Mide hastalıklarının gizli nedeni: Helikobakter

İSTANBUL (AA) – Medicana, Türkiye'de ve dünyada gastrit, ülser, mide kanseri gibi gastroenterolojik hastalıkların altında yatan en önemli nedenlerden bir tanesinin de helikobakter isimli bakteri olduğunu duyurdu.

Medicana'dan yapılan yazılı açıklamada, yanlış beslenme alışkanlıkları, kullanılan ilaçlar, stres ve kronik hastalıklar gibi pek çok etkenin mide hastalıklarının gelişiminde rol oynasa da, bu hastalıkların altında yatan en önemli nedenlerden bir tanesinin de helikobakter isimli bakteri olduğunu kaydetti.

Medicana International İstanbul Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Helikobacter Pylori, kısa adıyla helikobakter, dünyada en yaygın görülen enfeksiyonlardan bir tanesine neden olan bir bakteri türü." ifadelerini kullandı.

Bu bakterinin neden olduğu enfeksiyon peptik ülser (mide ülseri) ve mide astarının iltihabı olan gastrit gibi hastalıkların en yaygın nedenleri arasında yer aldığını kaydeden Şenateş, helikobakter enfeksiyonun, bazı mide kanseri türlerine yakalanma konusunda da önemli bir risk faktörü olduğuna dikkati çekti.

Şenateş, Bakterinin enfeksiyona yol açtığı bölgenin mide ile sınırla kalmayıp bazı durumlarda ince bağırsakların üst kısımlarını da etkileyebildiğini vurgulayarak, "Bu nedenle yapılan endoskopik incelemeler sırasında mide hastalıklarından herhangi birine ilişkin şüphe uyandıran lezyona rastlanması halinde bu bölgeden örnek alınarak, Helicobacter Pylori'nin varlığına ilişkin gerekli araştırmaların yapılması çok büyük bir önem taşıyor.
Yapılan pek çok bilimsel araştırmaya göre dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisinin vücudunda helikobakter bulunuyor." değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşın helikobakteri vücudunda barındıran insanların büyük bir kısımda bu bakterinin enfeksiyon, gastrit veya ülsere neden olmadığına değinen Şenateş, midenin iç yüzeyinde, mide asidinden etkilenmemek için özel bir zar yer aldığını, Helikobakter'in bu zara saldırarak zarar verdikten sonra mide asidinin, mide dokusuna zarar vermesine neden olduğunu belirtti.

Şenateş, bu durumun peptik ülsere neden olduğunu kaydederek, "Mide hastalıklarının büyük bölümünden sorumlu olan bu mikroorganizma kirli su ve yiyeceklerin tüketilmesi, el hijyenine yeterli özenin gösterilmemesi gibi durumlarla vücuda girebiliyor. Temiz su ve gıdaya ulaşmanın zor olduğu gelişmekte olan ülkelerde yaşayan bireyler, kalabalık ortamlarda sıklıkla bulunanlar, helikobakter enfeksiyonu bulunan kişilerle aynı evde yaşayan bireyler bu enfeksiyona yakalanma konusunda çok daha büyük bir risk taşıyor." ifadelerini kullandı.

Açıklamada, mide hastalıklarına ilişkin belirtilerle gastroenteroloji birimlerine başvuran hastalarda teşhis amacıyla sıklıkla endoskopik incelemeye başvurulduğu, inceleme sırasında herhangi bir mide hastalığının teşhis edilmesi halinde ilgili bölgeden biyopsi alınarak incelenmek üzere laboratuvarlara gönderildiği kaydedildi.

Yapılacak inceleme sonucunda helikobakter adlı bakterinin teşhis edilmesi halinde derhal antibiyotik tedavisine başlanması gerektiği ifade edilen açıklamada, bakterinin vücuttan temizlenmesinin ardından neden olduğu hasarı geri döndürmeye yönelik gastroenterolojik tedavilerin başlatılmasının önemine dikkati çekildi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

LONDRA (AA) – The Guardian’da yer alan habere göre, ülkedeki yakıt krizi nedeniyle başkent Londra’nın en büyük hastanelerinden University College Hastanesinde bu hafta randevularına gidecek olan çok sayıda kanser hastasına, “randevularının yeniden ayarlanması” gerektiği söylendi.

Bir hastane sözcüsü, “az sayıda” hastanın randevularının yeniden düzenlendiğini doğruladı ancak acil tedavi gerektiren hiçbir hastanın tedavisinin de ertelenmeyeceğini belirtti.

Sözcü, “Acil olmayan hasta taşıma sağlayıcımız tarafından hastanelerimize getirilecek hastalar için önümüzdeki birkaç gün içinde az sayıda ayakta tedavi randevusu düzenleyerek, mümkün olan yerlerde sanal randevular sunuyoruz.” dedi.

“Acilen bir çözüme ihtiyaç var”

Jo’s Cervical Cancer Trust kuruluşu yöneticisi Samantha Dixon da sorunun ciddi boyutta, endişe verici olduğuna işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:

“Bu durum ülke genelinde Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) personeline ek olarak, kanser hastaları ve aileleri üzerinde zaten zor bir zamanda ekstra stres yaratıyor. Kovid-19 nedeniyle kanser hizmetlerinde mevcut gecikme zaten yüksek ve ek gecikmelerin eklemesini göze alamayız. Hastaların ertelenmiş test ve tedavi beklentisiyle uğraşmak zorunda kalmaması için acilen bir çözüme ihtiyaç var. Zaten zor bir yılda, ihtiyaç duydukları son şey bu.”

Bazı sağlık çalışanları işine gidemedi

İngiltere’nin doğusundaki Bedfordshire bölgesindeki bazı hastane danışmanlarının da yakınlarındaki benzin istasyonlarında akaryakıtın bittiği gerekçesiyle işe gidemedikleri kaydedildi.

Ülkede sağlık veya eğitim gibi temel hizmetlerde görevli çalışanlara benzin istasyonlarında öncelik verilmesi çağrısında bulunuldu.

Ancak İngiltere Başbakanı Boris Johnson akaryakıt krizi ortasında kilit görevdeki çalışanlara öncelik verilmeyeceğini açıkladı.

Sağlık çalışanları da yakıt alımında kendilerine öncelikli erişim verilmedikçe hasta bakımının tehlikeye gireceği konusunda hükümeti uyardı.

İngiltere Kraliyet Hemşirelik Koleji Direktörü Patricia Marquis, bazı hemşirelerin iş verenlerine benzin istasyonlarındaki uzun kuyruklar ve boş pompalar nedeniyle bu hafta işe gidemeyeceklerini söylediklerini aktardı.

Marquis, yakıt tedarik sorununun NHS’yi etkilemeye başladığında, krizin özellikle hemşireler için endişe verici olduğunu, işe giden veya hastalarını evlerinde ziyaret eden hemşirelerin genellikle uzun mesafeler kat etmeleri gerektiğini bildirdi.

Nakliye aracı sürücüsü eksikliği yaşanıyor

İngiltere’de tır ve kamyon şoförü eksikliğinden kaynaklanan tedarik sorunları kısa zamanda süpermarketlerde rafların boş kalmasına, akaryakıt istasyonlarının kapanmasına neden oldu.

Uzmanlar, ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkışıyla birlikte, nitelikli çalışanların ülkelerine dönme yönünde bir eğilim gösterdiğini belirtiyor.

Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) verilerine göre, İngiltere’de 2020 yılının başında 37 bin olan AB vatandaşı tır ve kamyon şoförü aktif olarak hizmet verirken, bu sayı şu anda 24 bin 350’e gerilemiş durumda.

Uzmanlar, ülkede nakliye şoförlerinin toplam sayısının halihazırda ihtiyaç duyulanın yaklaşık 100 bin altında olduğunu belirtiyor.

İSTANBUL (AA) – Medicana International İstanbul Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Deniz Arslan, "Sigara, alkol, obezite, virüs, bakteriler, UV ışınları ve kimyasal karsinojenler gibi çevresel faktörler tüm kanser nedenlerinin yüzde 50'sini oluşturmaktadır, önlenebilir. Kanserin yarısını önlemek elimizde." ifadelerini kullandı.

Medicana International İstanbul Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, kanser, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir halk sağlığı sorunu. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) verilerine göre, 2020 yılında tüm dünyada yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakasına rastlanırken, yaklaşık 10 milyon kişi kansere bağlı nedenlerle hayatlarını kaybetti. Türkiye de ise geçen yıl yaklaşık 230 bin yeni kanser vakası tespit edilirken, yaklaşık 130 bin kişi kansere bağlı nedenlerle yaşamını yitirdi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Medicana International İstanbul Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Arslan, kanserin sebepleri, korunma ve tarama yöntemlerini aktardı.

Arslan, bu konuda 3 temel nedenin sayılabileceğini belirterek, şunları kaydetti:

"Birincisi, rasgele mutasyon dediğimiz, yaşlanmaya bağlı olarak genlerimizde meydana gelen önleyemediğimiz değişikliklerdir. Bu tüm kanser nedenlerinin yaklaşık yüzde 35'ini oluşturmaktadır. İkincisi, kalıtsal geçiş ve ailevi yatkınlıktır, kanser nedenlerinin yüzde 15'ini oluşturur. Bu da önlenemez fakat erken tanı çoğunlukla mümkündür. Üçüncüsü, sigara, alkol, obezite, virüs, bakteriler, UV ışınları ve kimyasal karsinojenler gibi çevresel faktörlerdir, tüm kanser nedenlerinin yüzde 50'sini oluşturmaktadır, önlenebilir. Buradan da anlaşılabileceği gibi kanserin yarısını önlemek elimizde."

Sigaranın tüm kanserlere bağlı yaşam kayıplarının yüzde 35 nedeni olduğuna işaret eden Arslan, "Sigara, en sık görülen akciğer kanserinin yüzde 95 ana sebebidir. Bunun yanında baş, boyun, meme, böbrek, idrar torbası, pankreas ve rahim ağzı kanserlerine yol açmaktadır. Sigaraya hiç başlamamalı, içiyorsak bırakmalıyız." ifadelerini kullandı.

– "Alkolün vücutta yıkımı sonucu ortaya çıkan Asetaldehit direkt DNA hasarına neden oluyor"

Prof. Dr. Arslan, alkolün de tüm kansere bağlı yaşam kayıplarının yüzde 5-10 nedeni olduğunu vurgulayarak, "Özellikle baş, boyun kanseri, meme, yemek borusu, mide, pankreas ve kolon kanserine yol açabilmektedir. Alkolün vücutta yıkımı sonucu ortaya çıkan Asetaldehit direkt DNA hasarına neden olmakta, bunun sonucunda kanser gelişebilmektedir. Günde bir kadeh alkol kullanmak bile kaza, tüberküloz ve kanser gelişimine yol açarak yaşam süresini azaltmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Obezitenin başta meme, pankreas, böbrek, rahim ve karaciğer kanserleri için başlıca risk faktörü olduğuna işaret eden Arslan, kilo kontrolü sağlamanın birçok kanserin gelişimini önleyebildiğini bildirdi.

Arslan, egzersizin, az veya orta düzeyde birçok kanser gelişimini azaltırken, ayrıca meme ve kolon kanseri başta olmak üzere birçok kanserin tekrarlama oranlarını düşürdüğünün kanıtlandığını belirtti.

Kırmızı et ve işlenmiş et tüketiminin (salam, sosis, jambon, sucuk gibi) özelikle kalın bağırsak kanser riskini kesin olarak artırdığından Uluslararası Kanser Araştırma Birimi'nin ya hiç tüketilmemesi ya da tüketiminin azaltılmasını önerdiğini anımsatan Arslan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hava kirliliği çeşitli solunum yolu hastalıklarına yol açmasının yanında, akciğer kanseri ve diğer birçok kansere neden olabilmektedir. Güneşten korunma sonucunda daha az UV ışınlarına maruz kalınması başta melanom (ben kanseri) ve diğer cilt kanser gelişimini azaltmaktadır. Güvenli cinsel ilişki HPV, HIV, EBV, Hepatit B ve C gibi kanserle ilişkili virüslerin (rahim ağzı kanseri, lenfoma, kaposi sarkomu, baş boyun ve karaciğer kanseri gibi) bulaşmasını azaltmaktadır. Ayrıca, HPV ve Hepatit B'ye karşı koruyucu aşı yapılmalıdır. Aile öykümüzü ve kansere genetik yatkınlığımızı biliyorsak genetik danışmanlık alarak ve uygun zamanda başlayacağımız kanser tarama yöntemleriyle kanser gelişmeden tedbirler alabilir ve erken teşhis sağlanarak yaşam kaybının önüne geçebiliriz."

– "Kanser önlenebilen, erken teşhisi ve tedavisi mümkün bir hastalıktır"

Verilen bilgiye göre, kanserleri düzenli tarama testleri ile erken teşhis etmek mümkün oluyor.

Bunlardan bazıları şöyle:

"Meme kanseri; en önemli tarama yöntemi mamografidir. Mamografi tarama yöntemi meme kanserine bağlı ölüm riskini yüzde 20 azaltır, yaptırmayanlarda ileri evre meme kanser gelişimi 4 kat artmıştır. Ortalama meme kanseri riski olan kadınlarda tarama 45-54 yaşları arasında yıllık yapılmalıdır. 55 yaşından sonra 2 yılda bir tarama tavsiye edilir. Fakat istiyorlarsa 40 ve 55 yaşından itibaren de yıllık tarama yaptırabilirler.

Akciğer kanseri; ağır sigara içiciliği olan (günde bir paket 30 yıl ya da iki paket 15 yıl içmiş olmak gibi) özellikle 50-80 yaş arasındaki kişiler, sigarayı 15 yıl içinde bırakmış olsalar dahi ve hiçbir şikayetleri bulunmasa da yıllık düşük doz toraks (akciğer) tomografisi ile tarama yaptırmalıdırlar. Böylece teşhiste ileri evre akciğer kanseri saptanma oranı yüzde 50'den yüzde 10'lara düşmekte, ilk evrede saptanma oranı yüzde 70'lere varmaktadır.

Kalın bağırsak kanseri; tarama yaşına 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Yıllık gaitada gizli kan, 3 yılda bir rektosigmoidoskopi (alt kalın bağırsak kısmının kontrolü), 10 yılda bir kolonoskopi (tüm kalınbağırsağın kontrolü) yaptırmalıdır.

Rahim ağzı kanseri; düzenli olarak kadın doğum uzmanlarının belirleyeceği aralıklarda pap smear ve HPV testi yaptırılmalıdır.

Prostat kanseri; 50 yaşından itibaren düzenli olarak PSA testi ve elle makkattan muayene önerilmektedir. Unutulmamalıdır ki kanser önlenebilen, erken teşhisi ve tedavisi mümkün bir hastalıktır."