Malezyalı kuruluşlar Hindistan'da Müslümanlara yönelik şiddeti protesto etti

KUALA LUMPUR (AA) – Malezya'da çok sayıda sivil toplum kuruluşu, Hindistan'da 31 Aralık 2014'ten önce ülkeye giren gayrimüslim göçmenlere vatandaşlık verilmesine imkan tanıyan ancak aynı durumdaki Müslümanları kapsam dışı tutan düzenlemeye karşı çıkan Müslümanlara yönelik şiddet eylemlerini protesto etti.

Başkent Kuala Lumpur'daki Hint camisi Masjid India'nın avlusunda cuma namazının ardından toplanan çok sayıda kuruluştan temsilci, Hint hükümetini Yeni Delhi'de aşırı Hindu çetelerini protestocu Müslümanlara saldırmaya teşvik etmekle suçladı ve Müslümanlara saldırıların durması çağrısında bulundu.

Yeni vatandaşlık yasasını kınayan pankartlar taşıyan katılımcılar, tekbir ve dualarla Hindistan'da baskı altındaki Müslümanlara destekte bulundu.

Protestonun ardından Malezya İslam Teşekkülü Danışma Kurulu (MAPIM) Genel Başkanı Mohd Azmi Abdul Hamid, Malezya genelindeki 65 kuruluşun imzasını taşıyan ortak bildiriyi okudu.

Bildiride, Hindistan hükümetinin vatandaşlık yasası ve Müslümanların protestolarına karşı aşırı Hindu çetelerini şiddete teşvik edici politikaları kınanırken, "Hindistan'daki Müslüman, Hindu veya diğer dinlere mensup kanaat önderleri, siyasetçiler, din alimleri ve aydın insanları, çetelerin saldırısına uğrayan masum insanlara destek vermeye çağırıyoruz." ifadesi kullanıldı.

Hindistan hükümetinin, Yeni Delhi'de Müslümanlara saldırarak camilere zarar veren çetelere karşı derhal harekete geçmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, "Müslümanlara karşı bölgedeki çeteleri kışkırtıcı açıklamalarda bulunan Hindistan Halk Partisi yöneticilerinden Amit Şah ve Kapil Mişra'ya karşı hukuki süreç başlatılmalıdır." ifadesine yer verildi.

– Hindistan'daki tartışmalı vatandaşlık yasası

Hindistan'ın çeşitli eyaletlerinde 31 Aralık 2014'ten önce ülkeye giren gayrimüslim göçmenlere vatandaşlık verilmesine imkan tanıyan ancak aynı durumdaki Müslümanları kapsam dışı tutan düzenleme 9 Aralık 2019'dan bu yana protesto ediliyor.

Yürürlüğe giren kanun kapsamında özellikle Pakistan, Bangladeş ve Afganistan'da dini baskıdan kaçan Budist, Sih, Jain, Parsi, Hindu ve Hristiyanlar, kimliklerini ve Hindistan'da 6 yıldan uzun süredir yaşadıklarını kanıtlamaları halinde vatandaşlık elde edebilecek, aynı pozisyondaki Müslümanlar ise kapsam dışında tutulacak.

Yasa, dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip ikinci ülke olan Hindistan'da, 200 milyon Müslüman'ı ikinci sınıf vatandaş haline getirmek ve birçoğunu vatansız bırakmak için atılan bir adım olarak değerlendiriliyor.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

LAHOR(AA) – Pakistan’ın Lahor şehrine bağlı Wagah kasabası ile Hindistan’ın Amritsar kenti arasında yer alan sınır kapısının kapanışı için iki ülke askerlerince eş zamanlı şekilde 1959’dan bu yana her gün tören düzenleniyor.

Yerel saatle 15.30’a kadar karşılıklı giriş ve çıkışların yapıldığı sınır kapısı kapatıldıktan sonra hududun her iki tarafında da bayrak töreni için gerekli hazırlıklar yapılıyor.

Töreni izlemek isteyenler tribünleri doldururken, gaziler ve amigolar da çeşitli gösteriler gerçekleştiriyor. Sınırın her iki tarafında da açılan yüksek sesli marşlar ve amigoların davul sesleri çevrede yankılanıyor.

Gösteri yaklaşık 1 saat sürüyor

Saat 17.30’a doğru başlayan ve yaklaşık 1 saat süren gösteride, postallarının altına demir çakılı askerlerin sınır kapısına yürümesi ve ayaklarını başlarına kadar kaldırarak sertçe yere vurması tribünlerde coşkuya neden oluyor.

Genellikle uzun ve iri yapılı askerlerin görev yaptığı bayrak töreninde, askerler tören sırasında rakiplerine sertliklerini göstermek için ellerinden geleni yapıyor.

Sınır kapısının gösteri sırasında açılmasıyla iki ülke askerleri birbirlerine karşı güç gösterisinde bulunmak amacıyla çevik hareketler sergiliyor.

Birbirlerine yumruklarını ve kol kaslarını gösteren askerler, rakibinin performansını beğenmediğini göstermek için el baş parmaklarını aşağı doğru tutuyor.

Tören, her iki ülkenin askerlerinin sınırın sıfır noktasında bayrakları indirmesi ve el sıkışmasıyla son buluyor.

Bayrak töreni rekabet alanına dönüşmüş durumda

Törenin ardından vatandaşlar sınırda nöbet tutan ve gösteriyi düzenleyen askerlerle hatıra fotoğrafı çektiriyor.

Tören alanının yakınında iki ülke sınırını zincirle birbirinden ayıran noktada Pakistan ve Hindistan vatandaşları sohbet edebiliyor.

1959’da iki ülke arasındaki iş birliği ve kardeşliği geliştirmek amacıyla başlatılan bayrak töreni, iki ülke arasında milli bir gurur kaynağına ve rekabet alanına dönüşmüş durumda.

Hindistan, Mart 2017’de, sınıra 110 metre yüksekliğinde bayrak direği dikti. Pakistan ise aynı yıl ağustosta hududa 122 metre uzunluğunda bayrak direği dikerek buna cevap verdi.

Bayrak töreni, oldukça ünlü bir etkinlik haline gelmesi dolayısıyla sınırın her iki tarafında da tribünler yer alıyor. Hindistan tarafındaki tribünlerin daha geniş olduğu görülüyor.

Tören sırasında amigoların coşkulu sloganlarıyla hareketlendirdiği tribünlerde rekabet ruhu hakim oluyor. Bazı vatandaşlar bu heyecanla sınır kapısına yönelmek istese de askerler buna engel oluyor.

İki ülke askerlerinden herhangi birinin tören sırasında düşmesi, tökezlemesi veya beklenilen performansı sergileyememesi ise rakip tribünlerce alaya alınıyor.

Normal şartlarda yaz aylarında 40 bin kişinin izlediği törene, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle sınırlı sayıda kişi katılıyor.

Avustralya Başbakanı Scott Morrison, ABD Başkanı Joe Biden, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Japonya Başbakanı Suga Yoşihide arasındaki, Hint-Pasifik bölgesinde “Çin’i dengelemeye” yönelik bir oluşum olarak değerlendirilen Quad’ın ilk yüz yüze buluşması Washington’da yapıldı.

Beyaz Saray’ın Doğu Odası’nda bir araya gelen 4 liderin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, yeni ortaya çıkan teknolojiler, bölgesel altyapı, temiz enerji ve iklim değişikliğinin yanı sıra birçok küresel ve bölgesel konuları görüştüğü açıklandı.

Zirvenin ardından yaptığı açıklamada Biden, Modi ve Suga’ya, “çok şey başaracağına inandığımız” ortaklıkları için teşekkür ediyorum diyen Morrison, Dörtlü ittifakı “büyük bir ortaklık” olarak tanımladı.

Altı ay önce başlatılan Quad inisiyatifinin, bu süre içinde çok iyi ilerlediğini vurgulayan Morrison, “Dörtlü, yaşadığımız bölgenin geleceğini önemseyen ortakları bir araya getiren, olumlu katkılar sağlayan çok pratik bir girişim. Basit tutmamız, odaklanmamız ve işi bitirmeye devam etmemiz gerektiği konusunda anlaştık.’’ ifadelerini kullandı.

Dörtlü Hint-Pasifik bölgesinin istikrarı için bir arada

Liderlerin Hint-Pasifik bölgesinde barış ve güvenliği sürdürmeye yönelik güçlü bir taahhütte bulunmalarının ardından, Çin’in toplantıyı nasıl değerlendireceği yönündeki bir soruyu cevaplayan Morrison, “Dörtlü, Çin veya Hint-Pasifik bölgesindeki herhangi bir ülke için bir ortaklıktır. Bölgeyi daha güçlü, daha müreffeh, daha istikrarlı hale getirmek için oradayız. Bu Hint-Pasifik halkının refahını yükseltmek için tasarlanmış olumlu bir girişimdir.’’ şeklinde konuştu.

Morrison, Çin söz konusu olduğunda kendisinin ve Başkan Biden’ın “aynı peykte” olduğunu söyledi.

Quad inisiyatifi genişlemeyecek

Dörtlü’nün diğer ülkelerin üyeliğiyle genişletme planı olmaksızın “Dörtlü olarak kalacağını” ancak diğer ülkelere ulaşmaya devam edeceğini de açıklayan Morrison, “Dörtlü özel bir fikir değil, kapsayıcı bir fikir. Bölgede olumlu şeyler yapmak ve aynı şeyi yapmak isteyen diğer ortaklarla çalışmak için bir girişimdir.” dedi.

Avustralya, ABD, Hindistan ve Japonya’nın Quad (Dörtlü) adıyla kurduğu ittifakın, Hint-Pasifik’teki yükselen Çin etkisinin önüne geçmek amacıyla kurulduğu biliniyor.

Bölgede Çin’in artan gücüne karşı harekete geçen, Avustralya, ABD ve İngiltere “AUKUS” adlı yeni bir güvenlik işbirliği anlaşmasına imza atarak ikinci bir ittifakı devreye sokmuştu. AUKUS anlaşması uyarınca Avustralya’nın Adelaide kentinde, nükleer enerjili en az 8 denizaltının inşa edileceği açıklanmıştı.

Avustralya’nın, Fransız Naval Group ile 2016 yılında imzalanan ve 12 geleneksel dizel elektrikli denizaltı inşasını öngören, 90 milyar Avustralya doları ( yaklaşık 66 milyar ABD doları) tutarındaki sözleşmenin iptalini sağlayan AUKUS anlaşmasını ‘‘ihanet’’ olarak değerlendiren Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un talimatıyla Canberra ve Washington Büyükelçilerini danışmak amacıyla acilen geri çağırmıştı.