Kanser teşhisinde kullanılan PET-BT, yerli olarak Teknopark İstanbul'da geliştiriliyor

İSTANBUL (AA) – Teknopark İstanbul’un kuluçka merkezi Cube Incubation’da faaliyetlerini sürdüren Kamlançu Nükleer Sanayi ve Ticaret AŞ, kanser teşhisinde kullanılan en ileri yöntem olan PET-BT cihazının küçük ölçeklisini yerli teknolojiyle geliştirdi.

Teknopark İstanbul'dan yapılan açıklamaya, sadece teşhiste değil, tedavinin seyrinin takibinde de en iyi radyolojik test yöntemi PET-BT’nin küçük ölçekli ön prototipi hazır hale geldi. TÜBİTAK ve KOSGEB desteği ile yola çıkan Kamlançu, cihazın alt sistemlerini de yerlileştiriyor ve kanser tedavisinde kullanılan hastaya özel radyoterapi tedavi yazılımını da ilk kez yerli olarak geliştiriyor. Söz konusu nükleer alt sistemler, savunma, havacılık, uzay gibi birçok stratejik sektör tarafından kullanılıyor.

2018 yılında nükleer teknolojiler geliştirmeye odaklanan Kamlançu’nun ilk hedefi PET-BT sistemi geliştirmek olarak öne çıkıyor. Şirket bu hedef doğrultusunda ürünün küçük ölçekli versiyonunu geliştiriyor. Bu versiyonda radyofarmasotikler, yani nükleer tıp tetkiklerinde teşhis veya tedavi amaçlı uygulanan radyoaktif ilaçlar ile incelemeler yapılabiliyor. Türkiye için ilk olan bu ürünün patent çalışması sürüyor. Ürünün üç yılda hastanelerde kullanılmak üzere test edilebilir hale gelmesi hedefleniyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kamlançu Kurucu Ortağı ve Fizik Yüksek Mühendisi Tevfik Kaplanoğlu, çok pahalı ithal bir ürünü yerlileştirerek Türkiye'ye hizmet etmek için yola çıktıklarını aktardı. Kaplanoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"PET-BT tarafında kullanılan dedektör teknolojilerine, bu teknolojilerin nasıl geliştirileceğine dair ileri düzeyde know-how’a sahibiz. Yazılım, görüntü analizi, elektronik devreler gibi birden fazla disipline de hakimiz. Bilgisayar ortamında nükleer ve radyasyonla ilintili senaryoların benzetimini yapıyoruz. Sağlam dokuların zarar görmemesi için yerli radyoterapi planlama yazılımı yapıyoruz. Yazılımın teknoloji olgunluk seviyesini geliştirmek için TÜBİTAK başvurumuzu yaptık. Bu çalışmaların yerlileşmesi sadece cihaz için değil, yerli nükleer teknolojiler için de çok ciddi kazanımlar getirecek. Devlet üniversiteleri ile iş birliği içindeyiz. İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Suat Özkorucuklu ve Türk-Alman Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tuba Çonka Yıldız ile birlikte PET-BT alanında yeni Ar-Ge projelerine başlıyoruz. Nükleer bilim temelinde teknoloji üretmek, disiplinler arası çalışmayı gerektiriyor. Bu nedenle iş birliklerimizi kamu kurumları ile yerli ve milli özel sektör kuruluşlarıyla beraber büyütmek istiyoruz."

Teknopark İstanbul’un kuluçka merkezi Cube Incubation’da nükleer teknolojiler özelinde çalışmalara yoğunlaşan Kamlançu, uzay, savunma, medikal, havacılık gibi alanlarda alt sistem çözümleri geliştiriyor, gereken ekipmanları üretiyor. Yerli radyoterapi planlama yazılımı geliştiren şirket nükleer elektronik alt sistemlerin yerli imalatını yapıyor. Teknopark İstanbul’daki projesinde tek foton tespit modülü üzerine çalışıyor. Fotonu düşük adetlerde ölçebilmeye yarayan bu modüler yapı, farklı alanlarda kilometrelerce uzak mesafedeki cisimlerin hassas çözünürlükte görüntülenmesine imkân veriyor ve LiDAR uygulamalarında kullanılıyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KAYSERİ (AA) – Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Borlu, AA muhabirine, her yıl mayıs ayının sonunda melanom (deri kanseri) konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla etkinlikler düzenlediklerini, “melanom tarama günü” gerçekleştirdiklerini ancak salgın süreciyle daha kısıtlı etkinliklerle çalışmalara devam ettiklerini ifade etti.

Borlu, melanomun çok ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayarak, “Deride renk veren hücrelerden kaynaklanan, normal deriden veya benlerden oluşabilen, oldukça hızlı yayılan ve yaşamı kısa sürede sonlandırabilen kötü bir kanser çeşididir. Ben gibi görülen melanom, hem erkekler hem de kadınlarda görülen oldukça öldürücü olabilen bir deri kanseridir. Genellikle ilk başlarda ben gibi görüldüğü ve bazen de benlerden geliştiği için benlerin değişik görünenlerini incelemek gerekiyor.” diye konuştu.

Vücuttaki yeni benleri kontrol etmenin erken teşhis açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Borlu, şunları kaydetti:

“Erken yakalanıldığında küçük bir cerrahi işlemle bile son derece kolay ve basit bir şekilde tedavi edilirken, geç dönemlerde maalesef tedavi mümkün değil. Genellikle ağrı ve kanama gibi sıkıntılar oluşturmuyor. Bu belirtileri geç dönemlerde oluşturuyor. Bu nedenle erken dönemde hastalığın yakalanması zor oluyor. Sadece şüpheyle bu mümkün. Onun için kişinin ‘vücudumda yeni bir ben var mı’ diye ayna karşısında kendisini muayene etmesi gerekir. Ayrıca vücudunda çok beni olan insanların yılda bir kez deri muayenesine girmesi, benlerinde asimetrik görünüm, kenarlarında düzensizlik, birden fazla renk, büyüme veya değişiklik olduğunda da dermatoloji uzmanlarına başvurup dermaskopi dediğimiz, tanıyı koymada kolaylık sağlayan bir metotla bu benlerini inceletmesi son derece önemli.”

“Yüksek dozda güneş ışığı riski artırıyor”

Melanomun genellikle ileri yaşlarda görüldüğünü anlatan Borlu, güneşlenme alışkanlıkları ve yanlış uygulamalar nedeniyle hastalığın görülme sıklığının genç yaşlara düştüğünü ifade etti.

Borlu, yüksek dozda güneş ışınlarına maruz kalmanın melanoma yakalanma riskini artırdığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Eskiden genellikle 50-60’lı yaşların üzerinde görülürken şimdi 30’lu yaşlara kadar melanom görülüyor. Tabii burada genetik yatkınlık önemli. Açık tenli olmak, güneşe maruz kalmak, özellikle çocuk yaşta güneş yanığı oluşup oluşmaması, ailede deri kanseri olup olmaması, birtakım genetik hastalıklara sahip olunup olunmaması gibi birçok faktör var ama inkar edilemeyen bir şey var, yüksek dozda güneş ışığına maruz kalmak. Özellikle toplam güneş ışığı miktarı değil de belli zamanlarda çok yoğun güneş ışığına maruz kalmak. O yüzden yaz aylarında saat 11.00 ile 15.00 arası çocuklar başta olmak üzere uzun süre hiçbirimizin bronzlaşmak amacıyla fazla güneşte kalmaması gerekiyor. Güneşin en tehlikeli ışınlarının yeryüzüne düştüğü saatler 11.00 ile 15.00 arasıdır. Bu saatler arası güneşlenmeyi dermatologlar olarak kesinlikle önermiyoruz.”

İSTANBUL (AA) – Medicana Avcılar Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Op. Dr. Bilal Cengiz Şahbaz, "Tarama testleri, rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olası hücrelerin tespit edilmesine yardımcı olabilmektedir. Çoğu kaynak, 21 yaşından itibaren rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişiklikler için taramaya başlanmasını önermektedir." ifadelerini kullandı.

Medicana Avcılar Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Op. Dr. Bilal Cengiz Şahbaz, serviks yani rahim ağzı kanserinin, rahim ağzının vajinaya bağlanan alt kısmında rahim ağzı hücrelerinde meydana gelen bir kanser türü olduğunu belirterek, ortalama 45-55 yaşları arasında görüldüğünü aktardı.

Tarama metotlarının geliştirilmesi ve yaygınlaşması ile son yıllarda bu kanserin görülme sıklığı ve ölüm oranlarının azaldığını bildiren Şahbaz, "Rahim ağzı kanseri için en önemli ve ilişkisi kanıtlanmış risk faktörü, genellikle cinsel yolla bulaşan, yüksek riskli human papilloma virüslerle enfeksiyondur. Bununla birlikte, maruz kalan kişilerin küçük bir kısmında virüs yıllarca hayatta kalır ve bazı rahim ağzı hücrelerinin kanser hücrelerine dönüşmesine neden olan sürece katkıda bulunur. Erken evre rahim ağzı kanseri genellikle hiçbir belirti veya semptom göstermez. Erken evrelerde serviks kanseri tanısı rutin kontroller veya hastanın şikayeti üzerine tarama yöntemleri sonucunda alınan servikal örneklerle konur. İlişki sonrası kanama, adetler arasında veya menopozdan sonra vajinal kanama, kötü kokulu, sulu, kanlı vajinal akıntı ve cinsel ilişki sırasında pelvik (kasık) ağrı dikkat edilmesi gereken şikayetlerdendir." değerlendirmesini yaptı.

Şahbaz, tarama testlerinin, rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olası hücrelerin tespit edilmesine yardımcı olabildiğinin altını çizerek, çoğu kaynağın, 21 yaşından itibaren rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişiklikler için taramaya başlanmasını önerdiğini bildirdi.

Tarama testleri sonrası olası rahim ağzı kanserinden şüpheleniliyorsa, rahim ağzının kapsamlı bir muayenesinin yapılacağını belirten Şahbaz, şu ifadeleri kullandı:

"Bu muayene esnasında, anormal hücreleri belirlemek için, görsel büyütme özelliği olan aletler kullanılmaktadır. Kolposkopik muayene sırasında, rahim ağzı hücrelerinden örnek alınması, kesin tanıyı oluşturmak amacıyla yapılabilmektedir. Rahim ağzı kanseri tanısı kesinleşirse, evresini belirlemek için başka testler de yapılmaktadır. Kanserin evresi, tedavinin belirlenmesinde önemli bir faktördür.

Görüntüleme yöntemleri, X-ışını, CT, MRI ve Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) gibi incelemeler, kanserin rahim ağzının dışında yayılıp yayılmadığının belirlenmesinde yardımcı olmaktadır. Hastalıktan korunmak için, cinsel yolla geçiş gösteren hastalıklara karşı tedbir almak, sigarayı bırakmak, kansere yatkın olan lezyonların etkin takip ve tedavisini yaptırmak önemlidir. HPV'ye karşı geliştirilen aşılar da korunmada önemli rol oynamaktadır."