Karsan, “cinsiyet eşitliği politikalarını” genişletiyor

İSTANBUL (AA) – Karsan, Uluslararası 16 Günlük Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Kampanyası kapsamında "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikası" ile "Şiddete Sıfır Tolerans Politikası" oluşturdu.

Karsan'ın açıklamasına göre, şirket, çalışma hayatında cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi ve kadın erkek eşitliğinin çalışma kültürünün bir parçası haline getirilmesi için örnek teşkil edecek kararlar almayı sürdürüyor.

Geçen yıl Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi ve kadın istihdamının artırılmasına yönelik protokolü, Şubat 2020'de de BM Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact) ve BM Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UN Women) ortaklığıyla oluşturulan "Kadının Güçlenmesi Prensipleri'ni imzalayan Karsan, bu kez iki önemli politika yayınlayarak konuyla ilgili hassasiyetini yeniden gösterdi.

Karsan, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü ile başlayıp, 10 Aralık İnsan Hakları Günü'nde sona eren Uluslararası 16 Günlük Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Kampanyası kapsamında "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikası" ve "Şiddete Sıfır Tolerans Politikası'nı oluşturarak kabul etti.

– Pozitif Eşitlik sloganı taşıyor

Karsan tarafından yayınlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikası'nda şu ifadelere yer verdi:

"Karsan'da Pozitif Eşitlik' sloganıyla Kadının Güçlenmesi Prensipleri'ne uygun davranmayı taahhüt ederek, tüm çalışanlarımızın sosyal ve iş yaşamlarında cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalığının artırılması ve çalışma kültürünün bir parçası haline getirilmesi için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikası'nı oluşturduk. Ve bu politikaya uymayı, toplumsal cinsiyet eşitliğinde yapısal, sistematik ve davranışsal değişimlerin hayata geçirilerek sürdürülebilirliğinin sağlanmasını taahhüt ederiz."

Şiddete Sıfır Tolerans Politikası'nda ise, şirketin bu konuya karşı "sıfır tolerans" anlayışını kabul ettiğine dair ifadeler şu şekilde yer aldı:

"Karsan olarak; çalışma yaşamında şiddet ve tacizin herkesi etkileyen bir insan hakları ihlali, fırsat eşitliğine yönelik bir tehdit olduğunu, insana yakışır iş ile bağdaşmadığını, ev içi şiddet de dahil olmak üzere toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizin kadın ve kız çocuklarını orantısız şekilde etkilediğini kabul ederiz. Çoklu ve kesişen ayrımcılık biçimleri, eşit olmayan toplumsal cinsiyete dayalı güç ilişkileri ve kalıp yargıları da dahil olmak üzere, temel neden ve risk faktörlerini ele alan kapsayıcı ve bütünleşik bir yaklaşımın çalışma yaşamında her türlü şiddet ve tacize son vermek için esas olduğunun farkında olarak ‘Şiddete Sıfır Tolerans’ anlayışını benimser ve bu politika belgesinde yer alan hususlar çerçevesinde davranmayı taahhüt ederiz."

– "Kadına karşı her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşıyız"

Açıklamada konuya ilişkin değerlendirmeleri bulunan Karsan Üst Yöneticisi (CEO) Okan Baş, kadına karşı her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı olduklarını, her ortamda dile getirdikleri bu konuda toplumda farkındalık yaratmak amacıyla faaliyetlerini devam ettirdiklerini anlattı.

ILO Türkiye Direktörü Numan Özcan ise, kadın istihdamının artırılması amacıyla Karsan'da yürüttükleri çalışmaların bir devamı olarak böyle bir politikanın oluşturulmasından memnuniyet duyduklarını bildirdi.

Karsan'da başlattıkları toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarının üzerinden henüz bir yıl geçmişken bu kadar kısa sürede çalışmaların Karsan'ın kurumsal politikalarına yansıdığını anlatan Özcan, şu açıklamalarda bulundu:

"Bunu görmekten ve toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımının şirketin tüm süreçlerinde kararlılıkla uygulamaya başlamasından memnuniyet duyuyoruz. ILO’nun Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Önlenmesine ilişkin 190 sayılı Sözleşmesine uygun biçimde geliştirilen ilk iş yeri politikası Karsan tarafından hayata geçirilmiş oldu. Bunun küresel düzeyde ses getirecek çok önemli bir girişim ve iyi uygulama örneği olduğunu düşünüyorum."

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

NATO’dan yapılan yazılı açıklamada, Genel Sekreter Stoltenberg’in, Guterres ile New York’taki 76. BM Genel Kurulu kapsamında bir araya geldiği belirtildi.

Açıklamada, iki liderin liderlik ettiği kurumların uluslararası barış ve güvenliğe, barış operasyonları ve terörle mücadele konularında iş birliğini derinleştirmeye bağlılıklarını vurguladıkları ifade edildi.

Genel Sekreterlerin Afganistan’daki durumu ele aldığı, Stoltenberg’in Guterres’i NATO’nun risk altındaki Afganların güvenliğe kavuşturulması konusundaki çalışmaları konusunda bilgilendirdiğinin aktarıldığı açıklamada, ayrıca Taliban’ın güvenli tahliye, insan hakları ve terörizmle ilgili sorumluluklarını yerine getirmesinin önemine işaret ettiği bildirildi.

Stoltenberg’in, iklim değişikliğini de ele aldığı, konunun NATO’nun temel meselelerinden biri haline geldiğini, müttefiklerin askeri emisyonlarını azaltma ve sıfır emisyon hedefine katkıda bulunmaları üzerindeki fikir birliğini dile getirdiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca NATO ve BM arasındaki iş birliğinin geçen 10 yılda arttığı, NATO’nun BM’nin barış operasyonlarına, sivillerin korunmasına ve personel eğitimlerine destek verdiği hatırlatıldı.

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün BM Genel Kurul Salonu’nda yaptığı konuşmada, “Paris İklim Anlaşması’nı, yapıcı adımlara uygun şekilde ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde, önümüzdeki ay Meclisimizin onayına sunmayı planlıyoruz.” ifadesini kullandı.

Bu açıklama, ABD’nin iklim finansmanı taahhüdünü iki katına çıkarma ve Çin’in diğer ülkelerde kömür santrali yatırımlarını durdurma kararıyla birlikte BM Genel Kurulu’nda iklim değişikliğiyle mücadele kapsamındaki üç önemli başlıktan biri oldu.

Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefiyle Aralık 2015’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 21. Taraflar Konferansı’nda kabul edilmişti.

Türkiye’nin 22 Nisan 2016’da 175 ülkeyle birlikte imzaladığı anlaşma, 4 Kasım 2016’da yürürlüğe girdi. Hali hazırda BMİDÇS’e taraf 197 ülkenin imzası bulunan anlaşma, Eritre, Irak, İran, Libya, Yemen ve Türkiye olmak üzere 6 ülkenin meclisinde onaylanmamıştı.

Türkiye, BMİDÇS’in gelişmiş ülkeler kategorisini oluşturan Ek-1 listesinden çıkarılmayı ve gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer almayı talep ettiği için bugüne kadar anlaşmayı onaylamamıştı.

Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki hedefleri

Paris Anlaşması’nı onaylayan ülkelerin, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak ve 2050’ye kadar sera gazı emisyonlarını sıfırlamak için taahhütlerini hayata geçirmesi gerekiyor.

Türkiye, 2015’te BM Sekretaryası’na sunduğu ulusal katkı beyanı çerçevesinde emisyon artışını 2030 itibarıyla yüzde 21 azaltma taahhüdünde bulundu.

Meclis’te anlaşmanın onaylanmasının ardından karar, BM Sekretaryasına iletilecek ve Türkiye anlaşmaya taraf olacak.

Anlaşmanın gelecek ay onaylanmasıyla Türkiye için iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir diyalog kapısının açılacağını belirten uzmanlara göre, bu konuda net hedef ve politikaların belirleneceği yeni bir döneme giriliyor.

“Türkiye, 2050 itibarıyla net sıfır emisyona ulaşmayı hedeflemeli”

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği Kurucu Direktörü Bengisu Özenç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Meclis’te ilgili komisyonun bu alanda bir yıldır çalışmalar yürüttüğünü belirterek, “Türkiye’nin anlaşmayı onaylaması ve uluslararası iklim müzakerelerinde ciddi bir taraf olarak yer almasını talep ediyorduk. Bu bizim için ilk aşama, çok önemli ve olumlu bir adım.” dedi.

Özenç, Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında sunduğu hedefleri güncellemesi gerektiğine işaret ederek şöyle konuştu:

“Yakın zamanda olmasa bile önümüzdeki bir yıl içinde yeni bir ulusal katkı beyanı ortaya çıkacaktır. Türkiye de Paris Anlaşması’nın bilimsel hedefi doğrultusunda hareket edecekse 2050 itibarıyla net sıfır emisyona ulaşmayı hedeflemeli. Resmi olarak Paris Anlaşması’nın bu doğrultuda getirdiği bir yükümlülük bulunmuyor fakat 2050’de sıfır emisyon hedefine ulaşmak için bunu destekleyecek politikalar ivedilikle devreye alınmalı. Anlaşmanın onaylanmasının açtığı bu diyalog kapısının iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerini güçlendirmek ve bu yöndeki politikaların tasarımında ortak aklın geliştirilmesi için kullanılabileceği bir döneme giriyoruz.”

“Türkiye iddialı bir iklim eylemiyle milli gelirini yüzde 7 artırabilir”

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye Politika Koordinatörü Özlem Katısöz de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasının Türkiye için “Ek-1” tartışmasının bittiği anlamına gelebileceğini ifade ederek, “Bu da olumlu bir gelişme. Türkiye, dönüşüm için ihtiyacı olan fona Ek-1’den çıkarak değil, politika düzeyinde bir dönüşüm kararı alarak ulaşabilir. Finansa erişim istiyorsak, küresel finansın yönlendiği karbonsuz bir kalkınma patikasına girmemiz gerekiyor.” dedi.

Ülkelerin anlaşma kapsamında emisyon azaltım zorunluluğu olmadığını dile getiren Katısöz, şöyle devam etti:

“Türkiye ne zaman ve ne kadar sera gazı azaltım taahhüdünde bulunacağına ulusal katkı beyanı çerçevesinde karar verebilir. Paris Anlaşması’nın bir yaptırım uygulama ya da belli bir emisyon azaltım seviyesini zorunlu tutma gibi bir mekanizması yok. Ancak küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefini tutturmak için emisyonların azaltılması gerekiyor. Hatta geçtiğimiz hafta yayınlanan BM raporuna göre 1,5 derece hedefine ulaşmak için ülkelerin iklim çabalarını acilen iki katına çıkarması gerekiyor. Türkiye de Paris Anlaşması’na taraf olarak küresel iklim hareketinin bir parçası olacağını, dolayısıyla emisyon azaltımı çabalarına ortak olacağını duyurmuş oldu.”

Katısöz, Türkiye’nin bu çerçevede 2030’a kadar önemli adımlar atması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye, yeni kömür yatırımlarını durduracağını duyurmalı. Mevcut kömür santrallerini kapatma tarihini belirlemeli ve diğer fosil yakıtlardan çıkış planlarına bir an önce başlamalı.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 1’inden sorumlu olduğunu fakat kişi başı emisyon salımının giderek arttığını belirten Katısöz, şunları kaydetti:

“Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylayarak gerçekçi bir hedefle sorumluluk alması, iklim değişikliğini durdurma çabalarına önemli bir katkıda bulunacak. Dünyada iklim krizini tek başına durdurabilecek bir ülke yok, bu yüzden herkesin sorumluluğu oranında çözüme katkıda bulunması gerekiyor. Türkiye, iklim değişikliğinin giderek artan tahribatından korunmak, daha adil ve sağlıklı refah toplumu yaratmak için küresel iklim tartışmalarının bir parçası olma fırsatını yakaladı. Türkiye, iddialı bir iklim eylemiyle milli gelirini yüzde 7 artırabilir. Karbona dayalı bir ekonomiye göre daha fazla istihdam yaratabilir, sanayideki değer zincirini büyütebilir.”

Muhabir: Nuran Erkul Kaya