'Hızlı tren' hattı altyapı çalışmaları Bulgaristan sınırına yaklaştı

EDİRNE (AA) – Haziran 2019’da yapımına başlanan Çerkezköy-Kapıkule demir yolu hattında yüzde 44 fiziki ilerleme sağlandı.Projenin çevre mühendisi İhsan Gökhan Özbahçali, AA muhabirine, saatte 200 kilometre hıza uygun, sinyalli ve elektrifikasyonlu inşa edilecek hattın 153 kilometre uzunluğunda olacağını söyledi. Özbahçali, “Proje kapsamında 53 alt geçit, 59 üst geçit, 16 demir yolu köprüsü, 2 tünel, 194 menfez ve 3 viyadüğün yapım çalışmaları devam ediyor.” dedi.

Özbahçali, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ı hızlı tren ağına bağlayacak projeyle Halkalı-Kapıkule arasında yük trenleri için seyahat süresinin 8 saatten 3,5 saate, yolcu trenleri için ise 3,5 saatten 1 saat 35 dakikaya ineceğini ifade etti.

Hızlı tren hattı çalışmalarının Bulgaristan sınırı olan Kapıkule Sınır Kapısı’na kadar geldiğini anlatan Özbahçali, “O bölgede viyadük ve köprü çalışmalarımız tamamlandı. Yollar hazırlandı. Ürettiğimiz traversler de ilerleyen dönemde bölgede rayların döşenmesinde kullanılacak.” diye konuştu.

Çevreci proje

Özbahçali, hızlı tren projesinin çevreci bir proje olduğunu, çalışmalarda çıkan toprağın mera alanlarının ıslahında kullanıldığını aktardı.

Bugüne kadar 2 milyon metrekareye yakın mera alanının ıslah edildiğini aktaran Özbahçali, bu konuda olumlu dönüşler aldıklarını, ıslah edilen mera alanlarında ot veriminin de arttığını dile getirdi.

Özbahçali, projenin, hat güzergahı boyunca organik toprağın korunarak tekrar kullanılması, yaban hayatı için geçişler yapılması ve ses perdesi imalatı gibi tüm çevresel önlemlerin de dikkate alınarak tasarlandığını vurguladı.

Toplam uzunluğu 229 kilometre olan Halkalı-Kapıkule Demir Yolu Hattı tamamlandığında Türkiye ve Trans Avrupa ağları yüksek standartta birbirine bağlanacak.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

SOFYA(AA) – 4 Nisan 2021’deki seçim sonucu hükümet kurulamaması nedeniyle alınan erken seçim kararı kapsamında düzenlenen parlamento seçimi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında saat 07.00’da başladı.

Seçmenler, ülkede 13 bin, yurt dışında ise 748 seçim merkezinde oy kullanıyor.

Seçimde, 23 parti ve koalisyonun gösterdiği yaklaşık 5 bin 81 aday yarışıyor.

Kovid-19 tedbirleri kapsamında karantinada bulunan seçmenler, seyyar sandıklarda oy kullanıyor.

Seçim öncesi yapılan anketler, 6 parti ve koalisyonun parlamentoya girebileceğini gösteriyor.

Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Partisi Genel Başkanı Mustafa Karadayı, sabah erken saatlerde oyunu Kırcaali şehrinde kullandı.

Karadayı, sandık başında yaptığı açıklamada, “Son 12 yıldır Bulgaristan’da devletçilikte, demokraside kriz yaşanırken, insan hakları alanında geri adımlar atılıyor. Siyaset, artık normalleşmeye ihtiyaç duyuyor.” dedi.

Oy verme işlemi saat 20.00’da tamamlanacak ve Merkez Seçim Komisyonu kararıyla bu süre en fazla bir saat uzatılabilecek.

4 Nisan 2021’de yapılan seçimin ardından hükümetin kurulamadığı ülkede, parlamento feshedilerek erken seçim kararı alınmıştı.

KIRKLARELİ(AA) – Kırklareli’nde yaşayan 73 yaşındaki Cemil ile 70 yaşındaki Kıymet Birtane, 1985 yılında Bulgaristan’ın politikalarına karşı çıktığı gerekçesiyle birçok kez zulme uğradı.

Baskılara boyun eğmeyen Cemil Birtane, önce cezaevine konuldu, ardından başka bölgelere sürgün edildi. Cezaevinde tutulduğu dönemde eşine “öldü” haberi verilmesine rağmen Birtane çifti direnişlerini sürdürmekten hiçbir zaman geri durmadı. 1989 yılının sonlarında sınır dışı edilen çift, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın talimatıyla uçakla Türkiye’ye getirildi. Kırklareli’nde devletin tahsis ettiği evlere yerleştirilen çift, uzun yıllar işçi statüsünde çalışarak emekli oldu. Hayatlarının ikinci baharını anavatanlarında sürdüren çift, zamanlarının büyük bölümünü kitap okuyarak geçiriyor. Birtane çifti zaman zaman gençlik yıllarındaki resimleri inceleyerek yaşadıklarını hafızalarında canlandırıyor.

“Çok işkence, zulüm, baskı gördük”

Cemil Birtane, AA muhabirine, asimilasyon politikasının mağdurlarından olduklarını söyledi. Baskılara direndiği için 16 Şubat 1985’te asimilasyon kampanyasına karşı çıkan Türk ve Müslümanların tutulduğu Belene Cezaevi’ne gönderildiğini anlatan Birtane, “Belene Cezaevi’nde 1 yıl 4 ay işkence, dayak zulüm gördük. Daha sonra 80 arkadaşla beraber başka cezaevine gönderildim. Orada 1 yıl kaldıktan sonra Bulgaristan’da değişik köylere sürgün gönderildim. 4 yıl 6 ay sonra serbest bırakıldım.” dedi.

Yaşadıkları zulmü hiçbir zaman hafızalarından çıkaramadıklarını dile getiren Birtane, çok zor günler geçirdiklerini vurguladı. Belene Cezaevi’ne gönderildiğinde eşine ve ailesine 3-4 ay kendisi hakkında en ufak bir bilgi verilmediğini dile getiren Birtane, “Elbiselerim eve gönderilmiş, eşime benim öldüğümü, daha fazla beni aramamasını söylemişler. Allah’a çok şükür bu 4 yıl 6 aydan sonra serbest bırakıldım ve Bulgaristan beni sınır dışı etti.” diye konuştu.

Cezaevinde asimilasyon kampanyasına karşı çıkmaya devam ettiklerini, arkadaşlarıyla her türlü baskıya rağmen açlık grevleri yaptıklarını aktaran Birtane, yataklara asılan Bulgar isimlerini de söküp attıklarına işaret etti. Sürgün yıllarında da mücadelesine devam ettiğini vurgulayan Birtane, şöyle konuştu:

“Sürgünde ralli yarışmasında Türk ekiplerine kibrit kutusunda gizli mektup gönderdim. Gizli mektup gönderme sebebim de Türkiye üzerinden bütün dünyaya bizim çektiğimiz çileleri ve baskıları anlatmaktı. Bu da Türkiye Sesi radyosunda yayınlandı haberlerde. Mücadelemiz devam etti. Çok işkence, zulüm, baskı gördük. Sorguya çekildik, dayak yedik, aç susuz tutulduk. Soğuk havalarda bir battaniye altında tutulduk. Tuvalet ihtiyaçlarımızı kovaya giderdik. Bu işkence hep devam etti.”

Birtane, yaşanan sürecin ardından ailesi ile Avusturya ve İsveç’e gönderilmek istendiğini ancak kendilerinin bunu kabul etmeyerek Yugoslavya’nın Belgrad kasabasında Türk elçiliğine sığındıklarını belirterek “Türk elçiliği bizi bir haftalığına mülteci kampına gönderdi. Sonra çok şükür anavatanımıza kavuştuk, ne mutlu Türk’üm diyene. Türkiye’ye geldiğimiz için çok mutluyum. Anavatanımıza kavuştuğumuz için, bu zulümden, bu baskılardan kurtulduğumuz için çok mutluyuz.” diye konuştu.

Türk olduğu için Bulgar polisi tarafından birçok kez sorguya alındığına dikkati çeken Birtane, şöyle devam etti:

“Türkiye’ye gelebilmek için elimden ne geldiyse denedim. Hatta sınırdan kaçabilmek için de teşebbüste bulundum. Okul hayatımda ve sivil hayatımda Türk gibi yaşamak istedim. En son bu isim değiştirme politikasında konuşmalarımdan dolayı hep takip edildim Bulgaristan’da. İsim değiştirme politikasında çok baskı yedim. Kabul etmedim Bulgarca ismi. Sürgüne gönderilme sebebim, onların yüzüne Türk olduğumu söyledim. İşkence, dayak akla sığmaz dayaktan fazla işkence gördüm.”

“Çok kötü günlerdi, hatırlamak bile istemiyorum”

Kıymet Birtane ise geçirdikleri zor günlerin ardından anavatanlarına kavuştuklarını ve çok mutlu olduklarını söyledi. Eşinin cezaevinde tutulduğu yıllarda evlerine kapılarına Bulgarca isimler yazıldığını dile getiren Birtane, bu isimleri kaldırdığı için polis tarafından sorguya alındığını ifade etti. Kendisine, eşinin cezaevinde öldüğünün söylendiğini anlatan Birtane, “Orada titredim kaldım. Sonradan sağ olduğunu öğrendim. Eşimle ilk görüşmeye gittiğimizde cam arkasından görüştürdüler. Çok kötü günlerdi hatırlamak bile istemiyorum.” dedi.

“Ne dedilerse Türk olmaktan vazgeçmedik”

Bulgaristan’dan 32 yıl önce Türkiye’ye göç eden ve Edirne’de yaşayan Şükrü Korkmaz ise o dönemde yaşadığı zorlukları ve Belene Kampı’nda geçirdiği 1,5 yılı unutamadı. 1989 yılında zorunlu göçle Türkiye’ye gelen Korkmaz, o dönemde Bulgaristan’da yaşadığı sakıntıları ve göçü anlatırken gözyaşlarını tutamadı.

Korkmaz, Bulgaristan’da “Türk” olmaktan vazgeçmeyen herkesin göçe zorlandığını, göçe zorlanırken de fiziki ve psikolojik şiddete maruz kaldıklarını aktardı. Eşi ve çocuğuyla hayatının en zor dönemlerinin Bulgaristan’da geçtiğini, özellikle de Belene Kampı’nda yaşadıklarını bir türlü unutamadığını vurgulayan Korkmaz, şöyle devam etti:

“Ne dedilerse Türk olmaktan vazgeçmedik. Bana ‘Sen sarışınsın, Bulgarca iyi biliyorsun, sizi zorla Türk yapmışlar Osmanlılar.’ deyip bizi kandırmaya çalıştılar. Ben ve benim gibi yüzlerce kişi bunu kabul etmedi. Bizi Belene Kampı’na götürdüler. 1,5 yıl kampta kaldım. Bizi bir yere kapattılar ve hiç çıkarmadılar. Yemek çok kötüydü, çorbaların içerisinde balık kafaları çıkardı. Üzerimizdeki kıyafetleri aylarca değiştiremedik. Bitlendik, koktuk. Psikolojik ve sözlü baskı gördük aylarca. Ailemi 6 ayda bir görmeme izin veriyorlardı. O da sadece camdan görebiliyorduk. Çok kötü günlerdi. Allah’a şükürler olsun hepsi geride kaldı.”

Belene Kampı’nda ve Bulgaristan’da zaman zaman işkence gördüğünü anlatan Korkmaz, zorunlu göçte birçok ailenin parçalandığına dikkati çekti. Türkiye’de, vatanında yaşamaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten Korkmaz, hiçbir ihtiyacının olmadığını, çok çalışarak her şeye sahip olduğunu söyledi.

“Allah vatanımızdan razı olsun.” diyen Korkmaz, ülkesiyle gurur duyduğunu kaydetti.