Kayadan oyma Çakırkaya Manastırı turizme kazandırılacak

GÜMÜŞHANE (AA) – Kentin Şiran ilçesinin Çakırkaya köyü Kozağaç mevkisinde, 1295 rakımdaki tarihi manastırın kilisesinin oyma yöntemiyle yapılmış 8 sütunu zarar görürken şapel ve birkaç küçük mekanı halen ayakta duruyor.

Tahrip edilen sütunlar ve manastır, Gümüşhane Valiliği, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) iş birliğiyle “Çakırkaya Manastırı Turizme Kazandırılıyor Projesi” kapsamında restore edilecek.

Çakırkaya Manastırı, kaya kütlesi oyularak yapılması dolayısıyla Trabzon’un Maçka ilçesindeki dünyaca ünlü Sümela Manastırı’yla benzerlik gösteriyor.

Manastır aslına uygun restore edilecek

Şiran Kaymakamı Osman Oğuz Ekşi, AA muhabirine, Gümüşhane ve Şiran’ın eski dönemlerden bu yana farklı inançlara ev sahipliği yaptığını anlattı.

Çakırkaya Manastırı’nın 65 metre yüksekliğindeki bir kayanın oyulmasıyla 13’üncü yüzyılda yapıldığını belirten Ekşi, bu yönüyle manastırın bölge turizmi açısından önemine işaret etti.

Ekşi, manastırı bir miras olarak gördüklerini ve koruyup restore ederek turizme kazandırmak istediklerini vurgulayarak, “İl Özel İdaresi ve DOKA’nın katkılarıyla, yaklaşık 1 milyon liralık ‘Çakırkaya Manastırı Turizme Kazandırılıyor Projesi’ ile manastırı aslına uygun restore edeceğiz. İçindeki kesik haldeki sütunlar da aslına uygun tamamlanacak. Bunun yanında manastırın hizmet odalarının da gün yüzüne çıkarılabilmesi için alanda kazı çalışması yapılacak.” diye konuştu.

Tomara Şelalesi ile yerli ve yabancı turistlerden rağbet gören ilçedeki Çakırkaya Manastırı’nın, inanç turizmi açısından bölgeye ciddi katkı sağlamasını beklediklerine işaret eden Ekşi, nihai amaçlarının, kültürel varlık olan manastırın gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak, tahrip edilmesinin önüne geçmek ve turistler için Gümüşhane’de yeni bir uğrak noktası oluşturmak olduğunu aktardı.

“Kayanın oyularak yapılması dolayısıyla Sümela Manastırı’nı andırmakta”

Ekşi, manastırın Sümela Manastırı ile benzerliğine değinerek, “Bir Sümela Manastırı kadar olmasa da yapısı ve niteliği itibarıyla Çakırkaya Manastırı, kayanın oyularak yapılması dolayısıyla Sümela Manastırı’nı andırmaktadır. Geçmiş dönemlerde farklı inançlara ev sahipliği yapmış ilçemizde, bu alanları turizme açıp inanç turizminden de payımızı almak istiyoruz.” dedi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Rum Ortodoks kilisesinin özgün haline dönüştürülerek gelecek kuşaklara aktarılması için kamulaştırma çalışmaları tamamlandı.

Kilise kalıntılarını inceleyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, yapının geçmişte kardeşçe yaşadıkları hemşehrilerinden kendilerine hatıra olduğunu söyledi.

Azize Meryem Kilisesi’nin 18. yüzyıl sonunda Muğla’da yapıldığını tahmin ettiklerini belirten Gürün, “Kilisenin zaman içerisinde çok çeşitli yapı taşları nakledilmiş, alınmış. Şu an kazılardan sonra ortaya çıkan pek tahmin etmediğimiz yapı özeliklerine sahip bir kilise. Bu da bizi yeniden araştırmaya, incelemeye itiyor.” dedi.

Ellerindeki verilere göre Yatağan ilçesindeki kilise kalıntısının önemli ipuçları verdiğine işaret eden Gürün, şunları kaydetti:

“Orayla karşılaştırarak bu yapının durumunu tespit etmeye çalışıyoruz. Rum Ortodoks kilisesi ile temaslarımız var. Maalesef yeterince bilgi aktarımında bulunamasak da onların elinde Anadolu’daki kiliselerle ilgili arşiv olduğunu düşünüyoruz. Buraya da gelip kazıları yerinde inceleyebilir, yardımcı olabilirler. Biz dikkatli ve hassas bir şekilde kazılarımıza devam ediyoruz. Bu kazı hem öğrenme hem keşfetme hem de restorasyonu kapsıyor. Bir süre daha bu çalışmalar devam edecek. Orijinaline yakın bir kiliseyi ziyarete açık hale getirerek bir değerimizi daha şehrimize kazandırmak istiyoruz.”

Kafkaslar’dan Anadolu’ya ilk giriş kapısı olma özelliği taşıyan, 11. ile 12. yüzyıla ait İslam mimarisi eserlerini bünyesinde barındıran ve 2016’da UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Kars’taki Ani Ören Yeri’nde yapılan kazı çalışmalarıyla bölgenin turizm potansiyelinin artırılması hedefleniyor.

Tarihte Saka Türkleri, Sasaniler, Bagratlı Krallığı, Bizanslılar, Şeddat Oğulları Beyliği, Anı Gürcü Atabeyleri, Harzemşah Devleti, İlhanlılar, Selçuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Osmanlı Devleti ile kısa bir süre Rusların hüküm sürdüğü Ani Ören Yeri’nde başlatılan kazı çalışması devam ediyor.

Tarihte “Binbir kiliseli kent”, “40 kapılı kent”, “100.000 nüfuslu kent”, “Medeniyetler Beşiği” olarak anılan ve 2016’da UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Ani, 16 Ağustos 1064’te Sultan Alparslan tarafından fethedildi.

Kurulduğu günden bu yana 23 medeniyete ev sahipliği yapan, aralarında her biri farklı bir güzellik ve tarihi değerdeki cami, kilise, katedral gibi dini yapıların yanı sıra paha biçilmez diğer tarihi yapıları ve kültürel hazineleri bünyesinde barındıran Ani, Kafkaslar’dan Anadolu’ya ilk giriş kapısı olma özelliğiyle ayrı bir önem arz ediyor.

35 kişilik kazı ekibi çalışma yapıyor

Surlar, cami, katedral, saray, kiliseler, manastırlar, ateşgede, hamam, köprü ve bir bölümü yıkılmış kapalı pasajdan oluşan yaklaşık 25 kadar önemli yapının ayakta kaldığı Ani’de bu eserlerin etraflarında 35 kişilik kazı ekibi çalışma yapıyor.

Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı ve Ani Ören Yeri Kazı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Muhammet Arslan, AA muhabirine, Ani Ören Yerindeki kazıların Cumhurbaşkanlığı kararlı kazı statüsüne eriştiğini söyledi.

Arslan, Ani Ören Yeri’ndeki kazı çalışmalarını 12 üniversiteden oluşan bir ekiple yaptıklarını ifade ederek, “Kazı çalışmaları farklı alanlarda devam etmekte, bu çalışmalar Selçuklu çarşısı, Selçuklu konakları, Selçuklu büyük hamamı ve bunun dışında da mezarlık alanında devam ediyor.” dedi.

Kazı çalışmalarının yanı sıra bulunan eserlerin korunması için de çalışma yaptıklarını anlatan Arslan, “Özellikle Selçuklu çarşında konservasyon çalışmasına başlanmış bulunmaktayız. Bunun yanı sıra gün yüzüne çıkardığımız eserlerin konservasyonlarına yönelik birtakım çalışmalar gerçekleştirmekteyiz.” diye konuştu.

Arslan, Ani Ören Yeri’nin UNESCO’ya alınmasıyla birlikte turizmde önemli bir artış hızı yakaladığını dile getirerek, “Ani Ortaçağ’ın en önemli kentlerinden birisi ve burası aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası kesin listesinde bulunan bir alan. Buranın turizm potansiyeli oldukça yüksek. Biz bu potansiyeli açığa çıkarmak, daha da ileriye götürmek ve bu potansiyele ivme kazandırabilmek için kazı çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hem kazılarımız hem de restorasyon çalışmalarıyla birlikte aslında bir turizm altlığı oluşacak ve kentteki turizm potansiyelinin gelişmesine katkıda bulunacak.” ifadelerini kullandı.