'İlklerin doktorları'nın başarısı Ömer Özkan bebekle katlandı

ANTALYA (AA) – Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan ve eşi Prof. Dr. Özlenen Özkan, kadavradan rahim nakli yaptıkları Derya Sert’in “Ömer Özkan” adı verilen bebeğinin dünyaya gelmesinin gururunu yaşıyor.

Özkan çiftinin kurdukları ekiple, kompozit doku nakli serüveni, Aydın’da yaşayan Cihan Topal’a 25 Eylül 2010’da gerçekleştirdikleri çift kol nakliyle başladı.

Antalya’nın Manavgat ilçesinde henüz 1 aylıkken çıkan yangında yüzünün büyük bir kısmı yanan Uğur Acar’a 21 Ocak 2012’de Türkiye’nin ilk yüz naklini gerçekleştiren çift, ardından Turan Çolak, Recep Sert, Salih Üslün ve Recep Kaya’ya da yüz nakli yaptı.

Rahmi olmadığı için hamile kalamayan ve o dönem 23 yaşında olan Derya Sert’e 8 Ağustos 2011’de 7 saat süren operasyonla kadavradan rahim nakleden Özkan çifti, Derya Sert’in 4 Haziran’da hamileliğin 28. haftasında 760 gram ağırlığında “Ömer Özkan” adı verilen bebeği dünyaya getirmesinin mutluluğunu yaşıyor.

Mutlu haber son denemede geldi

Üç kişiye daha çift kol nakli yapan Prof. Dr. Ömer Özkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kompozit doku nakliyle son 10 yılda ön plana çıktığını belirtti.

Yüz, kol ve rahim naklinin kendisi için çok değerli olduğunu vurgulayan Özkan, dünyada ilk olması dolayısıyla rahim naklinin sonunun güzel bitmesinin kendisini mutlu ettiğini anlattı.

Bu süreçte hastanın anne olmak için çok istekli olduğunu, durumun kendilerini de motive ettiğini aktaran Özkan, hastanın anne olma isteğiyle rahmin alınmasını hiçbir zaman istemediğini bildirdi.

Bu yılın sonuna kadar hamileliğin gerçekleşmemesi halinde rahmin alınmasını düşündüklerini anlatan Özkan, “Belki de son denememizde mutlu haberi aldık. Başka embriyo transferi yapmayı düşünmüyorduk. Hastayı yormayacak şekilde 10’un üzerinde deneme yaptık. Sonucu güzel oldu. Hastalarımızla aile gibi olduk. Yüz, kol ve rahim nakilli hastalarımız çocuklarımız gibi oldu. Çocuklarımızla ilgilendiğimiz kadar onlarla da ilgileniyoruz. Bebek de doğunca ailemize bir üye katılmış gibi oldu.” diye konuştu.

“Kendi hamileliğimde bu kadar gün saymamıştım”

Prof. Dr. Özlenen Özkan da dünyada bir ilk yapılan ameliyatta bir kadın olarak bulunmaktan mutluluk duyduğunu ifade etti.

Naklin ardından bazı sıkıntılar yaşadıklarını, zaman zaman da ümitsizliğe kapıldığını anlatan Özkan, “Ömer hocam hiçbir zaman vazgeçmedi ve bebeği kucağımıza almanın mutluluğunu yaşadık.” dedi.

Özkan, zorlu sürecin sonunun mutlu bittiğini belirterek, “Şimdi anne olmanın mutluluğu yaşanıyor. Derya Sert, güçlü bir karakter. Onu hep motive ettim. Hamilelik bize çok uzun geldi. Bizi bayağı bir yordu. Kendi hamileliğimde bu kadar gün saymamıştım. Sanki hiç geçmiyor gibiydi. Hafta hafta saydık. Kendim anne olmuş gibi belki daha fazla mutlu oldum. Çocuklarım tabii ki çok kıymetli ama bu sürece 10 yılımızı verdik. Gururluyuz ve mutluyuz.” ifadelerini kullandı.

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Ünal da Akdeniz Üniversitesinin dünyada bu konuda öncülük yapmasının önemine işret ederek, dünya standartlarında nakiller gerçekleştirildiğini bildirdi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ERZURUM(AA) – Erzurum’un Palandöken ilçesindeki Çeperli Mahallesi’nde dünyaya gelen, 16 yaşındayken Erzurumlu Mehmed Efendi ile evlenerek Taşmescit Mahallesi’ne gelin giden Nene Hatun’un evliliği süresince 4’ü erkek, 2’si kız 6 çocuğu oldu.

İlk çocuğu Nazım ile sonradan doğan iki oğlunu 1. Dünya Savaşı’nda şehit veren Nene Hatun, Cumhuriyet döneminde “Kırkgöz” soyadını aldı.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda 22 yaşındayken bebeğini beşikte bırakıp, “Bu bebeği bana Allah verdi, ona Allah bakar.” diyerek mahallesi ve sokağından topladığı kadınlarla, saldırıya uğrayan Aziziye Tabyaları’ndaki Türk askerlerine desteğe koşan Nene Hatun, Erzurum’daki bu cephede kazanılan zaferin önemli simgelerinden biri haline geldi.

NATO Orduları Başkomutanı Nene Hatun’un elini öptü

Türk kadınının cesaret ve kahramanlığının simge isimlerinden Nene Hatun, dönemin NATO Orduları Başkomutanı Amerikalı General Matthew Ridgway’in ziyaretinde elini öpmesiyle daha fazla tanındı.

Nene Hatun, yakalandığı soğuk algınlığı ve zatürre nedeniyle vefat ettiği 22 Mayıs 1955 tarihinden 14 gün önce, 8 Mayıs 1955’te “yılın annesi” seçilmişti.

Vefatının 66. yılında saygı ve minnetle anılan Türk kadınının kahramanlık timsali Nene Hatun’un mezarı, Erzurum’da kahramanca mücadele ettiği Aziziye Tabyaları’nda yer alıyor.

“Osmanlı-Rus Savaşı ordu millet bütünleşmesiyle kazanılmıştır”

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kürkçüoğlu, AA muhabirine, Osmanlı-Rus Savaşı’nın kazanılmasında Nene Hatun, Topal Gülizar, Nane Hanım gibi ninelerin büyük emeği olduğunu söyledi.

Savaşın olduğu günlerde insanların vatan müdafaası için günlerce uyumadığını aktaran Kürkçüoğlu, “O savaşın kazanılması için kadınlarımız da erkeklerimizin yanında yer almıştır. Osmanlı-Rus Savaşı ordu millet bütünleşmesiyle kazanılmıştır. Onun için bu büyüklerimizi her zaman saygı ile anmamız lazım. Gerçekten hepimizin ninesi bir Nene Hatun’dur. Vatan müdafaası noktasında annelerimiz ve ninelerimiz bu mücadelenin içinde yer almıştır.” dedi.

Bebeğini emanet edip cepheye koştu

Kürkçüoğlu, Anadolu insanının toprağını müdafaa etme noktasında diğer yerlerde olduğu kadar Erzurum’da da büyük bir mücadele ortaya koyduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

“Nene Hatun’un o dönem kucağında bebeği var. Cepheden yaralı dönen kardeşi Hasan’ın yarasını sardıktan sonra çocuğunu komşularını emanet edip tabyalara koşuyor. Mahalle ve sokağında topladığı kadınları da yanına alıyor. Geliyorlar ve 1, 2 ve 3 nolu tabyalarda büyük bir mücadeleye giriliyor. Nene Hatunlarımız sonsuza dek vatanlarını müdafaa edecektir. Bu ülkenin ebet müddet yaşamasına vesile olacak bizim kadınlarımız ve ninelerimizdir. O kendi mahallesindeki kadınları örgütlemiş, yönlendirmiştir. Nene Hatun öncülüğünde o zaman birkaç gece uyku uyunmamıştır.”

Erzurumluların bu savaşta ordusu ile birleşip Rusları geri çekilmek zorunda bıraktığını anlatan Kürkçüoğlu, kayıtlara göre Rusların Aziziye Tabyaları’ndaki o günkü çarpışmada 800 ölü verdiklerini, Osmanlı tarafında ise sivil ve asker kaybının 300 olduğunu kaydetti.

İSTANBUL(AA) – Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Haydarpaşa Garı’nda devam eden restorasyon ve arkeolojik kazı çalışmalarını yerinde inceledi.

Burada inceleme öncesi basın açıklamasında bulunan Karaismailoğlu, Tarihi Haydarpaşa Gar Alanı, Arkeopark ve Gar Kompleksi’nin tasarım konseptiyle Türkiye ve dünyada bir ilk olacağını belirterek, “İstanbul’un tarihine ışık tutan arkeopark, tarih turizmi açısından önemli bir çekim noktası haline gelecek.” diye konuştu.

Bakanlık olarak, çağın gereği olan ve Türkiye’nin gelecek tasarımını bütünleyen ulaştırma ve haberleşme projeleri için aralıksız ve yoğun bir çalışma sürdürdüklerini belirten Karaismailoğlu, “Yük, insan ve veri taşımacılığında bugün geldiğimiz nokta ülkemizin iddialı gelecek hedeflerine omuz vermekte, bütünsel kalkınma yolunda yurdun dört bir yanında ekonomik canlılığa katkı sağlamaktadır. Bunun için dolu dolu geçen 2020’nin ardından 2021’in 2. günü Kömürhan Köprüsü’nü hizmete açıp ardından Türksat 5A uydumuzu yörüngesine gönderiyor, güzel ülkemizin her noktasında ulaştırma altyapı projelerini bir bir bitirip hizmete açıyor, yenilerinin temellerini atıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Karaismailoğlu, geçen cuma günü 1915 Çanakkale köprüsünde incelemelerde bulunup, cumartesi günü Malatya Havalimanı yeni terminal binasının temelini attıklarını ve Tohma köprüsünün de açılışını yaptıklarını hatırlatarak, “Ankara-Sivas Hızlı Tren Hattı’nda test sürüşleri devam ederken Konya Karaman Hızlı Tren Hattı’nda bugün itibarıyla test sürüşlerine başlıyoruz. Bakanlığımız tarafından İstanbul’da yapılan beş hatta 91 kilometre metro inşaatı da devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nden geçen Başakşehir-Kayaşehir metro hattında geçen hafta incelemelerde bulunduklarını anımsatan Karaismailoğlu, şunları söyledi:

“Biliyorsunuz bu metro hattını yapması gerekenler yapmadığı için bakanlık olarak devraldık. Devraldığımız 2020 haziran ayında sadece yüzde 5’lik kısmı tamamlanmıştı. Derhal hız verdiğimiz çalışmalar sayesinde büyük bir mesafeyi çok kısa sürede kat ederek fiziki gerçekleşme oranını yüzde 40’a çıkardık. Yıl sonunda hizmete almak için yani 18 ayda bitirmek için yoğun bir çalışma sürüyor. 37,5 kilometrelik Gayrettepe-Kağıthane Havalimanı hattının da Kağıthane Havalimanı kısmını haziran ayında, tamamını da yıl sonunda hizmete alacağız. 7,5 kilometrelik Pendik-Sabiha Gökçen Havalimanı hattını da yıl sonunda hizmete almak için yoğun bir çalışma sürdürüyoruz. Halkalı-Küçükçekmece-Başakşehir-Arnavutköy-Havalimanı hattı ve Bakırköy-Bahçelievler-Güngören-Bağcılar-Kirazlı hattında da yoğun çalışma var. Program dahilinde birer birer hizmete alacağız.”

“Titiz ve nitelikli bir restorasyon çalışması yürütüyoruz”

Bakan Karaismailoğlu, bütün bu işlerin konuşmakla olmadığını ifade ederek, “Şantiyeleri konuşturmak, durmadan çalışmak gerekiyor. Devasa projelerimizle Türkiye’nin geleceğini kurarken, tarihimizin bize sunduğu zenginlikleri korumayı da görev biliyoruz. Bu eserlerin kentlerimizin dokusuna katkılarını artırıp hayatiyetlerini devam ettirmek bizler için her zaman asli bir sorumluluk olmuştur. Bu bakış açısıyla, hepimizin gönlünde ve hafızasında bambaşka bir yeri olan, yolculuk yapan pek çok insanın İstanbul ile ilk tanıştığı yer olan Haydarpaşa Garı’nda son derece titiz ve nitelikli bir restorasyon çalışması yürütüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Haydarpaşa Garı’nın İstanbul halkının gözbebeği ve herkesin ortak değeri olduğunu vurgulayan Karaismailoğlu, “Herkes bilsin ki Haydarpaşa Garı emin ellerdedir. Yüz yıldan fazla bir zaman İstanbul’u demiryolları ile Anadolu’ya, Bağdat’a ve Hicaz Bölgesi’ne bağlayan Haydarpaşa Garı, sadece İstanbul’un tarihi açısından değil tüm Türkiye’nin tarihi açısından değerlidir.” diye konuştu.

Karaismailoğlu, Haydarpaşa Garı’nın toplumsal belleğimiz ve şanlı tarihimizin ortak simgelerinden biri olduğunu belirterek, “2. Abdülhamit döneminde 30 Mayıs 1906 da yapımına başlanan Haydarpaşa Garı, 19 Mayıs 1908 tarihinde tamamlanıp hizmete girmiştir. Ancak 1979 yılında İndependenta adlı petrol yüklü Romen tankeri İstanbul Boğazı’ndan geçerken, Haydarpaşa Garı’nın açıklarında patlamış 43 gemi mürettebatının öldüğü, 27 gün süren büyük yangına ve çevre felaketine yol açan kazada Haydarpaşa Garı’nın camları ve tarihi renkli vitrayları parçalanmıştır.” dedi.

28 Kasım 2010 yılında çıkan yangından dolayı Haydarpaşa Garı’nın çatısının çöktüğünü de hatırlatan Karaismailoğlu, “Dördüncü katı tamamen kullanılmaz hale geldi ve yapı büyük zarar gördü. Bu durum karşısında biz de Haydarpaşa Garı’nı aslına uygun bir şekilde yeniden eski güzelliğine kavuşturmak ve olası bir depreme karşı daha da güçlendirmek üzere komple tadilat ve restorasyon çalışmalarını başlattık. Anıtlar Kurulu onayı ile iki etap halinde devam eden çalışmalar kapsamında çok önemli aşamalar kaydettik.” şeklinde konuştu.

“Haydarpaşa Garı, demiryolu faaliyetlerine de yeni yüzüyle kısmen devam edecektir”

Bakan Karaismailoğlu, kurul izinleri ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün kontrolünde 1. etap olan Haydarpaşa Gar Binası’nın komple tadilatı çalışmalarına 7 Aralık 2015 tarihinde başladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

“15 Şubat 2019 tarihinde tamamlayarak geçici kabulünü yaptık. 11 Mayıs 2018 tarihinde ise Haydarpaşa Gar Binası ve Müştemilatı 2. Etap Restorasyonu’na başladık. Görüldüğü üzere çalışmalarımızda sona yaklaşıyoruz. Ancak malum İstanbul kadim bir şehir. Bakanlığımız tarafından hayata geçirilen Marmaray projesi kapsamında yapılan kazılar sırasında kent tarihini yaklaşık 8 bin 500 yıl geriye götüren neolitik tabakaya ulaştık. İstanbul tarihine dair yeni bilgilere ulaşılmasına vesile olduk. Buna benzer bir durum Haydarpaşa Garı peronlarında rayların iyileştirilmesi çalışmalarında da yaşandı. Çalışmalar sırasında antik Khalkedon (Kalkedon) şehrine ait olduğu düşünülen tarihi yapılar gün yüzüne çıktı. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından peron araları ve çevresinde yapılan kazılarda Osmanlı, Roma, erken ve geç Bizans dönemi yapı temellerine rastlandı. Bu tür durumlar doğal olarak projelerimizde istenmeyen gecikmelere neden olabiliyor. Ancak insanlığın ortak mirası olan bu değerlere karşı kayıtsız kalamazdık. Biz de ilgili kuruluşlar ile irtibat kurduk ve ortak çalışmalar yaptık.”

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarını aktaran Karaismailoğlu, “En kısa zamanda gün yüzüne çıkan tarihi değerleri halkımızla ve tüm dünyayla paylaşacağız. Bu kapsamda yeni bir çalışmamız var. Haydarpaşa Garı, restorasyon, müze ve arkeo park çalışmalarımız tamamlandığında, eskiden olduğu gibi demiryolu faaliyetlerine de yeni yüzüyle kısmen devam edecektir. Gar binası, ulaşım hattımızın bir parçası olarak halkımızın hizmetinde olacaktır.” diye konuştu.

“İncelemelerimiz sık sık devam edecek”

Adil Karaismailoğlu, basın açıklaması sonrası arkeolojik kazı alanını inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Haydarpaşa’da bir gar binası bir de eski istasyon bölgesi olduğunu belirten Karaismailoğlu, “Arkada görüyorsunuz çok hummalı bir çalışma var. Yüzlerce arkadaşımız buradaki tarihi kültürü ortaya çıkarmak için çalışıyor. Marmaray kapsamında Gebze’den Halkalı’ya kadar çok önemli bir hat hayata geçti. Şehri baştan başa kat eden bir metro hattında çalışmalarımız devam ediyor. Bu kapsamda da Haydarpaşa’da çalışmalarımıza başlamıştık fakat burada 8 bin 500 yıl öncesine dayanan kalıntılar çıktı, bu yüzden kurul onayları ve İstanbul Arkeolojik Müzeler Müdürlüğü ile çalışmalarımız sürüyor.” dedi.

Bakan Karaismailoğlu, çalışmanın bir an önce bitip hayata geçirilmesini istediklerini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Buradaki kültürel mirasları açığa çıkarıp sahip çıkmamız gerekiyor. Gar binasında da çalışmalar devam ediyor, belirli bir aşamaya gelindi, kısa zamanda oradaki restorasyon çalışmalarını bitiriyoruz. Ama buradaki faaliyetin, arkeolojik kazıların bir an önce bitmesi lazım ki planlarımızı yapalım. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte buranın geleceği ile ilgili projeler hazırlıyoruz bir taraftan. Hem kültürel mirasa sahip çıkarak buradan çıkan antik kalıntıların sergileneceği bir müze, hem de buranın bir istasyon ve ulaşım aksı olarak da hizmet vermesi için ikisini birbiriyle harmanlayarak kısa zamanda İstanbulluların ve Türkiye’nin hizmetine sunmak için hummalı bir çalışma yürütüyoruz. Buradaki incelemelerimiz sık sık devam edecek, çünkü çok önem verdiğimiz bir yer. Gerek gar binası, gerek istasyon bölgesindeki arkeolojik alanla ilgili çalışmaları inşallah en kısa zamanda bitiririz diye sabırsızlıkla bekliyoruz.”