İngiltere Başbakanı Johnson, Kuzey İrlanda Protokolü üzerinden AB'yi tehdit etti

LONDRA (AA) – Boris Johnson, İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmenin ardından Sky News’e konuştu.

AB ile bir ticaret anlaşmazlığında İngiltere’nin toprak bütünlüğünü korumak için ne gerekiyorsa yapacağının altını çizen Johnson, çözüm bulunamaması halinde acil durum önlemleri almakla tehdit etti.

Johnson, “AB içindeki bazı kişiler, İngiltere’nin tek bir ülke ve tek bir bölge olmasını yanlış anlıyor. Bence bunu kafalarına sokmaları gerekiyor.” dedi.

AB’yi anlaşma şartlarında tek taraflı değişiklik yapmayı ve anlaşmadan çekilmeyi mümkün kılan 16. maddeyi uygulamakla tehdit eden Johnson, “Protokol, bu şekilde uygulanmaya devam ederse o zaman açıkça 16. maddeye başvurmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadesini kullandı.

Anlaşmazlığa neden olan protokol

Brexit Anlaşması’nın bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık’ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit’e rağmen Kuzey İrlanda, AB’nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık’ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle Birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyor.

Protokolün ticarete zarar verdiğini ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’taki konumunu tehdit ettiğini savunan Protestanların protokole karşı mart ve nisandaki gösterilerinde otobüs ve araçlar ateşe verilmişti. Protestoların Katoliklerle çatışmaları yeniden başlatmasından endişe edilmişti.

İrlanda sorunu

İngiliz imparatorluğunun ilk sömürgesi İrlanda Adası’ndan İngiltere’nin elinde kalan kısmı teşkil eden Kuzey İrlanda, 1960’lı yıllardan 1998’e kadar Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere’yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki çatışmalara ve terör olaylarına sahne olmuştu. 40 yıla yayılan ve “Sorunlar” diye anılan yıllarda terör olaylarında 3 bin 500 kişi hayatını kaybetmişti.

Ada ancak 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması ile sükunete kavuşurken Kuzey İrlanda’da çatışan tarafların ortaklığına dayalı bir bölgesel yönetim kurulması üzerinde anlaşılmıştı.

Belfast Anlaşması olarak da bilinen metinler, Kuzey İrlanda’da bugün yürürlükte olan bölgesel yönetimin temelini oluşturuyor.

Barış anlaşmasının üzerinden geçen 20 yılı aşkın süreye karşın bölge halkı arasında güven tam olarak tesis edilebilmiş değil.

Muhabir: Zuhal Demirci

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BRÜKSEL (AA) – Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yaptığı açıklamada, 18 yaş üstü nüfusun yüzde 57’sinin iki dozu da alarak tam aşılandığını belirtti.

Sürece devam edilmesi gerektiğinin altını çizen Leyen, “Delta varyantı çok tehlikeli. Bu nedenle kendi sağlıkları ve diğerlerini koruyabilmek için fırsatı olan herkesi aşılanmaya çağırıyorum. AB, yeterli miktarda aşı dağıtmaya devam edecek.” ifadesini kullandı.

Üye ülkeler arasında farklılıklar var

Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezinin (ECDC) son verilerine göre, aşılama oranının en yüksek olduğu Malta’da yetişkinlerin yüzde 84’ü en az bir doz aşı olmuşken, Bulgaristan’da bu oran yüzde 18,5’te kalıyor.

Malta’yı yüzde 83,7 ile Danimarka, yüzde 83,5 ile Hollanda, yüzde 82,7 ile Belçika ve yüzde 78,9 ile Finlandiya takip ediyor.

En az aşılama oranları ise Bulgaristan’dan sonra yüzde 31,1 ile Romanya, yüzde 44 ile Letonya, yüzde 47 ile Hırvatistan, yüzde 47,9 ile Slovakya ve yüzde 49,7 ile Slovenya’da kaydedildi.

AB ülkelerinde 2021’in ilk günlerinde başlayan aşılamalar, ilk aylarda yavaş ilerlemiş, bu nedenle AB yönetimi eleştirilere maruz kalmıştı. Yönetim, AstraZeneca firmasının aşı tedarikinde yaşanan sorunlar nedeniyle BioNTech-Pfizer firmasıyla ilave aşı almak üzere anlaşma yoluna gitmişti.

Yetişkin nüfusun yüzde 70’inin aşılama hedefini nisan sonunda açıklayan AB yönetimi, temmuz başında yeterli miktarda aşıyı üye ülkelere dağıtmıştı.

Avrupa İlaç Ajansı (EMA), şu ana kadar AB ülkelerinde BioNTech-Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson&Johnson firmalarınca üretilen aşıların kullanımına izin veriyor. EMA, Sinovac, Curevac, Novavax, Sputnik V ve Sanofi Pasteur’un aşılarının ön değerlendirmesine devam ediyor.​​​​​​​

MALATYA (AA) – Türkiye’deki 17 milyon kayısı ağacından yaklaşık 8 milyonunun bulunduğu kentte, 50 bin civarında aile geçimini bu üründen sağlıyor.

“Antep baklavası” ve “Aydın inciri”nden sonra Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) nezdinde coğrafi işaret tesciline sahip üçüncü ürünü olan Malatya kayısısı, kentte yaşayan insanların en önemli geçim kaynağı konumunda bulunuyor.

Malatya’da haziran ayında başlayan Temmuz sonunda ise tamamlanan hasat sürecinin ardından kurutulan kayısılar, dünyanın dört bir köşesinde damakları tatlandırıyor.

AA muhabirinin, Malatya Ticaret Borsası verilerinden derlediği bilgiye göre, AB nezdinde coğrafi işaret alan Malatya kayısından son 10 yılda ülke ekonomisine önemli döviz girdisi sağlandı.

Söz konusu dönemde 1 milyon 2 bin 839 ton kuru kayısı ihraç edilerek, 3 milyar 312 milyon 351 bin dolarlık ihracata imza atıldı.

Bu yılın ocak-haziran döneminde 41 bin 12 ton kuru kayısı ihraç edilerek, 141 milyon 176 bin dolar gelir elde edildi.

ABD başta olmak üzere Fransa, Almanya, Rusya, Birleşik Krallık, Avustralya, Brezilya, Hollanda ve Çin’in de aralarında bulunduğu 115 ülkeye kuru kayısı satıldı.

Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, AA muhabirine, kayısının Malatya için büyük önem taşıdığını söyledi.

Özcan, Malatya ekonomisinin can damarının kayısı olduğunu, her yıl hasat döneminde 40 bin kişinin kentte mevsimlik işçi olarak çalıştığını anlattı.

“İhracat serüveni bugün 100 bin tonlara ulaştı”

Kayısının ihracat serüveninin 1980’li yıllarda başladığını dile getiren Özcan, şöyle devam etti:

“O dönemlerde ihracatçılarımız daha çok şehirlerarası otobüslerle sandık diye adlandırılan büyük tahta kasalarda ürünü liman olan bölgelere ulaştırarak bugün altına imza attığımız bu rakamların çıktığı dönemi başlattı. 1980’li yıllarda 5 bin tonla başlayan ihracat serüveni bugün 100 bin tonlara ulaştı. Bu arada kayısıyla ilgili çok önemli akademik çalışmalar yapıldı, kamu yatırımları gerçekleştirildi, sigorta kapsamı alanları ciddi desteklendi, bu ürünün dünyada çok kıymetli olduğunun farkında varıldığında da AB coğrafi işaret belgesi müracaatı başladı. AB dünyanın en kaliteli kayısısının Malatya’da yetiştiğinin belgesini Malatya’ya takdim etti.”

“İhracattan ciddi gelir sağlandı”

Kayısının öneminin anlaşılmasından sonra kamu yatırımları ve üretim kapasitesinin artmaya başladığını belirten Özcan, şunları kaydetti:

“Son 10 yılda hem ülkeye hem de Malatya’ya ekonomisine ciddi anlamda gelir sağlandı. Hem bir prestij hem de stratejik ürün olma özelliğini taşıyan kuru kayısı, dünyadaki liderliğini Malatya’nın üretimiyle devam ettiriyor. Bir taraftan üretimde kaliteyi artırma planlarımız, kaliteyi artırırken özellikle ürünün saklama koşulları, sağlıklı depolanma koşulları, elektronik satış sistemleri, lisanslı depoculukla dünyadaki bütün tarım platformlarında gelişmeleri de dikkate alarak o alana kayısıyı yerleştirmek için yoğun gayret gösteriyoruz.”

Yeni pazar arayışı sürüyor

Özcan, kayısıda yeni pazar arayışlarının devam ettiğini de anlatarak, “Uzak Doğu pazarı bizim için önem arz eden pazar. Bu alanda pandeminin hemen ardından bölgedeki bütün fuar etkinlerine katılmayı istiyoruz. Özellikle Avrupa’da gerçekleşen her yıl Almanya bir sonraki yıl Fransa’da gerçekleşen gıda fuarlarını takip ediyoruz.” diye konuştu.