Kazak şair ve yazar Abay Kunanbayoğlu doğumunun 175. yılında anıldı

İSTANBUL (AA) – Yeni tip koronavirüs salgını sebebiyle çevrim içi düzenlenen etkinlik, vakfın YouTube, Facebook ve Twitter hesabından canlı olarak yayınlandı.

Söyleşinin yönetimini üstlenen şair, yazar ve çevirmen İmdat Avşar, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı’nın (TÜRKSOY) 2020 yılını “Abay Kunanbayoğlu Yılı” olarak belirlediğini hatırlatarak, bu anlamda Türk dünyasının her yerinde Kunanbayoğlu hakkında çok değerli çalışmalara imza atıldığını söyledi.

Avşar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara’nın başkanlığındaki bir heyetle Kazakistan Cumhurbaşkanlığı himayesinde Kunanbayoğlu’nun şiirlerinin ve sözlerinin 10 farklı dilde yayınlanması projesinde yer aldıklarını, bu anlamda Kunanbayoğlu’nun eserlerini Türkiye Türkçesine de çevirdiklerini aktardı.

“Sovyetler Birliği, Abay’ın dünyada tanınmasına engel oldu”

Almatı’dan yayına bağlanan Muhtar Avezov Kültür ve Edebiyat Enstitüsü Müdürü Kenzhekhan Matyzhanov, Abay Kunanbayoğlu’nun şiirlerinin Türkiye Türkçesine çevrilmesinin kendisini çok duygulandırdığını ve usta edebiyatçının bu anlamda dünyaya daha iyi tanıtılabileceğini ifade etti.

Matyzhanov, Kunanbayoğlu’nu ilk kez dünyaya tanıtan kişinin Kazak eğitimci, yazar, çevirmen, eleştirmen ve siyasetçi Muhtar Avezov olduğunu belirterek, “Türkiye gerçekten Türk dünyasında büyük, öncü bir ülke. Dolayısıyla burada Abay’ın eserlerinin yayınlanması ayrı bir öneme sahip. Çünkü bağımsızlıktan önce Sovyetler Birliği, Abay’ın dünyada tanınmasına engel oldu. Ancak Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra biz Abay’ı dünyaya tanıtma fırsatı bulduk.” dedi.

Abay Kunanbayoğlu’nun Doğu edebiyatını çok iyi incelediğine işaret eden Matyzhanov, şunları kaydetti:

“Abay, Türk edebiyatını da yakından bilen bir şairdi ve Doğu, Türk edebiyatını, Batı edebiyatı ile sentez yaparak kendi fikirlerini oluşturdu. Ancak Sovyet Döneminde Abay’ın daha çok Rus klasik yazarları okuduğu dile getirildi. Ama ne yazık ki Sovyet döneminde Doğu, Türk Edebiyatı araştırılmadı, buna imkan tanınmadı. Oysa Abay, çok iyi Türkçe ve Çağatay Türkçesi bilirdi. Aynı zamanda bu konuda da yazabiliyordu. Ayrıca Türk dünyasının büyük düşünürlerini başta Farabi olmak üzere çok yakından biliyordu. Ama maalesef Sovyet döneminde bu konular kapalı kutu olarak kaldı.”

“Abay’ın eserlerindeki ‘kamil insan’ düşüncesini çok önemsiyorum”

Kenzhekhan Matyzhanov, konuşmasında Abay Kunanbayoğlu’nun bugünkü önemine değinerek, “Abay, eserlerinde insanları dine, birlik ve beraberliğe çağırdı. Ancak bağımsızlığa kadar bu durum insanlara pek anlatılamadı. Özellikle Abay’ın eserlerindeki ‘kamil insan’ düşüncesini çok önemsiyorum. Bu düşünce insanlığın olgunlaşması, erdem sahibi olmasına işaret ediyor ve Abay bu düşüncesiyle sadece Kazaklara, Türk dünyasına değil belki de tüm insanlığa hitap ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Kunanbayoğlu’nun eserlerinde akıl, yürek ve gayret kavramlarına bir arada yer verdiğine de dikkati çeken Matyzhanov, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü bu 3 mesele olduğu zaman insan o zaman dengeli ve erdemli bir hayat sürebilir. Ancak buna ulaşmak için insanın ilim ve eğitim alması gerekiyor. Yine Abay’ın eserlerinde onun 3 sevgiden bahsettiğini görürürüz. Birincisi Allah, ikincisi insan, üçüncüsü de adalet, hakkaniyet sevgisi. Bunlar da toplumları, kamil insan olmaya yönlendiren hasletler. Abay, bu özellikleriyle yüce bir kişiliğin örneğini veriyor ve onun eserlerinin tükenmez bir hazine olduğunu nitelendiriyoruz.”

Prof. Dr. Abdulvahap Kara ise Abay Kunanbayoğlu’nun şiir ve düz yazıda Kazak dilini en iyi kullanan bir edebiyatçı olduğunu vurgulayarak, “Abay, Kazak dilinin ses ahengini yakalamış, çok zengin bir kelime hazinesine sahip birisi olarak öne çıkıyor. Ayrıca onun şiirlerinde hem kafiye tutması hem de anlam yüceliği, kendisinden sonra gelen tüm şairlere örnek olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Aişe Hümeyra Bulovalı

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Tam adı Ömer Edip Cansever olan şair 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da dünyaya geldi. Edebiyata çocuk yaşlarından itibaren ilgi duyan Cansever, 13 yaşında ilk şiirlerini kaleme aldı.

Şiirleri 1944’te İstanbul dergisinde yayımlanmaya başlayan usta şairin eserleri, sonraki yıllarda da birçok edebiyat dergisinde yer buldu.

Şiirlerini Ahmet Hamdi Tanpınar’a gösterme fırsatı bulan Cansever, 1946’da İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oldu. Yüksek Ticaret Okulu’nu yarıda bırakan Cansever, Kapalıçarşı’da babasından kalan dükkanda halı ve antika eşya ticareti yapmaya başladı.

Edip Cansever, Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası ve Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini topladığı “İkindi Üstü” kitabını 1947’de okuyucuyla buluşturdu. Usta şair, 1951’de arkadaşlarıyla “Nokta” dergisini çıkarmaya başladı.

Şairin daha sonra İkinci Yeni’ye bağlanacak şiir yaklaşımının ilk ipuçlarının ortaya çıktığı ikinci eseri “Dirlik Düzenlik” 1954’te yayınlandı.

Şiirinin temellerini atan “Yerçekimli Karanfil” adlı kitabını da 1957’de çıkaran şair, bu kitabında söz dizimini ve çağrışım düzenini bozarak, özgün bir şiir dili ortaya çıkarmayı amaçladı.

“Kendine özgü bir şiir dünyası kurdu”

“Yerçekimli Karanfil” adlı kitabında kendine özgü bir şiir dünyası kuran ve 1958’de Yeditepe Şiir Armağanı’nı alan şair, TRT’de yayımlanan Edebiyat Dünyası programında, kendisinin “anlatıcı bir şair” olduğunu söylemişti.

Cansever bu programda “Her şairi bir öteki şairden ayıran birtakım özellikler vardır. Bu özelliklerden biri ya da birkaçı ağır basar. Bu ağır basan özellikler de genel olarak kişiliği belirler. Benim anlatıcı tavrım, şiirin sınırlarını geçmeden ortaya konmuş bir anlatıcı biçimidir.” ifadelerini kullanmıştı.

Şair Cansever, 1958’de “Yerçekimli Karanfil” ile Yeditepe Şiir Armağanı’nı, 1977’de “Ben Ruhi Bey Nasılım” ile Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, 1981 yılında ise “Yeniden” ile Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü.

İkinci Yeni akımının özgün örneklerini veren ve 1976’dan sonra sadece şiirle uğraşan Cansever, şiirin bireycilikten ve topluma sırtını dönmekten çok daha fazla önemi olduğunu savundu.

“Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı”

Şiiri toplumla ilgi kurmak olarak tanımlayan ve şiirde sürekliliğe dikkati çeken şair, şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar da kullandı. Cansever, dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairler arasında yer aldı.

Kapalı, anlaşılması güç ama yine de anlamdan ayrılmayan bir şiir anlayışını benimseyen, yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandıran Cansever, şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi.

Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgiyi hep üstünde tutan Cansever, yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi.

Toplam 17 şiir kitabına imza atan usta edebiyatçı, kısa şiirlerinde çoğunlukla lirik bir dili tercih ederken, uzun şiirlerinde belli varoluşsal sorunsallar üzerinde durdu.

Bodrum’da tatildeyken beyin kanaması geçiren Cansever, 28 Mayıs 1986’da tedavi için getirildiği İstanbul’da 58 yaşında vefat etti.

Eserleri ise şöyle:

İkindi Üstü (1947), Dirlik Düzenlik (1954), Yerçekimli Karanfil (1957), Umutsuzlar Parkı (1958), Petrol (1959), Nerde Antigone (1961), Tragedyalar (1964), Çağrılmayan Yakup (1966), Kirli Ağustos (1970), Sonrası Kalır (1974), Ben Ruhi Bey Nasılım (1976), Sevda ile Sevgi (1977), Şairin Seyir Defteri (1980), Yeniden (1981), Bezik Oynayan Kadınlar (1982), İlkyaz Şikayetçileri (1984), Oteller Kenti (1985), Gül Dönüyor Avucumda (Vefatından sonra, 1987), Sonrası Kalır I, Bütün Şiirleri (2005), Sonrası Kalır II, Bütün Şiirleri (2005)

İSTANBUL (AA) – UNESCO tarafından şiir okumayı, yazmayı ve yayınlamayı teşvik etmek ve dilsel çeşitliliğe bir fırsat sunmak amacıyla hayata geçirilen “21 Mart Dünya Şiir Günü”, 20 yıldır kutlanıyor.

AA muhabirine Dünya Şiir Günü kapsamında açıklamalarda bulunan şair Adem Turan, şiire başlangıç sürecini, şiirin geçmişini ve bugünkü durumunu anlattı.

Biga İmam Hatip Lisesindeyken Mavera dergisini tanıdığını ifade eden Turan, “Aynı zamanlarda Nuri Pakdil’in ‘Edebiyat’ dergisini de tanımış oldum. Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören ve Erdem Bayazıt isimleriyle tanışınca bize ait şiirin onlar olduğunu anladım.” dedi.

Turan, ilk şiirini 1982 yılının Ocak ayında ‘Yeni Devir’ gazetesinde ‘Yokluğun Bize Çokça Kahır Efendim’ ismiyle yayınlandığını belirterek, o şiirini üzerinde çok emeği olduğunu söylediği lise öğretmeni Hüseyin Önder’e ithaf ettiğini dile getirdi.

“Şiiri, annenin doğum yapmasına benzetiyorum”

Şiiri diğer türlerden ayıran özelliğin imge olduğunu dile getiren Turan, şöyle devam etti:

“Şair her zaman yeni şeyler ortaya koymak zorunda. Yani hep aynı şeyleri tekrar ederse şiiri bıktırır ya da derecesini düşürür, kuracağı imgelerle yeni şeyler işaret etmesi, söylemesi gerekir. Bir de şunu söyleyeyim: Bence şiir, -biraz garip olacak ama- dişil bir hadisedir. Çünkü bir annenin doğum yapması gibidir. Şairin de şiiri doğurmasıdır yani yazılan şiir. O birikim, o süreç olmazsa yani o meyve olmazsa, daldan koparıldığında nasıl acı bir tat olursa olgun meyve tat verir, lezzet verirse, şiirin de şairin içinde, belleğinde, yüreğinde, iç dünyasında olgunlaşıp dışarı çıkması gerekir. Dolayısıyla şairler şiirlerin anneleridir, babaları diyemiyorum.”

Turan, şairlerin bulundukları ortamda toplumlarının önde gidenleri olmak zorunda olduğuna dikkati çekerek, şairlerin de herkes gibi hayatın içinde olduklarını ama herkesin göremeyeceği şeyleri görmek zorunda olduklarını ifade etti.

Her zaman bir arayış içerisinde olduğunu söyleyen şair, 60 yaşında tematik şiirler yazmaya başladığını aktardı.

Turan, son yıllarda “Borges Borges-Gün Doğarken Gün Batımı” çalışmasının ardından bir vesileyle tanıştığı 19. yüzyılda yaşamış İrlandalı şair James Clarence Mangan üzerine “Mangan Mangan-Gün Batarken Gün Doğumu” eserini kaleme aldığını anlattı.

Mangan’ın Batılı olmasına rağmen bir Doğulu gibi hissettiğinin altını çizen Turan, şöyle devam etti:

“İrlanda’nın milli şairidir, Almanca üzerinden kütüphanede Osmanlı divan şiirini tanımıştır. Hayran kalıyor Osmanlı şiirine. Divan şiiriyle ilgili, ‘Avrupa’ya dair ne kadar edebiyat birikimi varsa, bunlar paçavra, bunları atın.’ diyor. Sonra Türkçe öğrenmeye karar veriyor. Çok zor olduğunu da dile getiriyor ama yine de öğreniyor. Dikkatinizi çekerim Latince değil, Arap harfleriyle Türkçeyi öğreniyor. İlginçtir hatta bir Müslüman kadına şöyle sesleniyor; ‘Açma peçenin ey güzel kadın, solmasın o gül yanağın.’ Şu edebe bakar mısınız? Doğu tarzı şiirler yazmaya başlıyor, gazel tarzı, yani bu durum beni çok etkiledi. Bir şiirinde İstanbul boğazını anlatır ve ‘La ilahe illallah’ diye başlar. Dublin’den hiç çıkamamıştır ama sanki bir tepeye oturmuş boğazı izliyor gibi şiir kaleme almıştır. Ayrıca Karaman adında bir şiiri vardır, açıkçası hakkında Türkçe kaynaklarda çok bilgi bulunmamaktadır.”

Turan, Yitik Söz Dergisi’nde “Hafız’ın Seyir Günlüğü” adıyla yazı dizisine başladığını hatırlatarak, “Nasip olursa ileride üçleme olarak Allah ömür verirse onu da yayınlamayı düşünüyorum.” diye konuştu.

​​​​​​​