Gençlerde unutkanlığın sebebi aşırı teknoloji kullanımı ve depresyon

İSTANBUL (AA) – Medicana Avcılar Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Sevinç Ümit, “Unutkanlık probleminin gençlerde görülmesinin en büyük nedenlerinden olan bilgisayar ve telefon gibi teknolojik aletlerin kullanımının sınırlandırılması ile unutkanlık probleminin bir miktar önüne geçilebileceği düşünülüyor.” dedi.

Ümit, AA muhabirine gençlerde görülen unutkanlık nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Genç yaşlarda görülen unutkanlık probleminin altından genelde, modern yaşam ile birlikte daha yaygın şekilde karşılaşılan ruhsal sıkıntıların çıktığını ifade eden Ümit, “Unutkanlığın arkasında genelde depresyon, anksiyete, uyku bozuklukları, vitamin eksiklikleri sonucu oluşan rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Bu vitamin eksikliklerinin başında ise B12 ve folat geliyor. Tiroid hormonlarında görülen herhangi bir problem de unutkanlığa neden olabiliyor ve bu problemin uzmanlar tarafından mutlaka araştırılması tavsiye ediliyor.” diye konuştu.

Günümüzde özellikle de çalışan genç yaştaki kişilerde unutkanlık problemi ile sıklıkla karşılaşıldığını anlatan Ümit, bilgisayar, telefon gibi çeşitli teknolojik aletlerin günümüzde kullanımının çok artması nedeniyle de unutkanlık probleminin genç yaşlara kadar indiğini kaydetti.

“Psikoterapi yöntemi ile depresyon tedavisi yapılabiliyor”

Ümit, unutkanlık probleminin bazı durumlarda altta yatan ciddi bir hastalığı da işaret edebildiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Unutkanlık problemi ciddiye alınması gereken bir problemdir. Depresyon en sık karşılaşılan unutkanlık nedenlerinden biridir. Depresyon, sinir sistemi biyokimyasının kişiyi zorlayan nedenlerle bozulması, dolaylı olarak da sinir sisteminin işlevini kaybetmesi olarak tanımlanıyor. Belirtileri heyecan, takıntı, uykusuzluk veya aşırı uyku durumu, odaklanma problemleri olarak sayılıyor. Kişide odaklanma problemi olması nedeniyle de unutkanlık görülebiliyor.

Günümüz şartlarında çalışma koşullarının yoğun olması, bu duruma bağlı olarak çalışanların sürekli stres altında kalması, geçim zorluğu, hava kirliliği depresyona yol açan etkenler arasında. Depresyonun tedavi edilmesi durumunda, depresyona bağlı olarak gelişen unutkanlık problemi de ortadan kalkabiliyor. Günümüzde çeşitli ilaç ve psikoterapi yöntemi ile depresyon tedavisi yapılabiliyor.”

Kötü beslenmek sonucu ortaya çıkan unutkanlık problemine dikkat

Ümit, epilepsinin (Sara hastalığı) günümüzde sıkça görülen ve kişide nöbet geçirmeye de neden olabilen bir hastalık olduğunu ifade ederek, bu hastalıkta unutkanlık ve dalgınlık durumlarının görülebildiğini kaydetti.

Günümüz şartlarında insanların yoğun çalışma şartlarından ve vakit kaybetmek istememesinden dolayı hızlı tüketim ürünlerine yöneldiği aktaran Ümit, tüketimi gün geçtikçe artan bu ürünlerin gerekli olan vitamin ve minerallerin alınmasını önlemenin yanında kişide kilo problemleri de oluşturduğunu söyledi.

Ümit, “Kilo problemi yaşayan kişiler hızlı şekilde kilo vermek istediği için sonrasında ihtiyacı olandan çok daha az beslenmeye başlıyor bu durum da gerekli vitamin ve minerallerin alınmasını engelliyor. Gerektiği kadar, zamanında ve doğal ürünlerle yani vitamin ve mineral ihtiyacını karşılayabilecek besinlerle beslenmek, kötü beslenme sonucu ortaya çıkan unutkanlık problemini ortadan kaldırabiliyor.” bilgilerini verdi.

“Genç yaşta geçirilen kazalar unutkanlığa neden olabiliyor”

Dr. Sevinç Ümit, genç yaşta geçirilen bazı operasyonların, kazaların veya ciddi hastalıkların da kişide unutkanlığa neden olabileceğini ifade ederek, şöyle devam etti:

“Sistemik hastalıklar, tiroid bezlerinde problem olması sonucu gelişen guatr hastalığı, şeker hastalıkları gibi hastalıklar da doğru şekilde tedavi edilmediği sürece unutkanlığa neden olabiliyor. Bu hastalığın bir uzman kontrolünde doğru şekilde tedavi edilmesi unutkanlık probleminin görülmesi riskini ortadan kaldırıyor. Ayrıca unutkanlık probleminin gençlerde görülmesinin en büyük nedenlerinden olan bilgisayar ve telefon gibi teknolojik aletlerin kullanımının sınırlandırılması ile unutkanlık probleminin bir miktar önüne geçilebileceği düşünülüyor.

Kişi için önemsiz olan bir şeylerin unutulması çok önem taşımasa da bu unutkanlık zamanla daha önemli şeylerin unutulmasına ve günlük aktivitelerin gerçekleştirilmesinde zorluklar yaşamaya neden olabiliyor. Bu nedenle unutkanlık probleminin erken dönemde fark edilip, bu konuda bir uzmandan yardım alınması önemli zira erken tedavi yönteminde iyileşme oranının daha yüksek olduğu belirtiliyor.”

Muhabir: Musab Turan

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi’nden Klinik Psikolog Gözde Göktaş, "Mevsim geçişlerinde 100 kişiden 40’ını etkileyen sonbahar depresyonunda enerjide düşüş, hareketlerinde yavaşlama, kilo kaybı veya artışı, konsantrasyon güçlüğü, değersizlik hissiyatı ve uyku bozuklukları görülebiliyor." ifadelerini kullandı.

Medipol'den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Göktaş, sonbahar bunalımının çoğu kişinin ortak derdi haline geldiğini kaydetti.

Göktaş, düşük ruh hali ve depresyon, kaygı ve aşırı endişe, sinirlilik hali, uyuşukluk, uykululuk ve halsizlik, günlük aktivitelerde ilgi kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkan sonbahar depresyonunun sebeplerinden en önemlisinin güneş ışığının azalması olduğunu vurguladı.

Güneş ışığının azalmasının beyinde seratonin hormonunda azalma ve melatonin hormonu düzeyinde ise artışa neden olduğunu belirten Göktaş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Seratonin hormonu, ruh halini, iştahı ve uyku düzenini etkiler. Uykulu ve depresif hissetme eğilimine neden olan melatonin hormonunda artış görülür. Ayrıca daha az güneş ışığına maruz kalmak daha az D vitamini anlamına da gelir. D vitamini eksikliği de depresyonla ilişkilidir. Dolayısıyla bu havalar bunalımlı ruh haline zemin hazırlar. Sonbahar depresyonundan kaçışın yolu ise rutin hayatta küçük değişiklikler yapmaktan geçer.

Güneş ışığıyla paralel olarak beyinde seratonin hormonunun düşüşü ve melatonin hormonunda artış sonbahar depresyonunu tetikliyor. Mevsim geçişlerinde 100 kişiden 40’ını etkileyen sonbahar depresyonunda enerjide düşüş, hareketlerinde yavaşlama, kilo kaybı veya artışı, konsantrasyon güçlüğü, değersizlik hissiyatı ve uyku bozuklukları görülebiliyor."

-Bitki çayı ve bol su içme tavsiyesi

Göktaş, şu bilgileri paylaştı:

“Hava kapalı olsa dahi gün içerisinde en az 20 ila 30 dakika dışarıda vakit geçirmek size iyi gelecektir. Çok fazla uyumayın kendinizi erken kaldırmaya alıştırın. Keyif aldığınız şeyleri daha sık yapın ve sosyal hayatınıza motivasyon katacak hobiler edinmeye çalışın. Karbonhidrat ve şekerli yiyeceklerden uzak durun ve beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyin. Sporu günlük hayatınızın bir parçası haline getirin. Spor yapmak enerjinizi arttıracağı gibi metabolizmanızı da hızlandırır.

Bol su tüketin, kafeinli içecekleri azaltmak günde 2,5 litre su içmek, bitki çayları içmek duygu durumunuzu düzenlemede size yardımcı olur. Sevdiklerinizle, arkadaşlarınızla zaman geçirmek sosyalleşmek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Meditasyon yapın. Araştırmalar gösteriyor ki meditasyon yapmak depresyon riskini minimize ediyor. Son olarak sonbahar depresyonunun geçici bir durum olduğunu bilin.”

Göktaş, mevsimsel depresyonların kış aylarında da görülebileceğine dikkati çekerek, “Sonbahar, yaz mevsiminden sonra olduğu için sonbahar depresyonuna daha sık rastlanır. Kişi daha önceden depresyon yaşadıysa ya da genetik yatkınlık varsa sonbahar depresyonunu yaşama ihtimali daha da artar. Depresif duygu durumu, kaygı ve endişe genellikle kadınlarda erkeklerden daha sık görülen bir durumdur. Mevsim geçişlerinde her yüz kişiden 30 ila 40 kişiyi etkileyen sonbahar depresyonu tedavi gerektirmeyen düzeyde olabilir. Ancak sonbahar depresyonunun belirtilerinin çoğunu iki haftayı aşkın süredir yaşıyorsanız profesyonel anlamda bir destek almanız gerekebilir.” ifadelerini kullandı.

Medipol Sefaköy Üniversite Hastanesi’nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Dr. Cuma Emiroğlu, mevsim geçişlerinde zayıflayan bağışıklık sistemini güçlendirmenin yollarına ilişkin bilgi verdi.

Emiroğlu, yaz mevsiminden sonbahara geçişle birlikte yorgunluk hissinin arttığına işaret ederek, şunları kaydetti:

“Sonbaharın gelişiyle güneşin etkisini kaybetmesi sonucu metabolizma, ısı değişimlerine maruz kalıyor. Soğuk havayla daha güçlü mücadele edebilmek için metabolizma yavaşlamaya başlar ve bağışıklık sistemini zayıflatır. Mutsuzluk ve depresyon hali de bu dönemde ortaya çıkmaya başlar. Geceleri yeterli ve kaliteli bir uyku, dengeli ve yeterli beslenme, düzenli egzersiz, stresle etkin mücadele, alkol, sigara ve madde bağımlılığından uzak durmak, bu süreçte önemli bir rol oynar.

Hastalıklara karşı zamanında ve uygun aşılama, doğru el yıkama, temizlik ve ağız hijyeni gibi basit önlemler bağışıklık sistemimizin güçlenerek hastalıklara karşı dirençli hale getirilmesine yardımcı olur. Bu dönemde dengeli ve yeterli beslenmeyle de olumsuz etkilerin üstesinden gelinebilir. Mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemini güçlü tutmak için protein, kalsiyum açısından zengin gıdalar tüketin. Depresyona, duygu durum bozukluklarına, hafıza kaybına karşı B12 vitamini içeren besinleri de sofranızdan eksik etmeyin.”

“Yetişkin bireylerin diyetine, günde 2-3 su bardağı kadar süt ve süt ürünleri mutlaka eklenmeli”

Uzman Dr. Cuma Emiroğlu, B12 vitamini eksikliğinin sinir sistemine olumsuz etkileri bulunduğunu, bu eksikliğin depresyona, duygu durum bozukluklarına, hafıza kaybına ve öğrenmede güçlüğe sebep olabildiğini, karamsar ve mutsuz ruh hali yarattığını aktardı.

Emiroğlu, “Karamsar ruh halinden kurtulmak, mutlu olmak bağışıklığımızı güçlendirir. Kalsiyum; vücudun su dengesini sağlar, ödemi azaltır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Süt ve süt ürünleri değerli bir protein kaynağı olmanın dışında kalsiyum içeriği sayesinde de bağışıklık sistemine olumlu katkı sağlar. Bu çerçevede süt, soya sütü, yoğurt, kefir, peynir, yumurta, et, tavuk ve balık gibi kalsiyum ve protein içeren gıdalar tüketilmeli. Yetişkin bireylerin diyetine, günde 2-3 su bardağı kadar süt ve süt ürünleri mutlaka eklenmeli.” ifadelerini kullandı.

“Yumurta ve cevizi sofranızdan eksik etmeyin”

C vitamini ve antioksidan içeren gıdaların iyi bir bağışıklık sistemi düzenleyicileri olduğunu hatırlatan Emiroğlu, devamla şunları kaydetti:

“Kuşburnu, brokoli, portakal, limon, mandalina, kivi, soğan, tere, roka, kırmızı biber C vitamini deposudur. Deniz ürünleri, mantar, susam, tam tahıllar, sarımsak, soğan ve yumurta, selenyum açısından zengin içeriğe sahip. Zararlı mikroorganizmalara karşı bağışıklık sisteminin önemli yardımcılarıdır ve bunlara beslenmede mutlaka yer verilmeli.

Selenyum, aynı zamanda depresyonla mücadelede de etkin minerallerdendir. Bunların yanında ana ve ara öğünlerimizde hindi, kabak çekirdeği, kuru baklagiller, deniz ürünleri, badem, ceviz, fıstık gibi çinkodan zengin gıdalara da yer vermeliyiz. Çinkonun bağışıklık sisteminin temel mekanizmalarında ve serbest radikallerin verdiği hasarı önlemede etkin bir rolü var. Yumurta ve cevizi sofranızdan eksik etmeyin.”

– “Yazın bittiği bu aylarda D vitamini eksikliği açısından uyanık olmakta fayda var”

Uzman Dr. Cuma Emiroğlu, Omega 3 açısından zengin besinlerin sofralardan eksik edilmemesi tavsiyesinde bulundu.

Balık, semizotu, avokado ve keten tohumunun, bağışıklığı destekleyici ve düzenleyici özelliğinden dolayı tüketimine önem verilmesi gerektiğini belirten Emiroğlu, “D vitamini eksikliği, bağışıklık sistemimizi zayıflatarak hastalıklara davetiye çıkardığından yazın bittiği bu aylarda D vitamini eksikliği açısından uyanık olmakta fayda var. En iyi kaynak güneş olmakla birlikte yumurta, süt, somon gibi gıdalar da D vitamini açısından zengin gıdalardır. Bütün bu beslenme önerileri ile birlikte asla akıldan çıkarılmaması gereken yaşam tarzı özelliği de sürekli ve bol su içmenin, düzenli ve yeterli uykunun bağışıklık sistemimizin en büyük yardımcıları olduğunu unutmamak gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.