İsrail askerleri Batı Şeria’da 5’i çocuk 11 Filistinliyi gözaltına aldı

KUDÜS (AA) – Gazeteci Sari Ceradat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail askerlerinin sabah saatlerinde Batı Şeria’nın El-Halil kentine bağlı Sair beldesine düzenlediği baskında 5’i çocuk 7 kişiyi gözaltına aldığını belirtti.

Ceradat, gözaltına alınan çocukların yaş ortalamalarının 14 olduğunu ifade etti.

Öte yandan yerel kaynaklardan edinen bilgiye göre, İsrail askerlerinin Beytullahim’in Cenata beldesi ile Cenin kentinden de 4 Filistinli genci gözaltına aldığı bildirildi.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te sık sık evlere baskın düzenleyen İsrail güçleri, çeşitli iddialarla Filistinlileri gözaltına alıyor.

Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te sıradan hale gelen gözaltılar sonrası aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu Filistinlilerden bazıları günlerce gözaltı merkezlerinde tutuluyor.

Fanatik Yahudilerden Mescid-i Aksa’ya baskın

İsrail polisinin eşlik ettiği onlarca fanatik Yahudi, işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa’nın avlusuna girdi.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresinden yapılan yazılı açıklamada, 144 fanatik Yahudi’nin Mescid-i Aksa’nın güneybatısındaki El-Meğaribe (Fas) Kapısı’ndan Harem-i Şerif’e baskın düzenlediği belirtildi.

İsrail polisinin korumasındaki Yahudi grubun, Harem-i Şerif’in avlularında dolaştıktan sonra Mescid-i Aksa’dan ayrıldığı kaydedildi.

Fanatik Yahudilerin öğleden sonra da baskınlarını sürdürmesi bekleniyor.

Harem-i Şerif’e fanatik Yahudilerce düzenlenen bu tür baskınlar, bölgede gerginliğin tırmanmasına neden oluyor.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin egemenliği ihlal ediliyor

Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 26 Ekim 1994’te imzalanan barış antlaşmasına göre Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor.

Ancak Yahudiler, 2003’ten bu yana İdarenin izni olmadan İsrail’in tek taraflı kararıyla polis eşliğinde kutsal mabede giriyor.

Bu girişleri “baskın” olarak nitelendiren Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Müslümanların egemenliğinin ihlal edildiğini belirtiyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

BERLİN (AA) – Alman Die Zeit gazetesinde yer alan habere göre, Almanya İçişleri Bakanlığına bağlı Alman Federal Kriminal Dairesi (BKA), ciddi yasal endişelere rağmen İsrailli şirket NSO Group ile 2019’da bir sözleşme imzaladı.

Haberde, NSO Group’un, Pegasus’u dünyanın dört bir yanındaki polis ve istihbarat teşkilatlarına sattığı hatırlatılarak, söz konusu yazılımın akıllı telefonlarda eş zamanlı bilgileri alabildiği, konuşmaları kaydedebildiği, konum verilerini okuyabildiği, kamerayı gizlice etkinleştirebildiği ve sohbet yazılımlarının şifrelerini kırabildiği vurgulandı.

BKA, ilk olarak 2017 yılında NSO ile Pegasus için müzakerelerde bulunduğu belirtilen haberde, NSO’dan bir heyetin Almanya’nın Wiesbaden şehrinde söz konusu siber silahın yeteneklerini sergilediği ifade edildi.

Haberde, 2017’de BKA ve İçişleri Bakanlığındaki hukukçuların, yazılımın casusluk konusunda “aşırı yetenekleri” hakkındaki endişelerini dile getirdiğine vurgu yapılarak, “Pegasus kullanıyorsanız aslında hedef kişinin cep telefonunu ele geçirmiş oluyorsunuz.” ifadesine yer verildi.

BKA’nın yıllardır kendi casus yazılımı üzerinde çalıştığı ancak bunun “pratikliği” konusunda endişeler mevcut olduğuna işaret edilen haberde, “Görünüşe göre mevcut zayıf bilanço nedeniyle BKA, kurum içi geliştirdiği yazılıma ek olarak NSO’nun süper silahı Pegasus’u kullanmaya karar verdi.” değerlendirmesinde bulunuldu.

50 bin telefon hedefte

Temmuz ayında Die Zeit ve Süddeutsche Zeitung gazeteleri dahil olmak üzere Uluslararası Af Örgütü ve uluslararası gazeteciler konsorsiyumu Forbidden Stories iş birliğinde ve 17 medya kuruluşunca yürütülen araştırmada, İsrail merkezli NSO Group’a ait casus yazılım Pegasus’un, küresel çapta yaygın ve kötü amaçlar için kullanıldığı iddia edilmişti.

Afrika’dan Avrupa’ya en az 10 ülke hükümetinin NSO Group’un müşterisi olduğu ve casus yazılımın aktivist, gazeteci, avukat ve siyasileri hedef almak için hükümetlere satıldığı savunulmuştu.

Araştırmada, 50 binden fazla telefon numarasına sahip potansiyel hedefler listesinde çeşitli insan hakları aktivistleri, gazeteciler ve avukatların yer aldığı ortaya çıkmıştı. 2016’dan günümüze uzanan listede ayrıca birçok devlet ve hükümet başkanı, çok sayıda bakanın yanı sıra üst düzey diplomatın telefon numaraları da yer almıştı.

Alman gazeteciler açıklama bekliyor

Alman gazeteci dernekleri, 19 Ağustos’ta Pegasus casus yazılımıyla farklı ülkelerden gazeteci, aktivist ve muhaliflerin izlendiği iddialarına tepki göstererek casus yazılıma karşı önlemler talep etmişti.

Berlin merkezli Alman Gazeteciler Federasyonu (DJV) Başkanı Frank Überall, Pegasus’un Alman devlet yetkilileri tarafından kullanılıp kullanılmadığının açıklanması gerektiğini belirtti.

Überall, Alman makamlarından yazılımın Alman gazetecilere karşı kullanılıp kullanılmadığını açıklaması gerektiğini belirterek “Tüm kartlar şimdi masaya konulmalı. Somut gerçekler talep ediyoruz, kaçak yanıtlar değil.” ifadesini kullandı

Alman Gazeteciler Birliği (DJU) Monique Hofmann da gözetleme yazılımlarının ithalatına sıkı kurallar getirilmesini talep etti.

Hofmann, “Araştırma sonuçları, izleme saldırıları ile sivil toplumun baskılanması arasındaki bağı ortaya koyuyor. Otoriter devletler, eleştirel ve muhalif sesleri susturmak için Pegasus’u kullanıyor. İnsan haklarının defalarca ihlal edildiği ülkelere casus yazılım verilmemelidir.” değerlendirmesinde bulundu.

NSO Group: Teknoloji hizmeti veriyoruz

İsrail’in en bilinen siber casusluk ve teknoloji şirketi olan NSO Group, 2010 yılında Herzliya kentinde İsrail askeri istihbarat servisi AMAN’da teknik istihbarat faaliyetlerinde temel rolü olan Unit8200 teşkilatından gelen üç kişi tarafından kuruldu. 11 yıllık geçmişe sahip olan şirket, küresel şöhretini amiral gemisi ürünü olan Pegasus casus yazılımı sayesinde kazandı. Fakat çeşitli skandallar ve insan hakları ihlalleri gibi davalarda adı geçen NSO için Pegasus, kötü bir şöhret getirdi.

NSO Group ise hakkındaki tüm suçlamaları reddederek “terörizm ve ciddi suçlarla mücadele etmelerine yardımcı olmak için ülkelere ya da kolluk kuvvetlerine teknoloji hizmeti verdiğini” ileri sürüyor.

Uluslararası basında, Pegasus yazılımının bu şekilde kötüye kullanıldığına dair çıkan birçok haberi yalanlayan şirket, bu söylemlerine bugün de ısrarla devam etmesi dikkati çekiyor.

Sosyal iletişim ağı WhatsApp da NSO Group hakkında, şirketin mesajlaşma hizmetini geniş kapsamlı casusluk için kullandığını, 20 ülkede aralarında 100 gazeteci ve insan hakları aktivistlerinin de bulunduğu 1400’den fazla kişiyi izlediğini öne sürerek dava açmıştı.

Pegasus yazılımı

Stratejik siber silah olarak tanımlanan Pegasus casus yazılımı, şahıs ya da şirketlere değil, sadece devletlerin istihbarat servislerine ve kolluk kuvvetlerine satılıyor.

Satışlar ve diğer bütün görüşmeler doğrudan NSO uzmanları ile yapılıyor. Bu satışlar da İsrail Savunma Bakanlığının onayından geçmek zorunda.

Günümüzde 45 ülkede kullanımda olduğu söylenen Pegasus’un, yine Tel Aviv yönetiminin talebiyle sadece beş ülkeye satışı yapılmıyor; ABD, Rusya, Çin, İsrail ve İran.

Hatta bir iddiaya göre Pegasus, söz konusu beş ülkenin sınırlarına girdiği anda kendini imha ediyor. Bu özellik, istihbarat fonksiyonu olan bir teknoloji ürünü için stratejik bir konu. Pegasus’un en büyük özelliklerinden biri de bu tip bir “self-destruction” (kendini imha etme) niteliğine sahip olması. Diğer yandan NSO şimdiye kadar 90 ülkenin Pegasus’u satın alma talebini reddetmiş. Burada da Tel Aviv’in çıkarlarının göz önünde tutulduğu görülüyor.

Pegasus, esas olarak iki farklı metotla hedefe ulaşıyor. İlki, kullanıcı etkileşimi (tıklama vb.) gerektirirken, diğeri ise “zero click” olarak bilinen, WhatsApp gibi uygulamalar üzerinden enfekte olma yöntemi.

Pegasus casus yazılımı, (en güvenli olarak bilinenler dahil) dünyada bilinen bütün mobil cihazlara bu iki yoldan sızıp onları tamamen kontrol edebiliyor. Sadece kamera, mikrofon ve uygulamalara erişmekle, mesajları okumakla kalmıyor, hedef olan cihaza tamamen hükmedebiliyor.

Afganistan’ın başkenti Kabil’de 26 Ağustos’ta meydana gelen terör saldırısının ardından ABD’nin isteği üzerine bir gün ertelemeyle 27 Ağustos’ta gerçekleşen görüşmede, Bennett ile Biden’ın “bazı konularda” başarılı gelişmeler kaydedilmesi konusunda istekli oldukları belirtiliyor.

Ancak görüşmede karşılıklı sarf edilen samimi ifadeler bir yana ABD Başkanı’nın Demir Kubbe füzesavar sistemini yeniden şarj etmek için askeri yardım sözü dışında herhangi bir pratik sonuca ulaşılmadığı kaydediliyor.

İsrail’in beklediği yaklaşık 1 milyar dolarlık askeri yardım da Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Başkan Biden tarafından onaylanmasına rağmen henüz ABD Kongresi’nden geçmedi.

Bennett’in konumu

İsrail konusunda uzman Vedi Ebu Nassar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Washington yönetiminin kişisel açıdan eski Başbakan Binyamin Netanyahu yerine Bennett’i ya da başka herhangi birini tercih ettiğini söyledi.

Bennett’in gelişinin hoş karşılanmasının ona yönelik teveccühten ziyade Netanyahu’ya duyulan antipatiyi ifade ettiğini kaydeden Ebu Nassar, 50 dakikalık bir toplantıda gelişen “güçlü dostluk” konusunda şaşkınlığını belirtti.

Ebu Nassar, toplantının planlanandan 24 saat sonraya ertelenmesini hatırlatarak, “Bu durum, İsrail’in mevcut ABD yönetiminin öncelikler listesinde olmadığının bir göstergesidir. Kesinlikle öncelikleri arasındadır, ancak öncelikler listesinin başında da değildir.” değerlendirmesinde bulundu.

Görüşmedeki gündem maddelerinden İran konusuna da değinen Ebu Nassar, “Biden, İran dosyasında Bennett’e istediğini vermedi. Siyasi sürece ilişkin takvimden bahsetmedi. Diğer seçeneklere değindi ancak askeri seçenekten bahsetmedi.” dedi.

“Bin yaralı ölüm stratejisi”

Bağımsız İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünden araştırmacılar Eldad Shavit ve Sima Shine ise ortak kaleme aldıkları makalede, ABD Başkanı’nın görüşmeye dair açıklamasında önemli olan kısmın, “Washington’un diplomatik bir çözüme yani yeniden nükleer anlaşmaya dönülmesine ilişkin tercihi ve bu yolun başarısız olması durumunda ABD’nin diğer seçeneklere hazır olması” olduğunu belirtti.

Biden’ın “seçeneklerine” ilişkin ayrıntı vermediği ifade edilen makalede, İran dosyasının, İsrail’in toplantıda gündeme getirmeyi hedeflediği meseleler arasında yer aldığı hatırlatıldı.

Biden’ın Washington yönetiminin İran’ın nükleer programının ilerlemesini durdurmak için nükleer anlaşmaya geri dönmeyi tercih edeceğine dair hiçbir şüpheye yer bırakmadığına işaret edilen makalede, bununla birlikte, ABD Başkanı’nın açıklamalarında Washington yönetiminin gelecek aylarda İran’a yönelik izleyeceği politikasına ilişkin bazı soruların da olduğuna vurgu yapıldı.

İsrail Başbakanı’na eşlik eden bir yetkilinin, Bennett’in ABD Başkanı’na İran konusunda “bin yaralı ölüm” başlığıyla bir strateji sunduğuna dikkati çeken araştırmacılar, bununla kapsamlı tek bir askeri saldırıya alternatif olarak çeşitli seviyeler ve yöntemlerle bir dizi uzun küçük operasyonların kastedildiğini belirtti.

İsrail’in İran’a yönelik tutumunun ABD ilişkisine yansıması

İsrail’in Haaretz gazetesi görüşmeden sonraki başyazısında İsrail’in İran’daki hedeflere yönelik saldırılarının devam etmesinin, ABD-İsrail dostluğunu bile sekteye uğratabileceği konusunda uyardı.

Yazıda, ABD yönetiminin diplomatik yöntemlere bağlı kaldığı sürece, İsrail’in bağımsız faaliyetlerinin Biden-Bennett arasında gelişen bu yakın dostluğu baltalayabileceği ve İsrail’i uluslararası toplumla çatışma yoluna sokabileceği aktarıldı.

ABD vizesinin kaldırılması

Görüşmeye ilişkin ayrıca Bennett’in İsraillilere yakında ABD’ye giriş vizesinden muafiyet müjdesini vermek için çaba sarf ettiği belirtiliyor.

Bennett, vize muafiyetine ilişkin, “Birçok İsrailliyi ilgilendiren ABD’ye giriş için vize muafiyeti konusunda da ilerleme kaydettik. Duyduğunuz gibi Başkan Biden ilk kez bu dosyanın en kısa sürede sonlandırılması konusunda adım atılması için talimat verdi.” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray ise ABD’li ve İsrailli heyetlerin vize muafiyeti konusu üzerinde çalışacağını, İsrail’in programın gereksinimlerini karşılamak üzere çalışırken iki toplumun ekipleri arasındaki istişarelerin güçlendirilmesi talimatı verildiğini kaydetti.

Beyaz Saray’ın İsrail’in programın gerekliliklerini karşılamaya çalışılmasına atıfta bulunmasını vize muafiyetinin yakında gerçekleşmesinin pek mümkün görünmediği şeklinde yorumlayanlar da oldu.

Bununla birlikte ne İsrail hükümeti ne de Beyaz Saray söz konusu gerekliliklere ilişkin bilgi verdi. İsrail haber sitesi “Walla” ise bu durumun büyük ölçüde İsrailli yetkililerin, geçişler sırasında Filistin kökenli ABD vatandaşlarına yönelik baskılarıyla ilgili olduğu görüşünü aktardı.

Filistin dosyası

İsrail Başbakanı Bennett’in Biden ile görüşmesinde ve sonrasında Filistin-İsrail ilişkileri konusuna hiç değinmemesi dikkati çekti.

Buna karşın Beyaz Saray, Biden’ın görüşmede Filistinlilerin yaşamlarının iyileştirilmesi, daha fazla ekonomik fırsatlarla desteklenmeleri için adımlar atılmasının yanı sıra gerilimi tırmandıracak, adaletsizlik hissini artıracak ve güven oluşturma çabalarını sekteye uğratacak eylemlerden kaçınmanın önemine de dikkat çektiğini belirtti.

ABD Başkanı’nın “müzakere edilen iki devletli çözümün, İsrail-Filistin anlaşmazlığında kalıcı bir çözüme ulaşmanın tek geçerli yolu olduğu” görüşünü yinelediği aktarıldı.

Şeyh Cerrah tahliyesi ve ABD konsolosluğu meseleleri

İsrailli yetkililer, işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi sakini Filistinlilerin zorunlu göçe tabi tutulması ve ABD konsolosluğunun Doğu Kudüs’te açılması konularına değinilmediğini ifade etse de ABD’li yetkili bu durumu yalanladı.

İsrail’in “Times of Israel” haber sitesine göre, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Orta Doğu İşleri Departmanı Direktörü Barbara Leaf, Amerikalı Yahudi liderlerle yaptığı telefon görüşmesinde, toplantıda her iki konunun da gündeme getirildiğinin söylendiğini belirtti.

Leaf, Biden’ın, eski Başkan Donald Trump’ın 2019’da kapattığı ABD’nin Kudüs’teki Filistin diplomatik temsilciliğini yeniden açmayı planladığını belirttiğini söyledi.

ABD’li yetkili ayrıca Biden’ın Şeyh Cerrah’taki Filistinlilerin tahliyesine açık şekilde muhalefetini dile getirdiğini ve Bennett’e bu konuda “ailelerin evlerinde kalmalarına izin verecek bir çözümü görmek istediğini” söylediğini kaydetti.