Kudüs Fatihi: Selahaddin Eyyubi'nin vefatının 827. yılı

İSTANBUL (AA) – Ordu komutanlığı, devlet adamlığı ve adaleti ile hem Doğulu hem de Batılı tarihçilerin eserlerinde kendisinden övgüyle söz ettiği Selahaddin Eyyubi, Hicaz bölgesine verdiği önem dolayısıyla “Hadimü’l-Haremeyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkarı) unvanını kullanan ilk hükümdar oldu.

638’de Hazreti Ömer’in halifeliği döneminde fethedilmesinin ardından uzunca süre Müslümanların hakimiyetinde kalan Kudüs, Birinci Haçlı Seferi sonunda 1099’da yeniden Hristiyanlar tarafından işgal edildi.

AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Haçlı işgali altındaki şehri işgalden kurtaracak komutan, 1138’de Irak’ın Tikrit şehrinde dünyaya geldi. Selahaddin Eyyubi’nin babası Zengi hanedanlığında Tikrit, Ba’lebek ve Şam valilikleri yapmış Necmeddin Eyyub’tur.

Bir şehzade gibi yetişen ve iyi bir eğitim gören Selahaddin, genç yaşlarda Haçlılar’a karşı yapılan seferlere katılarak Şam şahneliğine kadar yükseldi.

Fatımilerin hilafetine son verdi

Nureddin Zengi’nin ordu komutanı olan amcası Esedüddin Şirkuh’un kumandasında 1164 ve 1169 yıllarında Fatımi egemenliğindeki Mısır’a yapılan seferlere katılan Selahaddin, başarılı bir asker ve yönetici olarak öne çıktı.

Nureddin Mahmud Zengi’nin vekili olarak Mısır’ı ve Mısır’a bağlı yerleri müstakil bir hükümdar gibi yönetmeye başlayan Selahaddin, kendisine ve Türklere karşı direnen Fatımiler ile onları destekleyen Haçlılar ve Bizanslılarla mücadeleye girişti.

Mısır’a tam anlamıyla hakim olan Selahaddin orduyu yeniden teşkilatlandırdı. Sünni medreseleri ve yeni kurumlar açtı. Fatımi bürokrasisini kademeli olarak tasfiye ederek, 1171’de Fatımi hilafetine son verdi.

Selahaddin Eyyubi, 1170 ve 1173 yıllarında, Kudüs Haçlı Krallığı’na karşı seferlere çıktı. Ayrıca 1173’te ağabeyi Turan Şah kumandasında Yemen ve Hicaz’a düzenlediği seferlerle bu şehirleri devletin birer eyaleti haline getirdi.

Nureddin Mahmud Zengi, 1174’te ölünce yerine 11 yaşındaki oğlu El-Melikü’s-Salih İsmail geçti. Selahaddin, Salih’e bağlı kaldı ve onun adına hutbe okuttu, para bastırdı.

Salih’in de genç yaşta ölümünün ardından Selahaddin, 1181’de Fırat’ın doğusuna geçti, Diyarbakır, Urfa, Harran, Rakka, Habur, Re’sül’ayn, Dara, Nusaybin gibi el-Cezire bölgesi şehirlerini ele geçirdi ardından stratejik öneme sahip Halep’i ele geçirerek Kudüs yolunu açtı.

Kudüs’ün fethi

Selahaddin bir yandan devleti dağılmaktan kurtarmak, Orta Doğu’da İslam birliğini sağlamak için uğraşırken bir yandan da Haçlılarla mücadele etmek zorunda kaldı. Onun bu dönemde Haçlılar’a karşı ilk önemli seferi, 14 Kasım-9 Aralık 1177 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Gazze-Askalan seferi oldu.

Selahaddin Eyyubi, Mısır’dan yapılan bu sefer sırasında düşmanın direncinin az olduğunu görünce hemen Remle’ye doğru ilerledi. Bu esnada Kral IV. Baudouin ile Renauld de Chatillon kumandasındaki Kudüs Krallığı güçlerinin ani baskınına uğradı ve savaşarak geri çekildi.

Selahaddin, Remle yenilgisinin yaralarını iki ay gibi kısa bir zamanda sarıp Kahire’den Şam’a hareket etti. Harim’i kuşatan Haçlılar onun gelmesi üzerine geri çekildi.

Haçlıların, Şam yoluna hakim bir noktadaki Beytülahzan denilen yerde kurdukları kaleyi kuşatarak 24 Ağustos 1179’da ele geçirdi. Bunun üzerine Haçlılar barış istemek zorunda kaldı.

Temmuz 1187’de Hittin denilen yerde Haçlılar’la yaptığı meydan savaşında büyük bir zafer kazanan Selahaddin, Haçlı ordusunu imha etti, bir kısmını da esir aldı. Esirler arasında Kral Guy de Lusignan ve Kerek-Şevbek bölgesi hakimi Renauld de Chatillon da yer aldı.

Selahaddin, bu zaferden sonra hızlı bir fetih hareketine girişerek, Filistin’de birçok kaleyi ele geçirdi. Birkaç hafta içinde büyüklü küçüklü 52 şehir fethettikten sonra 20 Eylül 1187’de Kudüs’ü kuşattı. Mirac mucizesinin yıl dönümü olan 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs fethedildi.

Haçlıların tahrip ettiği Mescid-i Aksa’yı elleriyle süpürdü

Kazanılan zafer taşkınlık yapılmadan büyük bir olgunluk içinde kutlanırken Haçlılar şehirden çıkarıldı. Ancak Selahaddin Eyyubi, diğer Hristiyanların yanı sıra Yahudilerin de şehre yerleşmesine izin verdi.

Haçlılarca tahrip edilen Mescid-i Aksa’yı kendi elleriyle süpüren ve gül yağıyla yıkatan Selahaddin Eyyubi, Harem-i Şerif’i Hristiyanlara ait sembollerden arındırdı.

Fetih sonrası Kubbetü’s Sahra’daki haçın da indirilmesinin ardından 88 yıl boyunca duyulamayan ezan sesi yeniden şehrin semalarında yankılanmaya başladı.

Aynı yıl Trablus Kontluğu ve Haçlıların kurduğu Antakya Prensliği’ne karşı sefere çıkan Selahaddin, Trablusşam’a ait birkaç kale ile Antakya Prensliği’nin topraklarının çoğunu ele geçirdi.

Diğer yandan Kudüs’ün ve birçok kalesinin düşmesi üzerine bütün Batı Avrupa ülkelerinin katıldığı yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Haçlılar 1189’da Akka’yı kuşattı. Selahaddin’in ordusu ile Haçlılar arasında Akka önünde iki yıla yakın süren şiddetli savaşlar yapıldı.

Fransa Kralı Philippe Auguste, Alman İmparatoru Barbarossa, İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard orduları ve donanmalarıyla gelip savaşa katıldı. Akka, 12 Temmuz 1191’de Haçlılar’ın eline geçti. Ancak Selahaddin, Haçlılar’ın Kudüs’ü almak için yaptıkları teşebbüsleri boşa çıkardı. Daha sonra 1 Eylül 1192’de iki taraf arasında 3 yıl 8 ay süreli barış antlaşması imzalandı.

Selahaddin, Haçlılar’la antlaşma yaptıktan kısa bir süre sonra 4 Mart 1193’te Şam’da vefat etti. Kabri, Emevi Camisi haziresinde bulunuyor.

İdeolojik parçalanmaya son verdi

Vefat ettiği tarihte Mısır, Libya, Yemen, Filistin, Suriye ile Malatya ve Ahlat’a kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Hemedan’a kadar Kuzey Irak’ta onun adına hutbe okunuyordu.

Selahaddin Eyyubi, geniş bir alanı kapsayan siyasi birlik kuran büyük bir devlet adamı olarak tarihe geçti. Bu siyasi birlik, Eyyubiler’in ardından Memlükler’le devam etti, 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Kahire’yi ele geçirmesiyle son buldu. Selahaddin, kuvvetli bir ordu, iyi çalışan bir devlet teşkilatı kurup, Fatımi hilafetini yıkarak bölgedeki ideolojik parçalanmaya son verdi.

Selahaddin Eyyubi’nin diğer büyük başarısı, Kudüs’ü ve Haçlılar’ın elinde olan birçok yeri kurtarması olarak tarihte yerini aldı. Kudüs’ü geri alması İslam dünyasının en ünlü kahramanları arasında yer almasını sağladı.

İmar faaliyetleriyle yakından ilgilenen Selahaddin’in devrinde Filistin, Mısır, Hicaz ve Yemen’de çok sayıda medrese, zaviye, cami, köprü, kale, hamam inşa edildi.

İlim insanlarına ve sanatkarlara verdiği önem dolayısıyla Suriye ve Mısır, İslam dünyasının önemli ilim merkezleri haline geldi. Hicaz bölgesine, özellikle Mekke ve Medine’ye önem veren Selahaddin Eyyubi, “Hadimü’l-Haremeyn” unvanını kullanan ilk hükümdar oldu.

Doğulu ve Batılı tarihçiler övgüyle söz etti

Müslümanlar onun şahsında ideal bir sultan, Haçlılar gerçek bir İslam kahramanı gördü. Doğulu ve Batılı tarihçilerin, yazarların eserlerinde kendisinden övgüyle söz edildi.

Fransız tarihçi Albert Champdor, Selahaddin Eyyubi’yi mertliği, düşmanlarına karşı da adaletli olması sebebiyle “İslam’ın en saf kahramanı” diye niteledi.

Selahaddin Eyyubi, verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi. Eman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmadı. Uzun dönem savaştığı Haçlılar da onun bu yönünü çok takdir etti.

Cömert bir sultan olarak bilinen Selahaddin, öldüğünde ise özel hazinesinden sadece 1 Mısır dinarı ile 36 Nasıri dirhemi çıktı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KUDÜS (AA) – Kudüs sokaklarında dolaşırken Gümüş, Güzel, Ertuğrul, Saray, İnebolu, Ankara, Antalya gibi Türkçe isimli iş yeri veya restoranlara rastlayabilir, birçok dükkanda veya sokaktan geçen araçlarda Türk bayrağının asılı olduğunu görebilirsiniz. Filistinlilerin, en çok ziyaret ettikleri ülke olan Türkiye’nin kültürüne ve Türkçeye yoğun bir ilgileri var.

Sokakta gezerken şehirdeki Yunus Emre Enstitüsünün kurslarından ya da dizilerden Türkçe öğrenmiş çok sayıda insana da rastlayabilirsiniz.

Aynı durum Ramallah, El Halil, Nablus gibi Filistin’in diğer şehirleri için de geçerli.

Sattıkları ürünlerin çoğu Türkiye’den

Doğu Kudüs’te ticaretin ve sosyal hayatın kalbi durumundaki Selahaddin Caddesi’nde yaklaşık iki ay önce açılan “Güzel” isimli kıyafet ve aksesuar mağazası çalışanı İbrahim Vazvaz, sattıkları ürünlerin çoğunun Türkiye’den geldiğini söyledi.

AA muhabirine konuşan Vazvaz, neden Türk ürünleri satmayı tercih ettikleri yönündeki soruya, “Çok şükür Türkiye Müslüman bir ülke. Ürünlerinin kalitesi çok yüksek, ham maddesi gayet iyi, dizaynı başarılı.” diye cevap verdi.

Piyasadaki ürünlerin genelde Çin malı ve kalitesiz olduğunu dile getiren Vazvaz, müşterilerinin Türk ürünlerinden gayet memnun olduğunu ve bu ürünlerin muadillerinin bulunmadığını söylediklerini aktardı.

İş yerlerine verecekleri isim konusunda çok düşündüklerini söyleyen Vazvaz, sonunda Arapçadaki “cemil” kelimesinin karşılığı olan “Güzel” isminde karar kıldıklarını kaydetti.

Doğu Kudüs’te Türkçe isme sahip bir diğer giyim mağazası olan Gümüş İslami Tesettür’ün sahibi Muhammed Sıdır da sattıkları ürünlerin tamamını Türkiye’den getirdiklerini belirtti.

Türk ürünlerini çok beğeniyorlar

Genel olarak tüm Filistinlilerin, özelde de Kudüslülerin Türk halkını çok sevdiğini ve Türk ürünlerini çok beğendiğini dile getiren Sıdır, bu nedenle de üç şubesi bulunan iş yerlerine Türkçe bir isim vermeyi tercih ettiklerini vurguladı.

İki halkın da birbirini sevdiğini dile getiren Sıdır, “Türkiye’de bizim Filistinli olduğumuzu ve Kudüs’ten geldiğimizi duyduklarında bize karşı çok büyük bir sevgi ve saygı gösteriyorlar. Hatta evlerine bile davet ediyorlar. Maşallah çok güzel ve çok cömert bir halk.” ifadelerini kullandı.

“Ertuğrul” ismini bilmeyen yok

Kudüs’ün Kufr Akab semtinde bulunan “Ertuğrul” adlı restorana girdiğinizde ise televizyon ekranlarında Diriliş Ertuğrul dizisinin oynadığına ya da bu dizinin müziğinin çalındığına tanık oluyorsunuz.

Ahşap sandalyelerden, masalardaki mendillere kadar hemen her yerde Kayı Boyu’na ait simgelerin yer aldığı restoranın şefi Usame Ebu Hadid, Türk yemeklerini Filistin yemekleriyle birlikte sunduklarını söyledi.

Bunun Filistin için yeni birşey olduğunu ancak insanların bu fikri çok sevdiğini aktaran Ebu Hadid, özel bir program ya da davet olduğunda da mutlaka Diriliş Ertuğrul dizisinin müziğini çaldıklarını anlattı. Ebu Hadid, Kufur Akab’da yaklaşık 100 bin Filistinlinin yaşadığını ve Ertuğrul isminin buradaki hemen herkes tarafından bilindiğini söyledi.

Muhabir: Turgut Alp Boyraz

Mescid-i Aksa’da ramazan hazırlıkları

Kudüs’te yüzlerce Filistinli, ramazan ayına sayılı günler kala, Müslümanların ilk kıblesi olarak kabul edilen Mescid-i Aksa’da temizlik çalışması yaptı. Filistinliler, Mescid-i Aksa’da namaz kıldı. ( Mostafa Alkharouf – Anadolu Ajansı )

İsrail vatandaşı Filistinliler tarafından kurulan, Filistin 1948 İslami Hareketi’nin güney kanadının yüzlerce mensubu, Doğu Kudüs’te bulunan Harem-i Şerif’te ramazan temizliği yaptı.

Harekete bağlı 48 Igatha adlı insani yardım kuruluşunca, Mescid-i Aksa’nın avluları yıkandı, peyzaj düzenlemesi yapıldı ve Harem-i Şerif’in surlarının dibindeki Müslüman mezarlıkları temizlendi.

48 Igatha Derneği, 12 yıldır düzenlediği “Mescid-i Aksa çıkarması” çerçevesinde, İsrail vatandaşı Filistinlilerin yaşadığı kentlerden 120 otobüsle yüzlerce Filistinliyi işgal altındaki Doğu Kudüs’e taşıdı.

Dernek müdürü Gazi İsa, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Üst üste 12’nci kez düzenlenen ‘Önce Kudüs’ kampı etkinlikleri kapsamında bugün iç Filistin’in (İsrail’e bağlı Filistin kentleri) her yerinden 120 otobüsle yüzlerce vatandaş Mescid-i Aksa’ya geldi.” dedi.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresi ile birlikte gönüllü şekilde Harem-i Şerif’i ramazan ayına hazırladıklarını belirten İsa, “Mescid-i Aksa’yı Müslümanların ibadetine hazırlamak için temizliyoruz ve Vakıflar İdaresi’ne destek oluyoruz. Harem-i Şerif’in avlularını yıkıyoruz, etrafını düzenliyoruz ve kabristanları temizliyoruz.” ifadelerini kullandı.

İsa, Önce Kudüs kampının Filistin 1948 İslami Hareketi’nin tüm kurumlarınca desteklendiğine vurgu yaparak, “Çocuklarımızı, kadınlarımızı ve erkeklerimizi buraya, Mescid-i Aksa’ya bağlılıklarını güçlendirmek için getiriyoruz.” dedi.

Dün gerçekleştirilen çıkarmanın kendileri için bir onur olduğunun altını çizen İsa, “Bugün bizim için Mescid-i Aksa’ya bir vefadır. Kudüs ve Mescid-i Aksa bizim önceliğimizdir.” şeklinde konuştu.

Kadın, erkek, genç ve yaşlı demeden her yaştan Filistinlinin gönüllü şekilde Harem-i Şerif’te temizlik yapması, Mescid-i Aksa’nın çevresindeki eski çarşı esnafınca da takdir edildi.

Öte yandan Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresi’nden de yapılan yazılı açıklamada, Harem-i Şerif’te her yıl olduğu gibi bu yıl da gölgeliklerin kurulduğu belirtildi.

Açıklamada, geçen yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle kapalı olan Mescid-i Aksa’da ramazan ayının manevi atmosferinin yaşanması için Kudüs İslami Vakıflar İdaresi’nin tam teçhizatlı bir şekilde hazır olduğu vurgulandı.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresi Başkanı Şeyh Azzam el-Hatib 23 Şubat’ta nisanın ortalarına doğru başlayacak ramazan ayında izleyecekleri tutuma ilişkin yazılı bir açıklama yayımlamıştı.

Hatib, Mescid-i Aksa’nın ramazan ayı boyunca ibadete açık olacağını belirtmişti.

​​​​​​​Harem-i Şerif’te her yıl ramazan ayı boyunca günlük ortalama 10 bin Müslüman ibadet ediyor, bu sayı cuma günleri 150 bine kadar çıkıyor.

İsrail’in resmi İstatistik Merkezi’nin verilerine göre, 9 milyonu aşkın ülke nüfusunun yaklaşık 2 milyonu Filistinlilerden oluşuyor ve bu rakam nüfusun yüzde 20’sine tekabül ediyor.

Abluka ve Ayrım Duvarı engel oluyor

İsrail, daha önceki yıllarda Ayrım Duvarı’yla (Utanç Duvarı) çevrili işgal altındaki Batı Şeria’dan 40 yaş altı erkeklerin Kudüs’e girişini engellerken abluka altındaki yaklaşık 2 milyon nüfuslu Gazze’den de Filistinlilerin girişine izin vermemişti.

İşgal altındaki Batı Şeria ile Kudüs arasında 2003’te inşa edilen 5 metre yüksekliğindeki beton duvar boyunca çok sayıda İsrail askeri kontrol noktası bulunuyor.

İsrail olağan günlerde özel izinliler dışında Batı Şeria’daki Filistinlilerin Kudüs’e geçişine izin vermiyor. İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi’nde yaşayanların ise ne Kudüs’e ne de başka bir yere seyahat etme hürriyeti bulunuyor.

Doğu Kudüs ve Batı Şeria, 1967’den beri İsrail işgali altında tutuluyor.