Milli Savunma Bakanı Akar: Orduyu 'satılmış' kelimesiyle yan yana koymak akla ziyan bir husus

ANKARA (AA) – TSK aleyhindeki söylemin ardından TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu başkanlığında TESK Başkanı Bendevi Palandöken, TİSK Başkan Vekili Celal Koloğlu, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve Türk Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Alaattin Soydan’dan oluşan sivil toplum kuruluşu temsilcileri heyeti, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK komuta kademesine destek ziyaretinde bulundu.

Milli Savunma Bakanlığındaki görüşmeye Bakan Akar’ın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ile Bakan Yardımcıları Yunus Emre Karaosmanoğlu, Alpaslan Kavaklıoğlu, Şuay Alpay ve Muhsin Dere de katıldı.

Dayanışma içinde olunmasının önemine değinen Bakan Akar, “İyi işlerde birbirimiz teşvik edecek, destekleyeceğiz. Elimizden gelen yardımı sağlayacağız. Amacımız, görevimiz bu, millet dediğimiz bu. İleri gidenler hep bu şekilde çalışanlardır.” diye konuştu.

Akar, herhangi bir ayrımcılığın zafiyete neden olacağına vurgu yaparak, “Birliğimizi, bütünlüğümüzü bozmamamız, bu konularda dayanışmamızı her zamankinden daha fazla sürdürmemiz gerekmektedir.” ifadesini kullandı.

Bölgesel olarak kritik bir dönemden geçildiğini, koronavirüs salgınının söz konusu ortamı daha da hassas hale getirdiğini belirten Bakan Akar, “Böyle bir ortamda ülkemizin, asil milletimizin hak, alaka ve menfaatlerini korumak için karada, denizde, havada işimiz çoğaldı. Onun için biz herhangi bir şekilde bu enerjiyi azaltıcı değil, artırıcı girişimler bekliyoruz. Bu manada sözle, fiille destek bekliyoruz ki buradaki faaliyetlerimiz daha başarılı şekilde yerine getirilebilsin.” diye konuştu.

Yoğun faaliyetlerden dolayı “TSK personelinin evlerine uğrayamaz” hale geldiğini dile getiren Akar, “Genelkurmay Başkanı’ndan en kıdemsiz personeline kadar herkes kendisine verilen görevi proaktif şekilde yerine getirmenin gayretini gösteriyor. Bu milletin bağrından çıkan, Peygamber ocağı olarak da bilinen Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi, egemenliğimiz ve bağımsızlığımız, hudutlarımızın, halkımızın güvenliğidir.” dedi.

Akar, başta FETÖ, PKK/YPG, DEAŞ olmak üzere Türkiye’ye yönelen tüm tehdit ve tehlikelere karşı gereken ne varsa şimdiye kadar yaptıklarını, bundan sonra da yapmaya devam edeceklerini belirterek, “Ordumuz samimiyetle, ciddiyetle vazifesini yerine getirmeye çalışıyor. Binlerce yıllık tarihimizden aldığımız milli, manevi, mesleki değerlerimiz var. Bu değerlerimize halel getirmeden, ilkeli bir şekilde bu faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.” diye konuştu.

“Şiddetle kınıyor, reddediyoruz”

Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhindeki ifadelere de tepki gösteren Akar, şunları söyledi:

“Hangi sebeple olursa olsun, birilerinin çıkıp da Silahlı Kuvvetleri, orduyu özne olarak kullanıp onu ‘satılmış’ kelimesi ile yan yana koymaları gerçekten akla ziyan bir husus. Amacı, maksadı, nasılı, nedeni ne olursa olsun. Böyle bir şey konuşulamaz, bunu şiddetle kınıyor, reddediyoruz. Böyle bir şey olamaz. TSK mevcut çerçevede hukuk nizamı içinde yapılması gerekeni yapıyor. Şeffaflık had safhada. Her şeye açık. Devletin ilgili, yetkili kurumları her an gelip her şeyi denetleyebilir. Her şey açık, saklı-gizli bir şey yok. Fakat buna rağmen bu şekilde ifadelere muhatap olmak gerçekten bizi üzüyor.”

Akar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlerini yerine getirmeye kararlılıkla devam edeceğini ifade ederek, “marifet iltifata tabidir” sözünü hatırlattı. Gerçekleştirilen ziyaretten dolayı teşekkür eden Akar, şöyle konuştu:

“Bu bizim için çok önemli fakat buna rağmen böyle arada sırada da olsa birilerinin çıkıp kendi amaçları, ihtiyaçları, egosu doğrultusunda böyle cümleler kullanmaları çok yanlış. Tabii ki adalet bunun cevabını verecek ama keşke o kişi çıkıp da ‘Ben bunu demek istemedim. Yanlış bir şey yaptıysam özür dilerim’ deseydi çok daha anlamlı olurdu diye düşünüyoruz. ”

Genelkurmay Başkanı Güler: Hukuk gereğini yerine getirecek

Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler de destek ziyaretinden dolayı heyete teşekkür etti. Ziyaretin kendilerini mutlu ettiğini dile getiren Güler, şunları söyledi:

“Türk Silahlı Kuvvetleri, karada, denizde ve havada kendisine verilen her görevi bugüne kadar başarıyla yerine getirmiştir. Bundan sonra da aynı şekilde canı pahasına başarıyla yerine getirmeye devam edecektir. Bir milletvekilinin Silahlı Kuvvetlerimiz için ‘satılmıştır’ gibi bir ifadeyi kullanması hiç hoş olmamıştır, çok yanlıştır. İnanıyorum ki hukuk da bunun gereğini yerine getirecektir. Hiçbir şekilde moralimiz bozulmamıştır, tam tersine daha azimli olarak görevlerimizi yapmaya devam edeceğiz.”

“Ordumuz ülkemizin ve milletimizin şerefidir”

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, heyetin Türkiye’deki örgütlü sivil toplum meslek kuruluşlarının tamamını temsil ettiğini belirterek, her zaman TSK’ye müteşekkir olduklarını söyledi.

“Asker millet” anlayışının altını çizen Hisarcıklıoğlu, “Su uyur düşman uyumaz” atasözünü hatırlattı. Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:

“Düşman uyumuyor. Ordumuz tüm unsurlarıyla devamlı teyakkuz halinde. Onun için de biz hem vatandaş olarak hem de iş yaparken bu ülkede yaşamaktan dolayı rahatız. Ordumuz NATO’nun en güçlü ordularından biri. NATO’daki sorumluluklarını harfiyen yerine getiriyor. NATO ittifakında ordumuzun anlamı çok iyi bilinmektedir. NATO Karargahı’nda olduğu gibi NATO operasyonlarında da güvenilir bir ortak olduğunu tüm dünyaya gösteriyor. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekatlarıyla terör örgütleri ve destekçilerine gereken cevabı verdiniz, biz de vatandaş olarak bundan büyük memnuniyet duyduk. Suriye’ye ilaveten Doğu Akdeniz’de, Libya’da, Katar’da şimdi de Karabağ’da bu milleti gururlandırdınız.”

Türkiye’nin savunma sanayi alanındaki başarılarıyla duydukları gururu da dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Ordu bizim ülkemizin gözbebeği. Ülkemizin ve milletimizin şerefi. Bu millet onuru ve şerefi için her türlü fedakarlığı yapmıştır, yapmaya da devam edecektir.” diye konuştu.

Hisarcıklıoğlu, kendilerine düşen her türlü görevi yerine getirmeye hazır olduklarını da ifade etti.

TESK Başkanı Bendevi Palandöken de aynı duyguları taşıdıklarını belirterek, “Güçlü ordu, güçlü millet el ele. En güzeli bu.” ifadelerini kullandı.

“Ordumuzla gurur duyuyoruz”

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da aynı duygulara sahip olduklarını dile getirdi. Atatürk’ün “İç cepheyi sağlam tutmalıyız” vurgusunu anımsatan Arslan, şunları söyledi:

“Ne yapıp edip içerideki dayanışmayı, birlikteliği sağlamamız gerekiyor. Böyle bir anda, ordumuzun ve Bakanlığımızın hak etmediği bu tür ifadelerden dolayı gerçekten çok üzgünüz. Milletimiz inanıyorum ki asla kabul, tasvip etmiyor. Bunun için zatıaliniz, komutanlarımız hiç moralinizi bozmayın. Milletimiz sizinle beraber. Bu milleti sadece bu topraklarda değil, bölgemizde de en iyi şekilde temsil ediyorsunuz. Gurur duyuyoruz. İnanıyorum ki bu tür konuşmaları, suçlamaları asla ciddiye almayacaksınız. Elbette ki gereği yapılacak ama bu suçlamalar sizi asla yolunuzdan, mücadelenizden vazgeçirmemeli. Tam tersine daha çok dayanışmaya ihtiyacımız var. Millet olarak ordumuzla gurur duyuyoruz, tüm komutanlarımıza başarılar diliyoruz.”

TİSK Başkanvekili Celal Koloğlu da Elazığlı olduğunu belirterek, memleketinde kullanılan “Ordumuzun ve sayın komutanlarımızın Allah’ına kurban” ifadesini hatırlattı.

“Allah ayağınıza taş değdirmesin.” diyen Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın ardından söz alan Türk Harb- İş Sendikası Genel Başkanı Alaattin Soydan da sendika olarak “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” anlayışıyla hareket ettiklerini söyledi.

“O darphane henüz icat edilmedi”

TSK’yı kayıtlı tarihin en eski kurumlarından biri olarak nitelendiren, ordunun başarılardan örnekler veren Soydan, “Ben Türk ordusunu ne satın alacak paranın ne de o parayı basacak darphanenin henüz icat edilmediğini düşünüyorum. Biz örgütlü olduğumuz TSK’nin fabrikaları üzerinden nişan alınıp ne ordumuza ne de fabrikalarımıza ateş ettirilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.” diye konuştu.

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın da TSK’nin canını sadece vatanı ve milleti için feda edeceğini anlattı. Söz konusu ifadeler nedeniyle TSK personelinin moralini bozmaması gerektiğini dile getiren Yalçın, şunları söyledi:

“Söylemlerde çok daha sorumlu davranılması gerekiyor. Söylemlerle insanların moralini bozmak değil tam tersine şevkini artırmak gerekiyor. Siz hem Doğu Akdeniz’de, Libya’da hem Azerbaycan’daki fonksiyonlarınızla milletinin heyecanını, umudunu artırdınız. Biz söz konusu ifadeleri çok çirkin ve saygısızca ifadeler olarak görüyoruz. Bu ziyaretimiz bir destek ziyaretidir. Dolayısıyla moral bozmaya gerek yok. Bunlar bizi yıldırmaktan ziyade daha da sorumluluğumuzu artırıyor.”

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de Türkiye’nin değerleriyle bütünleşmiş önemli bir sivil toplum kuruluşu olduklarını kaydetti.

“Türk Silahlı Kuvvetlerinin sonuna kadar yanındayız”

Bu coğrafyada var olmanın temelinde güçlü ordunun geldiğini vurgulayan Kahveci, “Bunu her vatandaşımızın idrak etmesi, bu noktada hassasiyet göstermesi lazım. Zaman zaman böyle lüzumsuz çıkışlar yapanlar oluyor ama şunu bilin ki Türk milleti bunların hiçbirini kale almıyor. Söz söylerken sözünüzün nereye gideceğini iyi hesaplayacaksınız. Bu ordu Türklerin kurduğu bütün devletlerde üzerine titrenmiş, ehemmiyet verilmiş, imtina gösterilmiş, Peygamber ocağı olarak nitelendirilmiş aziz bir ordudur. Askerine ‘Mehmetçik’ diyen başka bir ordu var mı? Dolayısıyla bu değerleri görmeden gelişigüzel hadsizlik yapmak bir siyasetçiye yakışan bir davranış değil. Bunların Türk toplumunda bir karşılığı olduğu kanaatinde değilim. Biz Türk Silahlı Kuvvetlerinin sonuna kadar yanındayız. Toplumun kanaati ve hassasiyeti budur. Bugün sizleri ziyaret etmemizin ana sebebi bu konudaki hassasiyetlerimizi ve sizlere olan desteğimizi dile getirmek içindir.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Adalet Bakanlığınca geçen yıl uygulamaya geçirilen e-duruşma uygulamasıyla duruşma yapan mahkeme sayısının ülke genelinde 915’e yükseldiğini bildirdi.

Bakan Gül, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bugün itibarıyla Ankara Adliyesi’ndeki tüm hukuk mahkemelerinde e-duruşma başladı. Türkiye genelinde e-duruşma uygulanan mahkeme sayısı 915’e ulaştı. Hayırlı olsun.” ifadelerine yer verdi.

Yargı Reformu Strateji Belgesindeki dijital dönüşüm hedefleri kapsamında Adalet Bakanlığı mühendislerince yazılımı yerli ve milli imkanlarla geliştirilen ve 15 Eylül 2020’de uygulanmaya başlanan e-duruşma, adalet hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasının yanı sıra avukatlar açısından da emek ve zaman tasarrufu sağlıyor.

Kovid-19 salgını nedeniyle mahkemelerde oluşabilecek yoğunluğun önüne geçilmesine de katkı sağlayan uygulama sayesinde avukatlar, videokonferans yöntemiyle duruşmalara katılabiliyor.

Adalet Bakanlığınca yaygınlaştırılması hedeflenen e-duruşma’nın 2022 yılı sonunda ülke genelindeki tüm adliyelerde uygulanması hedefleniyor.

Ayrıca e-duruşma, Ankara ve İstanbul’daki hukuk mahkemelerinin tamamında uygulanıyor.

25 binden fazla duruşma yapıldı

Ankara, Ankara Batı, İstanbul, İstanbul Anadolu, Bakırköy, Gaziosmanpaşa, Büyükçekmece, Beykoz, Silivri, Çatalca, Şile ve Adalar adliyelerindeki tüm hukuk mahkemelerinde uygulanan e-duruşma, diğer 28 büyükşehirdeki adliyelerde de İcra Hukuk, Tüketici ve Kadastro mahkemelerinde yapılabiliyor.

e-duruşma ülke genelinde 96 tüketici, 193 icra hukuk, 33 kadastro, 142 asliye hukuk, 93 sulh hukuk, 107 aile, 184 iş, 56 asliye ticaret, 11 fikri ve sınai haklar mahkemesi olmak üzere 915 mahkemede uygulanabiliyor.

Öte yandan, e-duruşma sistemi ile bugüne kadar 25 bin 705 duruşma gerçekleştirildi.

Muhabir: İsmet Karakaş

EDİRNE (AA) – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Edirne’de bir otelde düzenlenen Mağdur Odaklı Adalet Buluşmaları’nın ilk toplantısında yaptığı konuşmada, Mağdur Hizmetleri Biriminin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan yeni bir birim olduğunu, mağdur ve insan odaklı adalet anlayışı için seferberliği bugün Edirne’den başlattıklarını belirti.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin adliyedeki bütün mağdurların eli, kolu ve gözü olacağını ifade eden Gül, bugün yapacakları toplantıda da özellikle mağdura adalet hizmetleri verilirken ne gibi eksiklikler var onu değerlendireceklerini vurguladı. Toplantıdan çıkacak sonuçların çok değerli olacağını belirten Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Kolluk hangi konuda tıkanıyor, hangi talepleri var, ne gibi sorunlar yaşıyor, uzmanlarımız hangi sorunları yaşıyor? Özellikle ihtisaslaştırmaya çalıştığımız yargısal çalışmalarda diğer kurumlarda ne gibi ihtiyaç var ve bunlar bir mevzuata mı, uygulamaya mı yada başka bir teknik ihtiyaca mı bir yeterlilik duyuyor, ihtiyaç duyuyor? Bunların analizini hep beraber yapacağımız önemli bir toplantıda şimdiden başarılar diliyorum. Tüm bu toplantılar gerek Edirne’miz gerek tüm Türkiye’deki mağdura yönelik yaklaşımlarımıza da sahada önerileri alacağımız değerli bir toplantı olacaktır, fırsat olacaktır.”

“Çocuğun icraya konu olmasını kabul edemeyiz”

Suça karşı önleyici ve tedavi edici politikaların geliştirilmesinin önemine değinen Gül, bu konuda yetişmiş insan kaynağı, mevzuat altyapısı ve kurumsal kapasite bakımından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok önemli adımlar attıklarını söyledi.

“Birbirinizi yormadan, işi yokuşa sürmeden ve sürüncemede bırakmadan pratik sonuçları ve çözümleri arıyoruz, benimsiyoruz.” diyen Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu kapsamda ele alacağımız meselelerin yine başında çocuk teslimi meselesi gelmektedir. Evet bu bir meseledir. Çünkü çocuğun çok üzülerek söylüyorum bir eşya gibi icraya konu olmasını kabul edemeyiz. Bu konu çok hassas ve önemlidir. Çocuklar boşanma sırasında veya sonrasında sürecin en masum bir o kadarda kırılgan ve örselenen tarafıdır. Ayrılmış çiftler arasında anne baba arasında kalan çocukların maruz kaldığı o acı tabloların son bulmasını sağlayacağız. Dünyanın her yerinde de ya polis ya icra gibi, belli bir kurum devlet otoritesi çerçevesinde çocuk diğer tarafa gösterilmediği zaman devreye girmektedir. Gösterdiğinde medeni bir şekilde onu görüp tekrar teslim ettiğinde sorun yok. Sorun gösterilmediğinde çıkıyor ve burada da devlet mekanizması devreye giriyor. Ama biz diyoruz ki ‘Bu devlet otoritesi icra kanalı ile olmasın.’ İcra Müdürlüğü değil Mağdur Hakları Merkezi ile uzman arkadaşlarımız eşliğinde psikologlar, pedologlar, sosyologlar, çalışmacılarla arkadaşlarımızla yine valiliklerimizin koordinasyonunda bu konudaki uzmanlar marifetiyle bu çocuk teslimini, çocuk teslim merkezleri de oluşturarak sağlamayı hedefliyoruz ve bu konuda da netice alacağımıza inanıyoruz.”

Bakan Gül, çocukların tesliminin devlet otoritesi icra kanalıyla olmaması gerektiğini, çocuk teslimatının Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü kanalı ile yapılmasını hedeflediklerini vurguladı.

“Kendi çocuğunu görmek için icraya yatırılan parada kabul edilebilir bir durum değildir.” diyen Gül, “Bunu da sona erdirecek bu çalışmayı, kendi çocuğunu görmek için icraya para yatırma uygulamasını da sona ermesini sağlayacağız. İnsanı, çocuk, yaşlı, kadın, engelli insan olarak yaşatmak, o değeri ile yaşatmak devletin temel vazifesidir. Bunu da hep birlikte ortaya koyacağız ve çocuklarımıza bu anlamda daha yakın sahip çıkmış olacağız.” şeklinde konuştu.

“Adaleti yerine getirecek yargı mensuplarıdır”

Gül, mağdur haklarına verdiklerini öneme değinerek bu hakkın hiçbir şekilde ihlal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mağdur haklarının çiğnenmemesine herkesin özen göstermesi gerektiğini ifade eden Gül, “Mağdur hakkının temel unsurlarından biri mahremiyet hakkıdır. Mağdurun ifşa edilmeden özel hayatının korunması hakkı hiçbir suretle elinden alınmamalıdır. Ancak üzülerek görüyoruz ki bazı basın yayın organlarında, sosyal medyada hatta bu alanda faaliyet gösteren kimi STK’lerde bu hassasiyet paylaşılmıyor. Bunu üzülerek görmekteyiz önemle hatırlatmak isterim ki çocuğun üstün yararının ya da bir mağdur kadının özel hayatının veya kişisel verilerinin hiçe sayıldığı paylaşımlar, haberler, görüntüler insan onuruna ve hukuka aykırıdır. Bu konuda herkesi daha dikkatli ve özenli olmaya davet ediyorum.” diye konuştu.

Bakan Gül, kamuoyunun takip ettiği soruşturma ve davalarda adalet ve hukuk adı kullanılarak adaletin ve hukukun ihlal edildiğine tanık olduklarını belirtti.

“Etkileşim almak, reyting yükseltmek için adalet kavramının kullanışlı bir araç haline getirilmesini kabul etmiyoruz.” diyen Bakan Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

“Mağdurun kişilik haklarını özel hayatını ihlal ederek o kişinin, o çocuğun gelecekte bir hayatı olacağını düşünmeden kişisel verilerini paylaşarak geleceğini çalmaya kimsenin hakkı yoktur. Adaleti yerine getirecek olan, titizlikle tüm delilleri araştıran, gecesini gündüzüne katarak hakikat peşinde koşan mağdurun da sanığın da haklarını gözeten yargı mensubudur. Kolluğun, adli ve idari personelin emekleridir. Onların da bir ana, baba, eş kardeş olduğunu hatırımızdan çıkarmayalım. Onlarında vicdanları kanatan olaylarda, toplumun her kesiminin paylaştığı duyguları, kolluk görevlimiz de uzmanımız da yargı mensubumuz da paylaşmaktadır. Türkiye bir hukuk devletidir, kurumlarıyla, kurallarıyla, kanunlarıyla, bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde yargı delile bakar, dosyaya bakar, anayasaya bakar. “

Gül, vatandaşların yargıdan beklentisinin adil bir kararı makul bir sürede verilmesi olduğunu hatırlattı.

Türk yargısından bu beklentinin en doğal ve temel hak olduğunu vurgulayan Gül, bazı davalarda uzayan sürelerin kişilerde mağduriyet oluşturduğuna işaret etti. Özellikle boşanma davalarında uzun sürelerin dikkati çektiğini anlatan Gül, “Boşanmalarda tazminat, velayet kusur tespiti ve diğer usuller nedeniyle davalar yıllar sürmektedir. Taraflar birbirini örselemekte, asıl mağdurda çocuklar olmaktadır. Bu çekişme hem erkeğe hem kadına yeni yükler, yeni sıkıntılar da getirmektedir. İnsan psikolojisini de yıpranmaktadır.” dedi

“Davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması üzerinde çalışıyoruz”

Bakan Gül, boşanma davalarındaki hukuki prosedürü kısaltacak bir model üzerinde çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. Boşanmak isteyenlerin hakim huzuruna geldiğinde her iki tarafında istemesi halinde tek celsede boşanabileceği bir modelle ilgili çalışma yaptıklarını dile getiren Gül, şöyle devam etti:

“Boşanma davalarında hukuki prosedürleri kısaltacak bir model üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Boşanmak isteyen taraflar hakim huzuruna geldiğinde her iki taraf boşanmak istiyorsa bir celsede boşanabileceği, diğer konuların ayrıca devam edeceği ama medeni halleriyle ilgili artık karı-koca hususunda boşanma iradelerini yıllar sürüp, 5-10 yıl sürüp bu konuda mağdur etmeyecek şekilde davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması üzerinde çalışıyoruz”

“Kadına şiddette tolerans yok”

Gül, boşanma süreçlerinde kadına yönelik şiddet olaylarının yaşanabildiğini bu duruma tahammül edilemeyeceğini vurguladı. Kadına karşı şiddete sıfır tolerans ilkesiyle hareket edildiğini anlatan Gül, şöyle devam etti:

“Özellikle bu konularda boşanma sürecinde de yine kadınların şiddete maruz kalmalarına yol açan olayların çok sık yaşandığını müşahede ettik, gördük. Kadına şiddet konusunda en küçük bir tahammülümüz ve en küçük bir şekilde toleransımız yoktur, olamaz. Nerede olursa olsun, ne şekilde yaşanırsa yaşansın kadına karşı şiddetle mücadelede en güçlü bir şekilde tavrımızı, kararlılığımızı ve mücadelemizi kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi Meclis kapanırken 4. Yargı Paketi’nde boşanmış eşe karşı işlenen suçlar ve şiddetlere yönelik bir artırım getirdik, müeyyidesini artırdık. Yine bu çerçevede elbette sıfır tolerans ilkesi, şiddeti önleyici tedbirleri de yine ayrıca sürdüreceğiz.”

Bu konuda önemli uygulamalardan birinin elektronik kelepçe olduğunu aktaran Bakan Gül, özellikle kadına yönelik şiddette, tekrarlanma riskinin yüksek olduğu konularda, elektronik kelepçe tedbirine hükmedildiğini hatırlattı.

“Mağdura el uzatmanız en değerli işlerden biridir”

Gül, mağdur odaklı adalet anlayışıyla hareket ederek mağdurların örselenmelerinin önüne geçmeye çalıştıklarını anlattı. Mağdurların mağduriyetlerinin sona ereceğini vurgulayan Gül, konuşmasını şu şekilde tamamladı:

“Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan iki temel politika belgemiz, Yargı Reformu Strateji Belgesi, güven veren ve erişilebilir adalet için ve yine İnsan Hakları Eylem Planı, burada da özgür birey, güçlü toplum ve daha demokratik Türkiye için yolumuza devam edeceğiz. Sizden ricam insan odaklı perspektifle bu çalışmalara ve bu mevzuat değişikliklerine sahip çıkmanız. Bir mağdurun gözünün yaşının silinmesi, mağdura el uzatmanız en değerli işlerden biridir, onların yaralarının sarılması. Bu konuda da başarılı olacağınıza her türlü gayreti gösterdiğinizi ve göstereceğinize inancımız tamdır.

Adli görüşme odalarından biri de Edirne’de bulunmaktadır. Az önce valimizin açıkladığı örnekler, yurt dışında görülen örnekler artık ülkemizde başlamıştır. Adli görüşme odalarında yine çocuk ve kadının bir daha örselenmesinin önüne geçici uygulamalar hayata geçmiştir. Edirne’de de vardır ve aldığım bilgiye göre bugüne kadar 231 görüşme buralarda yapılmıştır. Yani 231 insan örselenmemiş, tekrar o anı yaşamammış, bu çok değerlidir. Bundan dolayı hepinize tüm yargı mensuplarımıza, uzmanlarımıza, kolluğumuza, emeği geçen kurum temsilcilerimize teşekkür ediyorum.”

Edirne Valisi Ekrem Canalp de adaletin en yalın haliyle herkesin hakkını verebilmek olduğunu vurguladı. Devlet olarak yürütmüş oldukları görevlerde narin guruplara hassasiyet gösterdiklerini anlatan Canalp, bu gurupları, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kadınlar olarak tanımladı.

Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanı Ramazan Gürkan ise Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerinin 2019 yılında 7 pilot adliyede hizmete geçtiğini ve bugün sayılarının 116’ya ulaştığını ifade etti.

Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak ise Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleriyle suça maruz kalan çocuk, kadın ve diğer dezavantajlı grupların uzman desteğiyle ifadelerinin alınmasının sağlandığını dile getirdi.