İÜ Tıp Fakültesinden Çinli çocuğun sağlık durumuna ilişkin açıklama:

İSTANBUL (AA) – İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, Çinli çocuğun sağlık durumuna ilişkin, "Hastanın genel durumunun iyi olması, ateşinin düşmesi ve İnfluenza B virüsünün çıkmış olması, mevsimsel anlamda bir gribal enfeksiyon geçirdiğini göstermiştir." dedi.

Tükek, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesine halsizlik ve ateş şikayetiyle başvuran 6 yaşındaki Çinli çocuğun sağlık durumuna ilişkin gazetecilere açıklamada bulundu.

Sosyal medyada "koronavirüs tanısı konuldu" şeklinde birtakım paylaşımların yapıldığını anımsatarak, bunların kendisini üzdüğünü ifade eden Tükek, "Çünkü hastanın sürüntüleri, örnekleri laboratuvara daha yeni gönderilmişti, birkaç saat olmuştu, buradan kesin tanı çıkması zaten mümkün değildir. Şunu rahatça söyleyebilirim. Hastanın genel durumunun iyi olması, ateşinin düşmesi ve İnfluenza B virüsünün çıkmış olması, mevsimsel anlamda bir gribal enfeksiyon geçirdiğini göstermiştir." diye konuştu.

– "Soruşturma açacağız"

Bilgi işlem sisteminde olası tanı, ön tanı ve kesin tanı bölümlerinin yer aldığını aktaran Tükek, şöyle devam etti:

"O bölümlere baktığımız zaman, kesin tanı olmadan kesi tanı olarak işaretlendiğini ve bu şekilde sosyal medyaya servis edildiğini müşahede etmekteyiz. Bu kişiler tespit edilmiştir, gerekli soruşturmayı açacağız. Gerçekten böyle bir kesin tanı olmadan halkımıza sosyal medya üzerinden kesin tanıymış gibi göstermenin kime faydası olduğunu ve hizmet edeceğini anlamakta zorlanmaktayız. Neyse ki iyi bir şekilde sonuçlanmış olduğunu söyleyebiliriz."

Prof. Dr. Tükek, Çin uyruklu 6 yaşındaki kız çocuğunun Şangay'dan 10 gün önce ailesiyle turistik amaçla Türkiye'ye geldiğini belirterek, "Türkiye'de 10 gün geçmesine rağmen hastalığının çok ilerlememesi ve bir günlük müşahedemiz sırasında hastanın durumunun iyiye gitmesi ve ateşinin düşmesi, bunun koronavirüs enfeksiyonu olmadığı şeklindeki görüşümüzü desteklemektedir. Koronavirüsle ilgili olan kısmı Ankara'ya yönlendirildi, oraya giden sürüntü önemli. O da negatif sonuçlanacaktır diye düşünüyorum. Tabii İnfluenza B'nin de pozitif çıkması, bütün bu klinik tablonun İnfluenza B'ye bağlı olduğunu bize düşündürmüştür." ifadelerini kullandı.

– "Çocuk Acil'de hasta kabulünü bir süre durduktan sonra yeniden açtık"

Koronavirüsün damlacık enfeksiyonu yoluyla bulaştığını belirten Tükek, 5 mikrondan büyük damlacıklar halinde olan enfeksiyonların çok kısa mesafelerde olan kişilere bulaşabildiğini, maske takılmasıyla bu sorunun büyük ölçüde giderilebildiğini söyledi.

Prof. Dr. Tufan Tükek, "Acil bölümündeki hastalar farklı servislere sevk edildi mi?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Hasta acile geldiği andan itibaren maske takılması, özellikle sağlık personeli açısından yeterlidir. Muayene sonrasında ellerin yıkanması ve birtakım hijyenik önlemlerin alınması gerekir. Diğer hastalar zaten bu kişiden uzakta oldukları için enfeksiyon riskiyle çok düşük olasılıkla karşı karşıyadırlar ama tedbir amaçlı Sağlık Bakanlığımız tarafından birçok hastanede izolasyon odaları oluşturulmuştur. Bu hastaları izolasyon odalarına tek başına aldığımızda diğer hastaların böyle bir riski taşımadığını söyleyebiliriz. Tedbir amaçlı diğer hastaları başka birimlere kaydırdık. Çocuk Acil kısmında yeni hasta kabulünü geçici olarak durdurduk. Neticelendikten sonra tekrar açtık."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – İÜ Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülşen Altuğ ve ekibi tarafından müsilajın doğal ortamında yararlı bakterilerle yok edilmesi için pilot proje başlatıldı.

Bu kapsamda, Prof. Altuğ’un hazırladığı pilot çalışma Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı onayına sunuldu.

Bakanlıkların pilot projeyi onaylaması üzerine Prof. Dr. Altuğ ve ekibine İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı onayı ile Deniz Hizmetleri Müdürlüğü tarafından Yenikapı’da müsilajın olduğu yerde bariyerli bir alan oluşturuldu.

Altuğ ve ekibi tarafından bu alanda multiparametre ile değişken çevresel parametrelerin başlangıç değerleri ölçüldü, ortamın doğal bakteri düzeyini belirlemek amacıyla deniz suyu ve müsilaj örneği alındı.

Bariyerle oluşturulan müsilajın olduğu doğal ortama üniversitedeki bilim insanlarının daha önce denizlerdeki çalışmalarında elde edilen yararlı bakteri karışımları verildi.

Pilot projeyle Marmara Denizi’nde görülen müsilajın doğal ortamında yararlı bakterilerle temizlenmesi amaçlanıyor.

Prof. Dr. Gülşen Altuğ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, pilot çalışmanın Çevre Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından onaylandığını ve çalışmalara başladıklarını söyledi.

Marmara Denizi’nde gözlenen müsilaj örneklerinde patojen bakteri varlığından bahseden Altuğ, “Müsilaj örneklerinde yapmış olduğumuz bakteriyolojik çalışmalarda, müsilajın deniz suyundan daha fazla patojen bakteri taşıdığını gördük, bu durum doğal ortam bakterilerini baskılıyor.” diye konuştu.

Altuğ, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Akuatik Mikrobiyal Ekoloji Laboratuvarı’nda 2000 yılından bu yana Türkiye denizlerinden izole ettikleri bakterileri laboratuvar ortamında muhafaza ettiklerini ve bu çalışma için müsilajı ayrıştırmaya uygun metabolik özellikleri olan bakteri izolatlarını seçerek karışımlar oluşturduklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Amacımız son 20 yıldır denizlerden izole ettiğimiz ve hangi enzimatik özellikleri ile hangi reaksiyonlarda yer aldığını bildiğimiz seçilmiş yerli bakteri izolatlarını kullanarak müsilajın ayrışmasına takviye sağlamak ve çevreye zarar vermeden biyolojik iyileştirme gerçekleştirmek. Laboratuvarımızda bulunan karbonhidrat, protein ve lipit katabolizmasında yer alabilecek bakterileri kullanarak sistemin takviye edilmesini amaçlıyoruz. Bozulan bakteriyolojik floranın tekrar iyileşmesi sürecini bu işi yapacak bakterilerle hızlandırmayı hedefliyoruz. Daha önce denizden izole ettiğimiz ve metobolik özelliklerini bildiğimiz bakteri karışımları ile müsilajın giderimini sağlamak amacı ile hazırladığımız karışımlar tamamen yararlı bakterilerden oluşuyor. Uyguladığımız yöntem doğal sürecin dışında hiçbir farklı malzeme, materyal veya metot içermiyor.”

“Deniz ortamının dinamik doğal koşullarında saha çalışmasının yapılmasını önemli”

Yapmış oldukları uygulamanın laboratuvar ortamında başarılı olduğunu bildiklerini anlatan Altuğ, “Deniz ortamının dinamik doğal koşullarında saha çalışmasının yapılmasını önemli. Yenikapı Limanı’nda müsilaj ortamına bakterilerin ilave edilmesi ile ortamdaki çözünmüş karbonhidrat miktarı ve polisakkarit türevlerindeki değişimlerin analizlerle takibi ve böylece parçalanma sürecinin verilerle tanımlanmasını hedefliyoruz. Kimyasal analizler için İ.Ü. Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Kimyasal Oşinografi uzmanı araştırmacılarla çalışarak bu konunun disiplinler arası çalışmalarla çözüm sunmasını amaçlıyoruz.” dedi.

Muhabir: Hikmet Faruk Başer

İSTANBUL(AA) – İÜ Su Bilimleri Fakültesi Sapanca İçsu Ürünleri Üretimi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Memiş koordinatörlüğünde, araştırma görevlisi Gökhan Tunçelli tarafından yürütülen projeyle balık üretim havuzlarından çıkan suyun topraksız tarımda kullanılması üzerine araştırma başlatıldı.

Sapanca’daki merkezde balık ve bitkinin birlikte yetiştirilebileceği “akuaponik” adı verilen bir besin üretim sistemi kuruldu. Tesisin bir bölümündeki havuzlarda barındırılan balıklar yemle beslendi. Buradan çıkan su, bitkiler için besin olarak kullanıldı.

Balığın suya bıraktığı besin tuzları borular yardımıyla topraksız tarım için kurulan alana ulaştırılarak bu alanda marul yetiştirildi.

Araştırmada, sadece balık yetiştirilen havuzlardan çıkan suyu kullanarak, hiçbir kimyasal gübreye ihtiyaç duymadan yapılan topraksız tarımda verimliliğin ve büyümenin yüzde 30 arttığı belirlendi.

Araştırma görevlisi Tunçelli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de uygulanan “hidroponik” de denilen topraksız tarımın, suni gübreler kullanarak yapıldığını fakat “akuaponik” sistemde bu gübreye ihtiyaç duyulmadığını söyledi.

Avrupa’da bazı ülkelerin topraksız tarım yöntemini kullandığını belirten Tunçelli, “Topraksız tarım geleceğin tarım faaliyetleri arasında yer almaktadır. Bu aslında küçük çapta ve yüksek teknolojiye de gerek duymadan yapılabilecek bir tarımsal faaliyettir.” dedi.

Tunçelli, topraksız tarımın, toprakla yapılan tarıma göre oldukça ergonomik olduğuna dikkati çekerek, “Ayrıca akuaponik sistemin geleneksel tarım ve akuakültüre kıyasla çok büyük avantajları var. Türkiye’de de son yıllarda akuaponik sistem tarım faaliyetlerinde kullanılmaya başladı.” diye konuştu.

Su Bilimleri Fakültesi olarak balık tank veya havuzlarından çıkan suyun doğal ortama verilmeden önce topraksız ve suda yapılan tarımda kullanılabilirliği ve verimliliği üzerine çalışma başlattıklarını dile getiren Tunçelli, şunları kaydetti:

“Kurduğumuz sistemin bir bölümünde, havuzlarda barındırılan balıkları büyümeleri için yemle besledik ve ortamdaki suda oluşan, besin elementlerini içeren suyu borular yardımıyla topraksız tarım için kurulan alana ulaştırarak burada marul yetiştirdik. Yani balığa yem vererek balığın büyümesini sağlıyoruz. Balığın aldığı yemi kendi metabolizması için harcadıktan sonra geriye kalan besinleri bulunduğu ortamdaki suya vererek bitkilerin kökleriyle bu besinleri kullanmasını sağlıyoruz. Böylece bitkileri büyütmüş oluyoruz. Bu sayede hem tek bir azot kaynağı ile iki ürün elde etmiş hem de balık üretiminden çıkan suların bitkiler tarafından kullanımını sağlayarak suyun kalitesini iyileştirmiş oluyoruz.”

Gökhan Tunçelli, çevre dostu bu tip sistemlerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasının suyun mümkün olduğunca az ve kirletmeden kullanılmasını sağlayacağını belirterek, “Araştırmadan elde ettiğimizin sonuca göre, sadece balık yetiştirilen havuzlardan çıkan su kullanılarak topraksız tarım yapabilmek mümkün. Bu yöntemle verimlilik ve büyüme yüzde 30 artırılıyor.” bilgisini verdi.