Kündane Sanat Mekan, su musikisi terapisiyle içsel yolculuğa kapı açıyor

İSTANBUL (AA) – Musikişinas ve terapist Hayrunnisa Mermi tarafından kurulan, adını Kur’an-ı Kerim’de geçen “Ol” emri anlamındaki “Kün” ile Anadolu’da sıkça kullanılan “dane” kelimelerinden alan Kündane Sanat Mekan’da, eski bir Selçuklu tedavisi olan su ve musikiyle tedavi yöntemi uygulanıyor.

Kayseri’de, 13. yüzyılda yapılan Çifte Medrese (Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi) adlı şifahaneden aldığı ilhamla yola çıkan Mermi, modern dünyanın sıkıntılarıyla baş etmeye çalışanlar için alternatif bir tedavi sunuyor.

Yaklaşık 20 yıldır bu konuyla ilgilenen, Türkiye’de su ve musikiyle tedavi uygulayan ilk kadın olan Mermi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Üsküdar’ın yanı sıra Kayseri’de de hizmet veren Kündane Sanat Mekan’da yapılan çalışmaları ve su musikisi terapisini anlattı.

Hayrunnisa Mermi, henüz çocuk yaşlarındayken hat, tezhip ve ebru sanatına başladığını ve imam hatip eğitimi aldığını belirterek, uzun yıllar Kur’an-ı Kerim ve özellikle Huruf-u Mukattaa ayetleriyle meşgul olduğunu söyledi.

Ayetlerdeki ses ve titreşimin kendisini çok etkilediğinin altını çizen Mermi, “Bu dünyada bir denge arıyoruz. Biz manevi dinlerle hemhal olurken, dünya içinde yaşamanın lezzetini de dengelemek istiyoruz. O vakit gönle, ruha en hoş gelen ve dinlendiren denge de musikidedir.” dedi.

“Rehabilite olanların iç dünyalarındaki seyir alemine bazen tanık oluyoruz”

Mermi, her insanın bu dünyanın en güzel misafiri olmayı istediğini aktararak, şunları kaydetti:

“Musiki, ilimlerin en üst mertebesinde geçen ve her nevi ilmi de barındıran bir alandır. Diğer ilimlere gidebilmek, sağlıklı bir başarıya ulaşabilmek için de ruhun ve bedenin denge halinde aktif olması lazım. Bizde her insana, varlığa dokunabilen musiki ilmi ruhu vardı. Sesin özü, Kur’an-ı Kerim’le de meşguliyetimiz olunca, Kur’an ve musiki ayrılmaz bir ikiliydi. Çünkü zemin, ses ve titreşimdi. Rabbim de beni bu ilimle (musikiyle) buluşturdu. Ecdadın bize bıraktığı muazzam bir ilim hazinesiyle birlikte, insanlarla Kündane adı altında 2013’te buluştuk.”

Çalışmalarına 2007’de Ankara’da başladığını dile getiren Mermi, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle Arjantin, Bolivya, Şili, Uruguay, Peru, İspanya, İsviçre, Almanya, Hollanda ve Kosova’nın aralarında bulunduğu 21 ülkede, konuyla ilgili konser, seminer ve eğitimler verdiklerini ifade etti.

Hayrunnisa Mermi, konservatuvarda, klasik Türk sanat musikisi bölümünü bitirdiğini belirterek, Kündane Sanat Mekan’dan önce kadınlara yönelik konserler verdiğini, su musikisi terapi konserlerine ise 2000 yılından bu yana devam ettiğine dikkati çekti.

Kündane Sanat Mekan’ın genel koordinatörüğünü üstlenen Havva Ayda Uruk ile 2017’de Kayseri’de ud öğrencisiyken tanıştığını ve birlikte İstanbul ve Kayseri’de su musikisi terapisi gerçekleştirmeye başladıklarını söyleyen Mermi, şu bilgileri verdi:

“Kündane Sanat Mekan, manevi duyguları içinde barındırıyor. Gözden gönüle akan bir muhabbet olarak su musikisiyle kişilerle rehabilite kısmına geçiyorsak, onlarla bir daha ayrılma olmuyor. Rehabilite olanların iç dünyalarındaki seyir alemine bazen tanık oluyor, onları orada tanıyoruz. En fazla 15 dakika süren bir seansta ‘Böyle bir şeyi hayatım boyunca hiç yaşamadım’, ‘İlk kez kendimle buluştum’, ‘Her şeyi aslında ne kadar kendime yük edinmişim’ gibi yorumlar aldık.”

“Şifa kişinin üzerinde yük olan ne ise onu kendinden bertaraf etmesidir”

Mermi, yüz yüze, online ya da konaklamalı seçeneklerle misafirlerini ağırlayan Kündane Sanat Mekan’da her yaştan çocuk, kadın ve gençlere geleneksel sanatların yanı sıra enstrüman eğitimleri verdiklerinin ve bu eğitimlere katılanların da şifalandığının altını çizerek, “Şifa kişinin üzerinde yük olan ne ise onu kendinden bertaraf etmesidir. Varlığın aslı nefes ise makam eğitimi de enstrüman eğitimi de hepsi nefesi barındırıyor. Kişi, buraya belki sadece enstrüman eğitimi için geliyor. Ama biz nefesin doğru alış veriliş bahsini es geçmiyoruz. Kişi de bu anlamda şifasını bir şekilde almış oluyor.” diye konuştu.

Su musikisiyle makamsal tedavinin çok özel bir şifa seansı olduğunu vurgulayan Mermi, şunları anlattı:

“Makam eğitiminde de ritim seansında da enstrümanların eğitiminde de kişi ciddi manada şifasını alıyor. Ama daha üst bir mertebede, daha özel bir seyri sefer yapmak isteyen özel talebelerimiz de var. (Geçmişte) Su musikisi konusunda daruşşifahanelerimiz muazzam bir şekilde inşa edilmiş. Daimi doğal su sesi var ve suyun taşa vuruş sesi her zaman aynı değil. Bugün bizler internet üzerinden su sesi indiriyoruz ama orada daha teknik bir ses var. ‘Ecdadın yaptığı daruşşifahanelerdeki doğal sesi nasıl yapabiliriz’ diyerek, orta boy bakır kazanlar ve taslar aldık. Bu anlamda (su musikisi seansında) suyun başındaki kişinin haletiruhiyesi, suya dokunuşu çok önemli. Suya dokunurken elbette sağlık, huzur ve şifa dileğiyle Allah’ın adıyla suya elimizi daldırıyoruz.”

Mermi, su ve musikiyle rehabilite olmak isteyenlerle seanstan önce kısa bir hasbihal gerçekleştirdiklerine işaret ederek, tedavi yöntemlerine ilişkin şu bilgileri verdi:

“Rehabilite olacak kişiyle tanışma faslının ardından meşk odasına geçiyoruz. Kişinin haletiruhiyesi bunu gerektiriyorsa bazen kişinin eline bendir, bazen kudüm veriyoruz. Bazen de hiçbir şey vermeden onun ihtiyacına binaen enstrümanlarla çeşitli ses dizeleri sunmaya çalışıyoruz ve kendisini eğer hazır hissediyorsa kişinin sırt üstü yatmasını istiyoruz. Rehabilite sırasında bazen sadece su sesi, bazen nağmeler olabiliyor. Yılların verdiği bir tecrübeyle kişinin ihtiyacına göre seans sırasında ilerliyoruz. Farabi’den, İbn-i Sina’dan aldığımız esintileri harmanlayarak, Gevrekzade Hasan Efendi gibi büyüklerin bize bıraktığı muazzam hazineden, damla damla gelen kişiye ikram ediyoruz. Rehabilite olan kişinin sırt üstü yatması en fazla 15 dakikadır. Bazen bu yarım saate de çıkabilir. Çünkü gittikleri alemden çıkmak istemiyorlar. Fakat kişi bu seans sırasında her şeyin de farkında oluyor. Tamamen kontrol kendisinde. Su sesi başladığı anda aslında biz aradan çekiliyoruz. Çünkü bedenin yüzde 70’i su olduğu için o kendisine tanık olan bir alemi seyre geçiyor.”

“Seanslar ve sanat eğitimleri kişiye özel yapılıyor”

Mermi, Türkiye’de ve Avrupa’da su ve musiki ile tedavi yöntemi konusunda eğitim alan öğrencilerinin de olduğunu dile getirerek,” Ülkemizi su musikisi rehabilitesi konusunda Güney Amerika’da temsil eden temsilcilerimiz var. Ülkemizde de bu tedavi konusunda çok daha hızlı gidiyoruz. İstanbul’da her şey çok fazla ve yoğun olduğu için burada insanlar iki katı yoruluyor. Bu anlamda bize su ve musiki tedavi noktasında 15 günde bir gelenler de var. Seanslar ve sanat eğitimleri de her zaman kişiye özel, bireysel. Türk insanının sanki kanında musiki geziniyor. O kadar hızlı alıyorlar ki bilgileri, kendi içlerindeki o sanatçıyı ortaya çıkarıyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

Çeşitli kurum, kuruluş, ve belediyelerin davetleriyle su ve musiki ile tedavisi konusunda Türkiye’nin birçok yerinde seminer vermeye devam ettiklerin anlatan Mermi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ankara’da 5 yıl, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmiştik. Keçiören’de Estergon Kalesi Türk Kültür Merkezi’nde 15 günde bir, tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi hanımlara yönelik bir fasıl yapmak bize nasip oldu. Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumlardaki çocuklarla ya da Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı gruplarla özel çalışmalar da yaptık. Kündane Sanat Mekan olarak bütün enstrümanlarımızı o çocuklara taşıdık. Haftada bir gün bir grupla buluşuyorduk. Orada evlat, enstrüman eğitimi aldığını zannetse de aslında biz bir çocuğu rehabilite etmeye çalışıyorduk. Çok sorunlu çocuklarımızla bile daha ilk buluşmayla birlikte dosyalarımıza çok olumlu puanlar düşürdük. Hala oradan görüştüğümüz çocuklar oluyor. Geçen yıl Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte de düzenlediğimiz seminerlerimizde 5 bin öğretmenle buluşmak da nasip oldu.”

Mermi, pandemi sürecinde Kündane Sanat Mekan’ın talebe sayısının arttığını kaydederek, “Eğitimlere gelen talebelere, ailelerine ve topluma daha yararlı işler projeler üretme konusunda motive edici, yapıcı bir güç sağlamış oluyoruz. Bunun yanı sıra milli manevi değerlerimizle birer köprü vazifesi sorumluluğu, bilinci ve mutluluğu kazandırıyoruz. Tamamen kendi öz bilgi, beceri ve tecrübelerimizi aktarıyoruz. Meşk usulü birebir seans eğitimlerimiz ile üç yıl içinde alacakları yolu üç ay içinde alarak bütünden öze varış yaşanıyor.” ifadelerini kullandı.

Yurt dışında verdiği seminer ve musiki konserler sonrası bazı kişilerin Müslümanlığı seçmesine vesile olduklarını sözlerine ekleyen Mermi, 2020’nin kasım ayında Nevşehir İl Müftülüğünde ihtida töreniyle Müslüman olan ABD vatandaşı alternatif tıp doktoru Ramona Smith’in (59) dans eğitmeni oğlu Michael Dunlop (28) ile mekanı ziyaret ettiklerini söyledi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Son devir musikişinasları arasında önemli bir yer edinen bestekar, opera sanatçısı ve gazeteci Muhlis Sabahattin Ezgi’nin vefatının ardından 74 yıl geçti.

Sanatçı, başmabeyinci Hurşit Bey ve Sinesaf Hanım’ın çocuğu olarak, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra gönderildikleri sürgün yeri olan Adana’da 1889’da dünyaya geldi.

Müzik zevkini ve eğilimini çağının büyük alaturka sanatçıları düzeyinde keman, ut ve lavta çalabilen babası Hurşit Bey’den alan Ezgi, evlerindeki sazlı sözlü sohbetlerde kulağına dolan alaturka müziğin yanına, okul yıllarında piyano hocasının katkısıyla alafranga müzik kültürünü de ekledi.

İlk bestesini 11 yaşındayken yaptı

Ezgi, henüz 11 yaşındayken Selanik’te “Etme eza, etme cefa aşıkını” diye başlayan hicazkar makamındaki şarkısıyla ilk bestesine imza attı.

Çocukluk yıllarını Yunanistan’ın Drama ve Selanik kentlerinde geçiren Ezgi, 1904’te İstanbul’a geldi ve eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı.

Galatasaray Lisesi’nde okurken müzik hocasından piyano ve Batı müziği dersleri alan usta bestekar, mezun olduktan sonra Fransızca bilgisini, yeteneklerini ve birikimini de kullanarak, İttihat ve Terakki Partisi muhalifi olarak basın hayatına atıldı.

Muhlis Sabahattin Ezgi, İkinci Meşrutiyet’in ateşli yıllarında gazeteciliğe başladı. Aynı zamanda Osmanlı Demokrat Fırkası’nın da genel sekreterliği görevini üstlendi.

Birbiri ardınca kapatılan “Türkiye”, “Selamet-i Umumiyye”, “Hakimiyyet-i Milliyye”, “Yeni Ses” ve “Muahede” adlı gazetelerinde 1910’da çalışan Ezgi, Bezmi Nusret Kaygusuz ve Suphi Nuri İleri ile “Genç Türk” gazetesini çıkardı.

Gazetecilik yıllarında hükümete karşı yazıları yüzünden hakkında kovuşturma başlayınca Avrupa’ya giden sanatçı, burada Türk müzisyenlerle bir araya gelerek müzik grubu kurdu. Kurdukları grupla çıktıkları Avrupa turnesinin ardından ABD’ye göç etti.

Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğini yaptığı filmlerin müziklerini yaptı

Hakkındaki sürgün kararı İstanbul’a uzak bir köyde yaşaması ve siyasetle uğraşmaması şartıyla kaldırılan Ezgi, gurbet yıllarının ardından 1918’de vatanına döndü.

Sanatçının, “Muhlis’in Çocukları” adıyla kurduğu operet topluluğu, 1930’lu yıllarda büyük başarı kazandı. Bu topluluk bir süre sonra da “Süreyya Opereti” adını aldı ve temsillerini Kadıköy’deki Süreyya Operası’nda sürdürdü.

Kadrosunda, Suzan Lütfullah, Lütfullah Sururi, Celal Sururi, Muammer Karaca, Toto Karaca, Avni Dilligil ve Ömer Aydın’ın aralarında yer aldığı topluluk, “Ayşe”, “Asaletmaap”, “Gülfatma” ve “Monbey” gibi operetleri sahneye koydu.

Muhlis Sabahattin Ezgi, Muhsin Ertuğrul yönetmenliğini yaptığı ilk Türk müzikal filmleri “Karım Beni Aldatırsa”, “Milyon Avcıları” ve “Söz Bir Allah Bir” gibi yapımların müziğine de imza attı.

Usta sanatçı, tedavi gördüğü Heybeliada Sanatoryumu’nda 10 Şubat 1946’da 57 yaşındayken hayatını kaybetti. Sanatçının cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

“Gül Fatma” ve “Ayşe” operetleri çok beğenildi

Daha geniş bir musiki öğrenimi yapabilseydi ulaştığı seviyenin çok üzerinde bir bestekar olacağına muhakkak nazarıyla bakılan Muhlis Sabahattin Ezgi, 25 yıl içerisinde 27 adet operet, revü ve orkestra eseri besteledi.

Sahne eserlerini 1917-1920, 1921-1935 ve 1936-1942 yılları arasında olmak üzere üç devreye ayıran usta bestekarın ilk dönem eserlerinden “Çaresaz” ile ikinci dönemde bestelediği “Gül Fatma” ve “Ayşe” operetleri çok beğenildi.

Usta bestecinin babası Hurşit Bey, oğlunun müzik eğilimini ve yeteneğini çok erken yaşında sezmişti. Bu konuda eşine, “Sinesaf, sana esefle bir şey söyleyeceğim, öyle seziyorum ki Muhlis, mızıkacıdan başka bir şey olmayacak. Bu sebeple onu tabiatın seyrine bırakmaya karar verdim. Eğer ömrüm vefa ederse, Muhlis’i 12 yaşında Moskova’ya göndereceğim. Orada konservatuvarı bitirsin ve bir daha da Osmanlı topraklarına dönmesin.” sözlerini sarf etmişti.

ANKARA (AA) – Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde yaşlılara motivasyon sağlamak için yeni adımlar atıldığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:

“Kuruluşlarda bakım altındaki yaşlılarımızın psikolojilerinin güçlendirilmesi, bu süreçten en az düzeyde etkilenmelerini sağlayarak iyilik halinin sürdürülebilmesi amacıyla dini ve manevi rehberlik programları hazırlanıyor. Programlar bugün başlayacak, her ay birer oturum düzenlenecek.”

Programların Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğünün resmi YouTube kanalı üzerinden yayımlanacağı bildirilerek, şu bilgiler verildi:

“Her program Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğünden bir yetkilinin açılış konuşmasıyla başlayacak. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile devam eden programın en büyük bölümünü öğretici konulardan oluşan sohbet kapsayacak. Sohbetin ardından tasavvuf musikisi dinletisi gerçekleştirilecek. 45 dakikalık program dua ile sona erecek.

Bu ayki programın sohbet konusu ‘İnsanın Yaradılış Gayesi ve Kulluk Bilinci’ olarak belirlendi. Program kapsamında şubatta ‘Regaib Kandili ve Allah’a ve Resulüne Gönülden Bağlanmak’, martta ‘Berat Kandili ve Hazreti Peygamber’, nisanda ‘Ramazan ve Zikir’, mayıs ayında ‘Kadir Gecesi ve Kur’an-ı Kerim Okuma/Dinlemenin Faziletleri’, haziranda ise ‘İslam’da Ahlakın Anlamı ve Güzel Ahlak’ konuları işlenecek.”