Mevlana Müzesi'ni 8 ayda 650 bin turist gezdi

KONYA (AA) – Mevleviliğin merkezi olan bugünkü Mevlana Müzesi, yurt içi ve dışından çok sayıda ziyaretçi çekiyor.

Dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin ziyaret ettiği Mevlana Müzesi, tarih, kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir yer tutuyor.

1925’te tekke ve zaviyeler kapatıldıktan sonra Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülen Mevlana Müzesi koleksiyonunda 10 bine yakın eser bulunuyor.

Tilavet Odasında hat sanatıyla alakalı levhalar, Huzuru Pir’de Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde devlet yöneticilerinin hediye ettiği kandiller, şamdanlar yer alıyor. Mevlana ve Mevlevilik kıyafetleri de ayrı bir koleksiyonda sergileniyor.

Yıllık yaklaşık 3 milyon ziyaretçi ağırlayan Mevlana Müzesine, yabancı turistler de ilgi gösteriyor. Mevlana Celaleddin Rumi’nin düşüncelerinden etkilenen, yıllık ortalama 800 bin yabancı turist de Mevlana Müzesini ziyaret ediyor.

Tüm dünyayı etkileyen yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle uygulanan kısıtlamalardan dolayı 2020’de Mevlana Müzesi’ni 1 milyon kişi ziyaret etti. Ziyaretçi sayısının bu yıl 1 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.

Kurban Bayramında 60 bin kişi ziyaret etti

Konya Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, AA muhabirine, Mevlana Müzesi’nin Hazreti Mevlana’nın sandukasının üzerinde Kubbe-i Hadra’nın iç kısmındaki kalem işi süslemelerin restorasyonunun 2 yıl önce tamamlandığını hatırlattı.

Yarar, müzenin halılarının da yenilendiğini dile getirerek, “Yeniden tanzim, tefriş ve aydınlatma çalışmalarımızın projelendirmesi devam ediyor.” dedi.

Türkiye’de tarih, kültür ve inanç turizminin önemli rotalarından biri olan Mevlana Müzesi’nin geçmişte yıllık 3 milyondan fazla turisti ağırladığını dile getiren Yarar, Türkiye’de ilk Kovid-19 vakasının görülmesinden sonra uygulanan kısıtlamalar nedeniyle müzenin zaman zaman kapandığını söyledi.

Kısıtlamalara rağmen geçen yıl 1 milyon kişinin Mevlana Müzesi’ne geldiğini anlatan Yarar, “Kurban Bayramı tatili olduğu günlerde 60 bin kişi Mevlana Müzesi’ni ziyaret etti. Bugünlerdeki ziyaretçi sayımız günlük 11 bin ila 14 bin arasında değişiyor. 8 aylık dönemde ise müzeye gelen yerli ve yabancı turist sayısı 650 bine ulaşmış durumda.” diye konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – TRT, Türk tarihinde iz bırakan isimlerin hikayelerini ekranlara taşımaya devam ediyor.

TRT’de izleyiciyle buluşacak ve çekimleri TRT Uluslararası Konya Film Platoları’nda gerçekleştirilen dizide, Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi Bülent İnal canlandıracak.

​​​​​​​Yapımın oyuncu kadrosunda ayrıca Kaan Yıldırım, Ahu Türkpençe, İlker Aksum, Ushan Çakır, Levent Can, Devrim Özkan, Burç Kümbetlioğlu, Mert Turak, Erdal Yıldız, Yusuf Çim, Mert Karabulut, Turgay Aydın, Can Nergis, Semra Dinçer, Baki Davrak, Burak Can, Gizem Aydın, Muhammet Emre Kaya, Musa Evren, Betigül Ceylan ve Haluk Piyes de yer alacak.

Dizi için 50 dönümlük alana 13. yüzyıl Selçuklu Konya’sının dış ve iç suru inşa edildi. Dış sur içerisinde bulunan 88 yapıdan 35’i aktar, bakkal, kumaşçı, sepetçi, nalbant, testici, çarıkçı, derici, kalaycı, bakırcı gibi zanaatkarların dükkanlarından oluşuyor. Ayrıca 37 ev, 4 kümbet, 3 cami, 1 kilise, 2 han, 1 aşevi, 1 hamam, 4 konak yer alıyor.

Hz. Mevlana’nın medrese ve dergahının olduğu yerler de dış surun içerisinde bulunuyor.

İç surun içerisinde ise giriş surları, Selçuklu Devleti Sarayı, saray surları, rasathane ve Alaeddin Camisi yer alıyor.

Yapımcılığını Ahmet Okur ve Kerim Ayyıldız, yönetmenliğini Can Ulkay’ın üstlendiği dizinin görüntü yönetmenliğini ise İtalyan Cesare Danese yapıyor.

Dizinin senaryosunu ise Venedik Film Festivali’nde “Geleceğin Aslanı” ödülünün sahibi Ali Aydın kaleme alıyor. ​​​​​​​

KONYA (AA) – ABD’nin Kuzey Karolina eyaletinde 1955’te dünyaya gelen ve Los Angeles’ta büyüyen Fenter, ailesinin isteğiyle Katolik okuluna giderek papaz oldu.

Yaklaşık 10 yıl görev yapan Fenter, bu süreçte aldığı akademik eğitiminin sonunda profesör olarak üniversitelerde de din eğitimi verdi.

İnancıyla ilgili aldığı eğitime rağmen içinde bir boşluk hissetmeye başlayan ve arayışlara giren Fenter, 2004 yılında bir program için ABD’ye giden Hazreti Mevlana’nın 22. kuşak torunu Esin Çelebi Bayru ile tanıştı. Mevlana ve İslam ile ilgili ilk bilgileri almaya başlayan Fenter, Bayru’nun daveti üzerine 2005’te geldiği Konya’da Şeb-i Arus törenlerini izledi.

Anlatılanlardan ve sema ayini şerifinden, törenlerdeki manevi atmosferden çok etkilenen Fenter, yaşadıklarının etkisiyle 2006 yılında Müslümanlığı seçti.

Törenlerde tanıştığı “Mevlevi dedesi” Nadir Karnıbüyük’ten de İslam ve Mevlevilik hakkında dersler alan Fenter, Mevlana’ya daha yakın olmak ve Mevleviliği daha iyi yaşayabilmek için iki ay önce Konya’ya yerleşti.

Papazlıktan İslam’a geçiş sürecini AA muhabirine anlatan İsmail Fenter, çocukluğundan itibaren iyi bir Hristiyan olarak yetiştirildiğini söyledi.

Her pazar kiliseye gittiklerini, kuzeninin de kilisenin papazı olduğunu ifade eden Fenter, “Din, ailem için çok önemliydi. Büyükannem benden papaz olmamı istiyordu. Rahipliği öğrenmek için ruhban okuluna gittim.” dedi.

Fenter, okulda hep Tanrı’nın, Hazreti İsa’nın anlatıldığını ancak birçok şeyin kendisine mantıklı gelmediğini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Tanrı’ya inanıyordum ama bir şeyler doğru değildi. Daha sonrasında da öğrencilerime öğretmeye çalıştığım bilgiler bana hiç mantıklı gelmiyordu. Bu nedenle hayatımın büyük bölümünü arayışla geçirdim. Ruhban okulunda ders veriyordum ama öğrettiklerime inanmıyordum. Bir süre sonra ‘bunu artık yapamam’ dedim ve papazlığı bırakıp kiliseden ayrıldım. Ailemin yanına California’ya döndüm ve müzikle ilgilenmeye başladım. Müziğin içinde çok şey vardı ama kalbim boştu. İnsanların alkışları harikaydı ama bir şey eksikti.”

Bir öğretmeninin tavsiyesiyle, San Fransisco’ya gelen Mevlana’nın torunu Esin Çelebi Bayru ile tanıştığını dile getiren Fenter, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sufi’lerin toplandığı eve gittim ve yanında çevirmeniyle bir kadın geldi. Kim olduğunu bilmiyordum ama o Mevlana’nın soyundandı. Bu kadın Esin Çelebi’ydi. Dinledim ve duyduklarım hoşuma gitti. Hayatım boyunca onu arıyormuşum gibiydim. Ona, ‘Kendimi okyanusun dibinde hissediyorum ve hazinenin nerede olduğunu bilmiyorum’ dedim. Bana, ‘Aradığın için hazineyi zaten buldun’ dedi. Bu cümle beni çok etkiledi. Sonra Bayru’nun daveti üzerine 2005 yılı aralık ayında Konya’ya gelerek Şeb-i Arus törenlerini izledim.”

“Dua etmem için beni çağırdı”

Fenter, semazenleri izlediği sırada “özel” bir şeyler hissettiğini belirterek, Konya’da bulunduğu günlerde Mevlana Müzesi’ne de gittiklerini aktardı.

Sabah namazı vaktinde müzeyi gezdikleri sırada Mevlevi dedesi Karnıbüyük’ün kendisini yeşil kubbenin yanındaki niyaz penceresine götürdüğünü ve nasıl dua yaptıklarını anlattığını dile getiren Fenter, şöyle konuştu:

“Burada dua etti. Durup onu izledim ve dua ettiği sırada etrafa baktım. Her yerde kar vardı ve sağımda karın tam ortasında kırmızı bir gül vardı. Sonra dua etmem için beni çağırdı. Ne yapacağımı bilmeden Niyaz Penceresi’ne doğru yürüdüm. Mevlana Müzesi içindeki Niyaz Penceresi önünde, Rumi’nin sandukasına doğru dua etmeye başladım. Sonra bir şey oldu. Ne olduğunu bilmiyorum ama şaşkına dönmüştüm aniden. Kalbim yırtılıp açılmış gibi hissediyordum ve ağlıyordum. Birçok kez duayı okudum. Celaleddin Rumi’nin beni çağırdığına inanıyorum. Gerçekten saatlerce ağladım.”

“Olmam gereken yerin burası olduğunu biliyordum”

ABD’ye dönmeden önce “Nadir Dede”den kendisine bir şeyler öğretmesini istediğini ifade eden Fenter, şunları aktardı:

“Onunla otel odama gittik. Ses kaydını açtım ve o zikir yapmaya başladı. Benim için Kur’an ve bazı duaları okudu, ben de kaydettim. Onun Türkçe söylediği hiçbir şeyi bilmiyordum ama söylediği her şeyi anlıyordum. Çünkü biz kalp kalbe konuşurduk. Neler olduğunu anlamıyordum ama onu en derin seviyede anlıyordum. Artık biliyordum ki; Mevlana yolu, Muhammed yolu. Gerçeğin bu olduğunu bildiğim için de bir sonraki yıl Müslüman oldum.”

Mevlana’ya yakın olmak için Konya’ya yerleşmeye karar verdiğini anlatan Fenter, şunları kaydetti:

“Olmam gereken yerin burası, Mevlana kenti Konya olduğunu biliyordum. Sonraki her yıl Konya’ya geldim. Çünkü burası Mevlana’yı öğrenmek için gelmem gereken yerdi. Burada Mevlana’nın izinden yürümek Amerika’da olmaktan daha farklı. Bir gece genç bir derviş bana ailemi sordu ve ben de ‘Annem ve babam öldü’ dedim. Bana baktı ve ‘Biz senin aileniz’ dedi. Bu benim için birinin bana söylediği en önemli şeylerden biriydi. Bu yüzden Konya’ya gelmeye devam ettim. Sonrasında da Konya’ya yerleştim.”