Merkez Bankası faizi sabit tuttu

İSTANBUL (AA) – TCMB’den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu başkanlığında toplanan Para Politikası Kurulu’nun, politika faizini yüzde 19 düzeyinde sabit tutmaya karar verdiği bildirildi.

Duyuruda, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde aşılamanın hızlanmasının küresel ekonomide toparlanma sürecini desteklediği belirtildi. Bununla birlikte, aşılama programlarında ilerleme kaydeden ekonomilerin kısıtlamaları hafifleterek iktisadi faaliyette daha güçlü bir performans sergilediği ifade edilen duyuruda, şunlar kaydedildi:

“Küresel talepteki hızlı toparlanma, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve taşımacılık maliyetlerindeki artış uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açmaktadır. Başlıca tarımsal emtia ihracatçısı ülkelerde yaşanan iklim koşullarının küresel gıda fiyatları üzerine olumsuz yansımaları görülmektedir. Yükselen küresel enflasyon ve enflasyon beklentilerinin uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri önemini korumaktadır.

Öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin üçüncü çeyrekte dış talebin de etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Aşılamanın toplumun geneline yayılarak hızlanması salgından olumsuz etkilenen hizmetler ve turizm sektörlerinin canlanmasına ve iktisadi faaliyetin daha dengeli bir bileşimle sürdürülmesine olanak tanımaktadır. Ticari krediler ılımlı bir seyir izlemektedir. Son dönemde açılma ve ertelenmiş talebe bağlı olarak artış gösteren bireysel kredilerin ılımlı seyre dönmesi için alınan makroihtiyati tedbirlerin yeterliliği izlenmektedir. Olumlu dış talep koşulları ve uygulanmakta olan sıkı para politikası cari işlemler dengesini pozitif etkilemektedir. İhracattaki güçlü artış eğilimi ve aşılamadaki kuvvetli ivmenin turizm faaliyetlerini canlandırmasıyla yılın geri kalanında cari işlemler hesabının fazla vermesi beklenmektedir. Cari işlemler dengesinde görülen iyileşme eğilimi fiyat istikrarı hedefi için önem arz etmektedir.”

“Para politikasındaki mevcut sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecek”

Duyuruda, son dönemde ithalat fiyatları ve yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışların yanı sıra, talep koşullarının, bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının, açılmanın etkisiyle yaz aylarında enflasyonda görülebilecek oynaklıkların ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyelerin, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümü üzerinde risk oluşturmaya devam ettiği belirtildi.

Uluslararası tarımsal emtia ve gıda fiyatlarındaki yüksek seviyelere ilave olarak, bazı ürünlerde iklim koşulları kaynaklı arz yönlü etkilerin açılma etkileriyle birleşmesiyle temmuz ayında gıda fiyatlarında gözlenen artışın, enflasyondaki yükselişte belirleyici olduğu vurgulanan duyuruda, “Diğer taraftan, parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri gözlenmektedir. Enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler dikkate alınarak, Enflasyon Raporu tahmin patikasındaki belirgin düşüş sağlanana kadar para politikasındaki mevcut sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecektir. Bu doğrultuda Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.” ifadelerine yer verildi.

Duyuruda, TCMB’nin, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edeceği bildirildi.

Enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar politika faizinin, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edileceği vurgulanan duyuruda, “Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin başlaması, döviz rezervlerinin artış eğilimine girmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır. Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir.” değerlendirmesi yapıldı.

Duyuruda, Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti’nin beş iş günü içinde yayımlanacağı bilgisine yer verildi.

Muhabir: Murat Birinci

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Finansın Geleceği Zirvesi’nde “Merkez Bankalarının Pandemide Rolü” başlıklı bir sunum yaptı.

Salgının başlamasından bugüne dek geçen sürede ekonomi politikasının odaklandığı konuları iki dönem halinde değerlendirmenin faydalı olacağını belirten Kavcıoğlu, birinci dönemin dünya çapında kapanmalar ile ekonomilerin tarihte görülmemiş şekilde durma noktasına geldiği bir dönem olduğunu söyledi.

Merkez bankaları ve diğer politika yapıcıların bu dönemde istihdam kayıplarını, şirket iflaslarını önlemek ve finansal piyasaların işleyişindeki devamlılığı sağlamak adına pek çok önlem aldığını hatırlatan Kavcıoğlu, şunları kaydetti:

“İkinci dönem ise aşılamanın yaygınlaşması ile toparlanma eğiliminin hızlandığı, ancak talep artışına küresel üretimin aynı hızla cevap veremediği ve emtia fiyatlarındaki artışlarla küresel enflasyonun ivmelendiği bir süreç olarak hala devam etmektedir. Koronavirüs salgınının dünya çapında yayılmasıyla birlikte başlayan birinci dönemde küresel ekonomi, 2008 yılındaki finansal krizi de aşan zorlukta bir dönem geçirmiştir. Salgının büyük ölçekli bir arz şokuna da yol açması 2008 finansal krizinden farklı olarak ekonomiler üzerindeki olumsuz etkinin daha yüksek ve kalıcı olmasına yol açmıştır. Salgının ekonomik etkileri oldukça geniş bir coğrafyada ve küresel finans krizinden daha derin şekilde hissedilirken, verilen politika tepkileri de çeşitli ve şimdiye kadar eşine rastlanmayacak ölçüde güçlü olmuştur.”

Kavcıoğlu, konuşmasında salgına karşı küresel ölçekte verilen politika tepkilerine de değindi. Salgın hastalığın dünya genelinde hızla yayılmasının, küresel ticaret ve iktisadi faaliyette belirgin bir yavaşlamaya neden olduğunun altını çizen Kavcıoğlu, “Alınan karantina önlemleri nedeniyle 2008 krizinden farklı olarak çok daha derin bir arz şoku ile karşılaşılması nedeniyle, salgın döneminin ekonomik açıdan daha da maliyetli olduğunu söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“Merkez bankalarının müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli oldu”

Şahap Kavcıoğlu, salgınının dünya çapında hızla yayılmasının ekonomileri birçok farklı kanaldan etkileyerek küresel iktisadi faaliyetin sert bir şekilde daralmasına neden olduğunu söyledi.

Salgının, ilk etapta küresel tedarik zinciri ve üretim üzerinde etkisini gösterdiğini belirten Kavcıoğlu, “Devamında ise, belirsizliklerdeki artış, finansal koşullardaki sıkılaşma, hanehalklarının gelir kaybı ve firmaların nakit akışındaki bozulma talepte de belirgin bir zayıflamaya yol açtı.” dedi.

Kavcıoğlu, dünya genelinde uygulamaya konulan salgın tedbirlerinin 2020 yılı mart ayı içerisinde hizmetler sektörü faaliyetinin hızla zayıflamasına neden olduğunu dile getirdi.

Takip eden dönemde küresel ticaretteki daralmayla birlikte imalat sanayinin de bu yavaşlamaya eşlik ettiğini aktaran Kavcıoğlu, “Hizmet sektörünün salgın tedbirleri nedeniyle olumsuz ayrışması gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler için ortak bir gözlem olarak ön plana çıkmıştır. Bu eğilimin 2008 krizi ile de önemli bir farklılaşmaya neden olduğu görülebilir. Hizmet sektörünün emek yoğun bir sektör olması salgın döneminin istihdam açısından maliyetinin de 2008 finansal krizinin çok ötesinde olmasına neden olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bu süreçte tüm dünyada merkez bankalarının faiz indirimleri, varlık alımları, likidite adımları ve kredi destek programları gibi olağanüstü genişleyici politika tedbirleri aldığını anlattı.

Politika yapıcıların 2008 krizi sonrası geleneksel olmayan para politikası ile ilgili kazandıkları deneyim ve araç setinin genişlemesinin, salgına karşı verilen politika tepkisi açısından olumlu olduğuna işaret eden Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke merkez bankaları mevcut politika alanını tereddütsüz ve hızlı bir şekilde kullanarak krize ilk tepkilerini faiz indirimleri ile verdiler. Merkez bankaları finansal kriz sonrası araç setine dahil ettikleri tahvil alımlarını da tekrar uygulamaya koydular. Burada ilgi çekici olan 2008 krizinde görmediğimiz şekilde gelişmekte olan ülke merkez bankalarının da tahvil alımlarına başvurması oldu. Para piyasasında sıkışmayı önlemek ve likiditeye erişimi kolaylaştırmak için merkez bankalarının repo yoluyla daha çok fonlama yaptığı ve fonlamanın vadesini uzattığı görülmüştür. Ekonomilerin durma noktasına geldiği bu dönemde finansal sistemin faaliyete devam etmesi açısından merkez bankalarının bu müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli olmuştur.”

“Merkez bankaları salgın döneminde bankacılık sistemine ek likidite sağladı”

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, küresel anlamda politika faizlerinin hızla aşağı çekilirken, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde ortalama faizin 2008 krizinden sonra görülen düzeylerin de altına indiğini söyledi.

TCMB’nin de söz konusu dönemde politika faizini aşağı çeken merkez bankaları arasında yer aldığını anımsatan Kavcıoğlu, “Küresel ölçekte politika faizlerinin hızlı bir şekilde aşağı çekilmesi sürecine başta gelişmiş ülkelerin başlattığı yüklü varlık alım programları ile çok hızlı bir bilanço genişlemesi eşlik etti. Varlık alımları da önceki krizin ötesinde bir hızla hala devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bankacılık sektörüne likidite sağlamayı amaçlayan finansal politikalar ile hem finansal sektörün mali yapısının korunması hem de özel sektöre kredi akışının devam etmesinin amaçlandığını vurguladı.

Birçok merkez bankasının zorunlu karşılıkları indirerek ve sermaye ve likidite tamponlarını genişleterek bankacılık sistemine ek likidite sağladığını aktaran Kavcıoğlu, “Yapılan düzenlemeler ile nakit akışı duran reel sektör için de mevcut kredi ödemelerinin ertelenmesi veya yeniden yapılandırılması gibi yöntemlere başvuruldu.” dedi.

Açıklanan maliye politikası önlemlerinin, yeni kredi kanalları ve kredilere devlet garantileri, vergi istisna ve indirimleri ve doğrudan harcamalar gibi ana başlıklar altında incelenebileceğine işaret eden Kavcıoğlu, bu tür desteklerin de yine yaygın olarak kullanıldığını dile getirdi.

“Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi”

Kavcıoğlu, salgın döneminde ülkelerin doğrudan kamu harcamaları, diğer finansal destekler ve teşviklerle ekonomilerini desteklediklerini anımsatarak, şunları söyledi:

“Bazı ülkelerde mali alanın durumuna göre doğrudan kamu harcamalarının daha yüksek oranda kullanıldığı, bazı ülkelerde ise sermaye, kredi ve diğer likidite desteklerinin kullanıldığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi. Örneğin ABD’de milli gelirin yüzde 25’i oranında kamu harcaması ve vazgeçilen gelirler şeklinde ekonominin desteklendiğini görüyoruz.

İtalya ve Almanya gibi bazı ülkelerde maliye politikasının yanı sıra sermaye, kredi ve diğer likidite şeklindeki desteklerin kullanıldığını söyleyebiliriz. Gelişmekte olan ekonomilerde ise gelişmiş ülkelere kıyasla daha sınırlı olmakla birlikte ekonomilerin çeşitli tedbirlerle desteklendiğini görüyoruz.”

“Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağladık”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Merkez Bankasının da o dönemde aldığı Para Politikası Kurulu toplantısında alınan faiz indirimi kararıyla birlikte salgının ekonomik etkilerini sınırlandırmaya yönelik ilk tedbir paketini uygulamaya aldıklarını anlattı.

Alınan tedbirlerin finansal sektörün likiditesini ve kredi koşullarını desteklediğini, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini koruduğunu gözlemlediklerini aktaran Kavcıoğlu, “Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağlayarak, finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanma sürecine destek olmayı hedefledik. Böylece salgın ortamından doğan geçici etkilerin uzun vadede üretim ve istihdama olabilecek olumsuz etkileri en aza indirmeyi amaçladık.” ifadelerini kullandı.

“Büyümedeki olumlu görünümün devam ediyor”

TCMB Başkanı Kavcıoğlu, gelinen noktada temel bazı makroekonomik değişkenlerin karşılaştırmalı olarak incelediğinde Türkiye’nin performansının daha iyi şekilde değerlendirebileceğini söyledi.

Türkiye’nin OECD ülkeleri ve Çin ile birlikte değerlendirildiğinde 2020 yılında pozitif büyüme kaydeden iki ekonomiden biri olduğuna dikkati çeken Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“2021 yılı ilk yarısına ilişkin açıklanan verilerde büyümedeki olumlu görünümün devam ettiğini görüyoruz. Avrupa’daki aşılamayla birlikte olumlu görünüm, turizm ve dış talep kanalları aracılığıyla ekonomimize olumlu yansıyor. Bu çerçevede net ihracat da büyümeye olumlu katkı vermeye devam ediyor. Yüksek frekanslı veriler, açılmanın etkisiyle iş gücü piyasasında da toparlanmaya işaret ediyor. Hizmetler sektörü istihdamı salgına dair kısıtlamaların da etkisiyle daha yavaş bir toparlanma sergilerken, son dönemde burada da güçlü bir istihdam artışı ile salgın dönemi kayıplarının tamamen telafi edildiğini görüyoruz. Ayrıca güçlü giden ihracatın da yardımıyla, sanayi sektörü istihdamının son dönemde diğer alt kalemlere göre daha da olumlu seyrettiğini görüyoruz.

Sonuç olarak, tarım dışı istihdamın öncelikle sanayi sektörünün katkısı ile toparlanmaya başladığını, hizmet sektöründen gelen sınırlı katkıya rağmen 2021 yılı başında salgın öncesi düzeylere ulaştığını görüyoruz. Son olarak hizmet sektöründeki açılma ve turizmin katkısı ile beraber istihdam piyasasının salgın dönemi etkilerini büyük ölçüde atlattığını söyleyebiliriz.”

“İktisadi faaliyetler küresel olarak normalleşmeye başladı”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, salgın sonrası toparlanma döneminde iktisadi faaliyetlerin küresel olarak normalleşmeye başladığını ifade ederek, bununla birlikte büyük ölçüde salgın dönemine atfedilebilecek bir dizi sorunun Türkiye’de olduğu gibi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de üretici fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu söyledi. Kavcıoğlu, bu nedenle içinde bulunulan normalleşme döneminde yüksek enflasyonun beklentilere ve uluslararası piyasalara yansımalarının merkez bankaları tarafından yakından izlendiğini kaydetti.

Enflasyonun yükselmesindeki başlıca etmenlerden birisinin artan emtia fiyatları olduğunu vurgulayan Kavcıoğlu, toparlanmaya başlayan küresel taleple birlikte enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarında oldukça keskin fiyat artışlarına şahit olduklarını bildirdi.

Kavcıoğlu, uluslararası nakliye maliyetlerinin artması ve teslimat sürelerinin uzamasının üretici fiyatlarını yükselttiğini belirterek, Türkiye’de de geçmiş dönemlerde üretici enflasyonundaki gelişmelerin kur ve emtia fiyatları ile büyük ölçüde açıklandığını, son dönemde bu iki belirleyicinin üretici enflasyonunu açıklamakta yetersiz kalmasının arz yönlü ilave unsurlara işaret ettiğini söyledi.

Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki farkın son dönemde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede uzun dönem ortalamasının oldukça üzerine çıktığını kaydeden Kavcıoğlu, Avro Bölgesi’nde ÜFE’nin, TÜFE’nin 4 katına çıktığını kaydetti.

Kavcıoğlu, açılma ve ekonomik normalleşme sürecinde dünyada enerji ve hizmet fiyatlarında belirgin artışlar görüldüğünü ifade ederek, “Küresel merkez bankaları, enerji ve salgın kaynaklı bazı sektörlerdeki yüksek oranlı fiyat artışlarının, talep kompozisyonundaki normalleşme, arz kısıtlarının hafiflemesi ve baz etkilerinin devreden çıkmasıyla birlikte geçici olacağını düşünmektedir. Bu unsurlar, önümüzdeki dönemde ülkemizde de enflasyonu düşürücü yönde etki edecektir.” diye konuştu.

“Yüksek fiyat artışlarının salgın öncesi haline yakınsayacağını değerlendiriyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, Türkiye’deki enflasyon verilerine değinerek, ağustosta yıllık enflasyonun 0,30 puan artarak yüzde 19,25 olarak gerçekleştiğini hatırlattı.

Geçen ay yıllık enflasyonun gıda grubunda oldukça belirgin artarken hizmet grubunda sınırlı bir miktarda yükseldiğini, diğer ana gruplarda ise gerilediğini aktaran Kavcıoğlu, üretici enflasyonunun emtia fiyatları, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve talep koşulları nedeniyle yükselişine devam ettiğini söyledi.

Buradaki fiyatlama davranışlarına değinen Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son dönemde belirli ürünlerdeki fiyat artışları tarihsel ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Enflasyona en çok katkı yapan ürünlere baktığımızda, ağustostaki yıllık fiyat artışlarının son 10 yıllık ortalama fiyat artışlarının 3-4 katına ulaştığını görüyoruz. Bu durumun bir sebebi, biraz önce de değindiğim gibi, salgına bağlı olarak emtia fiyatlarındaki artışlar ve arz kısıtları gibi gelişmeler olsa da bu unsurlar tek başlarına bu ürünlerdeki fiyat artışlarını açıklamakta yeterli olmamaktadır. Özellikle salgından olumsuz etkilenen ve salgından sonra talebin canlı olduğu sektörlerde fiyatlarda daha yüksek artışlar görüyoruz. Ancak ortaya çıkan bu fiyatlama davranışlarının, ekonomik ve sosyal normalleşme hız kazandıkça önümüzdeki dönemde yeniden salgın öncesi haline geleceğini değerlendiriyoruz.”

“Rezervlerimiz 120 milyar doların üzerine çıktı”

TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, gıda fiyatlarında küresel ölçekte bir artış gözlediklerini, buradaki eğilimin henüz normalleşmediğini, birçok gıda ürününün salgından çıkış sürecinde yüksek fiyat artışları sergilediğini, süregelen kuraklığın da üretim koşulları ve fiyatları olumsuz etkilediğini söyledi.

Tüketim sepeti içerisinde gıda ağırlığının ve yurt içi gıda enflasyonunun ülkeler arasında farklılaşabildiğini aktaran Kavcıoğlu, “Böylece gıda fiyatlarındaki artış farklı ülkelerde enflasyona farklı oranlarda etki etmektedir. Türkiye, ülkeler arası bir değerlendirme yapıldığında fiyatların en çok arttığı ülkelerin başında gelmektedir. Ağustosta gıda enflasyonunun son 3 yılın ortalamasından oldukça yüksek gerçekleştiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Kavcıoğlu, Türkiye’nin döviz rezervlerine değinerek, “Rezervlerdeki iyileşme öngörülerimiz ile uyumlu seyrediyor. Rezervlerimiz 85-90 milyar dolar seviyelerinden yaklaşık 30 milyar dolar artarak 120 milyar doların üzerine çıkmıştır. Swap anlaşmaları, reeskont kredileri, cevherden altın alımı ve zorunlu karşılık adımları bu artışa katkı yapan ana unsurlar oldu.” ifadelerini kullandı.

“Salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izliyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, normalleşme sürecine işaret ederek, salgınla mücadelede önemli yol alındığını ancak son dönemde vaka sayılarının yeniden artmasına sebep olan virüs varyantlarının salgının seyri konusundaki belirsizliğin sürmesine yol açtığını söyledi.

Birçok ülkede yeni bir salgın dalgası yaşandığını dile getiren Kavcıoğlu, aşılama oranının yüksek olduğu ülkelerde vaka sayıları artsa da ölüm oranlarının aynı oranda yüksek olmadığını kaydetti.

Aşılamanın küresel olarak hızlanarak sürmesinin ekonomik normalleşme açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan Kavcıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geleceğe yönelik ikinci bir önemli unsur, salgından sonraki ekonomik toparlanmanın aşılama ve uygulanan politikalar gibi bazı nedenlerle ülkeler arası önemli farklılıklar göstermesidir. Birçok uluslararası kuruluşun ve merkez bankasının yayımlarında da vurgulanan bu durum, daha önce de altını çizdiğim arz-talep uyumsuzluklarına ve enflasyonun yükselmesine de katkı yapmaktadır. Hizmet sektöründeki toparlanmanın görece yavaş olması istihdamın toparlanmasını da geciktirmekte, bu durum salgın sürecinin hanehalkı açısından maliyetini de artırmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların en aza indirilmesi salgınla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, önlemlere uyulması ve aşılamanın devamı ile mümkün olabilecektir.”

Kavcıoğlu, merkez bankalarının, bu süreçte tüm politika araçlarını kullanarak fiyat istikrarını sağlamayı ve salgın sonrası normalleşme sürecinin devamına destek olmayı sürdüreceğini, TCMB’nin de tüm merkez bankaları gibi salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izlemeye devam edeceğini aktardı.

Gerek kapanma gerekse hala içerisinde oldukları normalleşme sürecinde merkez bankalarının önemli rol üstlendiğini vurgulayan Kavcıoğlu, finansal sistemin işlemeye devam etmesi, bankacılığın ve reel sektörün salgın koşulları nedeniyle gördükleri hasarın en aza indirilmesi, kapanmaların ekonomik ve sosyal maliyetleri gibi konularda merkez bankası politikalarının oldukça etkili olduğunun açıkça görüldüğünü kaydetti.

Kavcıoğlu, “Normalleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yönünde de TCMB, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerekli politika adımlarını atacaktır.” dedi.

Muhabir: Fatma Eda Topcu, Uğur Aslanhan

Garanti BBVA Türkiye Başekonomisti Seda Güler Mert, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) sözlü yönlendirme konusundaki söylem değişikliğinden sonra bu ayki toplantının öneminin arttığını vurguladı.

Her ne kadar çekirdek enflasyon göstergelerine vurgu yapılıyor olsa da Türkiye ekonomisi için geçmişe dönük fiyatlama davranışlarından dolayı manşet enflasyonun öneminin büyük olduğunu ifade eden Mert, şunları kaydetti:

“Bu yaklaşımla erken bir faiz indirimi, beklentileri olumsuz etkilemeye devam edebilir. Dolayısıyla global koşulların bizim gibi ülkeleri zorlamaya başlayacağı bu yeni dönemde, enflasyon üzerindeki riskleri düşündüğümüzde, biz hala temkinli kalınacağını ve yılın son 2 ayında kademeli bir faiz indirimi olabileceğini düşünüyoruz. Yıl sonu politika faizi beklentimiz yüzde 18.”

“TCMB’nin politika faizini yüzde 19’da sabit bırakacağını öngörüyorum”

In Touch Capital Markets Kıdemli FX Analisti Piotr Matys de TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun “çekirdek enflasyonun öneminin arttığına” dair ifadelerinin en azından bazı piyasa izleyicilerini, “Banka’nın bu ay mümkün olduğunca çabuk faiz indirimine gideceğine” inandırdığını söyledi.

“TCMB Başkanı Kavcıoğlu, ‘özellikle pandemi nedeniyle ortaya çıkan olağanüstü koşullar çekirdek enflasyon göstergelerinin önemini artırıyor’ diyerek haklı olabilir” diyen Matys, TCMB’nin politika faizini yüzde 19’da sabit bırakacağı öngörüsünde bulundu.

Matys, enflasyonun yüzde 19,25’e çıktıktan sonra para politikasında gevşeme döngüsüne gitmenin yanlış bir adım olabileceğini söyledi.

“TCMB’nin vurgusu çekirdek enflasyona kaydı”

Societe Generale Gelişmekte Olan Piyasalar Strateji Direktörü Phoenix Kalen ise politika yapıcıların “politika faizinin gerçekleşen ve öngörülen enflasyon seviyelerinin üzerinde olacağına” dair tutumunu bıraktığını kaydetti.

TCMB’nin vurgusunun çekirdek enflasyona kaydığını belirten Kalen, politika faizinin yıl sonuna kadar yüzde 19 seviyesinde kalabileceğini aktardı. “Ekim ayında politika faizinde indirim olabilir”

TD Securities Gelişen Piyasalar Strateji Başkanı Cristian Maggio, TCMB’nin bu ayki toplantısında değişikliğe gitmeyebileceğini, ekim ayında politika faizinde indirim olabileceğini söyledi.

TCMB Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin büyük çoğunluğu, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının (politika faizi) sabit bırakılacağını tahmin ediyor.