GSK Türkiye, HIV tedavisinde kullanılan patentli inovatif ürününün yerel üretim ruhsatını aldı

İSTANBUL (AA) – GSK Türkiye, Türkiye'nin sağlıkta yerelleşme politikası ile uyumlu olarak, HIV alanında patent koruması devam eden ürünün yerelleştirme sürecini tamamlayarak ilacın Türkiye'de üretimi için ruhsat aldı.

GSK Türkiye'den yapılan açıklamaya göre, şirket, büyüme hedefleri çerçevesinde, faaliyet gösterdiği alanlarda karşılanmamış medikal ihtiyaçların giderilmesi ve yenilikçi ürünlerin erişime sunulmasına öncelik veren çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda GSK Türkiye, Türkiye'nin orta vadeli kalkınma planına uygun olarak yerelleşme yatırımlarını güçlendirme yolunda önemli bir adım attı. Bu doğrultuda, Türkiye'nin sağlıkta yerelleşme politikası ile uyumlu olarak, HIV alanında patent koruması devam eden ürünün yerelleştirme sürecini tamamlayarak ilacın ülkemizde üretimi için ruhsat aldı.

300 yılı aşkın geçmişine 5 Nobel Ödülü sığdıran ve sağlık alandaki yenilikçi yaklaşımı ile öne çıkan GSK, Türkiye’de solunum, aşı, HIV, merkezi sinir sistemi hastalıkları, dermatoloji, üroloji, onkoloji ve anti-infektifler odaklı olmak üzere sekiz tedavi alanında 60 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor.

Türkiye'de yerelleşme alanında önemli çalışmalarda bulunan şirket, 4 yerli üretim ortaklığı ve 30 milyon sterlin tutarındaki yatırımıyla, yerel üretim oranını yüzde 62'den yüzde 74'e çıkarmayı hedefliyor. HIV tedavisindeki patentli inovatif ürünün üretimi bu hedef doğrultusunda atılmış önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Server Serdaroğlu, "Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, toplumda sık görülen ve aniden ortaya çıkıp aynı gün içinde kendiliğinden kaybolabilen kaşıntılı, kabarık ve ödemli plaklarla karakterize bir cilt hastalığı" dedi.

Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği tarafından Novartis iş birliğiyle 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü vesilesiyle ürtiker hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmak üzere “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesi hayata geçirildi

Novartis'ten yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Serdaroğlu, ürtikerde düzenli kontrolün önemli olduğunu vurgulayarak, Türkiye’de yaklaşık 900 bin kronik ürtiker hastası olduğunu belirtti.

Serdaroğlu, kronik ürtikerin 20-40 yaş arasında genç erişkinlerde ve özellikle kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görüldüğünü kaydetti.

Ürtikerin bir cilt hastalığı olduğunu ifade eden Serdaroğlu, şu bilgileri paylaştı:

"Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, toplumda sık görülen ve aniden ortaya çıkıp aynı gün içinde kendiliğinden kaybolabilen kaşıntılı, kabarık ve ödemli plaklarla karakterize bir cilt hastalığıdır. Ürtikerin yaklaşık altı haftadan daha kısa süren akut formları dışında yıllarca süren kronik formları da vardır. Kronik ürtiker, gözlemlenen tetikleyicilere göre kronik spontan ve kronik uyarılabilir olarak ikiye ayrılıyor.

Kronik spontan ürtikerde, belirli bir tetikleyici olmaksızın belirtiler ortaya çıkarken, kronik uyarılabilir ürtikerde deriyi çizme, basınç uygulama, soğuk ya da sıcak teması, güneş ışınlarına maruz kalma ve egzersiz gibi çeşitli fiziksel uyaranlar hastalığı tetikliyor. Çeşitli ilaçlar, enfeksiyonlar, bazı hormon hastalıkları, stres ve besin katkı maddeleri gibi faktörler hastalığı ortaya çıkarabiliyor ya da alevlendirebiliyor. Bu faktörlerin tespit edilip müdahale edilmesi, hastalığın yatışmasını kolaylaştırıyor."

Özellikle kronik spontan ürtikerin hasta yaşam kalitesini belirgin şekilde olumsuz yönde etkilediğini aktaran Serdaroğlu, "1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde farkındalığı artırmanın ve hastaları bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ürtiker hastaları aynı zamanda, bilgi eksikliğinden doğan yanlış anlaşılmalardan dolayı iş yaşamlarında ve sosyal hayatlarında rahatsız edici bakışlara ve davranışlara maruz kalabiliyor. Hastalıkla ilgili önyargıları yıkarak hastalarda ve toplumda bilinirliği artırmak hastalıkla mücadelede önemli bir basamak." değerlendirmesinde bulundu.

Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği, Novartis iş birliğiyle 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü kapsamında ürtiker hastalığı hakkında toplumu bilgilendirmek ve kamuoyunda farkındalık yaratmak üzere “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesi hayata geçirildi. “Ürtikeri Değil Hayatını Yaşa” sloganıyla başlatılan “Ürtikerle Yaşama Sanatı” projesiyle dans, resim ve vücut boyama gibi sanatın çeşitli dallarıyla ürtiker hastalarının içinde bulunduğu zorlu yolculuğa dikkat çekiliyor. Proje kapsamında hazırlanan video serisinde ürtiker hastalarının karşılaştıkları zorluklar sanatsal bir dille ele alınarak hastalık semptomları gerçek bir deneyime dönüştürülüyor.

AKSARAY (AA) – Aksaray Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bazı kişilerin yeni tip koronavirüsten korunmak adına vücut için zararlı, yanlış uygulamalara yönelebildiğini söyledi.

Vatandaşlar arasında doğru bilinen bazı yanlış tutumlar olduğunu anlatan Çalıkoğlu, şöyle konuştu:

“Yanlış uygulamalardan biri, sirkeli suyla duş almak. Bu uygulama vücudumuz için çok yanlış. İleri derecede kızarıklık, kuruluk ve tahriş yapabilir. Vatandaşlarımızdan kesinlikle böyle bir şey yapmamalarını istiyoruz. İkinci yanlış uygulama da kaynar suyla duş almak. Bunları yapınca ‘koronavirüsten koruyor’ gibi yanlış tutumlar var. Kaynar suyla duş almak da vücudumuz için çok tehlikeli, ikinci derece yanıklara yol açabilir.”

“El çatlağı her türlü enfeksiyona açık”

Çalıkoğlu, koronavirüsten korunmak için ellerin renksiz, kokusuz kalıp sabunlarla yıkanmasını önerdiklerini ifade etti.

El yıkama konusunda uyarılarda bulunan Çalıkoğlu, “Normal koşullarda el yıkama sıklığımız günde 6-8 kez olmalı. Bu dönemde günde 15-20’ye çıkmış durumda. Her el yıkama eli kurutuyor. Nemlendirme olmazsa kuruyan el önce kızarır, sonra da çatlar. El çatlağı da her türlü enfeksiyona açık olur. Bu nedenle her el yıkamadan sonra nemlendirici kullanmalıyız.” dedi.

Sabunun kullanılmadığı durumlarda, özellikle market gibi kalabalık ortamlara girildiğinde dezenfektan ve kolonyadan faydalanılması gerektiğini belirten Çalıkoğlu, şunları kaydetti:

“Hemen arkasından nemlendirici kullanmak çok önemli. Ev temizliğinde çamaşır suyu çok kullanılıyor, çamaşır suyuna elleri direkt temas etmemeliyiz, eldiven kullanmalıyız. Lastik eldivenler bazı kişilerde alerji yapabilir. İçi pamuklu ‘egzama eldivenleri’ kullanılabilir. Bu eldivenler bütçemiz için uygun değilse, lastik eldivenlerin içine pamuklu kumaştan astar dikebiliriz. Sağlık Bakanlığımızın bu yöndeki bütün önerilerini destekliyoruz. Bu seferberlik programında elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.”