Gençlerde unutkanlığın sebebi aşırı teknoloji kullanımı ve depresyon

İSTANBUL (AA) – Medicana Avcılar Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Sevinç Ümit, “Unutkanlık probleminin gençlerde görülmesinin en büyük nedenlerinden olan bilgisayar ve telefon gibi teknolojik aletlerin kullanımının sınırlandırılması ile unutkanlık probleminin bir miktar önüne geçilebileceği düşünülüyor.” dedi.

Ümit, AA muhabirine gençlerde görülen unutkanlık nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Genç yaşlarda görülen unutkanlık probleminin altından genelde, modern yaşam ile birlikte daha yaygın şekilde karşılaşılan ruhsal sıkıntıların çıktığını ifade eden Ümit, “Unutkanlığın arkasında genelde depresyon, anksiyete, uyku bozuklukları, vitamin eksiklikleri sonucu oluşan rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Bu vitamin eksikliklerinin başında ise B12 ve folat geliyor. Tiroid hormonlarında görülen herhangi bir problem de unutkanlığa neden olabiliyor ve bu problemin uzmanlar tarafından mutlaka araştırılması tavsiye ediliyor.” diye konuştu.

Günümüzde özellikle de çalışan genç yaştaki kişilerde unutkanlık problemi ile sıklıkla karşılaşıldığını anlatan Ümit, bilgisayar, telefon gibi çeşitli teknolojik aletlerin günümüzde kullanımının çok artması nedeniyle de unutkanlık probleminin genç yaşlara kadar indiğini kaydetti.

“Psikoterapi yöntemi ile depresyon tedavisi yapılabiliyor”

Ümit, unutkanlık probleminin bazı durumlarda altta yatan ciddi bir hastalığı da işaret edebildiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Unutkanlık problemi ciddiye alınması gereken bir problemdir. Depresyon en sık karşılaşılan unutkanlık nedenlerinden biridir. Depresyon, sinir sistemi biyokimyasının kişiyi zorlayan nedenlerle bozulması, dolaylı olarak da sinir sisteminin işlevini kaybetmesi olarak tanımlanıyor. Belirtileri heyecan, takıntı, uykusuzluk veya aşırı uyku durumu, odaklanma problemleri olarak sayılıyor. Kişide odaklanma problemi olması nedeniyle de unutkanlık görülebiliyor.

Günümüz şartlarında çalışma koşullarının yoğun olması, bu duruma bağlı olarak çalışanların sürekli stres altında kalması, geçim zorluğu, hava kirliliği depresyona yol açan etkenler arasında. Depresyonun tedavi edilmesi durumunda, depresyona bağlı olarak gelişen unutkanlık problemi de ortadan kalkabiliyor. Günümüzde çeşitli ilaç ve psikoterapi yöntemi ile depresyon tedavisi yapılabiliyor.”

Kötü beslenmek sonucu ortaya çıkan unutkanlık problemine dikkat

Ümit, epilepsinin (Sara hastalığı) günümüzde sıkça görülen ve kişide nöbet geçirmeye de neden olabilen bir hastalık olduğunu ifade ederek, bu hastalıkta unutkanlık ve dalgınlık durumlarının görülebildiğini kaydetti.

Günümüz şartlarında insanların yoğun çalışma şartlarından ve vakit kaybetmek istememesinden dolayı hızlı tüketim ürünlerine yöneldiği aktaran Ümit, tüketimi gün geçtikçe artan bu ürünlerin gerekli olan vitamin ve minerallerin alınmasını önlemenin yanında kişide kilo problemleri de oluşturduğunu söyledi.

Ümit, “Kilo problemi yaşayan kişiler hızlı şekilde kilo vermek istediği için sonrasında ihtiyacı olandan çok daha az beslenmeye başlıyor bu durum da gerekli vitamin ve minerallerin alınmasını engelliyor. Gerektiği kadar, zamanında ve doğal ürünlerle yani vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayabilecek besinlerle beslenmek, kötü beslenme sonucu ortaya çıkan unutkanlık problemini ortadan kaldırabiliyor.” bilgilerini verdi.

“Genç yaşta geçirilen kazalar unutkanlığa neden olabiliyor”

Dr. Sevinç Ümit, genç yaşta geçirilen bazı operasyonların, kazaların veya ciddi hastalıkların da kişide unutkanlığa neden olabileceğini ifade ederek, şöyle devam etti:

“Sistemik hastalıklar, tiroid bezlerinde problem olması sonucu gelişen guatr hastalığı, şeker hastalıkları gibi hastalıklar da doğru şekilde tedavi edilmediği sürece unutkanlığa neden olabiliyor. Bu hastalığın bir uzman kontrolünde doğru şekilde tedavi edilmesi unutkanlık probleminin görülmesi riskini ortadan kaldırıyor. Ayrıca unutkanlık probleminin gençlerde görülmesinin en büyük nedenlerinden olan bilgisayar ve telefon gibi teknolojik aletlerin kullanımının sınırlandırılması ile unutkanlık probleminin bir miktar önüne geçilebileceği düşünülüyor.

Kişi için önemsiz olan bir şeylerin unutulması çok önem taşımasa da bu unutkanlık zamanla daha önemli şeylerin unutulmasına ve günlük aktivitelerin gerçekleştirilmesinde zorluklar yaşamaya neden olabiliyor. Bu nedenle unutkanlık probleminin erken dönemde fark edilip, bu konuda bir uzmandan yardım alınması önemli zira erken tedavi yönteminde iyileşme oranının daha yüksek olduğu belirtiliyor.”

Muhabir: Musab Turan

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Dijital çağın en yaygın iletişim araçlarından olan sosyal medya platformlarının kullanımını her geçen gün artıyor. Online istatistik portalı Statista verilerine göre, dünyada aktif internet kullanıcı sayısı 4,66 milyar kişiye ulaşırken, aktif sosyal medya kullanıcı sayısı ise 4,22 milyar kişiye ulaştı. Sosyal medya kullanımı her geçen gün artarken, sosyal medya bağımlılığı ve sosyal medya kaynaklı depresyon gibi sorunlardaki artış da dikkati çekiyor.

Sosyal medya kaynaklı depresyon sorunu ile ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan İstanbul Medipol Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Biriminden Uzman Klinik Psikolog Sevilay Sitrava, çoğunluğun yapıp ettiklerinin insanların karar verme süreçlerinde etkili olduğunu söyledi.

Sosyal medyanın rolüne değinen Sitrava, “Hele ki günümüz şartlarında, ilişki, sevilme, beğenilme, tercih edilme gibi kavramların sosyal medya üzerinden yaşandığını düşündüğümüzde, görünür çoğunluğun nasıl güzel olmaya çalıştığını takip etmek kaçınılmaz oluyor. Tabii bu çok ikircikli bir durum. Bir yandan öteki insanların neleri tercih ettiği yol gösterici oluyor. Ancak öte yandan, kişinin kendi bireyselliğinin de önünü geçme riski taşıyor.” diye konuştu.

Sosyal bir çevrede yaşarken diğer insanlarla etkileşimin çok kıymetli olduğunun altını çizen Sitrava, ilişki kurarak, etkileşim halinde olarak insanların kendilerini hem keşfetme şansı edindiklerini hem de birçok yeni bilgi öğrenebildiklerini belirtti. Sitrava, “Ancak bir yandan da bunu yaparken kişinin kendi duygusuna, düşüncesine, beklentilerine ne kadar temas ettiği ve bunlara ne kadar sahip çıktığı soruları akla gelir. Eğer kendi duygusundan, düşüncesinden mesafe almışsa, kendinden uzaklaşmışsa, o zaman biz bu etkileşimin çok da yararlı değil, ancak yıkıcı tarafını görürüz. O nedenle de, kadınların özellikle kendisinden uzaklaştığı, çoğunluk gibi olmaya çalıştığı, ancak bunu yaparken kendisine ne kadar uyumlu olduğu tartışılır hale gelmiştir.” şeklinde konuştu.

“Kendini fiziksel olarak değiştirmeye çalışma çabasının da bir anlamı olmak zorundadır”

Sosyal medyada kendisini kusursuz bir şekilde güzel olarak göstermeye çalışan insanların çokça takip edildiğini belirten Sitrava, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Filtrelerle, cerrahi operasyonlarla insanlar gerçekte var oldukları durumdan, başka bir durumda var oluyor. Buradaki iki önemli mesele tam da bunlar; gerçekte nasıl var olduğu ve aslında nasıl olmak istediği. Birincisi gerçek olan, somut olan. İkincisi ise, hayalinde olan. İnsanların kendilerinde beğendikleri yanları olabileceği gibi, beğenmedikleri tarafları da olabilir. Bu gayet anlaşılır bir durumdur. Ancak bu kendini fiziksel olarak değiştirmeye çalışma çabasının da bir anlamı olmak zorundadır. Kendini iyi hissetmeme, kendini daha güzel hissetmek isteği, daha çok beğenilme arzusu, daha çok takdir görme beklentisi olabilir. Buradaki amacın ne olduğu, bu durumun ne kadar sağlıklı ya da sağlıksız olduğunu gösterir bize.

Eğer kişinin kendisini değiştirme, filtreleme, ya da ameliyatla kendinde farklılıklar yaratmayı isterken, zihninde kendisine değil de, bir öteki insana öncelik veriyor ve onun/onlar tarafından beğenilme arzusuyla yapıyorsa, bu bizim için sağlıksız bir durumu işaret eder. Çünkü kişi bunları yaparken, beğenilmeme, sevilmeme, tercih edilmeme kaygısından yapıyor demektir.”

“Kişi, kendi zihninde ne düşündüğüne değil, öteki insanların ne düşündüğüne odaklanır”

Bu tarz kişiliklerin kendi istekleri yerine, öteki insanların zihnini okumaya çalıştıklarını anlatan Sitrava, “Bu öteki insanla dediğim, kendi etrafında olan arkadaşları, sosyal çevreleri olabilir, ya da sosyal medyada takipçi sayısı fazla olan insanlar da olabilir. Yani, bir şekilde çoğunluğun ne yaptığı önemli hale gelir. Kişi, kendi zihninde ne düşündüğüne değil, öteki insanların ne düşündüğüne odaklanır. Kişi, kendini nasıl gördüğünde mutlu olduğuna değil, öteki insanların nasıl beğenildiğine dikkat çekmekten, kendisinin de aynı şekilde olursa beğenileceğine dair inanç geliştirir. Kişi böylece maalesef giderek kendisinden uzaklaşır. Kendi duygusundan, kendi önceliklerinden, kendi isteklerinden mesafe almış olup, artık kendini tanımaz hale gelir. Bu aslında ne kadar da ürkütücü bir durum. Kişi bir bedenin içinde yaşıyor, ancak o bedene sahip olan iç dünyayla temas halinde değil. Onun yerine, ötekilerin ne düşündüğü ve ne hissettiğiyle ilgilenmekten kendisini alıkoyamıyor. Günün sonunda tabii ki de psikolojik sıkıntıların görülmesi kaçınılmaz.” yorumunda bulundu.

“Kişi, kendi bedenine bir ötekinin gözünden, kendisine yabancılaşmış oluyor”

Bu durumun sevilmeme, beğenilmeme kaygısından kaynaklandığını tekrar vurgulayan Sitrava, bu kaygılı olma haliyle baş edebilmek için insanların kendilerine filtre koyduklarını ya da kendilerini cerrahi operasyonla değiştirdiklerini belirtti. Sitrava, şunları söyledi:

“Ama sonra kaygıları gideriliyor mu? Maalesef hayır. Bundan sonra, başka kaygılar beliriyor. Kişi, kendi bedenine bir ötekinin gözünden, beklentilerinden, tercihlerinden bakarken, kendisine yabancılaşmış oluyor. Kendisinin iç dünyasına kulak vermez oluyor, çünkü beğenilen öteki insanlarla zihni meşgul durumda oluyor. Bu da adını koyamadığı, bir türlü anlam veremediği uykularından birden uyandığı, kalbinin hızla çarptığı, ellerinin heyecandan titrediği durumları yaşamasına sebep oluyor olabilir. Bunlar, kaygı bozukluklarının belirtileri. Ve kendisine yabancılaşmış insanların, kendi duygusuna, düşüncesine, beklentisine, önceliğine kulak vermeyen insanların sıklıkla yaşadığı psikolojik durumlardan birisidir.”

Arjantin’in önde gelen kanallardan birinde günlük program sunan, River Plate’in taraftar dergisiyle ilgilenen avukat ve gazeteci Facundo Pastor, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Maradona’nın ölüm haberini aldığınızda nasıl hissettiniz?

Hepimiz sarsıldık, çok üzüldük, çok şaşırdık. Maradona bizi ülke, halk olarak hatta gazeteci olarak alıştırsa da çünkü ölümüne yakın olduğuna dair haberler geliyordu, hepimiz Maradona’nın ölümsüz olduğunu, hiç ölmeyeceğini düşünüyorduk. Ancak bir gün bu haberler gerçeğe dönüştü. Hala da bu durumu kabullenmeye çalışıyoruz.

Arjantin ve Arjantin halkı için futbol nedir?

Arjantinliler için futbol her şeydir. Arjantin halkının kimliğinin bir parçasıdır. Futbol bizim her birimizin aile geçmişinde vardır. Futbol topunun, maçın veya stada gidip maç izlerken hissettiklerimizin ötesinde, futbol tarihin bir parçasıdır, neredeyse Arjantin anayasasının kendisidir.

Bu güçlü kimlik içerisinde futbolun bize verdiği şey de Maradona figürüdür. Maradona, Arjantin’de futbolun diğer adıdır.

Arjantin halkı için Maradona neyi ifade ediyor?

Eğer Arjantin futboldur deyip, Maradona’nın da futbolun diğer adı olduğunda hemfikirsek Maradona Arjantin, Arjantin de Maradona’dır. Onun ölümü, darbe etkisi yarattı. Maradona’nın ölümü, Arjantin’in ve herkesin bir yakınını kaybetmesi gibiydi.

Bütün dünya Maradona’nın, kendi ailesinin, tarihinin bir parçası olduğunu hissediyor. Bu yüzden bizim ağladığımız gibi bütün dünya ağladı. Maradona, Boca Juniors taraftarı ile River Plate taraftarının birbirlerine sarılarak ağlamasını sağladı. Cenaze töreninden sonra, Arjantin futbolu için bir araya gelmesi imkansız olanlar bir araya geldi. Bunu sadece Maradona başarabildi.

Maradona keskin siyasi görüşlerine rağmen halkın genelinin sevgisini nasıl kazandı?

Maradona bütün hayatı boyunca tartışma konusu oldu. Halkta hem sevgi hem de nefret uyandırdı. Buna rağmen çok sevildi ve çok sevilecek. İnsanlar onu olduğu gibi onun samimiyetini, şeffaflığını sevdi. O, güçlünün değil her zaman zayıf olanın yanındaydı. Burası sıradan, işçi insanların ülkesi ve Maradona bunu, sıradan olanı, işçiyi temsil ediyordu. Tam olarak bu da futbol tutkusuyla harmanlandı.

Maradona’nın 1986’da İngiltere’ye attığı golün Malvinas Savaşı ile alakası nedir?

O maç, Maradona’nın bütün Arjantinlilerin kalplerinin kapısını çaldığı andı ve tam anlamıyla da o kapıdan girdi. Malvinas Savaşı üzerinden 4 yıl geçmişti ve Arjantin ile İngiltere savaşta değil ama futbol maçında yeniden karşı karşıya geliyordu. Maradona orada 2 gol attı, biri kusursuz, biri kusurlu, biri gerçek biri gerçek dışı, biri doğru biri yalan iki gol. O gollerin biri Tanrı’nın eliyle diğeri ise Tanrı’nın ayaklarıyla atıldı ve böylece Maradona kalıcı bir şekilde bütün Arjantinlilerin gönlüne taht kurdu. Çünkü o maçtan birkaç hafta sonra, Maradona, savaşta ölen çocukları düşünerek oynadığını söyledi ve bu Arjantin halkı için çok duygulandırıcıydı.

Maradona’ya Arjantin dışında gösterilen sevgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maradona’ya duyulan sevgi, sadece Arjantin’in içinde değildi aksine o ülke sınırlarını aşmayı başarmıştı. Hatta İngilizlerin bile sevgisini kazanmıştı. Bana öyle geliyor ki şu an Arjantin’de en çok söylenen şey, Arjantin’in bir parçası hayatını kaybetti. Bunu genişletebilir ve şöyle diyebiliriz; dünyanın, dünya futbolunun bir parçası yaşamını yitirdi ve bu yüzden bütün dünya ağlıyor, bu yüzden bütün stadyumlarda anılıyor. Dünyanın bugün biraz daha üzgün olduğunu söyleyebiliriz.

Maradona’yı uyuşturucu bağımlılığına götüren şey neydi?

Sanırım Maradona’nın karanlık, hakkında konuşmakta zorlandığımız yanı bu olsa gerek. Maradona, 16 yaşındayken anne-babasının, kardeşlerinin ebeveyni olmak zorunda kaldı. Bu, 16 yaşındaki bir çocuk için çok fazla bir baskıydı. O, her yıl biraz daha büyüyor ve bir milyonere dönüşüyordu. Dünya ayaklarının altındaydı, gittiği yerde yürüyemiyordu bile, özgür değildi. 45-50 yıl boyunca doğru dürüst yaşayamadı ve bu durum Maradona’yı bağımlılığa, uyuşturucuya itti. Bence bu, Maradona’nın hiçbir zaman kazanamadığı bir maçtı. Önce uyuşturucu, sonra alkol. O, bağımlılıkla mücadele için çok uğraştı. Uyuşturucuyu yendi, fakat alkolü yenemeden hayatını kaybetti. Sanırım bağımlılık onun kaçış yoluydu, birkaç dakikalığına Maradona olmamak için uyuşturucu kullanıyordu ve kendisine ait olmayan bir hayatı yaşamaya çalışıyordu. Maradona, Maradona’ydı ve o, bu hayatı yaşamayı öğrenmiş olmalıydı. Tıpkı ona yazılan şarkının dediği gibi, “Eğer Maradona olsaydım, hayatım nasıl olurdu…”

Maradona’nın en mutlu olduğu zamanlar hangileriydi?

Bence Maradona hayatının başlarında çok mutluydu. Doğduğu yer Villa Fiorito’dayken, en büyük oyuncağı futbol topunun peşinde koşarken… Eski eşi Claudia ile evlendiğinde, kızları olduğunda, zamanla diğer çocuklarını kabul ettiğinde mutluydu. Dede olduğunda mutluydu. Elbette Dünya Kupası’nı kaldırdığında mutluydu. Futbola döndüğünde, bağımlılıktan biraz olsun kurtulabildiğinde mutluydu. Tabii onun tam mutlu olmayı başardığı zamanlar sayılıdır. Aynı zamanda hem Maradona olmak hem de mutlu olmak zor olmalı.

Maradona çok fakir bir mahalleden en zirveye çıktı. Sizce bu durum onun kişiliğini nasıl etkiledi?

Maradona’nın çıktığı mahalleden çıkıp geldiği seviyeye ulaşmak zor bir iş. Kenar mahalleden çıkıp cumhurbaşkanlarının ilgilendiği saraylara girmek, Rollingstone ile Queen ile bir araya gelmek, Oxford’a gitmek, dünyayı gezmek, hep kırmızı halıyla karşılanmak… Sanırım bu durumun, herhangi bir insanın hayatını değiştireceğini düşünmek kaçınılmaz olsa gerek. Maradona’nın hayatı bazen iyiye, bazen de kötüye doğru değişti ve bir şekilde kendi kurbanı olarak öldü.

Maradona’nın ölümüyle başlayan soruşturma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Maradona’nın ölümüyle Arjantin’de bir soruşturma başlatıldı. Maradona’nın tedavisinden sorumlu doktorların, onun hastaneye kaldırıldıktan sonra işleri doğru ve düzgün bir şekilde yapıp yapmadığı araştırılıyor. Maradona kalp yetmezliğinden öldü ancak kalp yetmezliğine yol açacak bir durum var mıydı, doktorları Maradona ile iyi ilgileniyor muydu, gerekli ilaçları alıyor muydu, beyin ameliyatı olduktan sonra olması gereken yerde miydi, Arjantin adaleti bunu araştırıyor. Bu soruşturma oldukça uzun sürecek ve kesinlikle Maradona’nın hikayesinin son sayfasını yeniden yazacak. Maradona nasıl öldü, Maradona neden yalnız öldü, Maradona neden doktorları tarafından kötü muamele gördü, neden tam anlamıyla terk edilmiş durumdaydı ve kimler ölmesine izin verdi? Tüm bunlar, Arjantin adaletinde yeni başlayan, çok uzun sürecek ve tarihe geçecek bir davanın aydınlatmaya çalıştığı şeyler.

Doktorlar tarafından bir ihmalin söz konusu olduğunu düşünüyor musunuz?

Şahsen, eğer Maradona doğru tedavi edilmiş olsaydı, bugün bu röportajı yapıyor olmazdık, Maradona’dan konuşmazdık diye düşünüyorum. Muhtemelen Maradona uzun yıllar yaşardı ve Maradona hakkında daha çok tarih yazardık. Yani Maradona ölmemiş olurdu.

Maradona son dönemlerinde yalnız görünüyordu veya bunu kendisi tercih etmişti, sizce bunun sebebi neydi?

Maradona kendisi istediği için mi yoksa onu yalnız bıraktıkları için mi yalnızdı, bu iyi bir soru. Bence her ikisinden de biraz var. Bence Maradona’yı yalnız bıraktılar ancak o da ailesinden, kızlarından, arkadaşlarından, Arjantin milli takımındaki arkadaşlarından uzaklaştı. Bu, Maradona’nın son dönemi için çok kötü bir durumdu. Hem o insanlardan uzaklaştı, hem de içinde bulunduğu durum nedeniyle insanlar ondan uzaklaştı ve bunların hepsi önlenebilir, üzücü bir ölümle sonuçlandı.

Maradona’nın mirası sizce nasıl dağıtılacak, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Maradona öldü ve doktorları hakkında adli soruşturma başlatıldı ancak kısa süre içinde Maradona’nın servetinin ne olacağını konuşuyor olacağız. Maradona’nın kaç parası var? Ne kadar para bıraktı? Dünya çapında kaç işletme bıraktı? Venezuela’da İtalya’da Küba’da Arjantin’de iş yerleri var. Sanırım bu noktadan itibaren büyük bir savaş çıkacak Maradona’nın mirasının adaletli bir şekilde nasıl bırakılacağı hakkında. Maradona’nın kabul ettiği çocukları var, hala tanınabilecek çocukları da var. Şu an adli tanınması olan 5, Maradona’nın çocuğu olduğunu iddia eden ancak resmi tanınma almayan 3 çocuğu var. Bu durum, Maradona’nın mirasının büyük bir davanın parçası olacağını gösteriyor ama asıl önemli olan Maradona’nın ne bıraktığını belirlemek. Kaç para var, onu kimse bilmiyor. Kimi 100 milyon dolardan bahsediyor, bazıları 75 milyon dolar, 500 milyon dolar diyen var. Kimse Maradona’nın parasının nerede olduğunu bilmiyor. Ölümünden bir yıl önce kızlarına çok kızgındı, onlara hiçbir şey bırakmayacağını söyledi. Ancak bu mümkün değil. Bir kişi mirasının bir kısmını bağışlayabilir ama hepsini değil. Kimse Maradona’nın bir vasiyet bırakıp bırakmadığını da bilmiyor. Bunların hepsi yaklaşmakta olan büyük bir yargı savaşının bir parçası olacak ve bu sadece Arjantin’de de olmayacak, İtalya, Venezuela, Küba… Maradona’nın yaşadığı her yerde olacak.

Maradona mutlu mu öldü?

Hayır. Maradona mutlu bir kişi olarak ölmedi. Ben, Maradona’nın üzgün ve yalnız öldüğünü söyleyebilirim. Şimdi Maradona niye üzgün ve yalnız öldü? diye sorabiliriz.

Ailesinin ondan, onun da ailesinden uzaklaşması bir yana, ben Maradona’nın futbol topundan uzak kaldığı için üzgün öldüğünü düşünüyorum. Maradona, uzun zamandır dizindeki, kalçasındaki problemler nedeniyle, son döneminde de beyin ameliyatı ve kalp problemleri yüzünden, bir yaşlının oynadığı şekilde bile olsa top oynayamıyordu.

Maradona elinde futbol topunun olmadığını, koşamadığını fark ettiğinde ve anne-babasını kaybettiğinde mutsuz oldu. Maradona’nın anne-babasıyla ilişkisi inanılmazdı. Onların ölümünün ardından derin bir depresyona girdi, çok üzgündü, çok ağlıyordu. Her röportajda onları anıyordu. Sanırım onları bir daha göremeyeceğini ve top oynayamayacağını anlayınca kendini ölüme bıraktı. Yalnız kalmaya başladı, sonra beyin ameliyatı oldu ve bana göre bu hayata gözlerini yummaya karar verdi.

Bence bu ülkede Maradona çok seviliyordu ama bir o kadar da yargılanıyordu. Arjantinli yazar Roberto Fontanarrosa’nın şu sözleri geliyor hep aklıma “Maradona’nın kendi hayatında yaptığı benim umurumda değil, beni ilgilendiren benim hayatımı nasıl etkilediği.”

Maradona, biz futbolseverlerin hayatını değiştirdi. Bize birçok sevinç yaşattı. Eğer bugün Maradona’ya bir şey diyebilecek olsaydım, gözlerine bakar ve “Bize verdiğin her şey, yaşattığın sevinçler için teşekkürler. Her şey için çok teşekkürler Diego.” derdim.