Garanti BBVA Kadın Girişimci Yönetici Okulu'nun Erzurum eğitimleri 12 Temmuz'da başlayacak

İSTANBUL (AA) – Garanti BBVA, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) iş birliğiyle 2012'de başlayan Kadın Girişimci Yönetici Okulu programının 2021 yılı eğitimlerinin 3'üncüsünü Erzurum'da gerçekleştirecek.

Garanti BBVA'dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin farklı illerindeki kadın girişimcilere ulaşmak, kadın girişimcilerin işlerini büyütmek ve sürdürülebilir kılmak, her alanda rekabet güçlerini artırmak ve girişimci ruhlarını desteklemek amacıyla düzenlenen Kadın Girişimci Yönetici Okulu, Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası ve TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu katkılarıyla 12 Temmuz'da başlayacak.

Garanti BBVA'nın Kadın Girişimci Yönetici Okulu programı kapsamında bugüne kadar Türkiye'nin dört bir yanında 3 binden fazla kadın girişimciye ücretsiz eğitim sağlandı. 12 Temmuz ila 17 Ağustos arasında sınırlı kontenjan ile çevrim içi gerçekleştirilecek Kadın Girişimci Yönetici Okulu'na katılmak isteyen Erzurumlu kadın girişimcilerin 8 Temmuz 2021'e kadar https://www.garantibbvakadingirisimci.com/ adresinden başvuru yapması gerekiyor.

Boğaziçi Üniversitesi eğitmenleri ve profesyoneller tarafından il özelinde daha fazla kadın girişimciye ulaşma hedefiyle çevrim içi verilecek eğitimlerde; dijital pazarlama, insan kaynakları, müşteri deneyimi, yönetimsel kodlama, e-ticaret, finansman yönetimi, yenilikçi iş modelleri geliştirme gibi girişimcilerin işlerini yönetmelerinde fark yaratacak alanlara odaklanılıyor.

Kadın Girişimci Yönetici Okulu'yla girişimcilerin hem eğitim ihtiyaçlarını gidermek hem de girişimcilik konusunda rol model sinerjisi yaratmalarını sağlamak amaçlanıyor, aynı zamanda ihtiyaç duydukları bilgi birikimini artırmak hedefleniyor.

Eğitimi başarıyla tamamlayan kadın girişimciler, BÜYEM tarafından düzenlenen sertifikaya sahip olacak.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince 12 Temmuz’da gerekçeli kararı tamamlanan Akıncı Üssü darbe girişimi davasının delilleri arasında Sökmen’in görüntüleri de yer aldı.

Gerekçeli kararda yer verilen görüntü döküm belgesine göre Sökmen, 143. Filo Komutanlığının güvenlik kameralarınca kaydedildiğinde saatler 10.21’i gösteriyor.

Ankara’yı bombalayan darbeci pilotlara talimat verilen 143. Filo Komutanlığının koridorunda ilerleyen Sökmen, filo komutanın odasının girişinde karşılaştığı eski pilot yarbay Tahir Neşet Öncü’ye güvenlik kameralarını işaret ederek, bir şeyler konuşuyor.Bu görüşmeden sonra elleri cebinde filo komutanının odasına yönelen Sökmen, kapı girişinde güvenlik kamerasının kadrajında yer almayan biriyle görüştükten sonra sivil imamların bulunduğu Öğretmen Gazinosu’na gidiyor. Sökmen’in, görüntülerdeki rahat tavırları dikkati çekiyor.

Dava dosyasındaki bu deliller, Sökmen’in firar etmeden önceki görüntüleri olarak kayıtlara geçti.

Görüntü döküm belgesine göre 143. Filo Komutanlığının güvenlik kamera saatlerinin 47 dakika geride olduğu, bu nedenle ekrana yansıyan saatlere bu sürenin eklenmesi gerektiği vurgulandı.

Konseyin karanlık yarbayı

AA muhabirinin dava dosyalarından derlediği bilgiye göre, 1976’da Erzincan’da dünyaya gelen Sökmen, FETÖ ile küçük yaşlarda tanıştı.

Örgüt içerisinde “Abdullah” kod adını kullanan Sökmen, Harp Okulundan mezun olduktan sonra mesleğe jandarma teğmen olarak başladı.

Hukuk fakültesi mezunu da olan Sökmen, darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığında Asayiş Şube Müdürü olarak görev yapıyordu.

İhanet girişiminin sivil kanadını oluşturan mahrem imamlardan Adil Öksüz başkanlığında 6-7-8-9 Temmuz 2016’da Ankara Konutkent’teki villada düzenlenen darbeye hazırlık toplantılarına katılan ve darbe girişimi akşamı Akıncı Üssü’nde olması istenen Sökmen’e ayrıca örgüt mensubu jandarma personelini koordine etme talimatı verildi.

Darbe girişiminin ilk saatlerinde planlandığı gibi Akıncı Üssü’ne giden Sökmen, 143. Filo’da Ankara haritası üzerinde bombalanacak yerlerin planlanmasına katıldı.

Ardından sabah saatlerine kadar darbe girişiminin başarılı olması için Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemlerine katılan darbeci yarbay Sökmen, başarısız olduklarını anlayınca Akıncı Üssü’nden kaçmayı başardı.

Parmak izi çıktı

FETÖ’nün kriptolu haberleşme programı ByLock kullanıcısı olan Sökmen’in parmak izi, üzerinde “TİB İncek” ve “Gölbaşı Polis Özel Harekat” yazan haritalarda tespit edildi.

Yarbay rütbesinde olmasına rağmen darbeyi yöneten sözden “yurtta sulh konseyi”nde yer alması nedeniyle “karanlık yarbay” olarak da bilinen Sökmen, terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride bulunuyor.

Başına 4 milyon lira ödül konulan Sökmen, olay tarihinde Türkiye genelinde yaşanan terör eylemlerinden sorumlu tutuluyor.

ANKARA (AA) – Cumhuriyet’in kurulmasının ardından birçok kez çok partili hayata geçişle ilgili girişimde bulunan Türkiye’de, gerçek anlamda çok partili ilk demokrasi sınavı ise 21 Temmuz 1946’daki genel seçimleriyle yaşandı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin siyasal yaşamı günümüze gelene kadar çok parti denemeleri ve askeri darbeler nedeniyle önemli badireler atlattı. Temeli Atatürk zamanında atılan çok partili hayata geçiş ise kolay olmadı.

Demokrasinin bir gereği olarak çok partili hayata geçişin öncülüğünü yapan Atatürk, Halk Fırkasını kurdu. Onun açtığı yolda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Ancak iki partinin çeşitli sorunlar nedeniyle kısa sürede kapanması nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu dönemde çok partili hayata tam manasıyla geçilemedi.

Türkiye’de gerçek anlamıyla çok partili hayata geçişin dönüm noktası ise 2’nci Dünya Savaşı süreci oldu.

Türkiye, 1939-1945 yılları arasında yaşanan savaşa fiilen katılmamış olsa da savaşın olumsuz etkilerini ekonomik ve siyasi anlamda oldukça sert bir biçimde yaşadı. Savaş koşulları nedeniyle savunma harcamalarında yaşanan artış, bazı temel ihtiyaç mallarının yokluğu ve hayat pahalılığı, özellikle dar gelirli vatandaşları oldukça olumsuz şekilde etkiledi.

Sıkıntıları hafifletmek için tedbir alınsa da savaşın yıkıcılığı karşısında bu tedbirler de yeterli olamadı.

Savaş döneminde oluşan bu olumsuz hava, vatandaşlar arasında tek parti yönetimine yönelik hoşnutsuzluğu da artırmaya başladı. Bu hoşnutsuzluk ise çok partili hayata geçişin iç dinamiğini oluşturdu.

Avrupa’da özgürlük rüzgarları

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da demokratik olmayan yönetimler yıkılmış, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar önem kazanmaya başlamıştı. Bunun yanında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e girişi ve Batılı devletlerle yakınlaşması da daha demokratik bir sistemin yerleşmesine zemin hazırlamıştı. Bütün bu iç ve dış gelişmelerle beraber Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de savaşın zorunlu kıldığı şartlar ortadan kalktıkça, ülkenin siyasal ve kültürel hayatında demokratik ilkelerin gittikçe daha fazla yer tutacağını vurgulayarak, çok partili sisteme geçişin destekleyicisi olmuştu.

Türkiye’de tam olarak çok partili hayata geçiş, 18 Temmuz 1945’te, Nuri Demirağ’ın başkanlığında Milli Kalkınma Partisinin kurulmasıyla olmuştu ancak bu süreçte kurulan en önemli parti, Demokrat Parti oldu.

Demokrat Parti, 1945’te “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” görüşülürken CHP milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın muhalif bir tavır sergilemesi sonucunda kuruldu. Daha fazla demokrasi talep eden bu grup, Türkiye tarihine “Dörtlü Takrir” olarak geçen bir önerge verdi. Aynı milletvekilleri daha sonra Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılarak 7 Ocak 1946’da Demokrat Partiyi kurdu.

İlk seçimi CHP kazandı

13 partinin daha kurulduğu bu dönemde, 21 Temmuz 1946’da yapılan ilk çok partili seçimi Cumhuriyet Halk Partisi kazandı. Milletvekili genel seçimlerinde CHP 397, Demokrat Parti 61 ve bağımsızlar 7 milletvekilliği kazandı.

1950’de yapılan genel seçimler ise Demokrat Partinin zaferiyle sonuçlandı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla sandıktan çıkarken, 27 yıldır ülkeyi yöneten CHP ise iktidarını kaybetti.

“Yeter söz milletindir” sloganı ile seçimlere giren Demokrat Parti, 487 milletvekilliğinin 416’sını kazandı. Böylece demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan çok partili hayat Türkiye’de işlemeye başladı.

Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanarak, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle iktidardan indirilene dek 10 yıl boyunca ülkeyi yönetti.

Muhabir: Barış Gündoğan