Marmara Denizi'ndeki atık su arıtma tesislerinin deşarj standartlarına kısıtlama getirildi

ANKARA (AA) – Bakanlıktan yapılan açıklamada, Marmara Denizi’nde müsilajın neden olduğu kirliliğin giderilmesine yönelik alınacak önlemler ve yapılacak çalışmalara ilişkin Bakanlık koordinasyonunda hazırlanan Marmara Denizi Eylem Planı’nın, 6 Haziran’da kamuoyu ile paylaşıldığı hatırlatıldı.

Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile kurulan Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Kurulu’nca 15 Haziran’da, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 15 gün içerisinde, Marmara Denizi Havzası’nda yer alan atık su arıtma tesislerinin Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOI) deşarj standardının kısıtlanmasına yönelik mevzuat yayımlanmasına” karar verildiği anımsatıldı.

Buna göre, Bakanlıkça, eylem planı çıktıları ve yapılan çalışmalar kapsamında, Boğazlar ve Susurluk Havzası dahil Marmara Denizi Hidrolojik Havzası’nda ve bu havzada yer alan illerden İstanbul, Bursa ve Kocaeli’nin tamamında, sanayi ve evsel atık su arıtma tesisleri için “Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği” ve “Kentsel Atıksu Arıtımı Yönetmeliği” ekinde yer alan ve kirliliğin göstergesi olan KOI parametresinde deşarj standartları oluşturuldu.

Bu kapsamda evsel atık sularda yüzde 20 oranında, endüstriyel atık sularda ise her bir sektör için yaklaşık yüzde 50’ye kadar kısıtlama yapılacak.

3 ay ila 1 yıl arasında uyum süresi verildi

Genelge ekinde deşarj standartlarına uyum için verilen süreler de yer aldı.

Buna göre, mevcut atık su arıtma tesislerinden kapasitesi yeterli olanların 3 ay, revizyon ihtiyacı olanların 1 yıl içerisinde uyum sağlaması gerekecek.

Bu süreler, yeni yapılacak (eski tesislerden de yeniden yapılması gerekenler dahil) tüm atık su arıtma tesislerinin bu standartlara göre tasarlanması ve bu genelgenin yayım tarihinden itibaren 6 ay içerisinde proje onay işlemlerinin tamamlanması, 1 yıl içinde de inşaat ihalesi işlemlerinin sonuçlandırılması ve belirtilen süreler dahil olmak üzere 3 yıl içinde tesislerin inşaatlarının tamamlanarak, işletmeye almaları şeklinde düzenlendi.

İlgili atık su altyapı yönetimleri, belirtilen süreleri kapsayacak bir iş termin planı 3 hafta içinde hazırlayarak, Bakanlığa bildirecek.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat, atık üretimini ve çevresel etkiyi azaltan çevre dostu yapı malzemelerini binalarında kullanırken, buna ek olarak, malzeme israfını daha da azaltmak adına halihazırda mevcut yük ve nakliye konteynırları gibi malzemelerden de yeni yapılar oluşturabiliyor.

Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat AŞ açıklamasına göre, geleneksel inşaat şirketlerinin karşılaştığı en büyük sorunlardan birisi, inşaat malzemelerinin toplam ağırlığının kaba tahminle yaklaşık yüzde 30'unun şantiyede boşa harcanması olarak görülüyor. Bu çerçevede, Dorçe'nin, prefabrik çelik modüler yapılarını bina modüllerinin saha dışında oluşturulması ve daha sonra bunları yerinde kurulumunun yapılması, üretilen atık miktarını büyük ölçüde azaltıyor.

Atık ve Kaynaklar Eylem Programı (WRAP) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, saha dışı inşaatların atık oranı 1,8 seviyesine kadar indirebiliyor. Örneğin, 2 bin 300 metrekarelik bir ofis binası yaklaşık 45 ton atık üretirken, aynı ofis binasının yapımında “çelik modüler yapı sistemi” kullanıldığı takdirde atık miktarı yaklaşık 800 kiloya kadar düşebiliyor.

– Daha yüksek geri dönüşüm imkanı

Açıklamada aktarılan bilgiye göre, geleneksel yöntemlerle inşa edilen yapılar, yıkım esnasında önemli miktarlarda atık üretiyor. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) verilerine göre yıkım sürecinde inşaatta kullanılan malzemenin yüzde 90'ından fazlası atıklardan oluşuyor. Çelik modüler yapılar ise yeniden kurulabilir binalar yaratma imkanı tanıyor. İhtiyaç duyulması halinde yıkım sürecini ve maliyetini ortadan kaldırıyor ve kalıcı modüler yapılar geri dönüşüm konusunda da daha yüksek bir verimliliğe sahip olmasıyla öne çıkıyor.

Modüler bina inşaatının çok büyük kısmı kontrollü fabrika ortamlarında saha dışında yapıldığından, gürültü kirliliği en alt düzeyde gerçekleşiyor. Şantiyelerde meydana gelen aşırı gürültü şantiye çalışanlarının ötesinde komşular için de işitme kaybına, ani tansiyon yükselmelerine, uyku sorunlarına ve aşırı strese yol açabiliyor. Bu nedenle Dorçe çelik modüler yapı sistemi, hastane, okul ve ofisler gibi yapılar için son derece faydalı olarak görülüyor.

Modüler yapı sistemi ile şantiyede harcanan zaman geleneksel yöntemlere kıyasla en aza indirildiği için enerji israfı da azalıyor. İnşaat işçileri, geleneksel şantiyedeki gürültü ya da hava şartları gibi dikkat dağıtıcı unsurlardan etkilenmeyen Dorçe’nin üretim tesisinde işlerini yaparak daha az zaman ve enerji harcıyor. Böylece verimlilikleri önemli ölçüde artıyor. Ek olarak, fabrika veya benzeri bir ortamda modüller oluşturmak, tasarımın önceden tamamlanmasını gerektiriyor.

Firmanın bünyesinde barındırdığı Ar-Ge departmanı ile inşaat sürecinde değişiklik taleplerinin büyük ölçüde önüne geçerken, bu da zaman, para ve enerji tasarrufunu beraberinde getiriyor. Modüler yapılar, geleneksel inşaat yöntemleri kadar fazla alana ihtiyaç duymuyor. Çevredeki altyapıya yönelik düzenlemeler en alt düzeyde gerçekleşiyor. Böylece süreç daha az enerji gerektiriyor. Tüm bunlara ek olarak, Dorçe enerji tasarrufu adına ışıklar için sensör, enerji tasarruflu pencereler, güneş panelleri ve yüksek verimli HVAC gibi sistemleri modüllerine dahil edebiliyor.

– Daha az nakliye salımı

Açıklamaya göre, geleneksel inşaatta ağır makinelerin ve çok sayıda işçinin şantiyeye gidip gelmesi yüksek emisyona sebep oluyor. Modüler yapı ile işlerin büyük çoğunluğu bir fabrikada yapıldığından, sahadaki emisyon önemli ölçüde azalıyor.

Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat, atık üretimini ve çevresel etkiyi azaltan çevre dostu yapı malzemelerini binalarında kullanırken, buna ek olarak, malzeme israfını daha da azaltmak adına halihazırda mevcut yük ve nakliye konteynırları gibi malzemelerden de yeni yapılar oluşturabiliyor.

İSTANBUL (AA) – Türkiye Deri Sanayicileri Derneği (TDSD) Başkanı Burak Uyguner, doğru kesim yöntemleri ve doğru saklama ile elde edilecek ham madde değeri taşıyan kurban derilerinin ekonomik kazanım için çok önemli olduğunu vurguladı.

Kurban Bayramı’nda derilerin doğru kesilmesi ve tuzlanmasıyla atık olarak çevreye ve doğaya zarar verecek bir ürünü ekonomiye kazandırdıklarını ifade eden Uyguner, şunları kaydetti:

“Kurban Bayramı’nda ham deri ihtiyacının çok büyük bir kısmını doğru kesim ve tuzlama teknikleriyle yurt içinden sağlayabiliriz. Yüksek çevre duyarlılığı ile hareket eden sektörümüz aslında diğer alanlara göre geri dönüşümü en iyi kullanan iş kollarından biri. Dünyanın her bölgesi ve ülkesinde olduğu gibi küçük ve büyükbaş hayvanlar besin ihtiyacı olduğu için üretiliyor ve tüketiliyor. Hayvanlardan geriye kalan deri ise işlenmezse dönüşüm sorunu yaşıyor. Bu nedenle hayvanın vücudunda derinin oluşturduğu yüzde 3 ile 5 arasındaki bu materyal, hem bir sektör yaratıyor hem de geri dönüşüm sorununu çözüyor. Deriyi işleyerek ayakkabı, çanta, cüzdan, kemer ve döşemelik gibi alanlarda kullanarak ülke ekonomimize kazandırıyoruz. Kurban derilerinin kesiminden sonra doğru işlenmesiyle ayakkabı, saraciye, yarı işlenmiş ve bitmiş deri gibi katma değerli ürünler üretiyoruz. Bayramın ekonomimize yaklaşık 3 milyar TL’lik katma değerli deri katkısı sağlayacağını öngörüyoruz.”

“Kurban derileri geri dönüştürülmeli”

Burak Uyguner, katma değeri yüksek ürün üretiminin temelinin kaliteli ham maddede yattığını belirtti.

Bu nedenle Kurban Bayramı’nın sektör için büyük önem taşıdığına dikkati çeken Uyguner, “Türkiye’de her yıl deri sanayimiz, 6-6,5 milyon büyükbaş ve yaklaşık 50 milyon küçükbaş hayvan ham derisine ihtiyaç duyuyor. Bayramda yaklaşık olarak kesime giden 850 bin büyükbaş ve 2,5 milyon küçükbaş bulunuyor. Son yıllarda Türkiye’de jelatin ve kolajen pazarının da güçlenmesiyle tabakhane çıktıları ve kurban derilerinden de katma değer elde etmeye başladık.” ifadelerini kullandı.

İşlenemeyen ham derilerin doğaya zarar verdiğini vurgulayan Uyguner, derinin kesim, yüzüm ve saklama koşullarının oldukça önemli olduğunu vurguladı.

Kötü yüzülmüş, hamlamış derilerin kalitesini yitirdiğini ve zor alıcı bulduğunu anlatan Uyguner, “Deri aynı zamanda bir geri dönüşüm ürünü. Kurban Bayram’ında da bu işlemlere mutlaka dikkat edilmeli. Her Kurban Bayramı’nda kesilen hayvanlardan miktar bazında yüzde 30 oranında israf ya da heba olup giden ham deri var. Bu şekilde önemli bir ekonomik büyüklük kesim, yüzüm ve saklama koşullarına dikkat edilmediği için alıcı bulamayıp geri dönüştürülemez atığa dönüşüyor ve doğaya yük oluyor.” diyerek sözlerini tamamladı.