İran'da halka sorduk: ABD-İran ilişkilerinin normalleşmesini istiyor musunuz?

TAHRAN (AA) – ABD, rehine krizi ve elçilik işgali nedeniyle 12 Kasım 1979’da Tahran’dan petrol ithalatını durdurdu ve İran’ın bu ülkedeki mal varlığını dondurdu. İran’a yönelik ABD yaptırımları o tarihten bu yana bazen azalarak bazen de çoğalarak devam ediyor. Nükleer anlaşma ile kaldırılan yaptırımlar 2018’de dönemin ABD Başkanı Donald Trump tarafından geri getirildi.

Şah döneminde ABD ile iyi ilişkilere sahip olan İran, Ayetullah Ruhullah Humeyni liderliğinde 11 Şubat 1979’daki devrimin ardından Washington ile en sorunlu ülkelerden biri haline geldi.

İki ülke arasındaki gerginlik ve karşılıklı tehditlerin dozu zaman zaman yükselse de şu ana kadar sıcak bir çatışmaya dönüşmedi. ABD’de Trump’ın ardından Demokrat Partili Joe Biden’ın iş başına gelmesiyle yükselen tansiyon bir nebze düştü ancak yaptırımların kısa sürede kalkması beklenmiyor.

Hükümetler arasındaki anlaşmazlık ve yüksek gerilim 42 yıldır devam ediyor ancak İran halkının bu konuda ne düşündüğü, ABD’yi düşman olarak görüp görmediği ve Tahran-Washington ilişkilerinin normalleşmesini isteyip istemediği de sürekli merak konusu oldu.

İran’da Hasan Ruhani, 2013’te reformistlerin desteğiyle Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı ve 2015’te imzalanan nükleer anlaşma sayesinde 2017’de yapılan seçimlerin birinci turunda oyların yüzde 57,14’ünü aldı. Ruhani’ye özellikle reformist kanattan verilen yüksek destek İran halkının ABD ve dünya ile ilişkilere dair yaklaşımının da bir göstergesiydi.

AA ekibi olarak 4 Kasım 1979’a kadar ABD’nin Tahran Büyükelçiliği olarak faaliyet gösteren ve günümüzde Devrim Muhafızları Ordusu tarafından kullanılan mekanın önünde İranlılara “ABD-İran ilişkilerinin normalleşmesini istiyor musunuz? Neden? ABD’yi düşman olarak görüyor musunuz?” gibi sorular yönelttik.

Şöyle cevaplar aldık:

“ABD ile İran arasında ilişkilerin olması iyidir”

Kerim Dilsoz (Serbest meslek sahibi): ABD ile İran arasında ilişkilerin olması iyidir. Dostluk olmalı, kimse kimseye dayatmada bulunmamalı ve iç işlerine karışmamalı. Biz ülkelerle ilişkilerimizin olmasını istiyoruz. Kimseyle düşmanlığın ve kavganın olmasından yana değiliz.

ABD’yi düşman olarak görüyor musunuz?

Kerim Dilsoz: ABD düşmandır ancak dost olmak isterse biz de dost olmalıyız. Burada sorun görmüyorum. Kimseyle sonsuza kadar düşman kalmak istemeyiz.”

ABD ile ilişkilerin normalleşmesi İran halkının yararına olur mu?

Hüseyin Penahiyan: ABD ile İran arasındaki ilişkiler normalleşirse mevcut sorunların birçoğu çözülür. ABD’nin uyguladığı yaptırımlar kalkar ve halkın üzerindeki baskı azalır. Her ülke kendi çıkarına hizmet eden politikalar yürütür. Yaptırımlar kalkarsa halkın geçim şartları iyileşir. Konuşarak düşmanlıklar ortadan kalkabilir. Müzakerelerin yolunu kapatırsanız karşı tarafın ne düşündüğünü bilemezsiniz. İki ülke yöneticileri konuşsunlar ki halk içinde bulunduğu durumdan kurtulsun. Bu şekilde ABD ile İran halkı da birbirlerine daha iyi bir gözle bakacaktır.

“ABD’yi düşman olarak görmüyorum.”

İran-ABD ilişkilerinin normalleşmesini istiyor musunuz?

Perviz Settari (elektrik ustası): Eşit şartlara sahip olursak evet ilişkilerin normalleşmesini istiyorum. Bir taraf zalim bir taraf mazlum olacaksa hayır. Şartlar eşit olmazsa ilişkiler normalleşse de faydası olmaz. İran da ABD kadar güçlü olursa başkalarına zorbalık yapar. Bu tabiatın kanunudur. İlişkiler olmalı, elçilikler açılmalı, müzakere yapılmalı. Kimse kimseye haraç vermemeli. ABD’yi düşman olarak görmüyorum. Biz kendi başımıza bela açıyoruz.

“ABD ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesini çok istiyoruz”

Nergis Bahari (ev hanımı): ABD ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesini çok istiyoruz. Çünkü yaşam bizim için çok zorlaştı. İlişkileri normalleştirsinler, dost olsunlar, barış yapsınlar. Kavga ve savaşın faydası yok. ABD’nin düşman olup olmadığını bilmiyorum fakat dost olmalıyız diyorum. İlişkiler normalleşirse iki halkın da yararına olur. Halkımız içinde bulunduğu birçok zorluktan kurtulur. Düşmanlığın bir faydası yok. Barış ve dostluk olmalı.

“ABD yüzde yüz düşmanımız”

Hasan Efkari (emekli asker): ABD ile hiçbir şekilde ilişkimiz olmamalı. ABD, emperyalist ve zorba bir devlet. Tüm Müslümanlara zorbalık yapmak ve kendi çıkarlarını korumak istiyor. Maden, petrol ve yeraltı zenginliklerimizi almak istiyor. Zorbalığa karşı durmalıyız. Umudumuz İmam Zaman’dır (Mehdi). O, gelecek ve tüm bunları yok edecek. ABD yüzde yüz düşmanımız. Tüm Müslümanların da düşmanı. İmam Zaman gelecek ve her şeyi çözecek.

Taki Purhadi (serbest meslek sahibi): İran-ABD ilişkileri 40 yıldır normalleşmedi ve normalleşmesinden de ümitli değilim. ABD düşmanımızdır ve onunla ilişki kurmak için kendimizi yormamalıyız. Büyük şeytan ABD ile ilişkilerin normalleşmesi İranlılara bir etki yapmayacaktır. ABD farklı ülkelerde insanları öldürmenin ve oraları işgal etmenin peşinde. Vaziyet bu şekilde kalsın. İlişki kurmayalım. Paramızı versin herkes kendi işine baksın.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

TAİZ (AA) – Dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Yemen’de İran destekli Husiler ile hükümete bağlı güçler arasında yaklaşık 6 yılı aşkın süredir devam eden iç savaş nedeniyle büyüyen insani kriz korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığı ülkede nüfusun yüzde 80’i insani yardım ve korumaya ihtiyaç duyuyor.

Uluslararası kurumların verilerine göre çatışmalar nedeniyle ülkedeki sağlık kuruluşlarının neredeyse yarısına yakını kapandı. Bu durum özellikle kronik hastalıkları bulunan Yemenlileri olumsuz etkiliyor.

Ülkede meşru hükümetin idaresinde olan Taiz kentinde Husilerin ablukası da hayat şartlarını daha çok zorlaştırıyor.

Kentte insani durum gittikçe kötüleşirken bu durum birçok sektörü de olumsuz etkiliyor. Sağlık sektöründe ciddi sıkıntılar yaşanan bölgede, sağlık kuruluşlarının yetersiz kalması hastaların çektiği acıları arttırıyor.

Özellikle kronik böbrek yetmezliğinden muzdarip hastalar, diyaliz makinesi eksikliği, ilaç yetersizliği, ilaç fiyatlarındaki artış, fakirlik gibi nedenlerle zorlu bir hayat mücadelesi veriyor.

Bir yandan hastalıkla diğer yandan ülkenin içinde bulunduğu insani krizle mücadele eden hastaların çektiği sıkıntılar her geçen gün katlanıyor.

Abluka altındaki Taiz kentinde tek bir ana diyaliz merkezi bulunuyor. Kentin en büyük hastanelerinden hükümete bağlı Devrim Hastanesi’ndeki bu merkez, hastalara hizmet vermekte yetersiz kalıyor.

“Diyaliz makineleri yeterli değil”

Devrim Hastanesi Diyaliz Merkezi Müdürü Fehmi el-Hanani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgedeki tek diyaliz merkezi olan kurumda yaklaşık 300 hastanın diyaliz ihtiyacı olduğunu, günde 80-88 kişinin makineye bağlandığını belirtti.

Hanani, kurumdaki diyaliz makinelerinin yeterli olmadığını belirterek, “Yeni makinelere ve şu an elimizdeki makinelerdeki bazı parçaların değişmesine ihtiyacımız var. Çok uzun süredir makineler de değişmesi gereken bazı eski parçaları da değişmedi.” dedi.

“Yalnızca Taiz değil civar bölgelerden de gelen hastalar var. Hudeyde, İb ve Aden’den gelenler oluyor.” diyen Hanani, yerel ve uluslararası kurumlara böbrek yetmezliği çeken hastaların ihtiyaçlarının giderilmesi için acil yardım çağrısında bulundu.

Hastaların bölgedeki tek merkez olması nedeniyle buraya yoğunlaştığını ancak çoğuna uzak olması nedeniyle ulaşım nedeniyle pek çok sıkıntı yaşadıklarını söyleyen Hanani, uzaklık ve ulaşım ücretleri nedeniyle düzenli olarak gelemeyen hastalar olduğunu ekledi.

“Abluka nedeniyle köye dönmem bir günü buluyor”

Hastanedeki merkezde diyalize giren böbrek hastası Muhib Kaid de yıllardır süren savaş nedeniyle yaşadıkları sıkıntılardan bahsetti.

13 yıldır diyalize girdiğini belirten Kaid, “Savaştan önce hayat daha kolaydı. Şu an böbrek hastaları için yaşam şartları çok zorlaştı. Savaş nedeniyle fiyatları 5 kat artan ilaçları alamıyoruz. Hatta fakirlik ve fiyat pahalılığı nedeniyle tedavi için doktora bile gidemeyen böbrek hastaları var.” dedi.

Kaid, ulaşım ücretlerinin dahi 4 kat arttığını bu durumun başta hastalar olmak üzere tüm halkı olumsuz etkilediğini ifade etti.

Ayrıca Husilerin kenti abluka altında tutmasının ciddi sıkıntılara yol açtığını ekleyen Kaid, “Ablukadan önce hastaneden bir saate gittiğim köye dönmem artık bir gün sürüyor. Hatta bazılarının evine varması iki günü buluyor.” diye konuştu.

Taiz kırsalında yaşayan Hişam Ali Said de Devrim Hastanesi’nde diyalize girdiğini belirterek, 3 yıldır böbrek yetmezliği çektiğini, yakınında bomba patlaması sonucu sağlık durumunun daha kötüleştiğini ifade etti.

Said, aylardır maaş alamadığını, abluka nedeniyle hastaneye gidip gelmenin çok zor olduğunu, hastane yakınlarında bir yerde oturmak istediğini ancak hayat pahalılığı ve ekonomik durumların buna müsaade etmediğini söyledi.

TAHRAN (AA) – Başkent Tahran’daki Bakanlar Kurulu toplantısının ardından konuşan Ruhani, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve adayların eleştirileriyle ilgili değerlendirmede bulundu.

Ruhani, cumhurbaşkanı adaylarının hükümete yönelik eleştirilerine sert tepki göstererek, “Ne yazık ki bu günlerde ahlak konusu ciddi bir yara almıştır. Gerçekler tahrif ediliyor. Seçimler önemlidir ancak ondan daha önemlisi ahlaktır.” görüşlerini paylaştı.

Adaylıkların veto edilmesi ve sonrasında yaşanan gelişmeleri de eleştiren Ruhani, “Bu seçimlerde birçok haksızlık yapıldı. Bu seçimlerde yapılan en kötü haksızlık rejimin bizzat kendisinedir. Kamuoyu ve halkın seçimlere katılımıyla dalga geçemeyiz. Halkı gerçekçi bir şekilde seçimlere davet etmeliyiz. Rehberlik (Hamaney) adayların onaylanmasında haksızlık yapıldığını ve bunun telafi edilmesini istedi. Bunun telafi edilip edilmediği ayrı konu.” ifadelerini kullandı.