İstihdam teşvikine ilişkin kanun teklifi Meclis'te

TBMM (AA) – AK Parti milletvekilleri, Kovid-19 salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, normalleşme sürecinde hareketlenecek ekonomik aktivitenin istihdamla desteklenmesi ile istihdamda devamlılığın sağlanabilmesi için destek tedbirleri içeren kanun teklifini, Meclis Başkanlığına sundu.

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin detaylarını, Meclis’te gazetecilerle paylaştı.

Kovid-19 salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, normalleşme sürecinde hareketlenecek ekonomik aktivitenin istihdamla desteklenmesi, istihdamda devamlılığın sağlanabilmesi amacıyla destek tedbirlerinin düzenlendiği teklifin, 43 maddeden oluştuğunu belirten Muş, Kovid-19 salgınının ekonomi ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek için belli düzenlemeleri bugüne kadar hayata geçirdiklerini hatırlattı.

Kanun teklifiyle, kısa çalışma ve çalışmanın sona ermesini takiben sağlanan normalleşme desteğine ilişkin sürelerin uzatılmasını gündeme aldıklarını belirten Muş, bu sürelerin, 30 Haziran 2021’e kadar cumhurbaşkanı kararıyla uzatılabileceğini bildirdi.

İşverenlerce 2019 Ocak ile 20 Nisan 2020 tarihleri arasında en düşük sigortalı sayısına ek bir ilave istihdam yapılması durumunda, bu çalışanların SGK prim desteğinin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacağını söyleyen Muş, “Kısmi zamanlı çalışmanın teşvik edilmesi, yeni istihdam artışını sağlamak amacıyla kısmi zamanlı çalışmayı kabul eden hizmet erbabına gelir vergisi ve damga vergisi istisnası getiriyoruz.” dedi.

Esnaf Ahilik Sandığı kurulduğunu anımsatan Muş, “Bunu iki kez ertelemiştik, pandemi sürecinden dolayı bunun yürürlüğe girme süresini 2023 sonuna kadar erteliyoruz.” diye konuştu.

Muş, teklifle evlerinde ürettikleri malların, internet ve benzeri ortamlar üzerinden satışını yapanlara belirli şartlarda gelir vergisi muafiyeti getirileceğini, buradaki sınırın 220 bin lira olduğunu bildirdi.

Turizmde konaklama vergisi getirildiğini hatırlatan Muş, “Sektörün içinde bulunduğu şartlardan dolayı bunun yürürlüğünü de 2022’nin başına erteliyoruz.” dedi.

Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet gibi ekonomik, sermaye piyasa araçlarının Türkiye’ye getirilmesinin önünün açılacağını belirten Muş, “Burada herhangi bir vergi talep etmeyeceğiz. Sıfır vergi. Yurt içinde de döviz, altın, menkul kıymeti bulunanların, bunları resmi defterlere kaydetmesi durumunda yine herhangi bir vergi alınmayacaktır. Bunun süresini de 30 Haziran 2021’e kadar belirlemiş durumdayız.” ifadelerini kullandı.

– “Vergi ve SGK prim borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili bir çalışmamız var”

Muş, açıklamalarının ardından bir soru üzerine, “Vergi ve SGK prim borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili çalışmamız var. Teknik kısımlarını tamamlamaya çalışıyoruz. Tamamladığımızda kanun teklifimizin görüşmeleri sırasında Plan ve Bütçe Komisyonuna sunacağız.” dedi.

Sicil affına ilişkin çalışma yapılıp yapılmadığıyla ilgili soruya Muş, “Daha önce sicil affı sağlanmıştı. Bunu pandemi sürecinde yapmıştık. Bununla alakalı bir çalışmamız şu an söz konusu değil.” karşılığını verdi.

Yurt dışından para, altın getirilmesine yönelik düzenleme yapılacağı dile getirilerek, “Bu konuda sınır var mı?” sorusu üzerine Muş, “Hayır, istedikleri kadar getirebilirler. Bunun transferini Türkiye’ye rahat şekilde gerçekleştirip, herhangi bir vergi, resim ve harca tabii olmadan kayıt altına alabilirler.” diye konuştu.

– “Yalnızca TTB’yle ilgili değil diğerleriyle ilgili de bir çalışmamız olacak

Mehmet Muş, AK Parti’nin, Türk Tabipleri Birliği’yle ilgili çalışma başlattığı ifade edilerek, çalışmanın hangi aşamada olduğunun sorulması üzerine, şöyle konuştu:

“Yalnızca Türk Tabipleri Birliği değil, bazı meslek kuruluşlarının yapıları antidemokratik. Bir kez yönetime gelen, bir kez orayı ele geçiren, başka bir anlayışa, fikre müsaade etmiyor. Amacımız, bu meslek kuruluşlarının demokratik, temsilin daha sağlıklı ve farklı fikirlerin temsil edileceği hale gelmesini teşvik etmek. Bununla alakalı yalnızca Türk Tabipleri Birliği’yle ilgili değil diğerleriyle ilgili de bir çalışmamız olacak. Gündemimiz şu an bütçeyle meşgul. Bütçenin sonrasında çalışmalarımızı netleştirmiş oluruz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, Enis Berberoğlu hakkındaki kararını, “Yargının iflası” olarak değerlendirdiği hatırlatılarak, değerlendirmesi sorulan Muş, konunun, siyasi tartışmadan ziyade hukuki olduğunu belirterek, “Bu tartışmayı siyasi zemine taşımayı doğru bulmuyoruz.” dedi.

– “Malumun ilanı”

Eski HDP Milletvekili Altan Tan’ın, “HDP ile PKK’nın ilişkisini saklamak beyhude.” yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Muş, bu açıklamayı, “malumun ilanı” olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Altan Tan’ın, HDP’den iki dönem milletvekilliği yaptığını anımsatan Muş, “HDP bunu istediği kadar inkar etsin, diğer partiler bunu istediği kadar görmemeye çalışsın. Kayyum atamalarının neden yapıldığı sorusuna en güzel cevabı Altan Tan’ın açıklamalarında görebiliriz. HDP ısrarla terör örgütü PKK ile arasına mesafe koymak istemiyor, bundan kaçınıyor.” ifadelerini kullandı.

– “Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok”

Erken seçim tartışmalarına ilişkin değerlendirmesi sorulan Muş, erken seçimin gündemlerinde olmadığını söyleyerek, “Muhalefette şöyle bir alışkanlık var; bir seçim yapılıyor, seçim yapıldıktan 6 ay sonra ‘Tekrar seçime gidelim.’ Seçime niye gidelim? 2023’e hazırlanın.” dedi.

Türkiye’nin boş tartışmalarla meşgul edilmesini istemediklerini belirten Muş, “Türkiye’nin kaybedecek zamanı yok, Türkiye’nin projeleri var, hedefleri var. Tarihi de söylüyoruz, Haziran 2023. Buyursunlar, hazırlansınlar, kendileriyle 2023’te sandıkta hesaplaşırız.” diye konuştu.

Sinan Uslu, Ertuğrul Subaşı

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Finansın Geleceği Zirvesi’nde “Merkez Bankalarının Pandemide Rolü” başlıklı bir sunum yaptı.

Salgının başlamasından bugüne dek geçen sürede ekonomi politikasının odaklandığı konuları iki dönem halinde değerlendirmenin faydalı olacağını belirten Kavcıoğlu, birinci dönemin dünya çapında kapanmalar ile ekonomilerin tarihte görülmemiş şekilde durma noktasına geldiği bir dönem olduğunu söyledi.

Merkez bankaları ve diğer politika yapıcıların bu dönemde istihdam kayıplarını, şirket iflaslarını önlemek ve finansal piyasaların işleyişindeki devamlılığı sağlamak adına pek çok önlem aldığını hatırlatan Kavcıoğlu, şunları kaydetti:

“İkinci dönem ise aşılamanın yaygınlaşması ile toparlanma eğiliminin hızlandığı, ancak talep artışına küresel üretimin aynı hızla cevap veremediği ve emtia fiyatlarındaki artışlarla küresel enflasyonun ivmelendiği bir süreç olarak hala devam etmektedir. Koronavirüs salgınının dünya çapında yayılmasıyla birlikte başlayan birinci dönemde küresel ekonomi, 2008 yılındaki finansal krizi de aşan zorlukta bir dönem geçirmiştir. Salgının büyük ölçekli bir arz şokuna da yol açması 2008 finansal krizinden farklı olarak ekonomiler üzerindeki olumsuz etkinin daha yüksek ve kalıcı olmasına yol açmıştır. Salgının ekonomik etkileri oldukça geniş bir coğrafyada ve küresel finans krizinden daha derin şekilde hissedilirken, verilen politika tepkileri de çeşitli ve şimdiye kadar eşine rastlanmayacak ölçüde güçlü olmuştur.”

Kavcıoğlu, konuşmasında salgına karşı küresel ölçekte verilen politika tepkilerine de değindi. Salgın hastalığın dünya genelinde hızla yayılmasının, küresel ticaret ve iktisadi faaliyette belirgin bir yavaşlamaya neden olduğunun altını çizen Kavcıoğlu, “Alınan karantina önlemleri nedeniyle 2008 krizinden farklı olarak çok daha derin bir arz şoku ile karşılaşılması nedeniyle, salgın döneminin ekonomik açıdan daha da maliyetli olduğunu söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“Merkez bankalarının müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli oldu”

Şahap Kavcıoğlu, salgınının dünya çapında hızla yayılmasının ekonomileri birçok farklı kanaldan etkileyerek küresel iktisadi faaliyetin sert bir şekilde daralmasına neden olduğunu söyledi.

Salgının, ilk etapta küresel tedarik zinciri ve üretim üzerinde etkisini gösterdiğini belirten Kavcıoğlu, “Devamında ise, belirsizliklerdeki artış, finansal koşullardaki sıkılaşma, hanehalklarının gelir kaybı ve firmaların nakit akışındaki bozulma talepte de belirgin bir zayıflamaya yol açtı.” dedi.

Kavcıoğlu, dünya genelinde uygulamaya konulan salgın tedbirlerinin 2020 yılı mart ayı içerisinde hizmetler sektörü faaliyetinin hızla zayıflamasına neden olduğunu dile getirdi.

Takip eden dönemde küresel ticaretteki daralmayla birlikte imalat sanayinin de bu yavaşlamaya eşlik ettiğini aktaran Kavcıoğlu, “Hizmet sektörünün salgın tedbirleri nedeniyle olumsuz ayrışması gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler için ortak bir gözlem olarak ön plana çıkmıştır. Bu eğilimin 2008 krizi ile de önemli bir farklılaşmaya neden olduğu görülebilir. Hizmet sektörünün emek yoğun bir sektör olması salgın döneminin istihdam açısından maliyetinin de 2008 finansal krizinin çok ötesinde olmasına neden olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bu süreçte tüm dünyada merkez bankalarının faiz indirimleri, varlık alımları, likidite adımları ve kredi destek programları gibi olağanüstü genişleyici politika tedbirleri aldığını anlattı.

Politika yapıcıların 2008 krizi sonrası geleneksel olmayan para politikası ile ilgili kazandıkları deneyim ve araç setinin genişlemesinin, salgına karşı verilen politika tepkisi açısından olumlu olduğuna işaret eden Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke merkez bankaları mevcut politika alanını tereddütsüz ve hızlı bir şekilde kullanarak krize ilk tepkilerini faiz indirimleri ile verdiler. Merkez bankaları finansal kriz sonrası araç setine dahil ettikleri tahvil alımlarını da tekrar uygulamaya koydular. Burada ilgi çekici olan 2008 krizinde görmediğimiz şekilde gelişmekte olan ülke merkez bankalarının da tahvil alımlarına başvurması oldu. Para piyasasında sıkışmayı önlemek ve likiditeye erişimi kolaylaştırmak için merkez bankalarının repo yoluyla daha çok fonlama yaptığı ve fonlamanın vadesini uzattığı görülmüştür. Ekonomilerin durma noktasına geldiği bu dönemde finansal sistemin faaliyete devam etmesi açısından merkez bankalarının bu müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli olmuştur.”

“Merkez bankaları salgın döneminde bankacılık sistemine ek likidite sağladı”

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, küresel anlamda politika faizlerinin hızla aşağı çekilirken, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde ortalama faizin 2008 krizinden sonra görülen düzeylerin de altına indiğini söyledi.

TCMB’nin de söz konusu dönemde politika faizini aşağı çeken merkez bankaları arasında yer aldığını anımsatan Kavcıoğlu, “Küresel ölçekte politika faizlerinin hızlı bir şekilde aşağı çekilmesi sürecine başta gelişmiş ülkelerin başlattığı yüklü varlık alım programları ile çok hızlı bir bilanço genişlemesi eşlik etti. Varlık alımları da önceki krizin ötesinde bir hızla hala devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bankacılık sektörüne likidite sağlamayı amaçlayan finansal politikalar ile hem finansal sektörün mali yapısının korunması hem de özel sektöre kredi akışının devam etmesinin amaçlandığını vurguladı.

Birçok merkez bankasının zorunlu karşılıkları indirerek ve sermaye ve likidite tamponlarını genişleterek bankacılık sistemine ek likidite sağladığını aktaran Kavcıoğlu, “Yapılan düzenlemeler ile nakit akışı duran reel sektör için de mevcut kredi ödemelerinin ertelenmesi veya yeniden yapılandırılması gibi yöntemlere başvuruldu.” dedi.

Açıklanan maliye politikası önlemlerinin, yeni kredi kanalları ve kredilere devlet garantileri, vergi istisna ve indirimleri ve doğrudan harcamalar gibi ana başlıklar altında incelenebileceğine işaret eden Kavcıoğlu, bu tür desteklerin de yine yaygın olarak kullanıldığını dile getirdi.

“Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi”

Kavcıoğlu, salgın döneminde ülkelerin doğrudan kamu harcamaları, diğer finansal destekler ve teşviklerle ekonomilerini desteklediklerini anımsatarak, şunları söyledi:

“Bazı ülkelerde mali alanın durumuna göre doğrudan kamu harcamalarının daha yüksek oranda kullanıldığı, bazı ülkelerde ise sermaye, kredi ve diğer likidite desteklerinin kullanıldığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi. Örneğin ABD’de milli gelirin yüzde 25’i oranında kamu harcaması ve vazgeçilen gelirler şeklinde ekonominin desteklendiğini görüyoruz.

İtalya ve Almanya gibi bazı ülkelerde maliye politikasının yanı sıra sermaye, kredi ve diğer likidite şeklindeki desteklerin kullanıldığını söyleyebiliriz. Gelişmekte olan ekonomilerde ise gelişmiş ülkelere kıyasla daha sınırlı olmakla birlikte ekonomilerin çeşitli tedbirlerle desteklendiğini görüyoruz.”

“Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağladık”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Merkez Bankasının da o dönemde aldığı Para Politikası Kurulu toplantısında alınan faiz indirimi kararıyla birlikte salgının ekonomik etkilerini sınırlandırmaya yönelik ilk tedbir paketini uygulamaya aldıklarını anlattı.

Alınan tedbirlerin finansal sektörün likiditesini ve kredi koşullarını desteklediğini, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini koruduğunu gözlemlediklerini aktaran Kavcıoğlu, “Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağlayarak, finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanma sürecine destek olmayı hedefledik. Böylece salgın ortamından doğan geçici etkilerin uzun vadede üretim ve istihdama olabilecek olumsuz etkileri en aza indirmeyi amaçladık.” ifadelerini kullandı.

“Büyümedeki olumlu görünümün devam ediyor”

TCMB Başkanı Kavcıoğlu, gelinen noktada temel bazı makroekonomik değişkenlerin karşılaştırmalı olarak incelediğinde Türkiye’nin performansının daha iyi şekilde değerlendirebileceğini söyledi.

Türkiye’nin OECD ülkeleri ve Çin ile birlikte değerlendirildiğinde 2020 yılında pozitif büyüme kaydeden iki ekonomiden biri olduğuna dikkati çeken Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“2021 yılı ilk yarısına ilişkin açıklanan verilerde büyümedeki olumlu görünümün devam ettiğini görüyoruz. Avrupa’daki aşılamayla birlikte olumlu görünüm, turizm ve dış talep kanalları aracılığıyla ekonomimize olumlu yansıyor. Bu çerçevede net ihracat da büyümeye olumlu katkı vermeye devam ediyor. Yüksek frekanslı veriler, açılmanın etkisiyle iş gücü piyasasında da toparlanmaya işaret ediyor. Hizmetler sektörü istihdamı salgına dair kısıtlamaların da etkisiyle daha yavaş bir toparlanma sergilerken, son dönemde burada da güçlü bir istihdam artışı ile salgın dönemi kayıplarının tamamen telafi edildiğini görüyoruz. Ayrıca güçlü giden ihracatın da yardımıyla, sanayi sektörü istihdamının son dönemde diğer alt kalemlere göre daha da olumlu seyrettiğini görüyoruz.

Sonuç olarak, tarım dışı istihdamın öncelikle sanayi sektörünün katkısı ile toparlanmaya başladığını, hizmet sektöründen gelen sınırlı katkıya rağmen 2021 yılı başında salgın öncesi düzeylere ulaştığını görüyoruz. Son olarak hizmet sektöründeki açılma ve turizmin katkısı ile beraber istihdam piyasasının salgın dönemi etkilerini büyük ölçüde atlattığını söyleyebiliriz.”

“İktisadi faaliyetler küresel olarak normalleşmeye başladı”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, salgın sonrası toparlanma döneminde iktisadi faaliyetlerin küresel olarak normalleşmeye başladığını ifade ederek, bununla birlikte büyük ölçüde salgın dönemine atfedilebilecek bir dizi sorunun Türkiye’de olduğu gibi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de üretici fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu söyledi. Kavcıoğlu, bu nedenle içinde bulunulan normalleşme döneminde yüksek enflasyonun beklentilere ve uluslararası piyasalara yansımalarının merkez bankaları tarafından yakından izlendiğini kaydetti.

Enflasyonun yükselmesindeki başlıca etmenlerden birisinin artan emtia fiyatları olduğunu vurgulayan Kavcıoğlu, toparlanmaya başlayan küresel taleple birlikte enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarında oldukça keskin fiyat artışlarına şahit olduklarını bildirdi.

Kavcıoğlu, uluslararası nakliye maliyetlerinin artması ve teslimat sürelerinin uzamasının üretici fiyatlarını yükselttiğini belirterek, Türkiye’de de geçmiş dönemlerde üretici enflasyonundaki gelişmelerin kur ve emtia fiyatları ile büyük ölçüde açıklandığını, son dönemde bu iki belirleyicinin üretici enflasyonunu açıklamakta yetersiz kalmasının arz yönlü ilave unsurlara işaret ettiğini söyledi.

Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki farkın son dönemde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede uzun dönem ortalamasının oldukça üzerine çıktığını kaydeden Kavcıoğlu, Avro Bölgesi’nde ÜFE’nin, TÜFE’nin 4 katına çıktığını kaydetti.

Kavcıoğlu, açılma ve ekonomik normalleşme sürecinde dünyada enerji ve hizmet fiyatlarında belirgin artışlar görüldüğünü ifade ederek, “Küresel merkez bankaları, enerji ve salgın kaynaklı bazı sektörlerdeki yüksek oranlı fiyat artışlarının, talep kompozisyonundaki normalleşme, arz kısıtlarının hafiflemesi ve baz etkilerinin devreden çıkmasıyla birlikte geçici olacağını düşünmektedir. Bu unsurlar, önümüzdeki dönemde ülkemizde de enflasyonu düşürücü yönde etki edecektir.” diye konuştu.

“Yüksek fiyat artışlarının salgın öncesi haline yakınsayacağını değerlendiriyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, Türkiye’deki enflasyon verilerine değinerek, ağustosta yıllık enflasyonun 0,30 puan artarak yüzde 19,25 olarak gerçekleştiğini hatırlattı.

Geçen ay yıllık enflasyonun gıda grubunda oldukça belirgin artarken hizmet grubunda sınırlı bir miktarda yükseldiğini, diğer ana gruplarda ise gerilediğini aktaran Kavcıoğlu, üretici enflasyonunun emtia fiyatları, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve talep koşulları nedeniyle yükselişine devam ettiğini söyledi.

Buradaki fiyatlama davranışlarına değinen Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son dönemde belirli ürünlerdeki fiyat artışları tarihsel ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Enflasyona en çok katkı yapan ürünlere baktığımızda, ağustostaki yıllık fiyat artışlarının son 10 yıllık ortalama fiyat artışlarının 3-4 katına ulaştığını görüyoruz. Bu durumun bir sebebi, biraz önce de değindiğim gibi, salgına bağlı olarak emtia fiyatlarındaki artışlar ve arz kısıtları gibi gelişmeler olsa da bu unsurlar tek başlarına bu ürünlerdeki fiyat artışlarını açıklamakta yeterli olmamaktadır. Özellikle salgından olumsuz etkilenen ve salgından sonra talebin canlı olduğu sektörlerde fiyatlarda daha yüksek artışlar görüyoruz. Ancak ortaya çıkan bu fiyatlama davranışlarının, ekonomik ve sosyal normalleşme hız kazandıkça önümüzdeki dönemde yeniden salgın öncesi haline geleceğini değerlendiriyoruz.”

“Rezervlerimiz 120 milyar doların üzerine çıktı”

TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, gıda fiyatlarında küresel ölçekte bir artış gözlediklerini, buradaki eğilimin henüz normalleşmediğini, birçok gıda ürününün salgından çıkış sürecinde yüksek fiyat artışları sergilediğini, süregelen kuraklığın da üretim koşulları ve fiyatları olumsuz etkilediğini söyledi.

Tüketim sepeti içerisinde gıda ağırlığının ve yurt içi gıda enflasyonunun ülkeler arasında farklılaşabildiğini aktaran Kavcıoğlu, “Böylece gıda fiyatlarındaki artış farklı ülkelerde enflasyona farklı oranlarda etki etmektedir. Türkiye, ülkeler arası bir değerlendirme yapıldığında fiyatların en çok arttığı ülkelerin başında gelmektedir. Ağustosta gıda enflasyonunun son 3 yılın ortalamasından oldukça yüksek gerçekleştiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Kavcıoğlu, Türkiye’nin döviz rezervlerine değinerek, “Rezervlerdeki iyileşme öngörülerimiz ile uyumlu seyrediyor. Rezervlerimiz 85-90 milyar dolar seviyelerinden yaklaşık 30 milyar dolar artarak 120 milyar doların üzerine çıkmıştır. Swap anlaşmaları, reeskont kredileri, cevherden altın alımı ve zorunlu karşılık adımları bu artışa katkı yapan ana unsurlar oldu.” ifadelerini kullandı.

“Salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izliyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, normalleşme sürecine işaret ederek, salgınla mücadelede önemli yol alındığını ancak son dönemde vaka sayılarının yeniden artmasına sebep olan virüs varyantlarının salgının seyri konusundaki belirsizliğin sürmesine yol açtığını söyledi.

Birçok ülkede yeni bir salgın dalgası yaşandığını dile getiren Kavcıoğlu, aşılama oranının yüksek olduğu ülkelerde vaka sayıları artsa da ölüm oranlarının aynı oranda yüksek olmadığını kaydetti.

Aşılamanın küresel olarak hızlanarak sürmesinin ekonomik normalleşme açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan Kavcıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geleceğe yönelik ikinci bir önemli unsur, salgından sonraki ekonomik toparlanmanın aşılama ve uygulanan politikalar gibi bazı nedenlerle ülkeler arası önemli farklılıklar göstermesidir. Birçok uluslararası kuruluşun ve merkez bankasının yayımlarında da vurgulanan bu durum, daha önce de altını çizdiğim arz-talep uyumsuzluklarına ve enflasyonun yükselmesine de katkı yapmaktadır. Hizmet sektöründeki toparlanmanın görece yavaş olması istihdamın toparlanmasını da geciktirmekte, bu durum salgın sürecinin hanehalkı açısından maliyetini de artırmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların en aza indirilmesi salgınla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, önlemlere uyulması ve aşılamanın devamı ile mümkün olabilecektir.”

Kavcıoğlu, merkez bankalarının, bu süreçte tüm politika araçlarını kullanarak fiyat istikrarını sağlamayı ve salgın sonrası normalleşme sürecinin devamına destek olmayı sürdüreceğini, TCMB’nin de tüm merkez bankaları gibi salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izlemeye devam edeceğini aktardı.

Gerek kapanma gerekse hala içerisinde oldukları normalleşme sürecinde merkez bankalarının önemli rol üstlendiğini vurgulayan Kavcıoğlu, finansal sistemin işlemeye devam etmesi, bankacılığın ve reel sektörün salgın koşulları nedeniyle gördükleri hasarın en aza indirilmesi, kapanmaların ekonomik ve sosyal maliyetleri gibi konularda merkez bankası politikalarının oldukça etkili olduğunun açıkça görüldüğünü kaydetti.

Kavcıoğlu, “Normalleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yönünde de TCMB, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerekli politika adımlarını atacaktır.” dedi.

Muhabir: Fatma Eda Topcu, Uğur Aslanhan

İSTANBUL (AA) – ERGİN GARİP – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, fesih yasağı ve nakdi ücret desteği uygulamalarının 2 ay süreyle uzatılması kararının, istihdam piyasasını rahatlattığını belirterek, "Burada üçlü koruma mekanizmasının en önemli halkası olan kısa çalışma ödeneğinin de 31 Mart’tan sonra devam etmesi, iş dünyamız ve milyonlarca çalışanımız için son derece önemlidir. İstihdamda üçlü koruma halkası kısa çalışma ödeneği ile tam olur.” dedi.

Avdagiç, Türkiye’de ilk yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakasının görüldüğü 11 Mart 2020’den bu yana salgında 1 yılın geride bırakıldığını belirterek, iş dünyasının gelecek süreçte beklentilerini AA muhabirine değerlendirdi.

Salgın yılı 2020’nin özellikle hizmetler sektöründeki işletmeler için uzun süreli kapanma ve kısıtlamalarla geçtiğini kaydeden Avdagiç, “Bu sıkıntılı dönemde işyerlerimizi ayakta tutan ve istihdam piyasamızı koruyan, Cumhurbaşkanımızın ve hükümetimizin aldığı tam zamanında kararlar oldu. Fesih yasağı, nakdi ücret desteği ve kısa çalışma ödeneğinden oluşan üçlü mekanizma, ekonomimiz üzerinde adeta bir siper oluşturdu. Kısa çalışma ödeneğinin devreden çıkması bu siperi zayıflatır, bir kanadını eksik bırakır. Bu yüzden kısa çalışma ödeneğini uzatmaya ihtiyacımız bulunuyor. Ayrıca iş dünyamızdan ve üyelerimizden uzatılması yönünde büyük bir talep var." diye konuştu.

– “Kapsamı genişletecek düzenlemelere de ihtiyaç bulunuyor”

Şekib Avdagiç, bugüne kadar 3,7 milyon çalışanın yararlandığı Kısa Çalışma Ödeneğinin özellikle salgından etkilenen turizm, otelcilik, yeme-içme, fuarcılık, kültür-sanat ve bağlantılı işletmelerimiz için normal çalışma düzenine dönene kadar uzatılması gerektiğine inandıklarını söyledi.

Kısa çalışma ödeneğinde uzatma ile birlikte kapsamı genişletecek düzenlemelere de ihtiyaç olduğunu vurgulayan Avdagiç, “Mesela nakdi ücret desteğinin, yani ücretsiz izin desteğinin 17 Nisan 2020’den sonra işe girenlere de verilmesi, kısa çalışma ödeneğine de 30 Haziran’dan önce işe girmiş olanların da başvurabilmesi gibi bazı düzenlemeler de işletmelerimize büyük fayda sağlar." değerlendirmesinde bulundu.

Salgın ile mücadele sürerken 1 Mart’ta başlayan yeni normalleşme adımlarının önemine dikkati çeken Avdagiç, şöyle konuştu:

"Bir yıl sonra vaka sayımız 2.8 milyonu, iyileşen hasta sayımız 2,6 milyonu, vefat sayımız 29 bini aştı. Kovid-19 salgınıyla yaşamaya ve çalışmaya alıştık. Pandemiyi devre dışı bırakamadık, ama onun etkilerini yavaşlatacak aşılama çalışmalarında ciddi yol kat edildi. Sağlık Bakanımızın açıklamasına göre Türkiye, nüfusunun yüzde 60’ını mayıs sonuna kadar aşılamış olacak. Şu ana kadar yapılan aşı sayısı 10 milyonu aştı. Aşılama sürecini başarıyla götüren dünyanın 4-5 ülkesinden biriyiz."

Avdagiç, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya başkanlığında, belediye başkanları, Oda, STK ve meslek birlikleri temsilcilerinin katılımıyla "Pandemi Denetim Süreci" toplantısında denetimleri değerlendirdiklerini kaydetti.

Avdagiç, “Hemen ardından yine valimiz başkanlığında AVM İşletmecileri ile 1 Mart’ta devreye giren yeni dönemin, hem işletmeciler hem de İstanbul halkı için en sağlıklı şekilde yürütülmesi adına alınması gereken tedbirleri görüştük. İstanbul için el ele verdik. Ne turuncu ne kırmızı, İstanbul’a en çok mavi yaraşıyor. Bu amaçla İTO olarak yürüttüğümüz çalışmaların yanı sıra Valiliğimizin başlattığı HedefMaviKategori kampanyasına da tam destek veriyoruz." ifadelerini kullandı.

– “Küresel oligopol yapıların spekülasyonlarıyla ham madde fiyatları fütursuzca artıyor”

İTO Başkanı Avdagiç, son haftalarda hammadde fiyatlarındaki yaşanan artışa dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Küresel oligopol yapıların spekülasyonlarıyla ham madde fiyatları fütursuzca artıyor. Demir-çelik ürünleri, plastik ham maddesi başta olmak üzere pek çok ürünün fiyatı döviz bazında yüzde 100’e varan, hatta aşan oranlarda yükseldi. Uluslararası fonlar da, spekülatif kazanç peşindeler. Emtiada büyük hacimli işlemler yaparak, pandemi nedeniyle zaten mevcut olan arz ve talep dengesizliğini daha da büyütüyorlar. Fiyatlar, suni biçimde şişiriliyor. Mesela, hububat ürünlerinde yapılan spekülasyonların da etkisiyle dünya gıda fiyatları yüzde 20 yükseldi. Yükselmeye de devam ediyor.”

Petrol üreticisi ve ihracatçısı devletlerin manipülasyonu ile petrol fiyatlarının talep etkisinin çok üzerinde arttığını vurgulayan Avdagiç, “Petrol fiyatları son 6 ayda yüzde 60 yükseldi. Bu süreçte, Sağlık Bakanımızın belirttiği ‘aşı milliyetçiliği’ gibi, ‘gıda milliyetçiliği’ de ortaya çıktı. Pek çok tarım üreticisi ülke, bu ürünlerin ihracatına sınırlama getirdi ya da alenen yasakladı. Bunun etkilerini gördük: Rusya’nın ihracatına sınırlama getirmesiyle birlikte, ayçiçeği yağı fiyatlarında olağanüstü artışlar oldu." diye konuştu.

Avdagiç, petrol fiyatları, tarımsal emtia, hammadde fiyatları, uluslararası fonların spekülatif işlemleri, tedarik zincirlerindeki oligopol yapıların ortaya çıkardığı ilave maliyetlerin Türkiye’nin enflasyonla mücadelesini olumsuz etkilediğini söyledi.
Avdagiç, şunları kaydetti:

"Bugün istemeyerek de olsa, bir anlamda dünyadan enflasyon ithal ediyoruz. Dışsal gelişmeler, ekonomimizi ne yazık ki etkiliyor. Aynı şekilde Amerikan 10 yıllık tahvillerinin getirilerinin hızla yükselmesi gibi büyük dengesizlikler de, kurlar üzerinde baskı oluşturdu. Bu da bizim enflasyon ile mücadelemizi güçleştiriyor. Bütün bunlar, pandemiyle birlikte yaşadığımız zorlu süreci gösteriyor. O halde tüm ekonomik aktörlerimiz, dayanışma içerisinde olmalı.

Ülkemizin ekonomik geleceği için bu, gerekli. O halde dünyadaki dengesizliklerin, Türkiye’nin dengesini bozmaması için çok dikkatli olmamız gereken bir süreçteyiz. Bu süreçte, ekonomimizin işleyişini sağlayan prensiplerin ve omurgasını oluşturan tüccar ve sanayicimizin güçlendirilmesi kritik önemdedir. Devletimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, velhasıl ekonominin tüm paydaşlarının üretene, tüccara, sanayicimize sahip çıkması gerekiyor.”