Medipol'den “Günlük Türk kahvesi miktarı” uyarısı

İSTANBUL (AA) – Medipol Esenler Üniversite Hastanesi'nden Uzman Diyetisyen Canel Öner Sayar, günde tüketilmesi gereken Türk kahvesi miktarının kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini belirterek, "Yetişkin bireyler için vücut ağırlığı (kg) başına 3-5 mg günlük kafein kullanımı uygundur." ifadelerini kullandı.

Medipol Esenler Üniversite Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Sayar, 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi gününde kahve ve çeşitleri hakkında tüm merak edilenleri aktardı. "Günde ne kadar Türk kahvesi içmeliyim?" sorusunun cevabının kişinin kilosunda ve tıbbi öyküsünde saklı olduğunu belirten Sayar, "70 kg bir bireyin kafein ihtiyacı günlük 210-350 mg. 1 Türk kahvesi fincanı da 65 mg / 65–75 ml kafein barındırır. Kafein kahvede, çaylarda, kakaoda bulunur. Uyarıcı etkisi vardır. Sinir sistemine etki eder ve beyne gelen mesajları hızlandırır. Kalp hastalığı veya yüksek tansiyonu olan bireylerin kafeinden uzak durması gerekiyor. Yetişkin bireyler için vücut ağırlığı (kg) başına 3-5 mg günlük kafein kullanımı uygundur." açıklamalarını yaptı.

Kahve çeşitlerinin içerdiği kafein oranlarını aktaran Sayar, "Türk kahvesi 65 mg / 65–75 ml (1 Türk kahvesi fincanı), filtre kahve 120-170 mg / 180–200 ml (1 kupa), suda çözünebilir hazır kahve (gold, klasik) 60–80 mg / 100–180 ml (2 gr) (1 kupa), espresso kahve 130–200 mg / 50–60 ml (1 espresso fincanı) kafein içeriyor.” bilgisini verdi.

– El titremesi, sinir ve uykusuzluk yapıyor

Kişinin ihtiyacından fazla kafein alması halinde olabileceklere karşı uyarıda bulunan Sayar, kişilerde uykusuzluğa bağlı sinirlenme, mide bulantısı, vücudun aşırı ısınması, nabzın aşırı yükselmesine bağlı el titremesi oluşabileceğini belirtti.

Kahve dahil tüm içeceklerin yanı sıra egzersiz öncesinde, sırasında veya sonrasında su en önemli içecek olduğuna dikkati çeken Sayar, "Kahve genellikle egzersiz öncesi yararlı olsa da spordan sonra hemen kahveye sarılmamalıyız. Çünkü antrenmanın ardından birçok insanın doğrudan kahve içtiği görülmektedir. Herhangi bir kafein alımından önce vücudumuz için su tüketmemiz gerekmektedir. Spordan önce kahve içerken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de şeker ve krema kullanmamaktır." uyarısında bulundu.

Uluslararası Sporcu Beslenmesi Derneği tarafından yapılan çalışmalardan bahseden Sayar, "Kafein sürekli maksimum dayanıklılık aktivitesi için etkili bir ergojenik yardımcıdır ve ayrıca uzun vakitler performansı arttırmak için çok etkili olduğu gösterilmiştir. Kafeini içme zamanı da önemlidir. Kafeinin vücut üzerindeki etkileri, içtikten yaklaşık bir iki saat sonra zirveye ulaşır, yani maksimum faydayı elde etmek için bir fincan kahveyi içtikten 45 ila 60 dakika sonra egzersize başlanmalıdır." tavsiyelerinde bulundu.

– Odaklanmayı artırır

Doğal bir uyarıcı olan kafeinin, zihinsel odaklanmayı, uyanıklığı ve genel bilişsel işlevi arttırdığının gösterildiğini hatırlatan Sayar, "Yavaş bir yoga dersinde, bir fincan kahvenin sağlayabileceği ilave konsantrasyondan yararlanılabilir. Kafeinin odaklanma güçlerini kullanmakla gergin ve endişeli hissetmek arasında ince bir çizgi vardır. Bu yüzden 5-6 fincan espresso içip maximum verimlilik beklememeliyiz. Vücudunuza normal kahve miktarı yeterlidir." ifadelerini kullandı.

Bir Rhode Island Üniversitesi çalışmasına dikkat çeken Sayar, "Kafein, egzersiz sonrası kas ağrısını bir plaseboya kıyasla önemli ölçüde azaltmıştır. Üst vücut ağırlık antrenmanı yapmadan önce kahve içen katılımcılar, son setlerinde daha fazla tekrar tamamlayabilmişler. Sonuçlar, yoğun antrenmandan önce kafein içmenin atletik performansı geliştirdiğini ve kas iyileşmesi için gereken süreyi azalttığını göstermiştir." açıklamalarında bulundu.

– Akşam egzersizden önce kahve tüketmeyin

Birçok durumda, kahve bir fitness rutinine eklenmesinin bazı şartları olduğuna değinen Sayar, "Eğer gece geç saatlerde egzersiz yapılıyorsa, genellikle yatmadan 4-6 saat önce kafein içmeyi bırakmak gerektiği için kahve tüketmemelidir. (yani 18:00’den sonra)." bilgisini verdi.

Kahve ile arası olmayan kişilerin kahve tüketmeyip bunun yerine kafeinli çay (ve su) tercih edebileceğini dile getiren Sayar, "Yeşil çay da kahve gibi kafein içerir ve vücutta doğal bir enerji kaynağı olarak kullanılır. Bu sebeple, tamamen damak zevkinize bağlı olarak spordan önce kahve veya yeşil çay içilebilir. Yalnız, yeşil çaydaki kafein oranı kahveye göre daha düşüktür, spor sırasında kahve kadar etki etmeyebilir." değerlendirmesinde bulundu.

Kahvenin içerdiği kafein özleriyle böbrek üstü bezlerini uyarıp daha fazla adrenalin ve stres hormonu (kortizol) salgılanmasına sebep olduğu uyarısında bulunan Sayar, "Kortizol hormonu spor yapıldığında yük bindirildiğinde zaman daha çok salgılanır. Böylece artan kortizol seviyeleri kasların tamir edilip büyümesini yavaşlatır ve daha fazla yorgunluk oluşabilir. Aşırı kahve içmek ayrıca, stres hormonundaki artışa bağlı olarak bel çevresinde yağlanmaya sebep olabilir.” dedi

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Bebeklerde kalp hastalığının anne karnında tanısı ve takibi mümkün oluyor.

Medicana'dan yapılan açıklamaya göre, her 1000 canlı doğumda 6-12 arası bebekte, doğumsal kalp hastalığı (DKH) saptanıyor. Bu bebeklerin de kabaca dörtte birinde doğum sonrası hayatta kalabilmeleri için bir girişim veya ameliyat gerekiyor. Türkiye'de yılda 1,3 milyondan fazla doğumun gerçekleşmesi nedeniyle konu oldukça önemi hale geliyor.

Anne karnındaki bebeğin kalp sağlığı ile ilgilenen Fetal Kardiyoloji dalının, son yıllarda tarama, tanı ve tedaviye yönelik girişimler, gebeliğin devamlılığı hakkında danışmanlık, doğumun planlanması ve doğum sonrası tedaviyi de içeren çok önemli bir alan haline geldiği belirtilen açıklamada, "Bu alanda çalışan ekip içerisinde çocuk kardiyoloji uzmanlarının yanı sıra yeni doğan, yoğun bakım, kadın doğum ve kalp cerrahisi uzmanları da yer alıyor." ifadesi kullanıldı.

– Ailesel genetik faktörler etkileyebiliyor

Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Medicana International İstanbul Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Özyüksel, bebeklerde anne karnında oluşan kalp hastalıklarının tanı ve tedavisi ile kalp hastalıklarının anne karnında tanı ve takibinden bahsetti.

Özyüksel, bebeklerde DKH için risk faktörlerinin 3 ana grupta toplandığını belirterek, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Anneye ait faktörler, bebeğe ait faktörler ve ailesel-genetik faktörler. Bu açıdan değerlendirildiğinde DKH açısından daha riskli sayılabilen gebeliklere şu durumlar örnek olarak verilebilir: annede şeker hastalığı, annede metabolik hastalıklar (başta fenilketonüri dediğimiz bir metabolizma hastalığı), annede otoimmün-bağışıklık sistemi hastalıkları, annede bazı ilaçlara maruz kalma (lityum, bazı sara ilaçları, retinoik asit, ağızdan alınan kan sulandırıcı ilaçlar, vb), yardımcı üreme tekniklerinin kullanıldığı gebelikler. Ailede ve kardeşlerde DKH hikayesi bulunması, anne karnında bebekte saptanan ritim sorunları saptanması ve artmış bebek ense kalınlığı saptanması durumunda risk artmaktadır."

Anne karnındaki bebeğin kalp yapılarının 18 haftadan sonra ultrasonografide görünebilir hale geldiğini kaydeden Özyüksel, şunları kaydetti:

"En iyi görüntüler 24-28'inci haftalarda elde edilse de sıklıkla Fetal ekokardiyografi uygulamaları gebeliğin 18-22 haftaları arasında yapılıyor. Anne karnındaki bebekte DKH saptanması durumunda aileye verilecek danışmanlık ve sosyal destek de önem arz ediyor. Bu dönemdeki danışmanın temel amaçları şunlardır: tanının net olarak ortaya konulması, bilimsel ve gerçekçi olarak hastalığın olası sonuçlarının aile ile paylaşılması ve gebeliğin devamı ve/veya bebeğin tedavisi açısından seçeneklerin ortaya konulması. Bebekte DKH saptanması durumunda elektif doğumun 39'uncu haftaya kadar geciktirilmesinin sonuçları olumlu yönde etkilediği biliniyor. Anne karnında bebeğin kalbine girişim henüz sınırlı olsa da seçilmiş vakalarda bebeğin aort ve pulmoner kapağı ile kulakçıklar arası bağlantıya müdahale edilebiliyor."

İSTANBUL (AA) – Bayındır Sağlık Grubu, Bayındır Söğütözü Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Kadir Polat, koroner rehabilitasyon programlarının bir parçası olarak egzersiz eğitiminin koroner kalp hastalarında kardiyak ölüm riskini yüzde 26 azalttığının bilindiğini belirtti.

Bayındır Sağlık Grubu açıklamasına göre, Türkiye'de, her iki ölümden biri kalp ve damar hastalıkları kaynaklı gerçekleşirken, her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi nedeni ile hayata veda ediyor (Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre). Ayrıca koroner kalp hastalıkları kronik bir durum olduğundan, daha önce kalp krizi geçiren bireyler de erken ölüm için yüksek risk altında bulunuyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Kadir Polat, bu korkutucu görüntüye karşın yaşam tarzı değişikliklerinin sağ kalımı artırdığını belirtti.

Önemli bir halk sağlığı problemi olan koroner kalp hastalığı kronik bir durum olduğundan, kalp krizi geçirmiş hastalarda erken ölüm riski de yüksek olarak gözlemleniyor. Dr. Kadir Polat, bu nedenle, sağ kalımı artırmak için hastaların uzun yıllarda edinmiş oldukları zararlı alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerektiğini ifade etti. Ancak uzun yıllar devam eden alışkanlıkların kolay değiştirilemeyeceğinin gerçekçi bir bakış açısı olduğunu da aktaran Polat, bu bağlamda hasta ve hekim iş birliğinin önem taşıdığını vurguladı.

Uzm. Dr. Kadir Polat, kalp krizi geçirmiş hastaların uygulaması gereken yaşam tarzı değişikliklerini, sigaranın bırakılması, sıkı kan basıncı kontrolü, güvenli alkol kullanımı, diyet ve kilo kontrolü ile fiziksel aktivitenin artırılması şeklinde sıraladı.

Sigara kullanımı, kardiyovasküler hastalıklarda oldukça güçlü ve bağımsız bir faktör olarak karşımıza çıkıyor ve kesinlikle kaçınılması gerekiyor. Polat, "Pasif içiciliğe maruz kalma durumu da hastalık riskini artırıyor. Sigara içenlerin kalp krizi ile başvurma riski içmeyenlere göre 2-3 kat daha yüksek. Gözlemsel çalışmalar, sigarayı bırakan hastaların ilerleyen yıllarda sigaraya devam edenlere göre ölüm riskinin azaldığını gösteriyor. Sigaranın bırakılması tüm ikincil korunma ölçütlerinde en etki olanı." ifadelerini kullandı.

Egzersiz terapisi, kalp krizini takiben rehabilitasyon amaçlı olarak uzun süreli kullanılıyor. Stabil koroner kalp hastalarında düzenli fiziksel egzersizin oldukça yararlı olduğu biliniyor. Egzersizin hayatı tehdit eden hastalıklarla ilişkili anksiyeteyi azaltabildiğini ve hastanın kendisine güvenini artırdığını aktaran Polat, şunları kaydetti:

"Koroner rehabilitasyon programlarının bir parçası olarak egzersiz eğitiminin koroner kalp hastalarında kardiyak ölüm riskini yüzde 26 azalttığı biliniyor. Ayrıca egzersiz, hayatı tehdit edici hastalıkla ilişkili anksiyeteyi azaltabiliyor ve hastanın kendisine güvenini arttırabiliyor. Haftada en az 5 kez 30 dakika orta düzey yoğunlukta, hafif bir nefes darlığı noktasına kadar egzersiz öneriliyor. Başlangıç için hafif yürüyüşler en iyi egzersizlerdir ve yapılan egzersizlerin süresi yavaş yavaş artırılmalıdır. Hedeflenen egzersiz süresi haftada 300 dakikadır. Aşırı sıcak ve soğuk havalarda ise egzersiz yapmaktan kaçınılması gerekiyor."

– "Hipertansiyon mutlaka kontrol altında tutulmalı"

Kontrol altında tutulmayan hipertansiyon, kardiyovasküler hastalık riskinin yükselmesine sebep oluyor. Bu nedenle özellikle kalp krizi geçiren hastalarda kan basıncının iyi kontrol edilmesi gerekiyor. Tüm hipertansif hastaların tansiyon değerlerinin 140-90 mmHg'nin altında olması gerektiğinin altını çizen Polat, "Kilo kontrolü, fiziki aktivitelerin artırılması, alkol alımının azaltılması, tuz kısıtlaması ve meyve, sebze tüketiminin artırılması gibi yaşam tarzı önlemleri hipertansiyonu olan tüm hastalara öneriyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Polat, kilo vermenin, kan basıncı ve kan yağları üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle kardiyovasküler hastalığı azalttığını belirterek, diyet ve kilo kontrolüne ilişkin şu önerilerde bulundu:

"Meyve (2-3 porsiyon), sebze (2-3 porsiyon), tam tahıllı besinler, balık (özellikle yağlı çeşitlerini haftada en az iki kez), yağsız et ve düşük yağlı süt ürünleri tüketmek. Doymuş ve trans yağları sebze ve deniz kaynaklarından elde edilen tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlarla değiştirmek ve toplam yağları toplam kalori alımını yüzde 30'unun altına indirmek. Günlük 30-45 gram lif almak.

Alkollü içeceklerin tüketimini erkekler için günde 1-2 kadeh, kadınlar için günde 1 kadeh ile sınırlandırmak. 1 haftada tüketilen alkollü içecekteki saf alkol miktarı 100 gramı geçmemelidir. (1 duble rakı 25 gr, 1 kadeh şarap 16 gr saf alkol içerir.) Kişisel tercihleri nedeniyle alkol kullanmayan hastalara, kardiyovasküler koruma amacıyla alkol tüketimi tavsiye edilmemelidir. İşlenmiş ve hazır gıdalardan kaçınmak."