Mersin'de yaban hayvanları için doğaya 3 tondan fazla yem bırakıldı

MERSİN (AA) – Mersin'de, kış şartlarında zorluk yaşayan hayvanlar için doğaya 3 ton 320 kilogram yem bırakıldı.

Doğa Korumu ve Milli Parklar Şube Müdürlüğünce, ilçenin karla kaplı yüksek kesimlerinde yiyecek bulmakta zorlanan yaban hayvanları için çalışma başlatıldı.

Kent genelindeki doğal alanlara, yaban hayvanları için 3 ton 320 kilogram buğday, mısır ve arpa, saman ve yonca gibi yem bırakıldı.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Mersin Şube Müdürü Ömer Arslan, gazetecilere yaptığı açıklamada, tüm yaban hayvanlarının yem ihtiyacını karşılamaya çalıştıklarını belirtti.

Arslan, yıl sonuna kadar 10 ton yemin doğaya bırakılmasının hedeflendiğini kaydetti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

MERSİN(AA) – Toros Dağlarının eteklerindeki ilçeye bağlı Kisecik Mahallesi’nde yer alan kanyon, yöre halkı tarafından “saklı cennet” olarak anılıyor.

Dar ve keskin virajların alındığı zorlu yolculuğun ardından ulaşılabilen Kisecik Kanyonu, doğa sporları ve fotoğraf meraklılarının akınına uğruyor.

Yeşil ve maviyi dik yamaçlar arasında birleştiren kanyon, yaklaşık 1000 rakımlık yüksekliğiyle de Çukurova’nın sıcağında bunalanlara serinleme imkanı tanıyor.

Kanyondaki serin sularda yüzme fırsatı bulan ziyaretçiler, bölgenin doğal güzelliği eşliğinde keyifli zaman geçiriyor.

Sal gezintileri de düzenlenen bölgede, ziyaretçiler iki dağ arasında büyüleyici yolculuğa çıkıp kanyonunun derinliklerine ulaşma fırsatı yakalıyor.

“Atmosferi bambaşka”

İstanbul’dan bölgeye gelen Sezer Çelik, AA muhabirine, kanyonun ününü çok duyduklarını söyledi.

Su kenarında kahvaltı yaptıklarını belirten Çelik, “Burada Venedik’i andıran sal turu yapılıyor. İnsanın içindeki heyecan, sallara adım atar atmaz başlıyor. Oranın atmosferi bambaşka. Havası birden değişiyor. Doğayla iç içe oluyorsunuz. Kısacası anlatılmaz yaşanır. Kesinlikle keşfedilmesi gerekiyor.” dedi.

Tarık Bozhan da ilk geldiğinde çok beğendiği kanyonu bu defa yeğenleriyle ziyaret ettiğini aktararak, “Zorlu bir parkuru var. Hem suya girdik hem de kayaların üzerinde yürüyüş yaptık. Eğlenceliydi. Sallarla yapılan yolculuk doğal ve güzel. Burada Venedik’ten fazlası var. Venedik tarihi bir his veriyor. Burada ise kanyonun içerisinden geçtiğinizde ürpertili bir heyecan hissediyorsunuz. Güzel bir his, herkesin tatmasını isterim.” diye konuştu.

Mehmet Doğanyiğit de sosyal medyadan görerek geldikleri kanyonda unutulmaz bir gün geçirdiklerini anlatarak, “Gerçekten büyüleyici bir atmosferi var. Kanyondaki salla yolcuğumuz güzel oldu. Suyun altı da üstü de gayet etkileyiciydi. Kanyonun içerisinde karşılaştıklarımızı tanımlamak zor. Herkesin gelip görmesi lazım. Yeşil ve mavinin uyumu gayet güzel.” ifadesini kullandı.

Adana’dan ailesi ve arkadaşlarıyla kanyonda piknik yapmaya gelen Sabahattin Atmaca da beklediklerinden fazlasını bulduklarını dile getirdi.

ANKARA (AA) – Dünyada arı popülasyonunun azalması konusunda farkındalık yaratmak için 2017 yılından bu yana 20 Mayıs “Dünya Arı Günü’’ olarak kutlanıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, zirai mahsule büyük katkı sağlayan polinasyonun baş faktörü arıların sayısındaki azalma, gıda güvenliği konusunda endişeye yol açıyor.

Bitkilerin tohum ve meyve üretebilmeleri için çiçeklerin tozlaşmasını sağlayan baş aktör olan arılar, besin zincirinde büyük öneme sahip.

FAO’ya göre, ekosistemi dengeleyen arılar ve benzer tozlayıcılar, dünya çapında mahsul üretiminin yüzde 35’ini etkiliyor.

Beslenmenin yüzde 90’ından fazlasını oluşturan 100 bitki türünden dörtte üçü, arıların polinasyonu sayesinde elde ediliyor.

Polinasyon, meyve ve tohum üretimini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda daha fazla çeşitlilik ve verim sağlıyor.

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan arı popülasyonundaki düşüş, tarımda kullanılan kimyasallara, insan faktörüne ve ekolojik sistemin bozulmasına bağlanıyor.

Yapılan araştırmalar, elma, kiraz ve yaban mersini veriminin yetersiz polinasyon nedeniyle azaldığını gösteriyor.

Uzmanlar, arı türlerinin neslinin tükenmesinin domino etkisiyle bitkilerin, mahsullerin ve potansiyel olarak tüm ekosistemin ortadan kalkmasına yol açacağına işaret ediyor.

FAO Genel Direktörü Jose Graziano da Silva, arı sayısının azalmasının kahve, elma, badem, domates ve kakao gibi mahsulleri doğrudan etkileyebileceğine dikkati çekiyor.

Silva, evde çiçek yetiştirmenin bile arı nüfusunu artırma yönündeki çabalara katkı sağladığını vurguluyor.

İlk kez dünya arı haritası çıkarıldı

Bilim insanları dünyada 20 binden fazla türü olduğu tahmin edilen arıların, yeryüzündeki dağılım haritasını hazırladı.

Haritada, diğer hayvanların aksine, kutuplara doğru gidildikçe arı türlerinin arttığı, ekvator yakınlarında ise çeşitliliğin azaldığı gözlendi.

Arılar tropikal bölgelere göre çölleri ve ılıman ortamları tercih ederken buna neden olarak ağaçların, bodur bitki ve çiçeklere kıyasla arılara daha az besin sağlaması gösteriliyor.

Uzmanlar, en fazla arı türünün ABD’de görüldüğünü ancak Afrika kıtasında ve Orta Doğu’nun yüksek kesimlerinde keşfedilmemiş çeşitliliğin, tropik bölgelerden daha fazla olduğunu belirtiyor.

Haritada Türkiye, arı çeşitliliğinin yoğun olarak görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor.

Kovid-19’un arıcılığa etkisi

Çin’in Vuhan kentinden dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının, tüm diğer sektörleri olduğu gibi arıcılığı da olumsuz etkilediği ifade ediliyor.

Uzmanlar, yoğun emek harcanması gereken arıcılık sektöründe, Kovid-19’u kontrol altına almak için getirilen ulaşım kısıtlamaları nedeniyle arıcıların işlerini yapamaz hale geldiğini ifade ediyor.