Müsilaja tek çare “sıfır atık ve geri dönüşüm”

İSTANBUL (AA) – MEHMET FATİH ERDOĞDU – Albayrak Grubu şirketlerinden Bayfa Geri Dönüşüm'ün genel müdürü çevre mühendisi Selim Korkmaz, "Biz bilinenin aksine su fakiri bir ülkeyiz. Yeteri kadar tasarrufla birlikte sıfır atık yaklaşımını uygulamalıyız. Burada bir yanlış anlama da var; sanki evimizde oluşan atıkları ilgili yerlere atınca sorumluluğu üzerimizden kaldırıyormuşuz gibi algılanıyor. Müsilaj, dersimizi alarak sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hayatımızın geri kalanını idame ettirme zorunluluğumuzu gösterdi." diye konuştu.

Korkmaz, Marmara denizinde yaşanan müsilaj sorunu sonrası önemi bir kez daha ortaya çıkan geri dönüşüm ve çevresel sorunlarla mücadele konularında AA muhabirine değerlendirmede bulundu.

Marmara denizinde yaşanan müsilaj probleminin aslında bir alarm ve sadece suda yaşanan bir sıkıntı olmadığına vurgu yapan Korkmaz, "Tüm dünyanın son dönemde ilgilendiği kaynakların verimsiz kullanımından kaynaklan bir sonuç ve çok önemli bir uyarı. Ülkemizin çevresel bilinç ve farkındalıkla birlikte bu kirliliğe hayat boyu katlanmamak adına yapması gereken bütün kaynaklarını evinde kullandığı içme suları, tükettiği ambalajları vs. ilgili tarifelere uygun şekilde geri dönüşümüne katkı sağlamasıyla başlıyor." dedi.

Müsilajın çevresel sorunların ihmali üzerine bir netice olduğunu vurgulayan Korkmaz, "Normal şartlarda doğanın kendi kendini temizleme ve arıtma imkanı varken aşırı yükler ve küresel ısınmanın getirdiği su kütlelerindeki ısı artışıyla birlikte artık biyolojik canlılığın kendi kendini arıtamadığı bir noktadayız. Bu sadece başlı başına bir su kirliliği değil tüm kaynaklarımızın verimli kullanılmayıp israf edilmesinden ve neticesinde de arıtma hassasiyeti gösterilmemesinden kaynaklandı." diye konuştu.

Müsilajın tek başına bir su kirliliği olarak algılanmaması gerektiğine değinen Korkmaz, şunları söyledi:

"Biz bilinenin aksine su fakiri bir ülkeyiz. Yeteri kadar tasarrufla birlikte sıfır atık yaklaşımını uygulamalıyız. Burada bir yanlış anlama da var sanki evimizde oluşan atıkları ilgili yerlere atınca sorumluluğu üzerimizden kaldırıyormuşuz gibi algılanıyor. Biz burada salgının da yüzünden halk olarak yeterli farkındalığı yaratamadık. Ne zaman ki müsilaj sorunu ortaya çıktı artık tek çare olarak geri dönüşüm felsefesinin tam da vatandaşta karşılığı olduğu noktaya gelindi. Bu musibet, dersimizi alarak sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hayatımızın geri kalanını idame ettirme zorunluluğumuzu gösterdi.

– "240 bin ton ambalaj atığını ekonomiye geri kazandırdık"

Bayfa Geri Dönüşüm olarak hanelerin normalde çöp sahalarına giden ambalaj atıklarını ekonomiye geri kazandırdıklarını belirten Korkmaz, "Örneğin 2009'dan bu yana 240 bin ton civarında ambalaj atığını ekonomiye kazandırdık. Bu 9750 megavat elektrikten tasarruf demek, 376 bin ağacın yıllık olarak doğrudan, totalde 3 milyon 765 bin ağacın kesilmesine engel olmak demek. 55 bin ton petrolün gerek plastikte hammadde olarak kullanılması, gerek hammaddeden ürün üretme konusunda çok daha az enerji maliyetleriyle yapılabilir olması demek. Buradan kaynaklanan sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz." ifadelerini kullandı.

Korkmaz, geri dönüşümün milli bir ödev olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu:

"Geri dönüşümde bireyden genele yaklaşımı oldukça önemli. Önce hanede başlar bütün atık yönetimi ile ilgili hassasiyetler, çevre krizi zaten bunun bir neticesi. Bundan sonra adım adım ilerlemek gerekecektir, su kaynaklarımızı verimli kullanıp israf etmemek, ihtiyacımızın olmadığı mamulleri tercih etmemek gibi. Hayat akışında mutlaka üretim sonucu atıklar çıkacak ne kadar çaba sarf etsek de. Burada vatandaş olarak sorumluluğumuz önemli. Bayfa Geri Dönüşüm gibi alanında uzman firmalar var. İşimiz kaynaklardan bu atıkları alıp, vatandaşın bilincini destekleyip onları motive edip bu sürekliliği sağlayıp bu tesisimizde olduğu gibi atıkları gruplandırarak, ilgili fabrikalara en kolay ve olağan şartlarda yönlendirerek ekonomiye geri kazandırılmasını ve çevreye katkı sağlamasını sağlamak. Bu görev büyük bir keyif ve sosyal sorumluluk çerçevesinde hatta milli bir ödev. Yerine getirmek büyük bir keyif."

– "Bir ton kağıt atığın geri dönüşümü 17 ağacın kesilmesini önlüyor"

Yaptıkları işi önemsediklerini kaydeden Korkmaz, sözlerine şöyle devam etti:

"Geri dönüşüm firmaları özelinde sadece kar amacı güden firmalar olarak algılanmaktan yoruluyoruz. Burada tesisimizde görülen karton atıkları var, bir ton karton veya kağıt atığın ekonomiye geri kazandırılması 17 ağacın kesilmesinin önüne geçiyor. Bunun başka bir boyutu daha var. Kağıt fabrikalarında siz bu kartonu geri kazandığınız zaman normalde keresteden bir karton veya kağıt mamulü elde etmek istediğiniz zamankine göre 10'da 1'i daha az su kullanıyorsunuz ve 10'da 1 daha az enerji kullanıyorsunuz. Bunu hamur haline getirmek için ısıya ihtiyaç var, bunu yerinde ve kaynağında topladığımız atıklarla sağlamak kadar mükemmel bir opsiyonumuz varken, vatandaş olarak kendimize ihanet etmek yerine ilgili bakanlıkların, hükümetin ve belediyelerin yönergelerini takip ederek ekonomiye kazandırma felsefesini birinci adım olarak merkeze alma ihtiyacı hissetmeliyiz."

Korkmaz, firma olarak hane halklarının sosyal sorumluluk bilinciyle bu işe sahip çıkmasına önem verdiklerine değinerek, "Atıkları daha kaynağında toplayıp ayrıştırarak ekonomiye en uygun maliyetle kazandırırken çevresel faaliyetleri de görüp keyif almak amacımız. Bu anlamda yeteri kadar motiveyiz, tek ihtiyacımız kaynakları sahada yerinde en uygun koşullarla temin etmek." dedi.

Kadın istihdamının geri dönüşümdeki önemine işaret eden Korkmaz, "Biz tesisimizde yüzde 66 oranında kadın personel istihdam ediyoruz. Bu konuyu önemseyen bir grup anlayışımız var. Çünkü evdeki bütün atık yönetiminde aslında ev hanımlarının katkısı var. Buradaki çalışanlarımız da bu hassasiyeti yerinde gördükleri için evlerinde ve bütün iletişimde bulundukları kişilere konunun önemini daha iyi izah edebiliyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat, atık üretimini ve çevresel etkiyi azaltan çevre dostu yapı malzemelerini binalarında kullanırken, buna ek olarak, malzeme israfını daha da azaltmak adına halihazırda mevcut yük ve nakliye konteynırları gibi malzemelerden de yeni yapılar oluşturabiliyor.

Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat AŞ açıklamasına göre, geleneksel inşaat şirketlerinin karşılaştığı en büyük sorunlardan birisi, inşaat malzemelerinin toplam ağırlığının kaba tahminle yaklaşık yüzde 30'unun şantiyede boşa harcanması olarak görülüyor. Bu çerçevede, Dorçe'nin, prefabrik çelik modüler yapılarını bina modüllerinin saha dışında oluşturulması ve daha sonra bunları yerinde kurulumunun yapılması, üretilen atık miktarını büyük ölçüde azaltıyor.

Atık ve Kaynaklar Eylem Programı (WRAP) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, saha dışı inşaatların atık oranı 1,8 seviyesine kadar indirebiliyor. Örneğin, 2 bin 300 metrekarelik bir ofis binası yaklaşık 45 ton atık üretirken, aynı ofis binasının yapımında “çelik modüler yapı sistemi” kullanıldığı takdirde atık miktarı yaklaşık 800 kiloya kadar düşebiliyor.

– Daha yüksek geri dönüşüm imkanı

Açıklamada aktarılan bilgiye göre, geleneksel yöntemlerle inşa edilen yapılar, yıkım esnasında önemli miktarlarda atık üretiyor. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) verilerine göre yıkım sürecinde inşaatta kullanılan malzemenin yüzde 90'ından fazlası atıklardan oluşuyor. Çelik modüler yapılar ise yeniden kurulabilir binalar yaratma imkanı tanıyor. İhtiyaç duyulması halinde yıkım sürecini ve maliyetini ortadan kaldırıyor ve kalıcı modüler yapılar geri dönüşüm konusunda da daha yüksek bir verimliliğe sahip olmasıyla öne çıkıyor.

Modüler bina inşaatının çok büyük kısmı kontrollü fabrika ortamlarında saha dışında yapıldığından, gürültü kirliliği en alt düzeyde gerçekleşiyor. Şantiyelerde meydana gelen aşırı gürültü şantiye çalışanlarının ötesinde komşular için de işitme kaybına, ani tansiyon yükselmelerine, uyku sorunlarına ve aşırı strese yol açabiliyor. Bu nedenle Dorçe çelik modüler yapı sistemi, hastane, okul ve ofisler gibi yapılar için son derece faydalı olarak görülüyor.

Modüler yapı sistemi ile şantiyede harcanan zaman geleneksel yöntemlere kıyasla en aza indirildiği için enerji israfı da azalıyor. İnşaat işçileri, geleneksel şantiyedeki gürültü ya da hava şartları gibi dikkat dağıtıcı unsurlardan etkilenmeyen Dorçe’nin üretim tesisinde işlerini yaparak daha az zaman ve enerji harcıyor. Böylece verimlilikleri önemli ölçüde artıyor. Ek olarak, fabrika veya benzeri bir ortamda modüller oluşturmak, tasarımın önceden tamamlanmasını gerektiriyor.

Firmanın bünyesinde barındırdığı Ar-Ge departmanı ile inşaat sürecinde değişiklik taleplerinin büyük ölçüde önüne geçerken, bu da zaman, para ve enerji tasarrufunu beraberinde getiriyor. Modüler yapılar, geleneksel inşaat yöntemleri kadar fazla alana ihtiyaç duymuyor. Çevredeki altyapıya yönelik düzenlemeler en alt düzeyde gerçekleşiyor. Böylece süreç daha az enerji gerektiriyor. Tüm bunlara ek olarak, Dorçe enerji tasarrufu adına ışıklar için sensör, enerji tasarruflu pencereler, güneş panelleri ve yüksek verimli HVAC gibi sistemleri modüllerine dahil edebiliyor.

– Daha az nakliye salımı

Açıklamaya göre, geleneksel inşaatta ağır makinelerin ve çok sayıda işçinin şantiyeye gidip gelmesi yüksek emisyona sebep oluyor. Modüler yapı ile işlerin büyük çoğunluğu bir fabrikada yapıldığından, sahadaki emisyon önemli ölçüde azalıyor.

Dorçe Prefabrik Yapı ve İnşaat, atık üretimini ve çevresel etkiyi azaltan çevre dostu yapı malzemelerini binalarında kullanırken, buna ek olarak, malzeme israfını daha da azaltmak adına halihazırda mevcut yük ve nakliye konteynırları gibi malzemelerden de yeni yapılar oluşturabiliyor.

İSTANBUL (AA) – Türkiye Deri Sanayicileri Derneği (TDSD) Başkanı Burak Uyguner, doğru kesim yöntemleri ve doğru saklama ile elde edilecek ham madde değeri taşıyan kurban derilerinin ekonomik kazanım için çok önemli olduğunu vurguladı.

Kurban Bayramı’nda derilerin doğru kesilmesi ve tuzlanmasıyla atık olarak çevreye ve doğaya zarar verecek bir ürünü ekonomiye kazandırdıklarını ifade eden Uyguner, şunları kaydetti:

“Kurban Bayramı’nda ham deri ihtiyacının çok büyük bir kısmını doğru kesim ve tuzlama teknikleriyle yurt içinden sağlayabiliriz. Yüksek çevre duyarlılığı ile hareket eden sektörümüz aslında diğer alanlara göre geri dönüşümü en iyi kullanan iş kollarından biri. Dünyanın her bölgesi ve ülkesinde olduğu gibi küçük ve büyükbaş hayvanlar besin ihtiyacı olduğu için üretiliyor ve tüketiliyor. Hayvanlardan geriye kalan deri ise işlenmezse dönüşüm sorunu yaşıyor. Bu nedenle hayvanın vücudunda derinin oluşturduğu yüzde 3 ile 5 arasındaki bu materyal, hem bir sektör yaratıyor hem de geri dönüşüm sorununu çözüyor. Deriyi işleyerek ayakkabı, çanta, cüzdan, kemer ve döşemelik gibi alanlarda kullanarak ülke ekonomimize kazandırıyoruz. Kurban derilerinin kesiminden sonra doğru işlenmesiyle ayakkabı, saraciye, yarı işlenmiş ve bitmiş deri gibi katma değerli ürünler üretiyoruz. Bayramın ekonomimize yaklaşık 3 milyar TL’lik katma değerli deri katkısı sağlayacağını öngörüyoruz.”

“Kurban derileri geri dönüştürülmeli”

Burak Uyguner, katma değeri yüksek ürün üretiminin temelinin kaliteli ham maddede yattığını belirtti.

Bu nedenle Kurban Bayramı’nın sektör için büyük önem taşıdığına dikkati çeken Uyguner, “Türkiye’de her yıl deri sanayimiz, 6-6,5 milyon büyükbaş ve yaklaşık 50 milyon küçükbaş hayvan ham derisine ihtiyaç duyuyor. Bayramda yaklaşık olarak kesime giden 850 bin büyükbaş ve 2,5 milyon küçükbaş bulunuyor. Son yıllarda Türkiye’de jelatin ve kolajen pazarının da güçlenmesiyle tabakhane çıktıları ve kurban derilerinden de katma değer elde etmeye başladık.” ifadelerini kullandı.

İşlenemeyen ham derilerin doğaya zarar verdiğini vurgulayan Uyguner, derinin kesim, yüzüm ve saklama koşullarının oldukça önemli olduğunu vurguladı.

Kötü yüzülmüş, hamlamış derilerin kalitesini yitirdiğini ve zor alıcı bulduğunu anlatan Uyguner, “Deri aynı zamanda bir geri dönüşüm ürünü. Kurban Bayram’ında da bu işlemlere mutlaka dikkat edilmeli. Her Kurban Bayramı’nda kesilen hayvanlardan miktar bazında yüzde 30 oranında israf ya da heba olup giden ham deri var. Bu şekilde önemli bir ekonomik büyüklük kesim, yüzüm ve saklama koşullarına dikkat edilmediği için alıcı bulamayıp geri dönüştürülemez atığa dönüşüyor ve doğaya yük oluyor.” diyerek sözlerini tamamladı.