İTO Başkanı Avdagiç: ” Yeni anayasa çalışmalarının yeni vizyon katacağına inanıyoruz”

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Yakında açıklanacağı duyurulan hukuk ve ekonomi reformu ile Cumhurbaşkanımızın çağrısını yaptığı yeni anayasa çalışmalarının Türkiye'ye yeni bir vizyon katacağına inanıyoruz." ifadesini kullandı.

İTO'dan yapılan açıklamada, odanın şubat ayı olağan meclis toplantısında yaptığı konuşmasına yer verilen Avdagiç, yeni anayasa çalışmalarının daha güçlü, daha büyük Türkiye'ye giden yolu açacağını ifade etti.

Avdagiç, "Yakında açıklanacağı duyurulan hukuk ve ekonomi reformu ile Cumhurbaşkanımızın çağrısını yaptığı yeni Anayasa çalışmalarının Türkiye'ye yeni bir vizyon katacağına inanıyoruz. Türkiye ilk defa anayasa değişikliği yerine, baştan sona sivil anlayışla yoğrulmuş bir anayasaya kavuşacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Hukuk ve ekonomi reformunun iş dünyası için önemli bir umut kapısı olduğunu dile getiren Avdagiç, "Vergi uygulamalarına ilişkin köklü değişiklik beklentilerimizin olduğunu belirtmek isterim. Bugün şirket bilançolarının gerçeği yansıtmamasının önemli bir sebebi, yeniden düzenlenmesi gereken vergi uygulamalarıdır. Burada Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, İcra-İflas Kanunu gibi pek çok kanun bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınmalıdır." yorumunu yaptı.

– "Kira desteğinin İstanbul için artırılması beklentisindeyiz"

Avdagiç, iş dünyasının hükümete taşıdığı destek ve tedbir taleplerinin birçoğunun kabul görüp uygulamaya konulmasından memnuniyet duyduklarını kaydetti.

Salgın döneminde kiracılara, büyükşehir belediyelerinin bulunduğu yerlerde aylık 750 TL, diğer yerlerde ise aylık 500 TL kira desteği sağlandığını aktaran Avdagiç, hükumetin salgında işletmelere kira desteğini çok yerinde bulduklarını, ancak bu desteğin İstanbul için artırılması ve sadece esnaf ve gerçek kişi tacirlerle sınırlı kalmaması beklentisi içinde olduklarını kaydetti.

Yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) bir anda gözden kaybolmayacağını ama giderek arka plana düşeceğini dile getiren Avdagiç, "Birçok ülke aşılama çalışmasını başarılı şekilde yürütürken, 2021'de bütün dünyanın aşılanması fiilen imkansız. Buna rağmen şunu söylemek mümkün; aşı, dünya ve ülkemiz için tünelin ucundaki ışıktır. Şimdi bu ışığı takip edip aydınlığa çıkmak gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Son dönemde döviz kurundaki hızlı gerilemeye de değinen Avdagiç, istikrarlı ve alım gücü yüksek bir Türk Lirası’nın herkesin dileği olduğunu belirtti. Avdagiç, bununla birlikte döviz kurlarındaki hareketliliğin, tüccarın da ihracatçının da fiyat tutturmada, dolayısıyla rekabette zorluklar yaşamasına neden olduğunu aktardı.

Avdagiç, "Nasıl ki döviz kurlarında aşırı tırmanış, piyasa ve şirket bilançolarımız üzerinde tahribata neden oluyorsa, aynı hızla yaşanan değer kayıpları da tahripkar oluyor. Tıpkı tansiyonun bir inip bir çıkmasının insan bünyesini tehdit etmesi gibi, kurlardaki hareketlilik de ticarette riskleri yükseltiyor, piyasayı zorluyor. Ayrıca düşmeye devam etmesi halinde döviz fiyatları dolara meyli tekrar alevlendirme tehlikesi barındırıyor. Bu, Döviz Tevdiat Hesaplarında beklenen çözülmeyi, ekonomi yönetimimizin üzerinde ısrarla durduğu ‘ters dolarizasyon’ açılımını da riske sokabilir." dedi.

– "TL’yi rekabetçi bantta tutmaya özen göstermemiz gerekiyor"

Diğer taraftan TL’nin hızla değer kazanması ve değer kazanmaya devam etmesinin ihracat cephesinde de sıkıntılara yol açacağını aktaran Avdagiç, şu ifadeleri kullandı:

“Döviz kurlarındaki hareketliliklerin, üretime dönük yatırım tercihlerini etkilemesi bizim açımızdan kayıplar oluşturabilir. İthalatın ise tekrar ölçüsüzce artmasını tetikleyerek, yerli üretimi koruma çabalarının heba edilmesine neden olabilir. Dolayısıyla hem ara malında, hem de tüketim mallarında ithalatı makul düzeylerde sınırlamak için TL’yi rekabetçi bantta tutmaya özen göstermemiz gerekiyor. Ayrıca yüksek faiz düzeylerinin beraberinde getirdiği ani kur düşüşü, yabancı yatırımcıya kârlı bir çıkış fırsatı sağlıyor. Bundan kaçınmamız lazım.”

İTO Başkanı Şekib Avdagiç, ticari kredi faiz oranlarına da değinerek, "Reel sektör olarak enflasyonu önlemek adına faiz düzeyinde makuliyetten uzaklaşılmaması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü istihdamın sürmesi, yatırımların durmaması için işverenin finansman yükünün hafifletilmesi gerekiyor. Ticari kredi faizleri ortalaması 6 aylık sürede yüzde 20,45 düzeyine ulaştı. Bu da 2021’de iş dünyasının en çok mücadele vereceği alanın finansman olacağı anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.

Dünyada genişleyici maliye ve para politikalarının büyümeyi desteklemeye devam ettiği bir küresel konjonktürün yaşandığını kaydeden Avdagiç, Türkiye’de enflasyonla mücadele gereği sıkı para politikası uygulanırken, genişleyici maliye politikasını da ekonomi hayatiyetini korumak açısından kritik önemde gördüklerini bildirdi.

– “Kapalı gibi olan, iş yapamayan işletmelerimiz bulunuyor”

Şekib Avdagiç, restoranlar, kafeler, lokantalar, spor salonları, kültür sanat etkinlik işletmeleri gibi üyelerin halen kapalı durumda olduğunu, öte yandan kapalı gibi olan, iş yapamayan işletmelerin de bulunduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faaliyetleri kısıtlanan ve 2019 cirosu 3 milyon lira ve altı olan gerçek usulde vergilendirilen ticari işletmelere destek ödemesi yapılacağını açıkladığını anımsatan Avdagiç, şunları kaydetti:

"Ayrıca 2 bin liradan az 40 bin liradan fazla olmamak kaydıyla destek ödemesi yapılacağı bildirildi. Bunun hem maddi açıdan hem de sektörlerimizi motive etmesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Keza salgında faaliyetlerine ara verilen işyerlerinin gelir vergisi, stopaj, KDV beyannamelerinin verilme ve ödeme sürelerinin ertelenmesini talep etmiştik. Bunlar da Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ertelendi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Bakanlarımız Lütfü Elvan ve Ruhsar Pekcan’a teşekkür ediyoruz. Pandemiden en fazla etkilenen sektör olan hizmetler sektörüne yönelik desteklerin kapsamlı bir şekilde sürdürülmesi talebimizi bu vesileyle bir kez daha tekrarlıyoruz."

Salgın engellerini tek bir kesimin değil kamu ve özel sektörün birlikte aşması gerektiğini dile getiren Avdagiç, "Tüm büyük kriz dönemlerinde olduğu gibi hükümetimizin özel sektörün varlığını en güçlü şekilde destekleyeceğine eminiz. Bugüne kadarki uygulamalar bu konuda bize cesaret veriyor." ifadelerini kullandı.

– “Piyasa denetimleri tüccarı iş yapmaktan alıkoymayacak düzeyde olmalı”

Avdagiç, piyasa denetimlerine de değinerek şunları aktardı:

"Bu denetimleri doğru ve tüketiciyi koruyan bir anlayışın yansıması olarak görüyoruz. Bununla birlikte denetimlerin üreticileri suçlu göstermeden yapılması gerektiğine inanıyoruz. Diğer yandan bugün TÜFE ile ÜFE arasındaki yüzde 13,65’lik farkı yüklenmiş olan iş dünyamızın da fedakarlığını unutmamalıyız. Söz konusu makas son 18 yılın en büyük farkı. Yapılan denetimlerin tüccarı iş yapmaktan alıkoymayacak düzeyde olması ve serbest piyasa dinamiklerine zarar vermemesi gerektiğini düşünüyoruz."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – İTO tarafından Mart 2021 döneminde İstanbul’da perakende fiyatı en fazla artan ve azalan harcama kalemleri açıklandı.

Buna göre, İTO’nun İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi’nde yer alan 242 ürünün 95’inin perakende fiyatı artarken, 27 ürünün fiyatı düştü, 120 ürünün fiyatı ise değişmedi.

Martta karnabahar fiyatında yüzde 35,76 artış

Mart ayında gıda harcamaları yaş kuru sebze ve meyveler alt grubunda yer alan karnabahar yüzde 35,76 ile fiyatı en fazla artış gösteren ürün oldu.

Fiyatında artış yaşanan diğer ürünler, aynı gruptan yüzde 27,54 ile sivri biber, ev eşyası harcamaları grubundan yüzde 25,09 ile çarşaf, aynı gruptan yüzde 15,97 ile yorgan, gıda harcamaları grubundan yüzde 12,28 ile limon ve yüzde 12,14 ile mandalina olarak kayıtlara geçti.

Salatalık yüzde 22,49 ucuzladı

Geçen ay gıda harcamaları yaş kuru sebze ve meyveler alt grubunda yer alan salatalık yüzde 22,49 gerileme göstererek fiyatı en fazla azalan ürün oldu.

Fiyatında azalış izlenen diğer ürünler, aynı gruptan yüzde 16,99 ile bakla, yüzde 12,36 ile taze fasulye, yüzde 9,40 ile patlıcan ve yüzde 7,55 ile kabak olarak belirlendi.

İSTANBUL (AA) – İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Hidayet Cami restorasyonu için Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğüyle gerekli mutabakatları sağladıklarını belirterek, “Bu eserleri, bu toprakların tapu senedi olarak görüyoruz. Bu eserlere sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmak, geçmişin değerlerini ‘mıh gibi aklımızda tutmak’ demektir.” dedi.

İstanbul’da faaliyette bulunan ticari kurum ve kişilerin işlemlerinin düzenlendiği, kayıt altına alındığı ve bu işletmelere ait sicillerin tutulduğu İTO, 136 yıldır yayıncılık ve kültür sanat faaliyetlerine de öncülük ediyor.

Kurum, kurulduğu dönemden bugüne, Hamidiye (Sultanahmet) Ticaret Mektebi’nin himayesi, Yeni Cami Hünkar Kasrı, Rüstem Paşa Medresesi, Şehzade Mehmed Külliyesi ve Kızlarağası Medresesi’nin restorasyonunun aralarında bulunduğu çok sayıda eserin korunmasını ve bugüne kazandırılmasını sağladı.

Avdagiç, İTO’nun 139 yıllık mazisinde gerçekleştirilen ve devamlılık oluşturan kültür ve sanat projeleriyle, ekonomik kalkınmada kültür, sanatın önemine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

“Milli ve yerli bir teknolojiyi geliştirecek itici güç kültür, sanat ve edebiyattır”

İTO’nun 136 yıldır yayıncılıkla ilgilendiğini ifade ettiniz bir konuşmanızda ve eklediniz “‘Resmi Gazete’den sonra Türkiye’nin en eski yayımcısı İTO’dur.” Ekonomik kalkınmada kültürün ve sanatın önemi nedir?

Şekib Avdagiç: “Sizin de belirttiğiniz gibi İTO, ekonomi dergi ve kitaplarıyla başlayan yayıncılığında 2021 yılı itibariyle 136. yılına girdi. Dolayısıyla biz Türkiye’nin sadece en köklü odası değil, en köklü yayıncısıyız. Neden ikisini neredeyse eş zamanlı olarak başlattık? Çünkü biz biliyoruz ki, ancak birikimlerini kayıt altına alan toplumlar, ekonomik kalkınma için gerekli kalkış noktasını oluşturabilirler. Aynı şekilde kültür ve sanatı geliştiren toplumlar, güçlü bir hafızaya sahip olabilir. Hafızası olan toplumlar da ekonomik büyümenin temelini atabilir. Bu yüzden biz 136 yıldır kültür ve sanatın, sürdürülebilir ve alternatif bir ekonomi için giriş kapısı olduğuna inanıyoruz.

Daha açık söylemek gerekirse yerli müteşebbis ve mucitleri oluşturacak, milli ve yerli bir teknolojiyi geliştirecek itici güç kültür, sanat ve edebiyattır. Çünkü bunlar, bize bir şeyi nasıl yapacağımızı öğretir. Bununla yetinmez, ihtiyaç duyduğumuz özgüveni sağlar. Bu masa başında dile getirilen bir genelleme değildir. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın başkanlığını yürüttüğüm dönemde, kültürle, sanatla, edebiyatla ekonominin çok yönlü ilişkisini deneyimleme ve bu yönde İstanbul’a ve ülkemize ciddi katkılarda bulunma fırsatı yakaladım. Bu sebeple, kanaatime göre ekonomik kalkınma için gerekli yeni fikirleri sağlayacak olan geniş ölçekli kültürel ve sanatsal ortamın tesisidir.”

Kültür ve sanata yönelik faaliyetlerde ve kültürel hafızanın korunmasında İTO’nun kuruluşundan bugüne kadar attığı en önemli adımları neler olarak görüyorsunuz?

Şekib Avdagiç: “Hep kültür ve sanat diyoruz ama biz bunun bir sacayağı olduğunu düşünüyoruz. Üçüncü ayak eğitimdir. Bu tespitten hareketle konuşursak, bizim bu alanda yaptığımız gelenek oluşturan faaliyetlerin başında, 1885’te odamız bünyesinde açtığımız matbaa ve yayınlarımız gelir. Hem periyodik yayınlar hem kitaplar neşrettik. Aynı yıl, eğitim alanına da girerek Hamidiye (Sultanahmet) Ticaret Mektebi’nin himayesini üstlendik. Bu iki başlangıç ise bize iki köklü gelenek oluşturma imkanı verdi.

Kültürel hafızanın korunmasına gelince, bu alandaki sembol projemiz, Yeni Cami Hünkar Kasrı restorasyonudur. 5 yıl süren çalışmalarımız sonrasında, 2009’da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Hünkar Kasrı’nın açılışını yaptık. Hünkar Kasrı, tek başına Osmanlı ve Türk sanatının özeti olma niteliği taşıyan bir şaheserdir. Burada o kadar incelikli ve yorucu bir restorasyon yaptık ki, 2010’da Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu tarafından Europa Nostra Ödülü’ne layık görüldük. Ayrıca bir klasik olan Rüstem Paşa Medresesi ile Şehzade Mehmed Külliyesi ve Kızlarağası Medresesi’nin restorasyonlarını tamamladık. Şimdi de tarihi yarımadada Mimar Vedat Tek’in imzasını taşıyan Liman Han’ın restorasyonu ile Sultan Abdülhamid’in emaneti Hidayet Camisi’nin restorasyonlarını yapıyoruz. Çünkü biz bunları taş yapılar olarak değil, içinde bir medeniyetin zenginliklerini barındıran kültürel savunma hatları olarak görüyoruz.”

“Temel ilkemiz tarihi yarımadaya karşı mesuliyetimizi eksiksiz yerine getirmektir”

Şüphesiz ki kültür deyince çevreyi ve tarihi korumak da işin içine dahil oluyor. Bu anlamda İTO Genel Merkezinin etrafında bulunan yapılarla ilgili restorasyon süreçleri vardı. Yıllar içinde kültür dünyasına kazandırılan bu eserlerde ne gibi faaliyetler yürütülüyor bunları hangi bakımdan önemsiyorsunuz?

Sekib Avdagiç: “İTO olarak temel ilkemiz, kurulduğumuz ve hizmetlerimize devam ettiğimiz mekan olan tarihi yarımadaya karşı mesuliyetimizi eksiksiz yerine getirmektir. Bu amaçla mülkiyetimiz altında bulunan tarihsel yapıları restore ederek yaşayan mekanlara dönüştürüyoruz. Bunu yaparken de bu mekanların ya kültür ya sanat ya da eğitim faaliyetlerine ev sahipliği yaparak mevcudiyetlerini sürdürmelerini hedefliyoruz.

Bildiğiniz gibi, İTO merkez binasının yanında, Reşadiye Caddesi üzerinde ünlü mimar Vedat Tek’in imzasını taşıyan Liman Han bulunuyor. Restorasyon çalışmaları devam eden Liman Han’ı kısa zaman içinde bitireceğiz. Bu binanın ön cephesini, tıpkı Barselona’daki, Paris’teki binalar gibi aynen muhafaza ettik. Hem dış duvarını hem de içindeki tarihsel unsurları koruyarak, milli mimari akımının öncüsü mimarımıza karşı vefa borcumuzu ödüyoruz. Bir başyapıt olan bu eseri de zemindeki sıkıntılar sebebiyle gittikçe yatması yüzünden Türklerin Pisa Kulesi diye anılmaktan kurtardık. Restorasyon bittiğinde, burayı yaşayan bir kültür ve araştırma mekanına dönüştürmeyi planlıyoruz. Kitaplığından etkinliklerine kadar birçok birimin yer alacağı kültür merkezi olarak hizmete sokacağız.

Unkapanı Köprüsü civarındaki Eski İTO Hizmet Binamızın rekonstrüksiyonuna başladık. Çamur zemin sebebiyle çökme tehlikesi yaşayan binamızı, tıpkı 1970’te inşa ettiğimiz gibi yeniden yapıyoruz. Bittiğinde bu binamızı eğitimin emrine vereceğiz. Orayı da İstanbul Ticaret Üniversitemiz ile beraber kullanacağız. Merkez binamızın yanında bulunan İTO Ek Hizmet Binamızı da depreme karşı mukavemetsiz olması sebebiyle boşalttık ve aslına uygun olarak inşa ediyoruz. Kısa zaman içinde bitecek bu binamız da, Türkiye’nin ve İstanbul’un kendi alanında ilk ve en büyük bir kültür projesine ev sahipliği yapacak. Bu projeyi de çalışmalar bittiğinde açıklayacağız.

Bu üç eser kültür, sanat ve eğitimden oluşan sacayağımızın her birini temsil edecek ve İstanbullulara hizmet verecek. Şehre karşı diğer bir sosyal sorumluluğumuz da merkez binamızın hemen yanındaki, Hidayet Camisi’nin restorasyonu olacaktır. II. Mahmud döneminde yapılan, II. Abdülhamid’in yeniden inşa ettirdiği Hidayet Camisi restorasyonu için Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü ile gerekli mutabakatları sağladık. İnşallah yakın zamanda gerekli protokolü imzalayıp çalışmaları başlatacağız. Bu eserleri, bu toprakların tapu senedi olarak görüyoruz. Bu eserlere sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmak, geçmişin değerlerini mıh gibi aklımızda tutmak demektir.”

136 yılda yayıncılık alanında çok sayıda eser yayımlandı. İTO tarafından veya İTO’nun destekleriyle yayınlanan eserlerin kültür dünyamıza etkileri neler oldu?

Şekib Avdagiç: “Kültürel üretimin sonuçlarının somut hesaplamaları olmaz. Bu tür yayınları ifade edecek en önemli sözcük ‘rüzgar estirmek’ olabilir. Sıcak bir yaz günü esen serin bir meltem, sizi nasıl ferahlatıp, daha üretken hale getirirse, İTO’nun yayınladığı kitapların da böyle bir etkisi olmuştur. Elbette somut etkileri var. En önemli etkisi şu, biz yazarlarımızın üretkenliğini artırıyor, yenilikçi ve özgün eserler ortaya koymalarını teşvik ediyoruz. Onları İstanbullu tüccarların himayesine alıyoruz.

Ayrıca, kanaatime göre en önemli ölçüm yollarından biri de, İTO’nun yayınladığı gerek sektörel gerekse prestij eserlere yapılan bilimsel atıflardır. Biz bunlara baktığımızda büyük bir atıf oranıyla karşılaşıyoruz. Ayrıca İTO’nun yayınladığı araştırma ve prestij kitaplarıyla geniş bir akademisyen ve yazar grubu da oluşturulmuş oluyor. Size sadece bir fikir versin diye söylemek isterim. Elimizdeki mevcut kayıtlar sınırlı bir dönemi kapsamasına rağmen, bugüne kadar 125 prestij, 1884 araştırma kitabı yayınladığımızı ortaya koyuyor ki, bu da bizim mütevazı ölçüde bir yayınevi olduğumuzu ortaya koyar.”

“Büyüme iki kanatlı bir kuştur. Bu kuşun bir kanadı ticaret ve üretim ise, ikincisi kültürdür, kitaptır”

İTO’nun ulusal ve uluslararası fuarcılığa verdiği desteğin farkındayız. Kültürel anlamda uluslararası kitap fuarlarına önem veriyor ve bunların paydaşı da oluyorsunuz. Sizin gözünüzden uluslararası kitap fuarlarının önemi nedir?

Şekib Avdagiç: “İTO Başkanı olarak ben şuna inanıyorum, büyüme iki kanatlı bir kuştur. Bu kuşun bir kanadı ticaret ve üretim ise, ikincisi kültürdür, kitaptır. Kitap aynı zamanda bir ülkeyi, diğer toplumlar nezdinde tanıtan en iyi araçtır. Sizin yazarlarınızı okuyanlar, edebiyatınızı, şiirinizi, tarihinizi merak edenler, sizi kitaplarla tanır. Böylece siz bir ülkeye mallarınızı sokmadan önce kültürünüzle, sanatınızla, kitabınızla girer ve orayı fethedersiniz.

Kültürel bilinirlik, sizin o ülkelerle daha kolay ticari ve ekonomik iş birlikleri kurmanızı sağlar. Dolayısıyla yeni çağın fatihleri, kitaplar ve dizilerdir. Kitap fuarları, kültürümüzü tanıtmak için bize bulunmaz fırsatlar sunar. Bu yüzden İTO olarak özellikle uluslararası nitelikteki önemli kitap fuarlarına katılmayı ilke edindik. Bu fuarlara da sadece İTO olarak gitmedik. Kültür ve Turizm Bakanlığımız ve yayıncılık sektörünün önemli STK’larıyla iş birliği yaparak ciddi yayınevlerimizi de götürdük, götürüyoruz. Bu yüzden ülkemizin kitap fuarlarından partner ülke olması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık, kaçınmıyoruz.”

İTO’nun kültürel hafızayı korumanın yanında Türkiye’deki kültür endüstrisini geliştirmeye yönelik çalışmaları var mıdır?

Şekib Avdagiç: “Biliyorsunuz kültür endüstrisi geniş bir kapsama sahiptir. Müziği, yayıncılığı, sanatı, sinemayı, sahne sanatlarını, mimarlığı, reklamcılığı, yazılımı, müzeleri, galerileri, müzayedeleri, modayı, sporu ve gastronomiyi içerir. Bu madde başlıkları açısından baktığınızda bizim özelde kültür endüstrisi, genelde ise İTO’da temsil edilen 81 sektörle ilgili yaptığımız her faaliyet, İstanbul’da ve ülkemizde kültür endüstrisini geliştirmeye yönelik çalışmalardır. Dolayısıyla bu konularda İTO olarak hem projelerimiz var hem de yer aldığımız bazı platformlarda kamu ve STK’lardan paydaşlarımızla iş birliği yapıyoruz.

İstanbul’un kültür endüstrisinden hak ettiği payı almasını önemsiyoruz. Ulusal ve uluslararası kitap fuarlarına verdiğimiz destek, İstanbul’da film çekimini teşvik edecek uygulamalara yönelik çalışmalarımız, toplantı ve kongre turizmine ilişkin faaliyetlerimizle bunu yapmanın gayreti içindeyiz. Biz şuna inanıyoruz, İstanbul 8 bin 500 yıllık bir değerdir. Bu değerin doğal güzellikten tarihsel zenginliğe kadar çok geniş görünümleri var. Dolayısıyla İstanbul’un bu değerlerini İstanbullunun ve Türkiye’nin yararlanacağı bir getiriye dönüştürmek zorundayız.”

Kültür ve sanatı, sürdürülebilir ve alternatif bir ekonomi için giriş kapısı olarak tanımlıyorsunuz. Bu kapsamda kültürel anlamda önümüzdeki yıllar içinde planladığınız kültür ve sanat faaliyetleri neler?

Şekib Avdagiç: “İTO’nun kültür ve sanatta yazılı olmayan anayasası haline gelen bir ilkesi var. O da, içinden çıktığımız şehre karşı vefa borcunu ödemeye kararlı tüccarlar olarak, dünyanın kültür başkentlerinden biri olan İstanbul’un, tıpkı ticaret gibi kültürel ve sanatsal yönünü de öne çıkartmaktır. Bunun için iki tür faaliyetimiz bulunuyor. Birincisi kuruluşundan beri İTO’ya ev sahipliği yapan Tarihi Yarımada’da tarihi eserlerimizi ihya etmek. Biraz önce ifade ettiğim gibi biz bu yöndeki çalışmalarımıza Yeni Cami’nin tamamlayıcı parçası olan Hünkar Kasrı ile başlamıştık. Ardından bugün Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından kullanılan Kızlarağası Medresesi’ni restore ettik. O tarihten beri de mutlaka tarihsel mirasımızı yaşatacak faaliyetler gerçekleştiriyoruz.

İkinci olarak 136 yıldır bizimle bütünleşen yayıncılık faaliyetimizi aynı hızla sürdüreceğiz. Ama bunu üyemiz olan yayıncılara rakip olarak değil, kamusal bir sorumluluk bilinciyle yerine getirdik, aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz. İstanbul’a, ticarete ve bizi biz yapan değerlere dair yayınlarımızla çalışmalarımız ivme kazanacak.

Üçüncü olarak da sanatsal aktivitelere destek olacağız. Bizim temel bir düsturumuz daha var. Restore ettiğimiz mekanların, sonrasında yaşayan kültür ve sanat mekanlarına dönüşmesine özen gösteriyoruz. Sözgelimi Hünkar Kasrı’nı restore etmekle yetinmedik, orayı bir müze gibi muhafaza edip en uygun yerini de sergi mekanına dönüştürdük. Hemen altındaki küçük hücreleri de geleneksel Türk sanatlarının ve el işlerinin hayat bulduğu merkezcikler yaptık. Böylece bir yandan sergi faaliyetlerinin çoğalmasını sağladık, diğer yandan da geleneksel sanatımızla ilgilenenlere sahip çıktık. Bu anlayışımızı İTO olarak yaşatacağız. İstanbul’a değer katan sanatsal ve kültürel etkinliklerin ya sahibi ya hamisi olacağız.”