İstanbul Üniversitesi, müsilajı temizlemek için deniz bakterilerini kullanacak

İSTANBUL (AA) – İÜ Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülşen Altuğ ve ekibi tarafından müsilajın doğal ortamında yararlı bakterilerle yok edilmesi için pilot proje başlatıldı.

Bu kapsamda, Prof. Altuğ’un hazırladığı pilot çalışma Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı onayına sunuldu.

Bakanlıkların pilot projeyi onaylaması üzerine Prof. Dr. Altuğ ve ekibine İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı onayı ile Deniz Hizmetleri Müdürlüğü tarafından Yenikapı’da müsilajın olduğu yerde bariyerli bir alan oluşturuldu.

Altuğ ve ekibi tarafından bu alanda multiparametre ile değişken çevresel parametrelerin başlangıç değerleri ölçüldü, ortamın doğal bakteri düzeyini belirlemek amacıyla deniz suyu ve müsilaj örneği alındı.

Bariyerle oluşturulan müsilajın olduğu doğal ortama üniversitedeki bilim insanlarının daha önce denizlerdeki çalışmalarında elde edilen yararlı bakteri karışımları verildi.

Pilot projeyle Marmara Denizi’nde görülen müsilajın doğal ortamında yararlı bakterilerle temizlenmesi amaçlanıyor.

Prof. Dr. Gülşen Altuğ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, pilot çalışmanın Çevre Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından onaylandığını ve çalışmalara başladıklarını söyledi.

Marmara Denizi’nde gözlenen müsilaj örneklerinde patojen bakteri varlığından bahseden Altuğ, “Müsilaj örneklerinde yapmış olduğumuz bakteriyolojik çalışmalarda, müsilajın deniz suyundan daha fazla patojen bakteri taşıdığını gördük, bu durum doğal ortam bakterilerini baskılıyor.” diye konuştu.

Altuğ, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Akuatik Mikrobiyal Ekoloji Laboratuvarı’nda 2000 yılından bu yana Türkiye denizlerinden izole ettikleri bakterileri laboratuvar ortamında muhafaza ettiklerini ve bu çalışma için müsilajı ayrıştırmaya uygun metabolik özellikleri olan bakteri izolatlarını seçerek karışımlar oluşturduklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Amacımız son 20 yıldır denizlerden izole ettiğimiz ve hangi enzimatik özellikleri ile hangi reaksiyonlarda yer aldığını bildiğimiz seçilmiş yerli bakteri izolatlarını kullanarak müsilajın ayrışmasına takviye sağlamak ve çevreye zarar vermeden biyolojik iyileştirme gerçekleştirmek. Laboratuvarımızda bulunan karbonhidrat, protein ve lipit katabolizmasında yer alabilecek bakterileri kullanarak sistemin takviye edilmesini amaçlıyoruz. Bozulan bakteriyolojik floranın tekrar iyileşmesi sürecini bu işi yapacak bakterilerle hızlandırmayı hedefliyoruz. Daha önce denizden izole ettiğimiz ve metobolik özelliklerini bildiğimiz bakteri karışımları ile müsilajın giderimini sağlamak amacı ile hazırladığımız karışımlar tamamen yararlı bakterilerden oluşuyor. Uyguladığımız yöntem doğal sürecin dışında hiçbir farklı malzeme, materyal veya metot içermiyor.”

“Deniz ortamının dinamik doğal koşullarında saha çalışmasının yapılmasını önemli”

Yapmış oldukları uygulamanın laboratuvar ortamında başarılı olduğunu bildiklerini anlatan Altuğ, “Deniz ortamının dinamik doğal koşullarında saha çalışmasının yapılmasını önemli. Yenikapı Limanı’nda müsilaj ortamına bakterilerin ilave edilmesi ile ortamdaki çözünmüş karbonhidrat miktarı ve polisakkarit türevlerindeki değişimlerin analizlerle takibi ve böylece parçalanma sürecinin verilerle tanımlanmasını hedefliyoruz. Kimyasal analizler için İ.Ü. Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Kimyasal Oşinografi uzmanı araştırmacılarla çalışarak bu konunun disiplinler arası çalışmalarla çözüm sunmasını amaçlıyoruz.” dedi.

Muhabir: Hikmet Faruk Başer

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL(AA) – İÜ Su Bilimleri Fakültesi Sapanca İçsu Ürünleri Üretimi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Memiş koordinatörlüğünde, araştırma görevlisi Gökhan Tunçelli tarafından yürütülen projeyle balık üretim havuzlarından çıkan suyun topraksız tarımda kullanılması üzerine araştırma başlatıldı.

Sapanca’daki merkezde balık ve bitkinin birlikte yetiştirilebileceği “akuaponik” adı verilen bir besin üretim sistemi kuruldu. Tesisin bir bölümündeki havuzlarda barındırılan balıklar yemle beslendi. Buradan çıkan su, bitkiler için besin olarak kullanıldı.

Balığın suya bıraktığı besin tuzları borular yardımıyla topraksız tarım için kurulan alana ulaştırılarak bu alanda marul yetiştirildi.

Araştırmada, sadece balık yetiştirilen havuzlardan çıkan suyu kullanarak, hiçbir kimyasal gübreye ihtiyaç duymadan yapılan topraksız tarımda verimliliğin ve büyümenin yüzde 30 arttığı belirlendi.

Araştırma görevlisi Tunçelli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de uygulanan “hidroponik” de denilen topraksız tarımın, suni gübreler kullanarak yapıldığını fakat “akuaponik” sistemde bu gübreye ihtiyaç duyulmadığını söyledi.

Avrupa’da bazı ülkelerin topraksız tarım yöntemini kullandığını belirten Tunçelli, “Topraksız tarım geleceğin tarım faaliyetleri arasında yer almaktadır. Bu aslında küçük çapta ve yüksek teknolojiye de gerek duymadan yapılabilecek bir tarımsal faaliyettir.” dedi.

Tunçelli, topraksız tarımın, toprakla yapılan tarıma göre oldukça ergonomik olduğuna dikkati çekerek, “Ayrıca akuaponik sistemin geleneksel tarım ve akuakültüre kıyasla çok büyük avantajları var. Türkiye’de de son yıllarda akuaponik sistem tarım faaliyetlerinde kullanılmaya başladı.” diye konuştu.

Su Bilimleri Fakültesi olarak balık tank veya havuzlarından çıkan suyun doğal ortama verilmeden önce topraksız ve suda yapılan tarımda kullanılabilirliği ve verimliliği üzerine çalışma başlattıklarını dile getiren Tunçelli, şunları kaydetti:

“Kurduğumuz sistemin bir bölümünde, havuzlarda barındırılan balıkları büyümeleri için yemle besledik ve ortamdaki suda oluşan, besin elementlerini içeren suyu borular yardımıyla topraksız tarım için kurulan alana ulaştırarak burada marul yetiştirdik. Yani balığa yem vererek balığın büyümesini sağlıyoruz. Balığın aldığı yemi kendi metabolizması için harcadıktan sonra geriye kalan besinleri bulunduğu ortamdaki suya vererek bitkilerin kökleriyle bu besinleri kullanmasını sağlıyoruz. Böylece bitkileri büyütmüş oluyoruz. Bu sayede hem tek bir azot kaynağı ile iki ürün elde etmiş hem de balık üretiminden çıkan suların bitkiler tarafından kullanımını sağlayarak suyun kalitesini iyileştirmiş oluyoruz.”

Gökhan Tunçelli, çevre dostu bu tip sistemlerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasının suyun mümkün olduğunca az ve kirletmeden kullanılmasını sağlayacağını belirterek, “Araştırmadan elde ettiğimizin sonuca göre, sadece balık yetiştirilen havuzlardan çıkan su kullanılarak topraksız tarım yapabilmek mümkün. Bu yöntemle verimlilik ve büyüme yüzde 30 artırılıyor.” bilgisini verdi.

İSTANBUL (AA) – İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Sapanca İçsu Ürünleri Üretimi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde neslini günümüze kadar devam ettirmeyi başaran ”karaca” ve ”sivrişka” türü mersin balığının neslinin devamı için çeşitli çalışmalar yürütülüyor.

İÜ Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Memiş koordinatörlüğünde yürütülen çalışmalarda, mersin balıklarının neslinin sürdürülmesi için 2 büyük havuz kuruldu.

Havuzlarda bakımları özenle yapılan mersin balıklarının yumurta gelişimi, belirli zaman dilimlerinde ultrasonla takip ediliyor.

Hareketleri titizlikle takip edilen mersin balıklarının, uygun zamanda yumurtlamaları sağlanarak neslinin yok olmamasının önüne geçiliyor.

AA muhabirine açıklamada bulunan Prof. Dr. Memiş, mersin balıklarına günümüzün ‘dinozorları’ denildiğini ve varlıklarının 200 milyon yıl öncesine dayandığını söyledi.

Dünyada 26 tür mersin balığının bulunduğunu, Türkiye sularında sadece 5 türünün yaşadığını ve bunlardan 3 türün halen Türkiye sularında bulunabildiğini belirten Memiş, “Bu balıklar 100-150 sene arasında yaşayabiliyorlar. Ağırlıkları bir tonun üzerine çıkabiliyordu ancak günümüzde nesli tükenme tehlikesi altına girdi.” diye konuştu.

Memiş, mersin balıklarının tatlı sularda yumurtaladığını ve denizlerde beslendiklerini dile getirerek, şöyle devam etti:

“Bu balıkların doğada yumurtalama alanları çeşitli nedenlerle azaldı. Bu nedenle Kültür Balıkçılığıyla nesli tükenme tehlikesi altına olan bu türlerin üretimini gelecek nesillere taşımak için bizlere görev düşüyor. Türkiye’de 2000’li yıllardan beri bakanlıkla beraber üniversite olarak mersin balığının neslinin devamı için Sapanca’da çalışmalar yapıyoruz. Balıklar için özel havuz yaptık ve bu alanda onların bakımını sağlıyoruz. Mersin balıkların düzenli olarak beslenmelerini ve kontrollerini yapıyoruz. Kış aylarında yumurtlamaya yakın dişi ve erkekleri tespit ediyoruz. Su sıcaklığının soğuk olduğu dönemde onları ayırarak su sıcaklığının 14-15 dereceye geldiği mayıs ayında neslinin devam için uygun zamanda kontrollü olarak yumurtlamalarını sağlıyoruz. Mersin balıklarını sürekli gözlem altında tutuyoruz. Amacımız yavru balık üreterek bakanlık kontrolünde doğayla buluşturmak ve doğal ortamlarda neslinin devamını sağlamak.”

Mersin balığının uzun yaşadığı için farklı türlerin farklı üreme sezonlarının olduğunu anlatan Memiş, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda balıkların kültür ortamından yumurtlama süresini 10-15 yıldan 4-5 yıllara düşürüldüğünü vurguladı.

“Mersin balıklarından asla vazgeçilmemesi gerekiyor”

Mersin balıklarından asla vazgeçilmemesi gerektiğinin altını çizen Memiş, balıkların nehirlerdeki yumurtlama alanlarının yok olmamasının önemli olduğunu ifade etti.

Memiş, balıkları doğal ortamlarında bulundurmak gerektiğini aktararak, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çalışmalarda Tuna Nehri’nin Romanya kıyılarından bırakılan balıkların bizim sularımıza gelebildiğini tespit ettik. Ülkemizden giden balıklar da Karadeniz’de kıyısı olan başka ülkelere gidebiliyor. Yaşadıkları nehirde kurulan hidroelektrik santrallerinde bu balıkların geçişine uygun balık geçitleri yapmalı ve hareket alanlarını sınırlandırmamalıyız. Özellikle Sakarya Nehri’nde halen varlığı tespit edilen bu balıkları yaşatabilmemiz için HES’ler üzerinde var olan fakat çalışmayan balık geçitlerini yenileyerek balıkları doğasında yaşatmaya devam etmemiz gerekiyor.”