Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti yayımlandı

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) 12 Ağustos’taki toplantısına ilişkin özet yayımlandı. Özette, temmuz ayında tüketici fiyatlarının yüzde 1,80 arttığı, yıllık enflasyon 1,42 puan yükselişle yüzde 18,95 olarak gerçekleştiği hatırlatıldı.

Gıda ve enerji gruplarındaki artışın bu gelişmede belirleyici olduğu, yıllık enflasyonun hizmetlerde sınırlı bir şekilde yükseldiği, temel mal grubunda ise bir miktar gerilediği belirtilen özette, “Temmuz ayında Türk lirası ılımlı bir seyir izlerken, uluslararası enerji fiyatları artış göstermiş, enerji dışı emtia piyasalarında sınırlı da olsa düşüşler sürmüştür. Buna karşın, gecikmeli etkiler ve tedarik zincirlerinde süregelen sorunlar nedeniyle üretici enflasyonundaki yükseliş eğilimi devam etmiştir. Bu görünüm altında, yıllık enflasyon çekirdek enflasyon göstergelerinden B’de yükselirken, C’de gerilemiş; göstergelerin yakın dönem eğilimlerindeki yüksek seviyeler korunmuştur.” ifadelerine yer verildi.

Özette, uluslararası tarımsal emtia ve gıda fiyatlarındaki yüksek seviyelerin, birikimli kur etkileri ve iklim koşullarına bağlı etkilere ilave olarak belirli ürünlerdeki arz kısıtlarının gıda üretici enflasyonunu olumsuz yönde etkilediği, söz konusu artışların açılmayla birlikte tüketici fiyatlarına yansıdığı vurgulandı.

İşlenmemiş gıda fiyat gelişmeleri incelendiğinde, mevsimsellikten arındırılmış verilerin meyve fiyatlarında daha belirgin olmak üzere, taze meyve ve sebze fiyatlarında aylık bazda önemli bir artışa işaret ettiği belirtilen özette, “Süt fiyatları çiğ süt referans fiyatlarındaki düzenlemeye bağlı olarak yükseliş sergilerken, iklim koşullarına bağlı olarak yurt içi üretimi gerileyen bazı bakliyat kalemlerinde fiyat artışları izlenmiştir. İşlenmiş gıdada ekmek ve tahıllar alt grubu, peynir ve diğer süt ürünleri ile işlenmiş et ürünleri olumsuz ayrışmıştır. Dış fiyat baskıları nedeniyle katı ve sıvı yağlar bu dönemde öne çıkan bir diğer alt kalem olmuştur.” değerlendirmesi yapıldı.

“LPG’de ortaya çıkan fiyat artışı ihtiyacının bir kısmı eşel mobil sistemiyle karşılandı”

Özette, enerji fiyatlarının temmuz ayında yüzde 6,19 arttığı, grup yıllık enflasyonunun 4,23 puan yükselişle yüzde 21,51 olduğu hatırlatıldı.

Elektrik ve doğal gaz fiyatlarının bu dönemde sırasıyla yüzde 15,01 ve yüzde 9,84 yükselmesinin, enerji grubu fiyat dinamiklerinde belirleyici olduğu vurgulanan özette, “LPG’de ortaya çıkan fiyat artışı ihtiyacının bir kısmı eşel mobil sistemiyle karşılanırken, bir kısmı fiyatlara yansıtılmıştır. LPG fiyatlarındaki artışa paralel olarak tüp gaz fiyatları da yükselmiştir.” ifadeleri kullanıldı.

Özette, temel mal grubu yıllık enflasyonunun temmuz ayında 0,70 puan düşüşle yüzde 21,22’ye gerilediği bildirildi.

Türk lirasının bu dönemde görece ılımlı seyretmesinin ithalat fiyatları kaynaklı baskıları hafiflettiği kaydedilen özette, şu ifadelere yer verildi:

“Yıllık enflasyon dayanıklı tüketim mallarında düşerken, diğer alt gruplarda yükselmiştir. Dayanıklı mal fiyatları temmuz ayında yüzde 0,11 oranında gerilemiş, yıllık enflasyon 3,68 puan düşüşle yüzde 27,18’e gerilemiştir. Bu gelişmede beyaz eşya başta olmak üzere elektrikli ve elektriksiz ev aletlerinde süregelen aylık artışlara karşın, mobilya fiyatlarındaki gerileme ve baz etkisi belirleyici olmuştur. Kısıtlamalara bağlı olarak ılımlı bir seyir izleyen giyim ve ayakkabı grubu enflasyonu, açılma ile birlikte başladığı yükseliş eğilimini bu dönemde de sürdürmüş ve alt grubun yıllık enflasyonu 1,51 puan artışla yüzde 8,37’ye yükselmiştir. Dayanıklı tüketim mallarına kıyasla kur ve ithalat fiyat gelişmelerine daha gecikmeli tepki veren diğer temel mallarda ise yıllık enflasyondaki yükseliş devam etmiştir.”

“Lokanta-otel alt grubunda yüksek fiyat artışları izlendi”

PPK Özeti’nde yıllık enflasyonun lokanta-otel ve ulaştırma hizmetlerinde yükselirken, kira kaleminde yatay seyrettiği, haberleşme ve diğer hizmetlerde ise gerilediği belirtildi.

Normalleşme adımlarıyla birlikte lokanta-otel alt grubunda, gerek dışarıda yenen yemek gerekse konaklama hizmetlerinde, temmuz ayında da yüksek fiyat artışlarının izlendiği vurgulanan özette, yemek hizmetlerindeki olumsuz görünümde gıda enflasyonunun önemli rol oynadığının altı çizildi.

Özette, şu değerlendirmeler yapıldı:

“Bu dönemde ulaştırma hizmetlerinde fiyatlar nispeten yatay seyretse de bir önceki yıldaki düşük baz nedeniyle yıllık enflasyon yükselmiştir. Bu görünüm altında, temmuz ayında lokanta-otel dışında kalan hizmet fiyatlarında görece ılımlı bir seyir kaydedildi. Alkollü içecek ve tütün grubu yıllık enflasyonu, geçmiş altı aylık ÜFE artışının maktu ve asgari maktu vergilere yansıtılmamasının etkisiyle temmuz ayında sınırlı bir gerileme gösterdi.”

“İklim koşullarının küresel gıda fiyatları üzerine olumsuz yansımaları görüldü”

PPK Özeti’nde gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde aşılamanın hızlanmasının küresel ekonomide toparlanma sürecini desteklediği vurgulandı.

Öncü göstergelerin, normalleşme adımları ile birlikte, salgın kısıtlamalarından daha fazla etkilenen hizmetler sektörünün de imalat sektöründe halihazırda devam eden toparlanmaya eşlik ettiğine işaret etiği belirtilen özette, “Bununla birlikte, aşılama programlarında ilerleme kaydeden ekonomiler kısıtlamaları hafifleterek iktisadi faaliyette daha güçlü bir performans sergilemektedir. Diğer taraftan son dönemde bazı virüs varyantlarının tekrar vaka artışlarına yol açması, salgın hastalığın seyrine ilişkin belirsizliklerin küresel iktisadi faaliyet üzerinde yarattığı aşağı yönlü riskleri canlı tutmaktadır.” ifadelerine yer verildi.

Özette, küresel talepteki hızlı toparlanmanın, emtia fiyatlarındaki yüksek seyrin, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve taşımacılık maliyetlerindeki artışın uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açtığı belirtildi.

Başlıca tarımsal emtia ihracatçısı ülkelerde yaşanan iklim koşullarının küresel gıda fiyatları üzerine olumsuz yansımalarının görüldüğü aktarılan özette, şu değerlendirmeler yapıldı:

“Yükselen küresel enflasyon ve enflasyon beklentilerinin uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri önemini korumaktadır. Bir önceki PPK döneminden bugüne, bazı gelişmiş ülkelerde aylık ve yıllık enflasyonda artışlar sürmüştür. Gelişmekte olan ülkelerdeki normalleşme sürecinin devam ettiği ve bazı merkez bankalarının ilave sıkılaşmaya gittiği görülmektedir. Bu görünüm, küresel finansal koşullarda artan belirsizliklere ve bir miktar sıkılaşmaya işaret etmektedir. Küresel risk iştahındaki dalgalı seyir ve uzun vadeli tahvil faizlerinin seyrine ilişkin belirsizlikler küresel finansal piyasalarda dalgalanmaya yol açmaktadır. Kurul, küresel enflasyon baskılarının para politikalarında ve dolayısıyla küresel finansal piyasalarda veri duyarlılığını artırdığı ve buna bağlı oynaklıkların görülebileceği yönündeki görüşünü korumuştur. İçinde bulunduğumuz PPK döneminde gelişmekte olan ülkelerden portföy çıkışları hisse senedi piyasaları kaynaklı olmuş, borçlanma senedi piyasalarına ise sınırlı girişler gözlenmiştir. Gelişmiş ülkelerde uzun vadeli tahvil faizlerindeki oynaklık ve küresel finansal koşulların seyri gelişmekte olan ülkelere yönelen portföy akımlarına ilişkin riskleri canlı tutmaktadır.”

– “Gelecek dönemde hizmetler sektöründe istihdam artışları görülebilecek”

Özette, üretici enflasyonunun, uluslararası emtia fiyatlarının gecikmeli etkilerinin, tedarik zincirlerinde devam eden sorunlar ve yurt içinde enerji fiyatlarında yapılan düzenlemeler neticesinde temmuz ayında da yükseliş eğilimini sürdürdüğü belirtildi.

Bu dönemde enerji, ağaç ve mantar ürünleri, imalat sanayine temel girdi sağlayan sektörlerden ana metal sektörü ile inşaat sektörü ile bağlantılı metalik olmayan mineral maddelerde üretici fiyatlarındaki artışların öne çıktığı vurgulanan özette, “Küresel ölçekte bakıldığında da, üretici fiyatlarının ulaştığı seviyelerin tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya devam etmekte olduğu izlenmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

Özette, ticari kredilerin ılımlı bir seyir izlediği bildirildi.

Son dönemde açılma ve ertelenmiş talebe bağlı olarak artış gösteren bireysel kredilerin ılımlı seyre dönmesi için alınan makroihtiyati tedbirlerin yeterliliğinin izlendiği aktarılan özette, şu değerlendirmelerde yer aldı:

“Kurul, bireysel kredilerin daha ılımlı bir büyüme sergilemesinin, enflasyon görünümü ve dış denge üzerindeki riskleri sınırlamak için önemli olduğuna dair yaptığı vurguyu korudu. Bu çerçevede, kredilerin seyri ve kompozisyonu makroekonomik istikrar açısından yakından takip edilmektedir. İkinci çeyrekte yurt içi iktisadi faaliyet güçlü seyretti. Ciro ve perakende satış hacmi endeksleri de haziran ayında açılma etkisiyle kuvvetli artış kaydetti. Bununla birlikte, imalat sanayi yurt içi reel ciro endeksi ve perakende satışlar ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre geriledi.

Öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin üçüncü çeyrekte dış talebin de etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Yüksek frekanslı veriler, hareketliliğin artmasıyla, salgından en çok etkilenen hizmet kalemlerinde hızlı bir toparlanma olduğunu göstermektedir. Nitekim kartla yapılan harcamalara ilişkin haftalık verilere göre, kısıtlamalardan daha çok etkilenen hizmet sektörleri ile perakende ticarete konu olan kalemlerde artış oranları daha yüksek gerçekleşti. Güven endeksleri açılmayla birlikte haziran ve temmuz aylarında genele yayılan artışlar gösterirken, bu toparlanmada hizmetler sektörü öne çıktı. Aşılamanın toplumun geneline yayılarak hızlanması salgından olumsuz etkilenen hizmetler ve turizm sektörlerinin canlanmasına ve iktisadi faaliyetin daha dengeli bir bileşimle sürdürülmesine olanak tanımaktadır.”

Özette, yüksek frekanslı verilerin, açılmanın etkisiyle birlikte iş gücü piyasasında toparlanmaya işaret etiği belirtildi.

Bu çerçevede, gelecek dönemde hizmetler sektöründe istihdam artışlarının görülebileceği değerlendirilen özette, “Ancak iş gücüne katılım oranlarındaki artış, istihdam artışlarının işsizlik oranlarına yansımasını sınırlayabilecektir. Olumlu dış talep koşulları ve uygulanmakta olan sıkı para politikası cari işlemler dengesini pozitif etkilemektedir. İhracattaki güçlü artış eğilimi ve aşılamadaki kuvvetli ivmenin turizm faaliyetlerini canlandırmasıyla yılın geri kalanında cari işlemler hesabının fazla vermesi beklenmektedir. Cari işlemler dengesinde görülen iyileşme eğilimi fiyat istikrarı hedefi için önem arz etmektedir. Kurul ayrıca, iktisadi faaliyetteki toparlanmanın sürekliliği ve finansal istikrar açısından cari işlemler dengesindeki seyrin önemine yaptığı vurguyu yinelemiştir.” görüşlerine yer verildi.

“TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecek”

Özette, para politikası duruşunun, enflasyon görünümüne yönelik yukarı yönlü riskler dikkate alınarak, temkinli bir yaklaşımla enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi ve fiyat istikrarı hedefine ulaşılması odağında belirleneceği vurgulandı.

Bu doğrultuda politika duruşunun, enflasyon gelişmeleri ve enflasyon beklentileri dikkate alınarak dezenflasyon sürecini en kısa sürede tesis edecek ve orta vadeli hedeflere ulaşıncaya kadar bunun sürekliliğini sağlayacak bir sıkılık düzeyinde belirlenmeye devam edileceği belirtilen özette, şu değerlendirmeler yapıldı:

“Son dönemde ithalat fiyatları ve yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışların yanı sıra, talep koşulları, bazı sektörlerdeki arz kısıtları, açılmanın etkisiyle yaz aylarında enflasyonda görülebilecek oynaklıklar ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümü üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir. Uluslararası tarımsal emtia ve gıda fiyatlarındaki yüksek seviyelere ilave olarak, bazı ürünlerde iklim koşulları kaynaklı arz yönlü etkilerin açılma etkileriyle birleşmesiyle temmuz ayında gıda fiyatlarında gözlenen artış, enflasyondaki yükselişte belirleyici olmuştur. Diğer taraftan, parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri gözlenmektedir. Enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki yüksek seviyeler dikkate alınarak, Enflasyon Raporu tahmin patikasındaki belirgin düşüş sağlanana kadar para politikasındaki mevcut sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecektir. Bu doğrultuda Kurul, politika faizinin yüzde 19 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.”

Özette, enflasyonun kısa dönemde, başta emtia fiyatları ve yönetilen/yönlendirilen fiyatlar olmak üzere arz ve talep yönlü çeşitli unsurların etkisiyle oynak bir seyir izlemesinin beklendiği ifade edildi.

Enflasyonda kısa vadede görülebilecek oynaklıkların ana eğilime yansımalarının para politikası duruşu açısından yakından izleneceği vurgulana özette, “Sıkı parasal duruş; enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve finansal piyasa gelişmeleri bağlamında dışsal ve geçici oynaklıklara karşı önemli bir tampon işlevi görecektir.” değerlendirmesi yapıldı.

PPK Özeti’nde, TCMB’nin, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edeceğinin altı çizildi.

Enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar politika faizinin, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edileceği vurgulanan özette, şunlar kaydedildi:

“Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin başlaması, döviz rezervlerinin artış eğilimine girmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır. Kredi piyasası ve iktisadi faaliyete ilişkin göstergelerin yanı sıra döviz kuru oynaklığı ve ithalat fiyatlarındaki gelişmeler doğrultusunda enflasyon üzerindeki talep ve maliyet yönlü etkiler önemini korumaktadır. Uygulanmakta olan sıkı para politikası, krediler ve iç talebi sınırlayarak bir yandan talep yönlü unsurları kontrol altına alırken, diğer yandan da cari işlemler dengesindeki iyileşmeyi desteklemektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülkelerdeki para politikası ile küresel risk iştahına ilişkin görünüm, gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy akımları üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır. Kurul, para politikasında fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda finansal istikrara yönelik riskleri de gözeten bir yaklaşım sergilemeyi sürdürecektir. Kurul, fiyat istikrarının sağlanması için, güçlü bir politika koordinasyonuyla tüm paydaşları içeren bütüncül bir makro politika bileşimine ihtiyaç bulunduğu değerlendirmesini yinelemiştir.”

Özette, Kurul’un, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edeceği ifade edildi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Finansın Geleceği Zirvesi’nde “Merkez Bankalarının Pandemide Rolü” başlıklı bir sunum yaptı.

Salgının başlamasından bugüne dek geçen sürede ekonomi politikasının odaklandığı konuları iki dönem halinde değerlendirmenin faydalı olacağını belirten Kavcıoğlu, birinci dönemin dünya çapında kapanmalar ile ekonomilerin tarihte görülmemiş şekilde durma noktasına geldiği bir dönem olduğunu söyledi.

Merkez bankaları ve diğer politika yapıcıların bu dönemde istihdam kayıplarını, şirket iflaslarını önlemek ve finansal piyasaların işleyişindeki devamlılığı sağlamak adına pek çok önlem aldığını hatırlatan Kavcıoğlu, şunları kaydetti:

“İkinci dönem ise aşılamanın yaygınlaşması ile toparlanma eğiliminin hızlandığı, ancak talep artışına küresel üretimin aynı hızla cevap veremediği ve emtia fiyatlarındaki artışlarla küresel enflasyonun ivmelendiği bir süreç olarak hala devam etmektedir. Koronavirüs salgınının dünya çapında yayılmasıyla birlikte başlayan birinci dönemde küresel ekonomi, 2008 yılındaki finansal krizi de aşan zorlukta bir dönem geçirmiştir. Salgının büyük ölçekli bir arz şokuna da yol açması 2008 finansal krizinden farklı olarak ekonomiler üzerindeki olumsuz etkinin daha yüksek ve kalıcı olmasına yol açmıştır. Salgının ekonomik etkileri oldukça geniş bir coğrafyada ve küresel finans krizinden daha derin şekilde hissedilirken, verilen politika tepkileri de çeşitli ve şimdiye kadar eşine rastlanmayacak ölçüde güçlü olmuştur.”

Kavcıoğlu, konuşmasında salgına karşı küresel ölçekte verilen politika tepkilerine de değindi. Salgın hastalığın dünya genelinde hızla yayılmasının, küresel ticaret ve iktisadi faaliyette belirgin bir yavaşlamaya neden olduğunun altını çizen Kavcıoğlu, “Alınan karantina önlemleri nedeniyle 2008 krizinden farklı olarak çok daha derin bir arz şoku ile karşılaşılması nedeniyle, salgın döneminin ekonomik açıdan daha da maliyetli olduğunu söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“Merkez bankalarının müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli oldu”

Şahap Kavcıoğlu, salgınının dünya çapında hızla yayılmasının ekonomileri birçok farklı kanaldan etkileyerek küresel iktisadi faaliyetin sert bir şekilde daralmasına neden olduğunu söyledi.

Salgının, ilk etapta küresel tedarik zinciri ve üretim üzerinde etkisini gösterdiğini belirten Kavcıoğlu, “Devamında ise, belirsizliklerdeki artış, finansal koşullardaki sıkılaşma, hanehalklarının gelir kaybı ve firmaların nakit akışındaki bozulma talepte de belirgin bir zayıflamaya yol açtı.” dedi.

Kavcıoğlu, dünya genelinde uygulamaya konulan salgın tedbirlerinin 2020 yılı mart ayı içerisinde hizmetler sektörü faaliyetinin hızla zayıflamasına neden olduğunu dile getirdi.

Takip eden dönemde küresel ticaretteki daralmayla birlikte imalat sanayinin de bu yavaşlamaya eşlik ettiğini aktaran Kavcıoğlu, “Hizmet sektörünün salgın tedbirleri nedeniyle olumsuz ayrışması gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler için ortak bir gözlem olarak ön plana çıkmıştır. Bu eğilimin 2008 krizi ile de önemli bir farklılaşmaya neden olduğu görülebilir. Hizmet sektörünün emek yoğun bir sektör olması salgın döneminin istihdam açısından maliyetinin de 2008 finansal krizinin çok ötesinde olmasına neden olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bu süreçte tüm dünyada merkez bankalarının faiz indirimleri, varlık alımları, likidite adımları ve kredi destek programları gibi olağanüstü genişleyici politika tedbirleri aldığını anlattı.

Politika yapıcıların 2008 krizi sonrası geleneksel olmayan para politikası ile ilgili kazandıkları deneyim ve araç setinin genişlemesinin, salgına karşı verilen politika tepkisi açısından olumlu olduğuna işaret eden Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülke merkez bankaları mevcut politika alanını tereddütsüz ve hızlı bir şekilde kullanarak krize ilk tepkilerini faiz indirimleri ile verdiler. Merkez bankaları finansal kriz sonrası araç setine dahil ettikleri tahvil alımlarını da tekrar uygulamaya koydular. Burada ilgi çekici olan 2008 krizinde görmediğimiz şekilde gelişmekte olan ülke merkez bankalarının da tahvil alımlarına başvurması oldu. Para piyasasında sıkışmayı önlemek ve likiditeye erişimi kolaylaştırmak için merkez bankalarının repo yoluyla daha çok fonlama yaptığı ve fonlamanın vadesini uzattığı görülmüştür. Ekonomilerin durma noktasına geldiği bu dönemde finansal sistemin faaliyete devam etmesi açısından merkez bankalarının bu müdahalesi yerinde ve hayati derecede önemli olmuştur.”

“Merkez bankaları salgın döneminde bankacılık sistemine ek likidite sağladı”

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, küresel anlamda politika faizlerinin hızla aşağı çekilirken, gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde ortalama faizin 2008 krizinden sonra görülen düzeylerin de altına indiğini söyledi.

TCMB’nin de söz konusu dönemde politika faizini aşağı çeken merkez bankaları arasında yer aldığını anımsatan Kavcıoğlu, “Küresel ölçekte politika faizlerinin hızlı bir şekilde aşağı çekilmesi sürecine başta gelişmiş ülkelerin başlattığı yüklü varlık alım programları ile çok hızlı bir bilanço genişlemesi eşlik etti. Varlık alımları da önceki krizin ötesinde bir hızla hala devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Kavcıoğlu, bankacılık sektörüne likidite sağlamayı amaçlayan finansal politikalar ile hem finansal sektörün mali yapısının korunması hem de özel sektöre kredi akışının devam etmesinin amaçlandığını vurguladı.

Birçok merkez bankasının zorunlu karşılıkları indirerek ve sermaye ve likidite tamponlarını genişleterek bankacılık sistemine ek likidite sağladığını aktaran Kavcıoğlu, “Yapılan düzenlemeler ile nakit akışı duran reel sektör için de mevcut kredi ödemelerinin ertelenmesi veya yeniden yapılandırılması gibi yöntemlere başvuruldu.” dedi.

Açıklanan maliye politikası önlemlerinin, yeni kredi kanalları ve kredilere devlet garantileri, vergi istisna ve indirimleri ve doğrudan harcamalar gibi ana başlıklar altında incelenebileceğine işaret eden Kavcıoğlu, bu tür desteklerin de yine yaygın olarak kullanıldığını dile getirdi.

“Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi”

Kavcıoğlu, salgın döneminde ülkelerin doğrudan kamu harcamaları, diğer finansal destekler ve teşviklerle ekonomilerini desteklediklerini anımsatarak, şunları söyledi:

“Bazı ülkelerde mali alanın durumuna göre doğrudan kamu harcamalarının daha yüksek oranda kullanıldığı, bazı ülkelerde ise sermaye, kredi ve diğer likidite desteklerinin kullanıldığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde milli gelirlerinin yüzde 20’sini aşan kamu destekleri verildi. Örneğin ABD’de milli gelirin yüzde 25’i oranında kamu harcaması ve vazgeçilen gelirler şeklinde ekonominin desteklendiğini görüyoruz.

İtalya ve Almanya gibi bazı ülkelerde maliye politikasının yanı sıra sermaye, kredi ve diğer likidite şeklindeki desteklerin kullanıldığını söyleyebiliriz. Gelişmekte olan ekonomilerde ise gelişmiş ülkelere kıyasla daha sınırlı olmakla birlikte ekonomilerin çeşitli tedbirlerle desteklendiğini görüyoruz.”

“Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağladık”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Merkez Bankasının da o dönemde aldığı Para Politikası Kurulu toplantısında alınan faiz indirimi kararıyla birlikte salgının ekonomik etkilerini sınırlandırmaya yönelik ilk tedbir paketini uygulamaya aldıklarını anlattı.

Alınan tedbirlerin finansal sektörün likiditesini ve kredi koşullarını desteklediğini, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini koruduğunu gözlemlediklerini aktaran Kavcıoğlu, “Salgın döneminde finansal sisteme ve reel sektöre ihtiyaç duydukları likiditeyi uygun koşullarla sağlayarak, finansal istikrara ve salgın sonrası toparlanma sürecine destek olmayı hedefledik. Böylece salgın ortamından doğan geçici etkilerin uzun vadede üretim ve istihdama olabilecek olumsuz etkileri en aza indirmeyi amaçladık.” ifadelerini kullandı.

“Büyümedeki olumlu görünümün devam ediyor”

TCMB Başkanı Kavcıoğlu, gelinen noktada temel bazı makroekonomik değişkenlerin karşılaştırmalı olarak incelediğinde Türkiye’nin performansının daha iyi şekilde değerlendirebileceğini söyledi.

Türkiye’nin OECD ülkeleri ve Çin ile birlikte değerlendirildiğinde 2020 yılında pozitif büyüme kaydeden iki ekonomiden biri olduğuna dikkati çeken Kavcıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“2021 yılı ilk yarısına ilişkin açıklanan verilerde büyümedeki olumlu görünümün devam ettiğini görüyoruz. Avrupa’daki aşılamayla birlikte olumlu görünüm, turizm ve dış talep kanalları aracılığıyla ekonomimize olumlu yansıyor. Bu çerçevede net ihracat da büyümeye olumlu katkı vermeye devam ediyor. Yüksek frekanslı veriler, açılmanın etkisiyle iş gücü piyasasında da toparlanmaya işaret ediyor. Hizmetler sektörü istihdamı salgına dair kısıtlamaların da etkisiyle daha yavaş bir toparlanma sergilerken, son dönemde burada da güçlü bir istihdam artışı ile salgın dönemi kayıplarının tamamen telafi edildiğini görüyoruz. Ayrıca güçlü giden ihracatın da yardımıyla, sanayi sektörü istihdamının son dönemde diğer alt kalemlere göre daha da olumlu seyrettiğini görüyoruz.

Sonuç olarak, tarım dışı istihdamın öncelikle sanayi sektörünün katkısı ile toparlanmaya başladığını, hizmet sektöründen gelen sınırlı katkıya rağmen 2021 yılı başında salgın öncesi düzeylere ulaştığını görüyoruz. Son olarak hizmet sektöründeki açılma ve turizmin katkısı ile beraber istihdam piyasasının salgın dönemi etkilerini büyük ölçüde atlattığını söyleyebiliriz.”

“İktisadi faaliyetler küresel olarak normalleşmeye başladı”

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, salgın sonrası toparlanma döneminde iktisadi faaliyetlerin küresel olarak normalleşmeye başladığını ifade ederek, bununla birlikte büyük ölçüde salgın dönemine atfedilebilecek bir dizi sorunun Türkiye’de olduğu gibi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de üretici fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu söyledi. Kavcıoğlu, bu nedenle içinde bulunulan normalleşme döneminde yüksek enflasyonun beklentilere ve uluslararası piyasalara yansımalarının merkez bankaları tarafından yakından izlendiğini kaydetti.

Enflasyonun yükselmesindeki başlıca etmenlerden birisinin artan emtia fiyatları olduğunu vurgulayan Kavcıoğlu, toparlanmaya başlayan küresel taleple birlikte enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarında oldukça keskin fiyat artışlarına şahit olduklarını bildirdi.

Kavcıoğlu, uluslararası nakliye maliyetlerinin artması ve teslimat sürelerinin uzamasının üretici fiyatlarını yükselttiğini belirterek, Türkiye’de de geçmiş dönemlerde üretici enflasyonundaki gelişmelerin kur ve emtia fiyatları ile büyük ölçüde açıklandığını, son dönemde bu iki belirleyicinin üretici enflasyonunu açıklamakta yetersiz kalmasının arz yönlü ilave unsurlara işaret ettiğini söyledi.

Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki farkın son dönemde birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede uzun dönem ortalamasının oldukça üzerine çıktığını kaydeden Kavcıoğlu, Avro Bölgesi’nde ÜFE’nin, TÜFE’nin 4 katına çıktığını kaydetti.

Kavcıoğlu, açılma ve ekonomik normalleşme sürecinde dünyada enerji ve hizmet fiyatlarında belirgin artışlar görüldüğünü ifade ederek, “Küresel merkez bankaları, enerji ve salgın kaynaklı bazı sektörlerdeki yüksek oranlı fiyat artışlarının, talep kompozisyonundaki normalleşme, arz kısıtlarının hafiflemesi ve baz etkilerinin devreden çıkmasıyla birlikte geçici olacağını düşünmektedir. Bu unsurlar, önümüzdeki dönemde ülkemizde de enflasyonu düşürücü yönde etki edecektir.” diye konuştu.

“Yüksek fiyat artışlarının salgın öncesi haline yakınsayacağını değerlendiriyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, Türkiye’deki enflasyon verilerine değinerek, ağustosta yıllık enflasyonun 0,30 puan artarak yüzde 19,25 olarak gerçekleştiğini hatırlattı.

Geçen ay yıllık enflasyonun gıda grubunda oldukça belirgin artarken hizmet grubunda sınırlı bir miktarda yükseldiğini, diğer ana gruplarda ise gerilediğini aktaran Kavcıoğlu, üretici enflasyonunun emtia fiyatları, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve talep koşulları nedeniyle yükselişine devam ettiğini söyledi.

Buradaki fiyatlama davranışlarına değinen Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son dönemde belirli ürünlerdeki fiyat artışları tarihsel ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Enflasyona en çok katkı yapan ürünlere baktığımızda, ağustostaki yıllık fiyat artışlarının son 10 yıllık ortalama fiyat artışlarının 3-4 katına ulaştığını görüyoruz. Bu durumun bir sebebi, biraz önce de değindiğim gibi, salgına bağlı olarak emtia fiyatlarındaki artışlar ve arz kısıtları gibi gelişmeler olsa da bu unsurlar tek başlarına bu ürünlerdeki fiyat artışlarını açıklamakta yeterli olmamaktadır. Özellikle salgından olumsuz etkilenen ve salgından sonra talebin canlı olduğu sektörlerde fiyatlarda daha yüksek artışlar görüyoruz. Ancak ortaya çıkan bu fiyatlama davranışlarının, ekonomik ve sosyal normalleşme hız kazandıkça önümüzdeki dönemde yeniden salgın öncesi haline geleceğini değerlendiriyoruz.”

“Rezervlerimiz 120 milyar doların üzerine çıktı”

TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, gıda fiyatlarında küresel ölçekte bir artış gözlediklerini, buradaki eğilimin henüz normalleşmediğini, birçok gıda ürününün salgından çıkış sürecinde yüksek fiyat artışları sergilediğini, süregelen kuraklığın da üretim koşulları ve fiyatları olumsuz etkilediğini söyledi.

Tüketim sepeti içerisinde gıda ağırlığının ve yurt içi gıda enflasyonunun ülkeler arasında farklılaşabildiğini aktaran Kavcıoğlu, “Böylece gıda fiyatlarındaki artış farklı ülkelerde enflasyona farklı oranlarda etki etmektedir. Türkiye, ülkeler arası bir değerlendirme yapıldığında fiyatların en çok arttığı ülkelerin başında gelmektedir. Ağustosta gıda enflasyonunun son 3 yılın ortalamasından oldukça yüksek gerçekleştiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Kavcıoğlu, Türkiye’nin döviz rezervlerine değinerek, “Rezervlerdeki iyileşme öngörülerimiz ile uyumlu seyrediyor. Rezervlerimiz 85-90 milyar dolar seviyelerinden yaklaşık 30 milyar dolar artarak 120 milyar doların üzerine çıkmıştır. Swap anlaşmaları, reeskont kredileri, cevherden altın alımı ve zorunlu karşılık adımları bu artışa katkı yapan ana unsurlar oldu.” ifadelerini kullandı.

“Salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izliyoruz”

Şahap Kavcıoğlu, normalleşme sürecine işaret ederek, salgınla mücadelede önemli yol alındığını ancak son dönemde vaka sayılarının yeniden artmasına sebep olan virüs varyantlarının salgının seyri konusundaki belirsizliğin sürmesine yol açtığını söyledi.

Birçok ülkede yeni bir salgın dalgası yaşandığını dile getiren Kavcıoğlu, aşılama oranının yüksek olduğu ülkelerde vaka sayıları artsa da ölüm oranlarının aynı oranda yüksek olmadığını kaydetti.

Aşılamanın küresel olarak hızlanarak sürmesinin ekonomik normalleşme açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan Kavcıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geleceğe yönelik ikinci bir önemli unsur, salgından sonraki ekonomik toparlanmanın aşılama ve uygulanan politikalar gibi bazı nedenlerle ülkeler arası önemli farklılıklar göstermesidir. Birçok uluslararası kuruluşun ve merkez bankasının yayımlarında da vurgulanan bu durum, daha önce de altını çizdiğim arz-talep uyumsuzluklarına ve enflasyonun yükselmesine de katkı yapmaktadır. Hizmet sektöründeki toparlanmanın görece yavaş olması istihdamın toparlanmasını da geciktirmekte, bu durum salgın sürecinin hanehalkı açısından maliyetini de artırmaktadır. Tüm bu olumsuzlukların en aza indirilmesi salgınla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi, önlemlere uyulması ve aşılamanın devamı ile mümkün olabilecektir.”

Kavcıoğlu, merkez bankalarının, bu süreçte tüm politika araçlarını kullanarak fiyat istikrarını sağlamayı ve salgın sonrası normalleşme sürecinin devamına destek olmayı sürdüreceğini, TCMB’nin de tüm merkez bankaları gibi salgının seyrine dair gelişmeleri ve küresel ekonomiye etkilerini yakından izlemeye devam edeceğini aktardı.

Gerek kapanma gerekse hala içerisinde oldukları normalleşme sürecinde merkez bankalarının önemli rol üstlendiğini vurgulayan Kavcıoğlu, finansal sistemin işlemeye devam etmesi, bankacılığın ve reel sektörün salgın koşulları nedeniyle gördükleri hasarın en aza indirilmesi, kapanmaların ekonomik ve sosyal maliyetleri gibi konularda merkez bankası politikalarının oldukça etkili olduğunun açıkça görüldüğünü kaydetti.

Kavcıoğlu, “Normalleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yönünde de TCMB, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gerekli politika adımlarını atacaktır.” dedi.

Muhabir: Fatma Eda Topcu, Uğur Aslanhan

Garanti BBVA Türkiye Başekonomisti Seda Güler Mert, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) sözlü yönlendirme konusundaki söylem değişikliğinden sonra bu ayki toplantının öneminin arttığını vurguladı.

Her ne kadar çekirdek enflasyon göstergelerine vurgu yapılıyor olsa da Türkiye ekonomisi için geçmişe dönük fiyatlama davranışlarından dolayı manşet enflasyonun öneminin büyük olduğunu ifade eden Mert, şunları kaydetti:

“Bu yaklaşımla erken bir faiz indirimi, beklentileri olumsuz etkilemeye devam edebilir. Dolayısıyla global koşulların bizim gibi ülkeleri zorlamaya başlayacağı bu yeni dönemde, enflasyon üzerindeki riskleri düşündüğümüzde, biz hala temkinli kalınacağını ve yılın son 2 ayında kademeli bir faiz indirimi olabileceğini düşünüyoruz. Yıl sonu politika faizi beklentimiz yüzde 18.”

“TCMB’nin politika faizini yüzde 19’da sabit bırakacağını öngörüyorum”

In Touch Capital Markets Kıdemli FX Analisti Piotr Matys de TCMB Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun “çekirdek enflasyonun öneminin arttığına” dair ifadelerinin en azından bazı piyasa izleyicilerini, “Banka’nın bu ay mümkün olduğunca çabuk faiz indirimine gideceğine” inandırdığını söyledi.

“TCMB Başkanı Kavcıoğlu, ‘özellikle pandemi nedeniyle ortaya çıkan olağanüstü koşullar çekirdek enflasyon göstergelerinin önemini artırıyor’ diyerek haklı olabilir” diyen Matys, TCMB’nin politika faizini yüzde 19’da sabit bırakacağı öngörüsünde bulundu.

Matys, enflasyonun yüzde 19,25’e çıktıktan sonra para politikasında gevşeme döngüsüne gitmenin yanlış bir adım olabileceğini söyledi.

“TCMB’nin vurgusu çekirdek enflasyona kaydı”

Societe Generale Gelişmekte Olan Piyasalar Strateji Direktörü Phoenix Kalen ise politika yapıcıların “politika faizinin gerçekleşen ve öngörülen enflasyon seviyelerinin üzerinde olacağına” dair tutumunu bıraktığını kaydetti.

TCMB’nin vurgusunun çekirdek enflasyona kaydığını belirten Kalen, politika faizinin yıl sonuna kadar yüzde 19 seviyesinde kalabileceğini aktardı. “Ekim ayında politika faizinde indirim olabilir”

TD Securities Gelişen Piyasalar Strateji Başkanı Cristian Maggio, TCMB’nin bu ayki toplantısında değişikliğe gitmeyebileceğini, ekim ayında politika faizinde indirim olabileceğini söyledi.

TCMB Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin büyük çoğunluğu, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının (politika faizi) sabit bırakılacağını tahmin ediyor.