tablo olan sitokin fırtına sendrom riskini azaltıyor. Propoliste doğal olarak bulunan CAPE etken maddesinden günde 1200 mg kadar kullanıldığında etkinin görülebileceğinin altı önemle çizilmişti.

Propolisin değerli olmasını sağlayan ayrıcalık, kovandan alındıktan sonra uygulanan ekstraksiyon işlemine bağlı. Çünkü propolisin tüketiciye ulaşan son halindeki biyoaktif bileşenlerin miktarı ve kalitesi uygulanan ekstraksiyon tekniğinden etkileniyor. Propolisin ekstraksiyonunda çözücü olarak etanol veya propilen glikol gibi alkol türevleri yaygın olarak kullanılıyor. Ancak günümüzde yeni geliştirilen teknolojiler sayesinde tüketicilere son üründe alkol içermeyen yeni nesil propolisler sunulmaya başlandı. Hiçbirimiz bu konuda uzman değiliz ama etiket okuyabiliriz. Benim önerim, propolis seçerken mutlaka etiketini okumanız, son üründe taşıyıcı olarak alkol türevi maddeler yerine su içeren ve saf propolis miktarı belli olan ürünleri tercih etmek. Çünkü birçok sağlık otoritesi ve bilimsel araştırmalar ekstraksiyonda taşıyıcı olarak kullanılan mono propilen gibi alkol türevi maddelerin yetişkinlerde, hatta çocuklarda merkezi sinir sistemi, böbrek, karaciğer, solunum ve kalp fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini vurguluyor."

Propolisi hamile ve emziren anneler, 4 yaş altındaki çocuklar ve arı ürünlerine alerjisi olanlar dışında herkesin kullanabileceğini aktaran Dönmez, "Propolis buruk, kekremsi bir tada sahip. Bu nedenle taze sıkılmış meyve suları, çay, kahve, süt, maden suyu ile daha rahat tüketilebilir. Bunun yanı sıra alkolsüz propolisi suya ekleyip karıştırın, boğazınızın derinliklerine kadar çalkalayın ve yutun. Boğaz yoluyla geçen virüslerin de temizlenmesine yardımcı olacağından emin olabilirsiniz." ifadelerini kullandı.

İSTANBUL (AA) – Boğaziçi Üniversitesine yapılan rektörlük ataması sonrası dün üniversite önünde yapılan gösteri sırasında, gruptakilerin “Katil polis üniversiteden defol” şeklinde slogan atması ve terör örgütlerine ait marşlar eşliğinde halay çekmesine tepkiler sürüyor.

Gösteri sırasında atılan bu sloganlara tepki gösterenlerin sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden açtıkları “#Polisiminyanındayım” yazılı hashtag, Trend Topic (TT) oldu. Twitter’da “#Polisiminyanındayım” etiketiyle şu ana kadar yaklaşık 330 bin paylaşım yapıldı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da “#Polisiminyanındayım ‘katil polis’ diyenin karşısındayım. Omurgasız vıcık vıcıkların farkındayım.” paylaşımını yaptı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu da İzmir’de 2017 yılında şehit olan polis memuru Fethi Sekin’in fotoğrafını paylaşıp yayınladıkları mesajla “#Polisiminyanındayım” etiketine destek verdi.

Olayın geçmişi

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasına tepki gösteren bir grup, Beşiktaş’taki Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Ana Giriş Kapısı önünde toplanarak basın açıklaması ve protesto gösterisi yapmak istemişti.

Gösteride gruptakiler, “Katil polis üniversiteden defol” sloganı atarak, terör örgütüne ait marşlar eşliğinde halay çekmişti.

Protesto sırasında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “görevli memura mukavemet” suçlarını işledikleri gerekçesiyle 28 şüphelinin yakalanması amacıyla düzenlenen operasyonda 16 kişi gözaltına alınmıştı.