Konya Şeker'in 11. avans desteği üreticilerin hesaplarına yattı

İSTANBUL (AA) – Konya Şeker, 11. destekleme avansı olan 57 milyon liralık nakit desteği üreticilerin hesabına yatırdı.

Konya Şeker'den yapılan açıklamaya göre, şirket, bahar aylarında gübre, tohum, ilaç gibi ayni, bayram ve sulama avansları gibi nakdi desteklerine kampanya dönemi boyunca devam etti.

Son olarak 9 Temmuz'da verilen 57milyon 210 bin liralık avanstan sonra şimdi de 57 milyon liralık nakit avans üreticilerin hesabına yattı. Şeker pancarı ekimi için tarlaların hazırlanmaya başlamasıyla üreticisine avans desteği sunan Konya Şeker, üreticiye bugüne kadar 10 kez ayni ve nakdi avans desteğinde bulundu.

Üreticilere sunulan 57 milyon liralık 11. avans desteği, bugün öğleden sonra bankadan çekebilecek.

Açıklamada konuya ilişkin değerlendirmeleri yer alan Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (PANKOBİRLİK) Genel Başkanı Recep Konuk, Konya Şeker için üretici ve üreticinin ihtiyaçlarının asli gündem olduğunu bildirdi.

Kuraklık, salgın ve piyasalardaki dalgalanmalar gibi olumsuz gelişmelerden üretimin ve çiftçinin etkilenmemesi için ellerinden geleni yaptıklarını kaydeden Konuk, şu açıklamalarda bulundu:

"Konya Şeker, üreticinin şartlardan etkilenmeden kafası rahat şekilde üretimine devam edebilmesi için de imkanları zorlayarak üreticiye yapabileceği maksimum desteğini planlar. Bu sene kuraklık nedeniyle ekerken de hasatta da üreticinin yüzü gülmedi. Konya Şeker, 2 ayda yaptığı 2. nakit desteğiyle bu dar günlerde üreticinin yüzüne en azından bir tebessüm kondurmaya çalışıyor. Konya Şeker'in gündeminin birinci sırası her zaman üreticiye ve üreticinin ihtiyaçlarına tahsislidir. Konya Şeker'de gündem üreticidir, üretimdir, diğer bütün konular talidir."

Konuk, Konya Şeker'in, "üretici ve üreticinin ihtiyaçlarının karşılanmasını" öncelik olarak görmeye devam edeceğini, üreticiyi ve tarladaki ürünü sahipsiz bırakmayacaklarını vurguladı.

– "Konya Şeker üreticilerimizin güvencesi olmuş durumda"

PANKOBİRLİK Genel Başkanı Konuk, 29 Eylül'de kooperatifin genel kurulunun yapılacağını belirterek, geleceğin adım adım planlandığını, nöbet değişimi olsa da hedeflerin değişmeyeceğini, üreticinin ön planda olmaya devam edeceğini anlattı.

Konuk, "Cesur kararlar alarak başladığımız görevimizi son güne kadar 'asıl olan üreticilerimizin menfaatidir, Konya Şeker'dir' yaklaşımımızdan taviz vermeden tamamlayacağız." ifadesini kullandı.

Önceliklerinin mallarını, mülklerini ve kârlarını artırmak olmadığını yineleyen Konuk, "üreticinin gücüne güç katmayı, daha çok üretmesini, üretirken karşılaştığı zorlukları dayanışmayla aşmasını sağlamayı" hedeflediklerini bildirdi.

Konuk, "Konya Şeker ailesi verdiği destekle üreticisini tarlada, tapanda, bağda, bahçede, yaylada, ağılda, ahırda, merada yalnız ve desteksiz bırakmıyor. Paranın maliyetinin yüksek olduğu bir dönemde bu boyuttaki desteklerimiz bizim şirketimizin ve kooperatifimizin önceliğinin ne olduğunun da net ifadesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye’deki sinema solanlarında bu hafta 6’sı yerli 10 film vizyona girecek.

Senaryosu Mehmet Akif Ersoy’un ailesinin verdiği muvafakatname ve Sebilürreşad dergisinin katkısıyla oluşturulan, çekimleri İstanbul, Ankara, Eskişehir, Kastamonu ve Konya’da yapılan “Akif” filmi izleyiciyle buluşacak.

Yapımcılığını HT Yapım’ın üstlendiği, yönetmen koltuğunda Sadullah Şentürk’ün oturduğu filmin oyuncu kadrosunda Yavuz Bingöl, Murat Han, Fikret Kuşkan, Mine Çayıroğlu, Hazım Körmükçü, Erkan Bektaş ve Ruhi Sarı gibi isimler yer alıyor.

Filmde, sözleri Mehmet Akif Ersoy’a ait olan ve 12 Mart 1921’de Birinci Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin milli marşı olarak kabul edilen “İstiklal Marşı”nın yazılış öyküsü Akif’in hayatından aktarılan kesitlerle anlatılıyor.

“Gölgeler İçinde”

Erdem Tepegöz’ün yönettiği ve Numan Acar, Vedat Erincin, Ahmet Melih Yılmaz ile Emrullah Çakay’ın oynadığı “Gölgeler İçinde” filmi bilim kurgu meraklılarının ilgisini çekmeye aday.

Yönetmenin Gürcistan’da bir maden kasabasında 5 haftada çektiği bağımsız bilim kurgu filmi, distopik bir dünyaya kuşkucu bakışlarla yaklaşıyor.

Zamansız ve mekansız bir hikayeyi sinemaseverlerle buluşturan yapım, ilkel bir teknolojiyle yönetilen bir fabrika bölgesinde, emirlere ve kameraların takibine boyun eğerek köle gibi çalışan işçileri ele alıyor.

“Louvre Müzesi’nde Bir Gece: Leonardo da Vinci”

Leonardo Da Vinci Sergisi’nin özel rehberli turunun beyazperdede gösterilmek için çekildiği belgesel de bu hafta vizyona girecek yapımlar arasında.

“Louvre Müzesi’nde Bir Gece: Leonardo Da Vinci”, sinemaseverlere ünlü ressamın eserlerini yakından incelemek için fırsat sunuyor.

Leonardo’nun bir ressam olarak kariyerinin ve resmi diğer disiplinlerin üzerine yerleştirmesinin gösterildiği filmin çekimlerinde, sergi küratörleri tarafından yapılan açıklayıcı ve teferruatlı yorumlar bulunuyor.

“İyi Olan Kazansın”

Tim Hill’in yönettiği “İyi Olan Kazansın” adlı film, eşini kaybettikten sonra kızının evine taşınan Ed ile evlerinin düzeninin değişmesinden hoşlanmayan torunu Peter arasındaki çekişmeyi anlatıyor.

Komedi ve aile türlerinin bir araya geldiği filmde Robert De Niro, Uma Thurman, Christopher Walken, Oakes Fegley ve Jane Seymour rol alıyor.

“Korku Kapanı: Başlangıç”

Mike P. Nelson’un yönettiği ve Charlotte Vega, Adain Bradley, Bill Sage ile Emma Dumant’un oynadığı “Korku Kapanı: Başlangıç” da bu hafta vizyona girecek filmler arasında.

En temel insani korkuları su yüzüne çıkaran, Resident Evil’ın yapımcıları ve serinin ilk filminin senaristinin iş birliğiyle izleyiciyle buluşan korku filmi, New Yorklu 6 yakın arkadaşın Batı Virginia dağlarına doğru yürüyüş gezisi yaptığında, farkında olmadan The Foundation olarak bilinen vahşi bir mezhep tarafından ele geçirilmesini konu alıyor.

“Darlin”

Pollyanna McIntosh’un yönettiği ve Cooper Andrews, Kristina Arntz, Mackenzie Bateman ile Bryant Batt’ın oynadığı “Darlin'” vizyona girecek bir diğer korku filmi.

Vahşi bir ruhun gölgesindeki genç bir kadının esrarengiz hikayesini beyaz perdeye yansıtan film, bir Katolik Hastanesinde tedavi gören Darlin’in rehabilite için, bir psikopos ve birlikte çalıştığı rahibeleri tarafından yönetilen bir bakımevine götürülmesini ve buradaki sırları beyaz perdeye taşıyor.

“Fecr”

Yönetmenliğini Rotin Engin Tutuş’un yaptığı yerli korku filmi “Fecr”in oyuncuları arasında Sahra Erbaykent, Yağmur Bağlan, Hüseyin Yaşar, Müslüm Tutuş ve Cennet Şevran gibi isimler yer alıyor.

Filmde tesadüfen rastladıkları bir kamp yerinde garip olaylar yaşayan bir ailenin, esrarengiz köyde daha önce karşılaşmadıkları insanlarla karşı karşıya kalmalarını ve çözmeye çalıştıkları gizemi anlatıyor.

“Me Nokta Ali”

Bu hafta vizyona girecek bir diğer yerli film olan “Me Nokta Ali”, nüfus müdürlüğü çalışanının ismini yanlış yazmasıyla farklı adına kavuşan Me Nokta Ali’nin hikayesini sinemaya aktarıyor.

Yönetmenliğini Engin Akyıldırım’ın üstlendiği komedi filminde İlkin Oğuzhan Çakır, Merve Sevi, Hacı Ali Konuk, Ayhan Taş ve Orçun Kaptan gibi isimler bulunuyor.

“Kolej Rüyası: Lise Günlükleri”

Yönetmen koltuğunda Can Sarcan’ın oturduğu “Kolej Rüyası: Lise Günlükleri” adlı yerli komedi filminde fenomenlerin maceraları ve lise hayatına dönüşleri konu ediliyor.

“Bir Nefes Daha”

Nisan Dağ’ın ikinci uzun metraj filmi “Bir Nefes Daha”, İstanbul’un bir mahallesinde birinde yaşayan genç bir rapçinin, müzik hayallerine koşarken bir yandan da bağımlılığa karşı verdiği savaşı anlatıyor.

Filmin oyuncuları arasında Oktay Çubuk, Hayal Köseoğlu, Ushan Çakır, Eren Çiğdem ve Ayris Alptekin yer alıyor.

KONYA (AA) – ABD’nin Kuzey Karolina eyaletinde 1955’te dünyaya gelen ve Los Angeles’ta büyüyen Fenter, ailesinin isteğiyle Katolik okuluna giderek papaz oldu.

Yaklaşık 10 yıl görev yapan Fenter, bu süreçte aldığı akademik eğitiminin sonunda profesör olarak üniversitelerde de din eğitimi verdi.

İnancıyla ilgili aldığı eğitime rağmen içinde bir boşluk hissetmeye başlayan ve arayışlara giren Fenter, 2004 yılında bir program için ABD’ye giden Hazreti Mevlana’nın 22. kuşak torunu Esin Çelebi Bayru ile tanıştı. Mevlana ve İslam ile ilgili ilk bilgileri almaya başlayan Fenter, Bayru’nun daveti üzerine 2005’te geldiği Konya’da Şeb-i Arus törenlerini izledi.

Anlatılanlardan ve sema ayini şerifinden, törenlerdeki manevi atmosferden çok etkilenen Fenter, yaşadıklarının etkisiyle 2006 yılında Müslümanlığı seçti.

Törenlerde tanıştığı “Mevlevi dedesi” Nadir Karnıbüyük’ten de İslam ve Mevlevilik hakkında dersler alan Fenter, Mevlana’ya daha yakın olmak ve Mevleviliği daha iyi yaşayabilmek için iki ay önce Konya’ya yerleşti.

Papazlıktan İslam’a geçiş sürecini AA muhabirine anlatan İsmail Fenter, çocukluğundan itibaren iyi bir Hristiyan olarak yetiştirildiğini söyledi.

Her pazar kiliseye gittiklerini, kuzeninin de kilisenin papazı olduğunu ifade eden Fenter, “Din, ailem için çok önemliydi. Büyükannem benden papaz olmamı istiyordu. Rahipliği öğrenmek için ruhban okuluna gittim.” dedi.

Fenter, okulda hep Tanrı’nın, Hazreti İsa’nın anlatıldığını ancak birçok şeyin kendisine mantıklı gelmediğini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Tanrı’ya inanıyordum ama bir şeyler doğru değildi. Daha sonrasında da öğrencilerime öğretmeye çalıştığım bilgiler bana hiç mantıklı gelmiyordu. Bu nedenle hayatımın büyük bölümünü arayışla geçirdim. Ruhban okulunda ders veriyordum ama öğrettiklerime inanmıyordum. Bir süre sonra ‘bunu artık yapamam’ dedim ve papazlığı bırakıp kiliseden ayrıldım. Ailemin yanına California’ya döndüm ve müzikle ilgilenmeye başladım. Müziğin içinde çok şey vardı ama kalbim boştu. İnsanların alkışları harikaydı ama bir şey eksikti.”

Bir öğretmeninin tavsiyesiyle, San Fransisco’ya gelen Mevlana’nın torunu Esin Çelebi Bayru ile tanıştığını dile getiren Fenter, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sufi’lerin toplandığı eve gittim ve yanında çevirmeniyle bir kadın geldi. Kim olduğunu bilmiyordum ama o Mevlana’nın soyundandı. Bu kadın Esin Çelebi’ydi. Dinledim ve duyduklarım hoşuma gitti. Hayatım boyunca onu arıyormuşum gibiydim. Ona, ‘Kendimi okyanusun dibinde hissediyorum ve hazinenin nerede olduğunu bilmiyorum’ dedim. Bana, ‘Aradığın için hazineyi zaten buldun’ dedi. Bu cümle beni çok etkiledi. Sonra Bayru’nun daveti üzerine 2005 yılı aralık ayında Konya’ya gelerek Şeb-i Arus törenlerini izledim.”

“Dua etmem için beni çağırdı”

Fenter, semazenleri izlediği sırada “özel” bir şeyler hissettiğini belirterek, Konya’da bulunduğu günlerde Mevlana Müzesi’ne de gittiklerini aktardı.

Sabah namazı vaktinde müzeyi gezdikleri sırada Mevlevi dedesi Karnıbüyük’ün kendisini yeşil kubbenin yanındaki niyaz penceresine götürdüğünü ve nasıl dua yaptıklarını anlattığını dile getiren Fenter, şöyle konuştu:

“Burada dua etti. Durup onu izledim ve dua ettiği sırada etrafa baktım. Her yerde kar vardı ve sağımda karın tam ortasında kırmızı bir gül vardı. Sonra dua etmem için beni çağırdı. Ne yapacağımı bilmeden Niyaz Penceresi’ne doğru yürüdüm. Mevlana Müzesi içindeki Niyaz Penceresi önünde, Rumi’nin sandukasına doğru dua etmeye başladım. Sonra bir şey oldu. Ne olduğunu bilmiyorum ama şaşkına dönmüştüm aniden. Kalbim yırtılıp açılmış gibi hissediyordum ve ağlıyordum. Birçok kez duayı okudum. Celaleddin Rumi’nin beni çağırdığına inanıyorum. Gerçekten saatlerce ağladım.”

“Olmam gereken yerin burası olduğunu biliyordum”

ABD’ye dönmeden önce “Nadir Dede”den kendisine bir şeyler öğretmesini istediğini ifade eden Fenter, şunları aktardı:

“Onunla otel odama gittik. Ses kaydını açtım ve o zikir yapmaya başladı. Benim için Kur’an ve bazı duaları okudu, ben de kaydettim. Onun Türkçe söylediği hiçbir şeyi bilmiyordum ama söylediği her şeyi anlıyordum. Çünkü biz kalp kalbe konuşurduk. Neler olduğunu anlamıyordum ama onu en derin seviyede anlıyordum. Artık biliyordum ki; Mevlana yolu, Muhammed yolu. Gerçeğin bu olduğunu bildiğim için de bir sonraki yıl Müslüman oldum.”

Mevlana’ya yakın olmak için Konya’ya yerleşmeye karar verdiğini anlatan Fenter, şunları kaydetti:

“Olmam gereken yerin burası, Mevlana kenti Konya olduğunu biliyordum. Sonraki her yıl Konya’ya geldim. Çünkü burası Mevlana’yı öğrenmek için gelmem gereken yerdi. Burada Mevlana’nın izinden yürümek Amerika’da olmaktan daha farklı. Bir gece genç bir derviş bana ailemi sordu ve ben de ‘Annem ve babam öldü’ dedim. Bana baktı ve ‘Biz senin aileniz’ dedi. Bu benim için birinin bana söylediği en önemli şeylerden biriydi. Bu yüzden Konya’ya gelmeye devam ettim. Sonrasında da Konya’ya yerleştim.”