Irkçılık ve ayrımcılıkla mücadelenin sembolü: Muhammed Ali

İSTANBUL (AA) – ABD’nin Kentucky eyaletinin Louisville kentinde 17 Ocak 1942’de dünyaya gelen Muhammed Ali, İslam dinini seçmeden önce Cassius Marcellus Clay Jr. adını taşıyordu.

Orta sınıf Afro-Amerikan bir ailenin 6 çocuğundan biri olan Ali’nin boksla tanışması, hırsızlık olayıyla başladı. 12 yaşındaki Muhammed Ali, bisikletinin çalınmasının ardından karakola başvurdu. Karakolda, sinirlerini kontrol altına almakta zorlanan Ali’ye boks yapması tavsiyesinde bulunuldu.

Sonraki 4 yıl boyunca boks antrenörü Chuck Bodak tarafından çalıştırılan Muhammed Ali, bu süre zarfında bölgesel birçok turnuvada “Altın Eldiven” kazandı. Ali, amatör olarak çıktığı 100 maçın 95’ini aldı.

Birçok otorite tarafından tüm zamanların en iyi ağır sıklet boks şampiyonu olarak kabul edilen Muhammed Ali, asıl çıkışını 1960 Roma Olimpiyatları’nda hafif ağır sıklette altın madalyaya ulaşarak yaptı. Zaferinin ardından gittiği bir restorana ten rengi nedeniyle alınmamasına kızan Ali, kazandığı altın madalyayı Ohio Nehri’ne fırlattı. ABD’li boksör, emekliye ayrılmasından yıllar sonra olimpiyat ateşini taşıdığı 1996’da Atlanta’da düzenlenen oyunlarda aldığı ödülle, kaybettiği madalyaya yeniden kavuştu.

Altın kemere 4 yılda uzandı

İlk profesyonel maçında 29 Ekim 1960’da Tunney Hunsaker’ı yenen Muhammed Ali, aralarında döneminin önemli boksörleri Tony Esperti, Jim Robinson, Donnie Fleeman, Alonzo Johnson, George Logan, Willi Besmanoff, Lamar Clark, Doug Jones ve Henry Cooper’ın da yer aldığı rakiplerini de mağlup etti.

Profesyonel boks hayatının ilk üç yılı boyunca ringde çıktığı 19 maçın 15’ini nakavtla kazanan Ali, hızlı yükselişiyle boks camiasının da dikkatini çekti.

İlk büyük zaferi Liston’a karşı

Müsabakalarda alaycı ifadeler kullanarak psikolojik açıdan rakiplerinin üzerinde baskı kurmasıyla ünlenen Muhammed Ali, dönemin ağır sıklet boks şampiyonu Sonny Liston ile unvan maçına 25 Şubat 1964’te Miami’de çıktı.

Karşılaşma öncesinde düzenlediği basın toplantısında ünlü “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım” ifadesini kullanan Ali’nin performansı, kesin favori olarak gösterilen ABD’li Liston karşısında büyük heyecan uyandırdı.

Liston’un 7. rauntta aldığı darbelerin ardından çıkamaması üzerine galip ilan edilen Muhammed Ali, böylece ilk altın kemerine henüz 22 yaşında uzandı.

En kısa rövanş

Liston ile 1965’in Mayıs ayında rövanş maçına çıkan Muhammed Ali, ilk rauntta yaklaşık 2 dakika içinde rakibini devirerek unvanını korudu.

Muhammed Ali’nin rakibinin devrilmesine yol açan darbesi o kadar hızlıydı ki boks tarihine “hayalet yumruk” olarak geçti.

61 maçta 56 zafer

Muhammed Ali, amatör olarak katıldığı 167 maçın 161’ini kazanarak bu alanda bir rekora imza attı.

Profesyonel döneminde yaptığı 61 maçta sadece 5 kez yenilen, olimpiyat ve dünya şampiyonu olan Muhammed Ali, 37’si nakavt olmak üzere 56 maçını kazandı.

22 yaşında Müslüman oldu

Henüz 22 yaşındayken 1964’te Sonny Liston’u yenip en genç Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu olan Muhammed Ali, zaferinin ardından İslam dinini seçti.

Ali’nin İslam dinine ilgisi, Wallace D. Fard Muhammad tarafından ABD’de kurulan “İslam Milleti” adlı siyahi harekete 1964’te katılmasıyla ortaya çıktı.

İlk olarak kendisine “Cassius X” adını veren ünlü boksör, daha sonra ise Muhammed Ali adını seçerek Müslüman olduğunu açıkladı. Ali, dönemin Afro-Amerikan Müslüman siyasi temsilci ve insan hakları savunucusu Malcom X ile yakın ilişkiler kurarken, İslamiyet’in doğru tanınması ve yaygınlaşması amacıyla çeşitli çalışmalarda bulundu.

Siyahilerin birçok temel haktan mahrum olduğu 1960’ların ABD’sinde aynı zamanda Müslüman da olan Muhammed Ali, ABD hükümeti tarafından 1966’da acil koduyla Vietnam Savaşı’na çağırıldı.

“Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.” diyerek Vietnam Savaşına gitmeyi reddeden Ali, 5 yıl hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. Lisansı, pasaportu ve unvanları elinden alındı. Kararı ABD Yüksek Mahkemesinde temyiz eden Ali, 3,5 yıl boyunca bokstan uzan kaldı ve dava süresince ciddi maddi sıkıntı içine girdi. 1971’de Yüksek Mahkemedeki temyiz davasını kazandı.

Muhammed Ali, 1972 ve 1988 yıllarında iki kez Hacca gitti.

3 dünya şampiyonluğuna ulaşan ilk isim

1971’de Joe Frazier ile “asrın maçı” olarak adlandırılan müsabakaya çıkan Muhammed Ali, profesyonel boks kariyerinde ilk defa bir maçı kaybetti.

Ali, aynı yıl bir kez daha karşılaştığı Joe Fraizer’ı bu sefer yenerek dünya ağır sıklet boks şampiyonu unvanını geri aldı. Muhammed Ali, 1977’de Leon Spinks’e yenildi ancak bir yıl sonra rakibini yenerek dünya şampiyonluğunu 3 kez elde eden ilk boksör olarak tarihe geçti.

Unutulmaz boksör, 1978’de boksu bıraktığında dünya şampiyonu unvanına sahipti.

1984 yılında Parkinson hastalığına yakalanmasına rağmen bunu gizleyip büyük para karşılığı iki maç daha yapan Muhammed Ali, bunları kaybetti.

Bokstan sonraki yaşamı

1984 yılında, dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan’ın yeniden seçilebilmesi için kendisine destek verdiğini açıkladı.

1991 yılında Körfez Savaşı sırasında Irak’a gitti ve Amerikalı rehinelerin serbest bırakılmasını müzakere etmek amacıyla Saddam Hüseyin ile bir araya geldi.

17 Kasım 2002’de, “Birleşmiş Milletler (BM) Barış Elçisi” olarak Afganistan’a gitti. BM özel konuğu olarak üç günlük bir iyi niyet misyonu kapsamında Kabil’de bulundu.

27 Temmuz 2012 tarihinde ise Londra’da, 2012 Yaz Olimpiyatları açılış törenindeki olimpiyat bayrağını taşıdı. Parkinson hastalığından dolayı stadyumda bayrağı taşıyamayacak hale gelince eşi Lonnie tarafından ayakta durmasına yardımcı oldu.

1996 Atlanta Olimpiyatları’nda da olimpiyat ateşini yaktı ve aynı olimpiyatlarda, 1960 yılında kazandığı ve nehre attığı altın madalyası düzenlenen bir törenle kendisine tekrar verildi.

Parkinson hastalığı yüzünden uzun süre Michigan’daki çiftliğinde gözlerden uzak yaşamayı tercih eden ünlü boksör, ringlerde 20 yıldır ağzından düşürmediği “Bütün zamanların en iyisiyim” lafını ispatlayarak bir efsane haline geldi.

Farklı dönemlerde dört evlilik yapan Ali’nin toplam 9 çocuğu oldu.

Ünlü boksörün hayatı, Hollywood tarafından 2001 yılında beyaz perdeye de uyarlandı. ABD’li ünlü aktör Will Smith’in başrolünde oynadığı “Ali” adlı yapım, büyük ses getirmişti.

Uzun süre Parkinson hastalığı ile mücadele eden Muhammed Ali, solunum yolu rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü Arizona’nın Phoenix kentindeki bir hastanede 3 Haziran 2016 günü hayata gözlerini yumdu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KİEV(AA) – Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlenen Uluslararası Boks Gecesi’nde hafif sıklet kıtalararası kemer maçında Arda Tamer Avcı, Gürcü rakibi Vladimer Janezashvili ile mücadelesini 2. raundda nakavtla kazandı.

Avcı, Türk basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ikinci raundda muhtemelen rakibinin burnunun kırıldığını söyledi. Ancak rakibinin devam etmek istediğini ve sonrasında maçı nakavtla kazandığını anlatan Avcı, mutlu olduğunu ifade etti.

Avcı, gelecekte diğer büyük federasyonların kemerlerini de almak istediğini kaydetti.

İSTANBUL (AA) – Luys Meyda Yatırımları AŞ tarafından geçen yıl vefat eden efsane boksör Garbis Zakaryan’ın yaşamını konu alan belgeselin ilk tanıtım görüntüsü paylaşıldı.

Zakaryan’ın 2. Dünya Savaşı’nın zorlu şartları içerisinde boksla tanışmasının yanı sıra Ortadoğu şampiyonluğuna giden sürecini anlatacak belgeselin, efsane boksörün doğum günü olan 2 Haziran’da yayınlanması hedefleniyor.

Luys Medya Yatırımları A.Ş. adına belgeselin yapımcılığını yürüten Harutyun Kuran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Garbis Zakaryan belgeseli ülkemiz için bir efsanenin belgeseli olacak. Bu proje özelinde konuşacak olursak 10 yıllık bir emek var aslında. Çünkü bunun öncesinde Zakaryan’ın hayatını konu alan yayınladığımız bir kitap var. Onun dışında yaklaşık 1,5 sene önce bu projeyi artık tamamen kafamızda netleştirip bütün dünyaya izletebileceğimiz uluslararası bir iş çıkarmak için yola çıkmıştık. Pandemi koşulları nedeniyle bir yavaşlama oldu. En büyük yavaşlamamız geçen yıl efsaneyi kaybettiğimizde oldu. Şimdi tekrar ona yakışır bir iş çıkarmak için yoldayız.” ifadelerini kullandı.

Neden böyle bir belgesel çekme gereği hissettiklerini anlatan Kuran, şunları söyledi:

“Biz Garbis Zakaryan’ın yeni nesil gençlere, tüm dünyaya örnek bir kişi olduğunu düşünüyoruz. Çok büyük zorluklarla geçmiş bir hayat mücadelesinin yanında hem ülkesi hem de profesyonel kariyeri için ciddi bir mücadele ardından büyük başarılara imza atmış birisi. Bu hikayeyi herkesle paylaşmayı düşündük. Garbis Zakaryan’ın ilklerin adamı olması bizi bu işe ayrıca itti. İlk profesyonel boksör unvanını kazanan kişi, ilk milli boksör, Ortadoğu Boks Şampiyonası’nı ilk kazanan kişi ve ilk antrenör olması gibi bir sürü ilke imza atmış birisi olduğu için Garbis Zakaryan özelinde ilerlemeye karar verdik.”

“Her konuşması bir dersti”

Harutyun Kuran, Garbis Zakaryan’ın çevresinde yardımsever birisi olarak tanındığını belirterek, şöyle konuştu:

“Garbis Zakaryan’a ‘Garbis baba’ derler. Boks camiasında ‘baba’ olarak anılır. Bunun sebebi gerçekten yufka yürekli, altın kalpli kişiliği. Aram Kuran kitabında ‘Altın Kalpli Eldiven’ adını koymuştu onun için. Biz de buna tanık olduk. Biz de hayatının bir bölümünde Zakaryan ile beraber olabildik. Onun hayatında biz de bir şekilde bulunduk ve biz de gördük. Her konuşması bir dersti. Biz de ondan öğrendiklerimizle aslında bu işi şekillendirmek istiyoruz.”

Efsane boksörün bir Ermeni olarak milli formayı gururla taşıdığını vurgulayan Kuran, “Garbis Zakaryan ve biz aslında aynı perspektiften bakıyoruz. Biz bu ülkenin evladıyız. Yaptığımız her eser ülkemize katma değer katsın diye uğraşıyoruz. O da çok büyük bir gururla milli formayı taşıma fırsatına nail oldu. Bizim başka ülkemiz yok. Güzel bir lafı var babamın hani kültür mozaiği derler ya ‘biz mozaik değiliz, biz ebruyuz’ der. Çünkü mozaikte parçalar ayrı ayrı olur ama ebruda bütün renkler birbirine geçmiştir. Biz aynı dili konuşuyoruz, aynı yemekleri seviyoruz ve bu kubbenin altında hep birlikte ülkemiz için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu belgeselle de aynı şekilde tüm dünyaya buradaki güzelliği, başarıyı anlatmış olacağız aslına bakarsanız.” değerlendirmesinde bulundu.

Yönetmen Davulciyan: Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız

Garbis Zakaryan’ın hayatını anlatan belgeselin yönetmeni Arto Davulciyan ise çekimlerin güzel gittiğini söyledi.

İlk tanıtım videosunu yayınladıklarını hatırlatan Davulciyan, “En büyük heyecan da bizim için oydu, çünkü seyirciyle ilk buluşma anıydı. Ekibin kendi içinde çok pişen bir süreç oluyor. Yaptığımızı bazen kendimiz beğenmiyoruz, daha iyisini nasıl yaparız diye çok çalışıyoruz. Çünkü sonuçta bu bir hikaye anlatma sanatı. Bu prodüksiyon sürecinde elimiz çok kuvvetliydi, çünkü çok şanslı başladık bu işe. Özellikle Garbis Zakaryan’ın oğlu Gaspar Bey’in çok büyük destekleri oldu bize. Bütün evini açtı Garbis Bey’in ve biz onun özel yaşantısından boks hayatına aldığı en küçük nota kadar ulaşabilir olduk. Yani başlarken elimiz çok kuvvetli başladık, dolayısıyla aksiliklerin önüne çok rahat geçebildik. Teknik olarak hikaye anlatımı konusunda şu ana kadar bir sorunumuz olmadı.” ifadelerini kullandı.

Son dönemde sporcuların hayatının filme çekilmesinin arttığını hatırlatan Davulciyan, “Çünkü ülkemizde çok güzel hikayeler var. Bu topraklardan çıkmış çok iyi hikayeler var. Biz de çok önemli hikayelerden birisini inşallah ekrana taşıyacağız. Dediğim gibi şu ana kadar bize verilen belgeler o kadar kuvvetli ki böyle bir işi kötü yapmak büyük bir başarısızlık olur, biz de elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız.” şeklinde konuştu.

Belgeselin yardımcı yönetmeni Aren Arda Kaya ise belgeseli uluslararası platformlarda yayınlanabilir hale getirmek için çalıştıklarını ve çok dilli bir yapı hedeflediklerini anlattı.