Milli Saraylardan Topkapı Sarayı'ndaki restorasyona ilişkin açıklama

Milli Saraylar İdaresi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Çapoğlu, bugün bir gazetede yayınlanan “Topkapı Sarayı’nda restorasyon rezaleti” başlıklı habere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu gazetede yayımlanan haberde Milli Saraylar İdaresi Başkanlığının adının, ilgisiz ve alakasız bir şekilde kullanıldığını çünkü Topkapı Sarayı’nın Milli Saraylar İdaresi Başkanlığına 6 Eylül 2019’da bağlandığını söyledi.

Habere söz konusu olan restorasyon sürecinin 6 yıl önce başlatıldığını, o süreçte tespit edilen bazı aksaklıkların tutanak altına alındığını ve durumun Topkapı Sarayı’ndan o dönem sonumlu olan Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirildiğini anlatan Prof. Dr. Çapoğlu, bunun üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Koruma Kurulu’nun konuyu mahkemeye yansıttığını, o süreçte yüklenici firma hakkında idari ve adli soruşturma başlatılarak, görevden el çektirilmesinin sağlandığını belirtti.

Mahkeme devam ederken restorasyon sürecinde, bilirkişi heyetinin kontrolünde, konservasyon ilkesine bağlı olarak gerekli incelemeler ve müdahalelerin gerçekleştirildiğini ifade eden Prof. Dr. Çapoğlu, “Dolayısıyla başlangıcı ve sona erdirilmesi, Topkapı Sarayı’nın Milli Saraylar İdaresi Başkanlığına tahsis edilmesinden önce tamamlanmış ve bitmiş bir süreçtir. Burada, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığının dahli söz konusu değildir.” dedi.

Prof. Dr. Ahmet Çapoğlu, tutanaklardan takip ettikleri kadarıyla ilk başta restorasyon sürecinin, bilirkişi restorasyon kontrol ekibi tarafından sürdürüldüğünü belirterek, şunları anlattı:

“Eserin duvardan masa üzerine indirilmesi, bilirkişi kontrol heyetinin kontrolünde yapılıyor. Ama duvara tekrar monte edilmesinden önce depoda bekletilirken, restorasyon yüklenici firmanın ekibinden biri, tablonun üzerindeki Japon kağıdını kaldırıyor. Bu müdahale, kontrol ekibinin olmadığı bir zamanda yapılıyor. Akabinde kontrol ekibi, restorasyon sürecini kontrol etmeye geldiğinde bu müdahaleyi tespit ediyor ve tutanak altına alıyor. Sorumlu oldukları Bakanlığa ve ilgili koruma kuruluna durumu tutanakla bildiriyor.”

Prof. Dr. Çapoğlu, tespit edilen müdahale akabinde kurulan bilirkişi heyeti kontrolünde konservasyonun yapıldığını aktararak, “Bu konservasyonun 87 bin TL olan maliyetinin yüklenici firmadan tanzim edildiği kayıtlarda belgelidir.” dedi.

Kaynağından teyitleşerek doğru haber yapılması konusunda Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı İletişim Ofisleri’nin her türlü bilgi ve belgeye ulaşmada yardımcı olduğunu dile getiren Çapoğlu, “Bilgi ve belgeye dayalı şekilde kaliteli haberciliğin yapılmasını tavsiye ederiz.” diyerek sözlerini tamamladı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Milli Saraylar Başkanlığı’na bağlı sarayın koleksiyonları arasında özel yeri bulunan “merasim tahtları”, dönemin zevk ve estetiğini yansıtan zarafet ve işlevleriyle saray törenlerinin temelini oluşturuyordu.

Bu tahtlar arasında, padişahların bayramlardan bir gün önce saraydaki merasimlerde kullandığı “Arife Tahtı” da yer alıyor.

Taht, 1603-1617 yılları arasında Sultanahmet Camisi’nin mimarı ve sedef ustası Mimarbaşı Sedefkar Mehmed Ağa tarafından Sultan 1. Ahmed için tasarlandı.

17. yüzyılın Osmanlı ahşap, sedef ve bağa işçiliğinin önemli bir örneği olarak gösterilen taht, sarayın 4. avlusundaki Revan Köşkü’nde ziyaret edilebiliyor.

Padişah bu tahta oturup saray ahalisi ve Enderunlular ile bayramlaşıyordu

Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi Topkapı Sarayı Daire Başkanı İlhan Kocaman, “Arife Tahtı”nın sergilenmesine ilişkin basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Osmanlı’da iki önemli bayram olduğunu, bunlardan birinin Kurban Bayramı diğerinin de Ramazan Bayramı olduğunu belirtti.

Bayramların, bir gün önceden, Arife günü başladığını aktaran Kocaman, “Padişah öğle namazını Ağlar Camisi’nde kıldıktan sonra, ‘Arife Tahtı’ dediğimiz taht arz odasının önüne konurdu. İkindi namazından çıktıktan sonra padişah bu tahta gelip otururdu. Saray ahalisi ve Enderunlular ile bayramlaşmasını gerçekleştirirdi. Bu program akşam namazına kadar sürerdi.” bilgisini verdi.

Padişahın bayram namazını Ayasofya ya da Sultanahmet camilerine giderek kıldığına işaret eden Kocaman, namazın ardından “Altın Taht” veya “Bayram Tahtı” denilen cülus tahtının, Babüssaade önüne konulduğunu ve resmi bayramlaşmanın burada gerçekleştiğini ifade etti.

İlhan Kocaman, tahtın özelliklerini ise şöyle anlattı:

“Arife tahtının ahşabı cevizdendir. Üzeri sedef ve bağa ile kaplanmıştır. 1. Ahmed döneminin ser mimarı ve aynı zamanda Sultanahmet Camisi’nin mimarı olan Mimar Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. Kenarlarında iki tepeliği vardır. Bunlar altın ve zümrüttendir. Üst kısmında bulunan fener şeklindeki yapısı ise yakut ve zümrütten oluşmaktadır.”

Topkapı Sarayı’nda Arife Tahtı ile birlikte 5 taht bulunduğunu dile getiren Kocaman,
aslında bu tahtın Hazine Köşkü olarak da bilinen Fatih Köşkü’nde sergilendiğini fakat o köşkün uzun zamandır restorasyonda olduğunu, bu nedenle ziyaretçilerin görmesi amacıyla tahtın Topkapı Sarayı Revan Köşkü’nde sergilenmeye başlandığını kaydetti.

İlhan Kocaman, Arife Tahtı’nın Fatih Köşkü tamamlanıncaya kadar burada yer alacağını sözlerine ekledi.

NEVŞEHİR (AA) – UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Göreme Açık Hava Müzesi’nin içinde yer alan Karanlık Kilise, narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasından dolayı, zamana direnerek renklerini korumayı başaran tarihi freskleriyle ön plana çıkıyor.

11. yüzyılda yumuşak tüf kayalar oyularak yapılan kilisenin orijinal fresklerindeki “Son akşam yemeği”, “Beytüllahim’e yolculuk”, “Doğum”, “Üç müneccimin tapınması”, “Vaftiz”, “Lazarus’un diriltilmesi”, “Kudüs’e giriş”, “İsa çarmıhta” ve “İbrahim peygamberin misafirperverliği” tasvirleri, turistlerin ilgisini çekiyor.

İncil ve Tevrat’ta anlatılan bazı olayların da fresklere işlendiği nadir inanç merkezleri arasında yer alan kiliseye, ek ücret ödeyerek giriş yapan turistlere, görevliler tarafından duvar ve tavana yansıtılan sahnelerle ilgili bilgi veriliyor.

“Hristiyan inancı bakımından önemli mekanlardan”

Profesyonel turist rehberi Murat Dinç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karanlık Kilise’nin Hristiyan inancı bakımından önemli mekanlardan olduğunu belirtti.

Bölgeyi ziyaret eden yabancı turistlerin, Karanlık Kilise’deki freskleri ilgiyle incelediğini anlatan Dinç, “Karanlık Kilise’deki freskler, ziyaret edenleri geçmişe götürüyor. Bölgede çok fazla tarihi kilise var ama freskleri en iyi korunmuş kilise Karanlık Kilise’dir. Hazreti İsa’nın doğumundan çarmıha gerilişine kadar birçok sahne burada resmedilmiş. Topkapı Sarayı için Harem ne ise Karanlık Kilise de Göreme Açık Hava Müzesi için odur.” dedi.

Tur organizatörü ve turist rehberi Ahmet Kılınç da Karanlık Kilise’nin, 1985 yılına kadar varlığından haberdar olunmadığını, bölgenin turizme açılmasıyla ortaya çıkarıldığını kaydetti.

“İsa Peygamber’in genç figürü bu kilisede resmedilmiş”

Göreme Açık Hava Müzesi’nin bulunduğu alanın, 7-12. yüzyıllarda din adamı yetiştirmek amacıyla manastır olarak kullanıldığını ve inanç turizmi yönünden önemli bir merkez olduğunu dile getiren Kılınç, şöyle konuştu:

“Karanlık Kilise, Kapadokya turizme açılıncaya kadar kapalı halde kalıp gün ışığına maruz kalmamış. Bu nedenle resimlerin günümüze kadar bozulmadan gelmesi sağlanmış. Gün ışığı, fresklerin renklerini pastelleştiriyor. Turizme açılınca korumaya alınan kilisede geçmişte restorasyon çalışmaları da yapıldı. Burası, yansıtılan resimleri bakımından da bölgedeki diğer kiliselerden ayrılır. İsa Peygamberin figürleri hep orta yaşlarda resmedilmişken genç figürü, bölgede sadece bu kilisededir.”

Tarihi mekanı ziyaret edenlerden Mehmet Erdoğan da geçen onca zamana rağmen duvar resimlerinin bozulmadan kalmış olmasının ilgi çekici olduğunu ifade ederek, “Burayı merak ediyorduk. Göreme Açık Hava Müzesi önemli bir müze. Çeşitli yerlerde turistik yerleri gezdik ama orijinal hali bu denli korunabilmiş yerle karşılaşmamıştık.” diye konuştu.