Girişim sermayesi ekosistemine ayrılan kaynak yatırımcısını bekliyor

ANKARA (AA) – Hazine ve Maliye Bakanlığı, KOBİ ve KOBİ dışı tüm firmaların finansmana erişim imkanlarının artırılmasıyla büyüme ve istihdama katkı sağlanmasını amaçlarken, girişim sermayesi ekosisteminin geliştirilmesi için belirlenen 265 milyon 314 bin liralık bütçe de yatırımcıları bekliyor.

Türkiye’de yatırımların artırılması için finansal sektörü geliştirici çalışmalar, kredi garanti kurumlarına kaynak aktarımı ve hazine destekli kredi kefalet uygulamasıyla teminat yetersizliği bulunan KOBİ ve KOBİ dışı tüm firmaların krediye erişim imkanlarının artırılmasına yönelik faaliyetler yürütülüyor.

AA muhabirinin Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerinden derlediği bilgiye göre, ülkedeki finansal sistemin geliştirilmesi çerçevesinde, Ar-Ge ve yeniliğin finansmanına yönelik etkin mekanizmaların devreye sokulması, yenilikçi sanayi ve teknoloji şirketlerine uygun koşullarda uzun vadeli finansman imkanlarının artırılması hedefleniyor.

Ayrıca, alternatif finansman yöntemlerinin ve finansal araçların geliştirilmesi amaçlanırken, Hazine destekli kredi garanti uygulamasının izlenmesi ve raporlanmasının etkinliğinin artırılması suretiyle bütçe yükü üzerindeki olası artışın engellenmesi öngörülüyor.

KOBİ ve KOBİ dışı tüm firmaların finansmana erişim imkanlarının artırılmasıyla büyüme ve istihdama katkı sağlanması amaçlanırken, finansal ürün ve hizmetlerin çeşitliliğinin artırılması hedefi doğrultusunda alternatif finansman yöntemleri geliştiriliyor. Bu kapsamda Bakanlığın yetki alanında bulunan “girişim sermayesi fonlarına kaynak aktarımı” ve aynı zamanda “üst fonlara kaynak aktarımı kararları” ile girişimcilik ekosistemi destekleniyor ve finansal ürün ve hizmetlerde çeşitlilik artırılıyor.

Girişimcilik ekosistemi hem üst fonlar yoluyla hem de doğrudan fonlar yoluyla desteklenirken, bunlara alternatif finansman yöntemleri de sunuluyor.

Ayrıca, Bakanlık tarafından 2013 yılından bu yana yürütülen Bireysel Katılım Sermayesi (BKS) Sistemi ile melek yatırımcılara lisans, yatırım başvurularına vergi desteği sağlanıyor ve melek yatırım ağları akredite ediliyor.

Geçen yılki bütçenin sadece yüzde 1’i kullanıldı

Bu kapsamda, finansal araç ve piyasalar ile girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesine ve tasarrufların artırılmasına ilişkin çalışmalar yapılırken, girişim sermayesi fonları ile üst fonlara Bakanlık bütçesinden kaynak aktarılıyor. Bireysel katılım sermayesine ilişkin yasal altyapı çalışmalarının yürütülmesi ve bu uygulamaların gelişmesi ve desteklenmesi amacıyla gerekli koordinasyonun sağlanmasına yönelik faaliyetler yürütülüyor.

Böylelikle teknoloji transfer ofisleri (TTO), teknoloji geliştirme bölgeleri (TGB) ve yeterlilik kararı verilmiş araştırma altyapıları (AA) gibi merkezlerde belirli bir aşamaya gelen iş fikirlerinin veya şirketlerin finansmana erişiminin sağlanması, Fintech ekosisteminde Türkiye’yi önde gelen ülkeler arasına sokmak ve erken aşama teknoloji tabanlı şirketlerin ticarileşme süreçlerinde ihtiyaç duyacakları finansal desteğin sağlanması, üniversitelere girişim sermayesi konusunda tecrübe kazandırılması ve bu alanda kendi kendilerini finanse edebilmelerinin önünün açılması amaçlanıyor.

Geçen yıl girişim sermayesi ekosisteminin geliştirilmesi için belirlenen 229 milyon 296 bin liralık bütçenin sadece 2 milyon 319 bin 757 lirası (yüzde 1) harcandı. Bu yıl için de 265 milyon 314 bin liralık bütçe ayrıldı.

Hazine ve Maliye Bakanlığının kaynak aktarma yetkisiyle 11 Kasım 2019’da TÜBİTAK ile TechInvesTR Projesi kapsamında duyuruya çıkılarak başvurusu uygun bulunan fonlarla protokol aşamasına gelinirken, 2015 yılından bu yana üst fonlara kaynak aktarımı yetkisiyle Türk Büyüme ve İnovasyon Fonuna bulunulan taahhüt kapsamında sermaye aktarımları gerçekleştiriliyor.

Bu uygulamalarla girişimcilik ekosistemi hem üst fonlar tarafından hem de doğrudan fonlar tarafından destekleniyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince 12 Temmuz’da gerekçeli kararı tamamlanan Akıncı Üssü darbe girişimi davasının delilleri arasında Sökmen’in görüntüleri de yer aldı.

Gerekçeli kararda yer verilen görüntü döküm belgesine göre Sökmen, 143. Filo Komutanlığının güvenlik kameralarınca kaydedildiğinde saatler 10.21’i gösteriyor.

Ankara’yı bombalayan darbeci pilotlara talimat verilen 143. Filo Komutanlığının koridorunda ilerleyen Sökmen, filo komutanın odasının girişinde karşılaştığı eski pilot yarbay Tahir Neşet Öncü’ye güvenlik kameralarını işaret ederek, bir şeyler konuşuyor.Bu görüşmeden sonra elleri cebinde filo komutanının odasına yönelen Sökmen, kapı girişinde güvenlik kamerasının kadrajında yer almayan biriyle görüştükten sonra sivil imamların bulunduğu Öğretmen Gazinosu’na gidiyor. Sökmen’in, görüntülerdeki rahat tavırları dikkati çekiyor.

Dava dosyasındaki bu deliller, Sökmen’in firar etmeden önceki görüntüleri olarak kayıtlara geçti.

Görüntü döküm belgesine göre 143. Filo Komutanlığının güvenlik kamera saatlerinin 47 dakika geride olduğu, bu nedenle ekrana yansıyan saatlere bu sürenin eklenmesi gerektiği vurgulandı.

Konseyin karanlık yarbayı

AA muhabirinin dava dosyalarından derlediği bilgiye göre, 1976’da Erzincan’da dünyaya gelen Sökmen, FETÖ ile küçük yaşlarda tanıştı.

Örgüt içerisinde “Abdullah” kod adını kullanan Sökmen, Harp Okulundan mezun olduktan sonra mesleğe jandarma teğmen olarak başladı.

Hukuk fakültesi mezunu da olan Sökmen, darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığında Asayiş Şube Müdürü olarak görev yapıyordu.

İhanet girişiminin sivil kanadını oluşturan mahrem imamlardan Adil Öksüz başkanlığında 6-7-8-9 Temmuz 2016’da Ankara Konutkent’teki villada düzenlenen darbeye hazırlık toplantılarına katılan ve darbe girişimi akşamı Akıncı Üssü’nde olması istenen Sökmen’e ayrıca örgüt mensubu jandarma personelini koordine etme talimatı verildi.

Darbe girişiminin ilk saatlerinde planlandığı gibi Akıncı Üssü’ne giden Sökmen, 143. Filo’da Ankara haritası üzerinde bombalanacak yerlerin planlanmasına katıldı.

Ardından sabah saatlerine kadar darbe girişiminin başarılı olması için Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemlerine katılan darbeci yarbay Sökmen, başarısız olduklarını anlayınca Akıncı Üssü’nden kaçmayı başardı.

Parmak izi çıktı

FETÖ’nün kriptolu haberleşme programı ByLock kullanıcısı olan Sökmen’in parmak izi, üzerinde “TİB İncek” ve “Gölbaşı Polis Özel Harekat” yazan haritalarda tespit edildi.

Yarbay rütbesinde olmasına rağmen darbeyi yöneten sözden “yurtta sulh konseyi”nde yer alması nedeniyle “karanlık yarbay” olarak da bilinen Sökmen, terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride bulunuyor.

Başına 4 milyon lira ödül konulan Sökmen, olay tarihinde Türkiye genelinde yaşanan terör eylemlerinden sorumlu tutuluyor.

ANKARA (AA) – Cumhuriyet’in kurulmasının ardından birçok kez çok partili hayata geçişle ilgili girişimde bulunan Türkiye’de, gerçek anlamda çok partili ilk demokrasi sınavı ise 21 Temmuz 1946’daki genel seçimleriyle yaşandı.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin siyasal yaşamı günümüze gelene kadar çok parti denemeleri ve askeri darbeler nedeniyle önemli badireler atlattı. Temeli Atatürk zamanında atılan çok partili hayata geçiş ise kolay olmadı.

Demokrasinin bir gereği olarak çok partili hayata geçişin öncülüğünü yapan Atatürk, Halk Fırkasını kurdu. Onun açtığı yolda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Ancak iki partinin çeşitli sorunlar nedeniyle kısa sürede kapanması nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu dönemde çok partili hayata tam manasıyla geçilemedi.

Türkiye’de gerçek anlamıyla çok partili hayata geçişin dönüm noktası ise 2’nci Dünya Savaşı süreci oldu.

Türkiye, 1939-1945 yılları arasında yaşanan savaşa fiilen katılmamış olsa da savaşın olumsuz etkilerini ekonomik ve siyasi anlamda oldukça sert bir biçimde yaşadı. Savaş koşulları nedeniyle savunma harcamalarında yaşanan artış, bazı temel ihtiyaç mallarının yokluğu ve hayat pahalılığı, özellikle dar gelirli vatandaşları oldukça olumsuz şekilde etkiledi.

Sıkıntıları hafifletmek için tedbir alınsa da savaşın yıkıcılığı karşısında bu tedbirler de yeterli olamadı.

Savaş döneminde oluşan bu olumsuz hava, vatandaşlar arasında tek parti yönetimine yönelik hoşnutsuzluğu da artırmaya başladı. Bu hoşnutsuzluk ise çok partili hayata geçişin iç dinamiğini oluşturdu.

Avrupa’da özgürlük rüzgarları

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da demokratik olmayan yönetimler yıkılmış, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar önem kazanmaya başlamıştı. Bunun yanında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e girişi ve Batılı devletlerle yakınlaşması da daha demokratik bir sistemin yerleşmesine zemin hazırlamıştı. Bütün bu iç ve dış gelişmelerle beraber Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de savaşın zorunlu kıldığı şartlar ortadan kalktıkça, ülkenin siyasal ve kültürel hayatında demokratik ilkelerin gittikçe daha fazla yer tutacağını vurgulayarak, çok partili sisteme geçişin destekleyicisi olmuştu.

Türkiye’de tam olarak çok partili hayata geçiş, 18 Temmuz 1945’te, Nuri Demirağ’ın başkanlığında Milli Kalkınma Partisinin kurulmasıyla olmuştu ancak bu süreçte kurulan en önemli parti, Demokrat Parti oldu.

Demokrat Parti, 1945’te “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” görüşülürken CHP milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın muhalif bir tavır sergilemesi sonucunda kuruldu. Daha fazla demokrasi talep eden bu grup, Türkiye tarihine “Dörtlü Takrir” olarak geçen bir önerge verdi. Aynı milletvekilleri daha sonra Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılarak 7 Ocak 1946’da Demokrat Partiyi kurdu.

İlk seçimi CHP kazandı

13 partinin daha kurulduğu bu dönemde, 21 Temmuz 1946’da yapılan ilk çok partili seçimi Cumhuriyet Halk Partisi kazandı. Milletvekili genel seçimlerinde CHP 397, Demokrat Parti 61 ve bağımsızlar 7 milletvekilliği kazandı.

1950’de yapılan genel seçimler ise Demokrat Partinin zaferiyle sonuçlandı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla sandıktan çıkarken, 27 yıldır ülkeyi yöneten CHP ise iktidarını kaybetti.

“Yeter söz milletindir” sloganı ile seçimlere giren Demokrat Parti, 487 milletvekilliğinin 416’sını kazandı. Böylece demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan çok partili hayat Türkiye’de işlemeye başladı.

Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanarak, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle iktidardan indirilene dek 10 yıl boyunca ülkeyi yönetti.

Muhabir: Barış Gündoğan