Netkent Üniversitesi ile COMSTECH/CCoE İslam İşbirliği Teşkilatı arasında iş birliği anlaşması imzalandı

İSTANBUL (AA) – Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi'nin İslam İşbirliği Teşkilatı Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Daimi Komitesi (COMSTECH) Mükemmeliyet Konsorsiyumu COMSTECH Consortium of Excellence (CCoE) üyeliğini kayıt altına alan anlaşma imzalandı.

Netkent Üniversitesi'nden yapılan açıklamaya göre, Zoom üzerinden yapılan törenle anlaşmaya Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tayfun Turgay ve COMSTECH Genel Koordinatörü Prof. Dr. M. Iqbal Choudhary imza attı.

Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi'nin kabul edildiği COMSTECH Mükemmeliyet Konsorsiyumu (COMSTECH Consortium of Excellence-CCoE), COMSTECH ve Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından "Bilim Diplomasisi Girişimi" çerçevesinde başlatılırken, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi devletlerin önde gelen akademik ve araştırma kurumlarına konsorsiyum bünyesindeki iş birliğinde mükemmeliyeti yaratmak üzere faaliyete geçirildi.

COMSTECH, Ocak 1981'de Mekke'de düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı 3. İslam Zirvesi tarafından kuruldu. Merkezi Pakistan'da bulunan COMSTECH'in başkanlığını Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi yürütüyor.

COMSTECH Genel Kurulu, 4 kıtaya yayılmış 57 devletin bilim ve teknoloji, eğitim ve yüksek öğretim bakanlıkları olan üyeleri tarafından 2 yılda bir toplanıyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı temsil ediyor.

COMSTECH İcra Kurulu, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri, COMSTECH Genel Koordinatörü ve 9 üye ülkenin temsilcisinden oluşuyor. Şu anki üyeleri Cezayir, Kazakistan, Nijerya, Pakistan, Filistin, Katar, Suudi Arabistan, Togo ve Türkiye oluşturuyor.

COMSTECH Sekretaryası, aynı zamanda İcra Kurulu Başkanı (CEO) görevini yürüten COMSTECH Genel Koordinatörü Prof. Dr. M. Iqbal Choudhary tarafından yönetiliyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Tayfun Turgay, bir KKTC üniversitesi olan Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi ile COMSTECH/CCoE arasında imzalanan iş birliği anlaşması kapsamında başta Pakistan olmak üzere İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerdeki üniversitelerle sürdürülebilir ve kalıcı akademik çalışmaların en kısa sürede başlatılacağını bildirdi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Pakistan’ın başkenti İslamabad’da İİT’ye üye ülkelerin büyükelçileriyle bir araya gelen Başbakan İmran Han, burada yaptığı açıklamada, İslam ülkelerinin, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’e yönelik küfür içerikli ifadelerin 1,5 milyar Müslüman’ı yaraladığı ve bunun bir ifade özgürlüğü meselesi olmadığı konusunda Batılı ülkeleri ikna etmede başarısız olduğunu söyledi.

Han, ne zaman bir terör olayı meydana gelse Batılı ülkelerin tüm İslam dünyasını kötülediğine dikkat çekerek, bireysel eylemlerin tüm Müslümanların eylemiymiş gibi adlandırılmaması gerektiğini ifade etti.

“İslam’ı terörle bağdaştırmak haksızlık”

İslam’ın ve tüm Müslümanların, herhangi bir kişi tarafından işlenen terörün her türlüsünü ve tezahürünü şiddetle kınadığını belirten Han, “İslam’ı terörle bağdaştırmak kesinlikle haksızlık.” dedi.

İslam’ın “radikalizm ve terör” ile ilişkilendirilmesi ve İslamofobiye karşı kararlı şekilde mücadele edilmesi konusunda İİT’ye çağrıda bulunan Han, örgüte, uluslararası topluluğun, Müslümanların İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’e ve Kur’an-ı Kerim’e karşı derin sevgi ve hürmetlerini anlaması için birlikte çalışmayı teklif etti.

Avrupa Birliği ile görüşülecek iddiası

Öte yandan Başbakanlığa yakın bir kaynak, hükümetin Avrupa Birliği (AB) ile, Pakistan’daki dine küfür yasaları meselesi ile ülkenin AB’ye gümrüksüz ürün ihraç etmesini sağlayan Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi (GSP+) statüsü arasında bir bağlantı bulunmadığı konusunda görüşeceğini iddia etti.

30 Nisan’da Avrupa Parlamentosu (AP), Pakistan’da “dine küfretme yasaları dolayısıyla azınlıklara yönelik artan suçlamalar” sonrası dini azınlıklara özgürlük verilmesi ve Pakistan’ın AB’ye gümrüksüz ürün ihraç etmesini sağlayan GSP+ statüsünün yeniden gözden geçirilmesine yönelik kararı kabul etmişti.

Söz konusu karara İslamabad yönetimi tepki göstermişti.

İSTANBUL (AA) – Eren, 1981’de, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezinde (IRCICA) Kütüphane ve Dokümantasyon Bölüm Başkanı ve araştırmacı olarak görevine başladı. Daha sonra 2000-2004 yılları arasında IRCICA Genel Direktör Yardımcılığı görevini yürüten Eren, Ocak 2005’te kurumun Genel Direktörlüğü görevini üstlendi. Halit Eren, 2020 sonuna kadar sürdürdüğü vazifesi boyunca kuruma yerleştirdiği perspektifle dünyada İslam kültürüne dair izlerin gün yüzüne çıkarılması için uğraştı.

İslam medeniyetinin kültür emperyalizmi ve İslamofobi gibi yıkıcı akınları karşılamak zorunda kaldığı çağda Eren’in 16 yıllık Genel Direktörlüğünde IRCICA, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıkça vurguladığı “İslam’ın ruh kökleri” olgusunun yeni nesillerce bilinmesine hizmet etti.

IRCICA bu sürede İslam kültür ve medeniyetinin maddi-manevi kaynaklarını gün yüzüne çıkaracak çalışmalara imza atarken, bir yandan da yüksek İslam sanatının hafızasını araştırmacıların ulaşabileceği hale getirdi.

Mostar’dan Karabağ’a kadar IRCICA her yeri kuşatmaya başladı

Prof. Dr. Halit Eren’in Genel Direktörlüğünü üstlendiği 2005’ten beri uluslararası alanda küresel çalışmalara öncülük eden IRCICA, İslam ülkeleri dışında diğer küresel kuruluşlarla da iş birliklerini artırdı.

IRCICA’nın kuruluşundan kısa bir süre sonra 1981’de kurum çatısı altında faaliyetlerine başlayan Eren, gerek yapısal gerekse de etki anlamında IRCICA’nın potansiyelini kullanması için çalıştı.

Mostar’dan Myanmar’a bütün İslam aleminin maddi ve manevi eserlerini kapsamı alanına alan IRCICA, Suriye, Keşmir gibi çatışmaların sürdüğü, Karabağ gibi işgalden kurtarılan bölgeleri yıllar önce gelecek planına dahil etti.

Kuruluşundan bugüne IRCICA

Prof. Dr. Halit Eren’in, AA muhabirinin sorularına verdiği cevaplar şöyle:

IRCICA’nın kuruluşu hakkında bilgi verebilir misiniz?

İİT, 1969’da kuruldu. 1976’da İstanbul’da İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısı vardı. O dönemde Türkiye’de Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Alpaslan Türkeş tarafından yönetilen Milli Cephe Hükümeti vardı. Türkiye bu toplantıda İslam tarihi, sanatı ve medeniyetiyle ilgili araştırmalar yapan bir merkez kurulmasını önerdi. Müteakip toplantılarda 1977’de görüşülüyor. 1978’de Dakar’da yapılan toplantıda merkezin kurulmasına karar veriliyor. 1 Temmuz 1979’da merkez fiilen açılıyor. O günkü hükümet Yıldız Sarayı’nda bir mekan tahsis ediyor. 1979’dan 2017’ye kadar merkezimiz Yıldız’da faaliyet gösterdi. Sonra Bab-ı Ali’ye nakledildi. Cumhurbaşkanımızın Bab-ı Ali’deki mekanları tahsis etmesiyle İstanbul’un merkezi olan yere geldik.

İslam coğrafyasını kapsayan projelere imza atıldı

IRCICA kurulduktan sonra çalışma alanları nasıl belirlendi, 2005’ten bugüne ne gibi değişiklikler oldu?

Merkezimizin yapısıyla alakalı birkaç cümle söylemek isterim. Merkezimiz, kuruluşundan sonra uluslararası bir kurum olarak faaliyete geçti. Uluslararası bir İdare Meclisimiz var, 9 ülkeden oluşan. Bu ülkelerin temsilcileri bu İdare Meclisi’nde yer alıyor. Merkezin Genel Direktörü ve İİT Genel Sekreteri de doğal üye olarak bu mecliste yer alıyor. İdare Meclisi’nde merkezin yıllık programları ve faaliyetleri görüşülüyor, müzakere ediliyor. Sonrasında dışişleri bakanları toplantısından önce 56 ülkenin iştirak ettiği komisyon toplantılarında müzakere ediliyor. Bundan sonra dışişleri bakanları toplantısına gidiyor. Bu toplantıda ise nihai şeklini alıyor. Merkezin programlarında ve faaliyetlerinde kuruluşundan itibaren yer aldım. Zaman içinde projeler daha da gelişti.

2005’ten sonra merkezin başına geçince yeni projeler başlattık. Bunlardan biri İslam Tarihi Medeniyeti Kongreleri. Diğeri de en eski kadim Mushafların neşridir. Yeryüzünde bulunan, müzelerde muhafaza edilen en eski Mushafları inceleyerek neşrettik. Ardından el sanatları kongrelerini genişlettik. Hat faaliyetlerimiz önceden de devam ediyordu. Vakıflarla ilgili projeler başlattık. Kudüs’le ilgili projeleri artırdık. Ben başladıktan sonra Kudüs’le alakalı birçok proje başlattık. Mimari eserlerin ve dokunun korunması, yaz okulları yaptık. Mühimme defterlerinde Kudüs kitaplarını ve belgelerini yayınladık. Şer’iyye Sicillerini yayınladık. Şu anda da tapular üzerinde çalışıyoruz. Kudüs’le alakalı fotoğraflar ve kartpostallar yayınladık. Hepsi Osmanlı dönemine ait eserlerdi. Sonrasında yazmalarla alakalı projeleri başlattık. Orta Asya’da yazmaların korunmasıyla alakalı çalışmalar yaptık. Timbuktu’daki yazmalarla ilgili projelerimiz var. Ayrıca Afrika’da farklı farklı projelerimiz var. Hat sanatıyla alakalı daha geniş çalışmalar başlattık. Bölgesel yarışmalar yapmanın yanında merkezler de açtık.

“Afrika’da vakıf kültürünün tohumları atılıyor”

Kültürümüzün taşıyıcısı ve hafızası sayılacak vakıf kültürümüz mevcut. Bu alanda ne gibi projeler hayata geçirildi?

Direktörlüğü devraldıktan sonra vakıflar konusunu da çalışmalarımıza kattık. Vakıflar alanında birkaç türde çalışmamız mevcut. Güneydoğu Asya’da yaptığımız bir kongre var. Sömürge döneminden sonraki durum hakkındaydı. Malezya İslam Üniversitesiyle ortak bir çalışmamızdı. Sonrasında kitabını da yayınladık. Bundan önce de Balkanlar’da vakıflarla ilgili çalışmalar başlattık. Bu da oradaki vakıflar için çok önem arz ediyor. Önce Bulgaristan vakıflarını yayınladık. Osmanlı döneminde vakıflar, Bulgaristan’daki vakıfların tamamını transkribe ettik. Latinize ederek, indeksledik. Değerlendirmelerini yaptık. Bunun ne faydası olacak? Bulgaristan’da komünist dönemde vakıflar tarumar edildi. Vakıf malları ellerinden alındı. Gasbedilmiş veya ilgisizlikten dolayı vakıflar işgal edilmiş. Bunların belgeleri yoktu. Mahkemelere başvurarak bunları geri alabilmek için belgelere ihtiyaç vardı. Bu çalışmayı yaparak vakıfların tapularını, vakfiyelerini neşrederek, hangi vakfın mülkünün nereye ait olduğunu ortaya koyduk. Dolayısıyla vakıflar idaresi ve başmüftülükler bu vakıfların iade edilmesi için girişimde bulunabilecek. Bulgaristan vakfiyelerini 3. cilt halinde neşrettik.

Yunanistan vakfiyelerini 5 cilt halinde yayınladık. Yunanistan’da tabii ki çok vakıf eseri var. Bu da onların korunması için belge olacak. Ecdadımızın neler yaptığını da görmüş oluyoruz. Vakıflarla ilgili yapılan diğer bir proje de Afrika’yla alakalı. Afrika’da vakıf geleneği yok. Bağımsızlıklarını kazanan devletlerde vakıf geleneği yok. Senegal’le yaptığımız bir proje var. İslam’daki bu vakıf geleneğini onlara götürmeye çalıştık. Türkiye’deki Vakıflar Kanunu’nun tercüme edilmiş halini onlarla paylaştık. Vakıf kanunları hazırlasınlar diye bunu başlattık.

İslam Tarihi ve Medeniyeti Kongreleri

İslam Tarihi ve Medeniyeti Kongreleri, farklı İslam coğrafyalarında icra edildi. Kongrelerin çıktıları ve etkileri hakkında neler söylenebilir?

İslam Tarihi ve Medeniyeti Kongreleri, 11 coğrafi bölgede devam ediyor. Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan İdil-Ural-Volga Bölgesi’ne, Güney Asya’dan Doğu Afrika’ya, Batı Afrika’dan Kuzey Afrika’ya, Akdeniz ve Karadeniz havzalarından Güney Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Bütün bu coğrafi bölgelerde kongrelerimiz var. Bulgaristan’da, Arnavutluk’ta, Romanya’da, Kuzey Makedonya’da, Bosna Hersek’te yaptığımız kongreler var. Kafkasya’da, Bakü’de 2 kongre gerçekleştirdik. Orta Asya’da 2 kongre yaptık. Kazakistan ve Kırgızistan’da. Volga-Ural-İdil bölgesinde Kazan’da 3 kongre, Ufa’da 2 kongre.

Her sene 1-2 kongre yapıyoruz. Pakistan, Bangladeş, Brunei, Uganda, Tanzanya, Güney Afrika, Senegal, Nijer, Nijerya, Çad, Orta Afrika gibi ülkelerde kongreler yaptık. Bütün bu bölgelerde İslam’ın gelişi ve İslam tarihiyle ilgili eserlere dair tebliğler sunuldu. Merkezimizin 250 civarında yayını oldu. Bunların büyük kısmı da bu kongreler. Hem bilim insanlarını bir araya getiriyor bu kongreler hem de fikir alışverişinde bulunuluyor.

Tarih konusunda kongrelerin dışında, projelerimiz de var. Daha önce Türkiye’de bulunan değişik bilim insanlarına ve tarihçilere yazdırılan Osmanlı Devleti ve Medeniyeti kitabımızı, Türkçeden sonra İngilizce, Arapça, Arnavutça, Boşnakça, Rusça yayınladık. Bütün Rusya’ya dağıttık. Tahran’da Farsçaya çevirtip yayınladık. Daha sonra da Osmanlı kısmından sonra ben İstanbul’daki tarihçilerimizi topladım. İslam tarihini bir bütün olarak yazmak istedik. Başlangıçtan Peygamber Efendimizden bu zamana kadar. Külliyat olsun diye, onu da başlattık, büyük bir kısmı şu ana kadar yazıldı. Konularını dağıttık bilim insanlarına. Tercümeler yapılıyor, onu da öncelikle Afrika ve genç devletlere kaynak olsun diye hazırlamaya çalıştık. İngilizce ve Fransızcaya da çevriliyor. Güney Asya cildi hazır olduğu için onu yayınladık. Pakistan-Hint Yarımadası bölgesi gibi Güney Asya’yı kapsayan cilt hepsinden önce çıkmış oldu. Bu da tarih konularındaki projelerden önemli biri.

Osmanlı’da Arap vilayetlerine dair belgeler ulaşılır hale geldi

Osmanlı arşivleri alanında da çalışmalarınız var ki bu, Osmanlı’dan ayrılan devletlerin geçmişi için de önemli. Bu başlıkta hangi çalışmalar yapılageldi?

Bütün coğrafyanın tarihi orada yatıyor. Osmanlı dönemi. Merkezin idaresinin başına geldikten sonra “Osmanlı Devleti’nde Arap Vilayetleri” konusunda bir çalışma başlattım. Bölge bölge ele aldık. Şam bölgesi, Hicaz bölgesi, Irak bölgesi, Basra ve Körfez, sonra Kuzey Afrika. Şu ana kadar 8 cilt yayınladık. Arap ülkelerindeki araştırmacılar, tarihçiler kendi tarihlerini yazarken kolay ulaşacakları kaynaklara başvuruyorlar. Osmanlı arşivlerindeki belgeleri araştırıp okuyup anlamak zahmetli bir iş. Herkes bunu yapamıyor. Birçok profesör bile bunları okuyamıyor. Tercümesi vesaire. Çok nadir kişiler bunları anlayabiliyor. Bu konunun uzmanı Prof. Dr. Fazıl Bayat’ı istihdam ettik, bir numaradır dünyada. Belgeyi alıyoruz, önce olduğu gibi Osmanlıcasını yazıyoruz. Ardından ikinci sütunda, Arapça tercümesini veriyoruz. Böylece çalışma yapacaklara hazır lokma. Bu kitaplardan onlarca, yüzlerce tezler, konular çıkar. Bu sürekli bir proje. Bunun dışında bölgesel devletler bazında çalışmalarımız oldu. ‘Osmanlı’da Yemen’, ‘Osmanlı’da Suriye’, ‘Osmanlı’da Sudan’, ‘Osmanlı’da Kuzey Afrika’ gibi kongre dizilerimiz de vardı. Bunlar esnasında yeni projeler ortaya çıktı. O bölge ve devletle ilgili arşiv belgelerini de toplayıp arşivden çıkarıp onları da yayınlama imkanı bulduk. Bunlar araştırmacıların vazgeçemeyeceği kaynaklar.

Türkiye için Osmanlı arşivleri için devrim niteliğinde bir proje: Osmanlıca OSR

Bu arşiv belgelerinin dijitale aktarılması konusunda da çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Kendi yayınlarımızı dijital ortama aktarıyoruz. Kütüphanemizde de yeri gelmişken bahsedeyim. Zengin bir koleksiyonumuz var. 100 bin civarında, 145 dilde kitabımız söz konusu. Türkiye’de konu ve dil bakımından en zengin kütüphane diyebilirim. Bir de sayısal kütüphane kurduk. Buraya da “Farabi Sayısal Kütüphanesi” dedik. Burada da bütün Osmanlıca salnameleri yayınladık. Takvim-i Vekayi’nin, dünyada hiçbir yerde tam koleksiyonu yoktur. Osmanlı’nın resmi gazetesinin mevcut bütün nüshalarını dünyadan topladık ve onları sayısal kütüphaneye yükledik. Osmanlı kroniklerini yüklüyoruz. Kendi çalışmalarımızı da arşiv belgelerini de yükledik. Kütüphaneden söz ederken, sayısal kütüphanemizin uzantısı olan önemli bir projemiz var; Osmanlıca OSR. 8 yıl önce başladık. Osmanlıca metinleri, önce matbuları başladık. Matbaanın Osmanlı’ya geldiği günden itibaren her 5 yılda bir, basılmış eserleri -karakterler farklılık arz ediyordu- aldık programa tanıttık. Optik karakter okuma sistemiyle bu metinleri uyguladığımız programla Word’e çeviriyoruz. Sonra üzerinde kelime araması yapabiliyoruz. Osmanlı metinlerde mesela indeks yoktur. Her şeye ulaşamazsınız. Bu sistemle kitabın içinde herhangi bir kelimeyi ararsanız, kolayca bulabilirsiniz. Bu sistem şimdi IRCICA kütüphanesinde uygulanıyor. Bunun ikinci merhalesi de yapay zeka ile bunların Latin harflerine çevrilmesi geliyor. Üçüncü merhalesi de yazma halindeki eserlerin ve el yazmalarının çevrilmesi ki bu da Türkiye için Osmanlı arşivleri için devrim niteliğinde bir proje.

“3 büyük cilt halinde İstanbul fotoğrafları basıldı”

IRCICA bünyesinde basılan albümler de söz konusu, bu çalışmaları detaylandırabilir misiniz?

Bir de arşivimizde 70 binin üzerine tarihi fotoğraf var. Özellikle Sultan 2. Abdülhamid döneminde çekilen 38 bin fotoğrafa ilaveten değişik koleksiyonlar kütüphanemize geldi. Fahrettin Paşa’nın Medine’den gelirken, kendi koleksiyonları vardı. Oğulları onu bize bağışladılar. Bu fotoğrafın yarıdan fazlasını dijital ortamda okuyucunun hizmetine sunduk. Bunlardan çok kıymetli albümler yayınladık. Başta “Tarihi Fotoğraflarla Kudüs” albümünü, ardından “Harameyn” albümünü yayınladık. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın himayelerinde Osmanlı dönemindeki fotoğraflarla Mekke ve Medine’nin fotoğraflarını yayınladık. Sonra Bursa, Manisa albümlerini yayınladık.

“IRCICA hat sanatında odak noktası oldu”

İslam sanatlarının devamının sağlanarak nesillere aktarılmasına dair projeleriniz de devam ediyor, özellikle hat sanatına dair IRCICA’da yürütülen çalışmalar nelerdir?

Hat, IRCICA kurulduktan sonra hayata geçen ana projelerinden biri. Uluslararası hat yarışmaları yaptık. 3 senede bir uluslararası yarışma yapıyoruz. 2021’de 12’ncisini başlatacağız. Birinci yarışmadan 10. yarışmaya kadar olan bütün eserlerin toplu kataloğunu yayınladık. Çok büyük bir kitap. O da yeni çıktı. Bütün dünyadan yarışmacılar katılıyor. IRCICA, hat sanatında odak noktası oldu. Hattatlar İslam dünyasında IRCICA ödülü alıp almadığını veya IRCICA yarışmasına katılmalarını öz geçmişlerine yazıyorlar. Bu yarışma bir referans oldu. Hat küllenmişken bugün Türkiye’de her tarafta hat çalışmaları var. Bizimki uluslararası nitelikte, bu ölçekte başka bir yarışma yok. Son yarışmalardan birine 650 hattat katıldı, 900 küsur levha ile. 200 bin doların üzerinde ödül dağıttık. Kazanan levhaların hepsine tezhip yaptırdık. 300’ün üzerinde tezhip yaptırdık ve sergiliyoruz. Son yıllarda bölgesel yarışmalar da yapmaya başladık. Uluslararası yarışmalara katılamayan hattatlar için Endonezya ve Singapur’da yarışmalar düzenledik. Batı Afrika’da yeni bir çalışma başlattık. Daha önce buraya gelip icazet alan bir hattat Nijerya’da bir kurs açtı. IRCICA Hat Merkezi adında bir yer açtık. Onlarca öğrenci oradan ders alıyor. Afrika’da da yayılıyor Osmanlı usulü hat. IRCICA’da devamlı kurslar yapıyorduk yabancılar için. Buradan icazet alıyorlar. Merkezde bazı hocalarımız ders veriyor, bugüne kadar 150’nin üzerinde hattat icazet aldı. Salgın döneminde de internet üzerinden devam etti. Bütün dünyadan hattatlar katıldı. Haftada 3 hattat ders veriyordu. Bu da hattın yayılmasına katkı sağladı. Bu yarışmaları başlattıktan sonra değişik ülkelerde ilgi gördü. Bu konuda yayınlarımız da var. Meşk kitapları yayınladık. Şevki Efendi ve Halim Efendi’nin meşkini yayınladık. Uğur Derman’ın hazırladığı hat kitabını Türkçe, Arapça, İngilizce yayınladık. Malay diline de çevrildi. Japoncaya da çevrildi. Son olarak yakında matbaadan 3 cilt halinde Muhittin Serin’in kitabını Arapçaya çevirdik. O da hasretle beklenen bir çalışma.

“İslam dünyasında bütün bilim insanlarının bir araya geldiği bir merkeziz”

İslam coğrafyasında kültür ve sanattaki birliğin sağlanmasında IRCICA’nın rolünden bahsedebilir miyiz?

Bizim yaptığımız faaliyetler İslam’ın, temel kaynaklarından öğrenilmesi, İslam kültürünün ve medeniyetinin ortaya çıkarılması mahiyetinde. Başka bir ifadeyle İslam’ın gerçek yüzünün tanıtılması. Çalışmalarımız buna matuf. Yapılan bütün çalışmalar, hem İslam’ın temel kaynaklarının incelenip ortaya çıkarılması hem de İslam tarihinin, medeniyetinin zenginliğini ortaya koyması bakımından önem arz ediyor. İslam ülkeleri arasındaki kültür, medeniyet, ideal ve ülkü birliğini ortaya koymuş oluyoruz. Bu da İslam ülkelerini birbirilerine yaklaştırıyor. İslam ülkelerinin buluşma noktası oluyor. İslam dünyasında bütün bilim insanlarının bir araya geldiği bir merkeziz. Bunu hepsi kendi merkezleri olarak görüyorlar. Bu da bizim İslam’ın temel kaynaklarını, İslam birliğini sağlayan unsurları ortaya koyma çalışmamızdan kaynaklanıyor.

“Savaş bölgelerindeki tarihi eserlerin rölövelerini çıkarıyoruz”

İslam coğrafyası haricindeki kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalar gerçekleştirdiniz mi?

Bizim uluslararası diğer kuruluşlarla yakın iş birliklerimiz var. UNESCO gibi kurumlarla yakın iş birliğimiz var. BM Medeniyetler İttifakı ile çalışmalarımız oldu. Ayrıca Avrupa Konseyi ile projelerimiz oldu. Malumunuz Cumhurbaşkanımızın, Başbakanlığı döneminde İspanya Başbakanı ile başlattıkları BM Medeniyetler İttifakı, BM şemsiyesi altında devam ediyor. 2 yılda bir zirve toplantıları yapılıyor. Bu zirve forumlarına katıldık ve faaliyetler yaptık. Tarih öğretimi, değişik toplumların birbirlerine yaklaşması, düşmanlıkların ortadan kaldırılması gibi projeler yaptık. Benzer bir projeyi de Tayland’da yaptık. Değişik kültürlerin birlikte yaşama geleneği. Myanmar’daki Müslümanlara yapılan zulme mani olmak için Budistlerin arasında Tayland’da böyle bir toplantı yaptık. Tayland Dışişleri Bakanlığı’yla yaptık. Budistleri de davet ettik. Myanmar’daki Müslümanlara yapılan baskının duyurulması ve durdurulmasını istedik. Benzer bir projeyi de değişik medeniyetler ve kültürler arasındaki projelerimize de yansıdı. Çin’le yaptık. Çin-İslam dünyası münasebetleri. Çin’de 2 kongre yaptık. İstanbul’da bir kongre yaptık. 4. kongreyi de Maskat’ta yaptık. Bunu yaparken Çin’deki Müslümanların durumunu ele aldık. Doğu Türkistan’a gittim. 2012’de orayı ziyaret ettim. Urumçi ve Kaşgar’ı. Ziyaretler oradaki Müslümanlara destek veriyor. Bir de Çinlilerle bu konularla görüşme ve tartışma fırsatı veriyor. Avrupa Konseyi ile “Tarih öğretiminde öteki imajı” çalışmasını yaptık. Biz İslam ülkeleri olarak Batı tarihini gençlerimize nasıl öğretiyoruz? Onlar bizim medeniyetimizi nasıl öğretiyorlar? Tarih öğretiminde öteki imajı. Avrupa Konseyi’yle Strazburg’da toplantılar yaptım. İstanbul’da da toplantı yaptık. Kitabını da yayınladık. Globalleşme ve Tarih Öğretiminde Öteki İmajı. Karşı tarafla ilgili kötü ifadelerin tahkir edici ifadelerin ders kitaplarından temizlenmesi gibi projeler üzerinde çalıştık. Bunu Suriye’de eğitim ve kültür bakanlarıyla konuştum. Suriye’deki ve Türkiye’deki ders kitaplarını çalışmaya başlamıştık. Son olaylar olunca Suriye projesi tamamlanamadı.

UNESCO’yla başka projelerimiz oldu. Kültürel mirasın korunmasında çalışmalarımız oldu. Irak’ta, Halep’te birkaç çalışma oldu. Savaş bölgelerindeki eserlerin muhafazası ve savaştan sonra bunların yeniden ihyası için çalışmalar başlattık. Bu bölgelerdeki tarihi eserlerin rölövelerini çıkarıyoruz. Savaş bitince bunların yeniden inşası daha kolay olacak. Bizim mevcut bir veri tabanımız var. Mimari mirasla alakalı veri tabanımız var. Buradaki dokümanlar kullanılarak savaş bitince eserler ihya edilecek. Mostar’da olduğu gibi. Mısır’da çalışmalar yaptık onların bakanlıklarıyla. Bazı bölgelerde Afganistan gibi yerlerde fanatik unsurların İslam adına yaptıkları tahribat. Mısır’da İslam’ın ilk devirlerinden beri piramitler var, Müslümanlar orayı idare ettiler. Hiçbirini yıkmadılar. Sonradan biri bunların yıkılması gerektiğini söylüyor. Bunun yanlış olduğunu gündeme getiren toplantılar da yaptık. İslam dünyasında önemli iki bölge daha var. Keşmir ve Karabağ. Buralar IRCICA’nın sürekli projesidir. Keşmir’le alakalı Pakistan’da önemli bir kongre yaptık. Karabağ’la ilgili de oradaki mirasın korunmasıyla ilgili kongreler yaptık.

İslamofobiyle mücadele

İslam dünyasının bugün mücadele ettiği önemli konulardan biri de İslamofobi. IRCICA’nın çalışmaları bu konuda ne gibi katkılar sağlayabilir?

Ben ona İslamofobi demiyorum, “İslam düşmanlığı” diyorum. Hatta bu konuda bir proje başlattık. Avrupa’da İslam algısıyla alakalı rapor hazırlattık. Sanki fobiymiş gibi algılanıyor, İslam karşıtlığı ve düşmanlığı diyorum. Rapor hazırlayarak yayınladık. İngilizce, Arapça ve Fransızca yayınladık. Müspet yönünden almaya çalışıyoruz. Çin’le yaptığımız bu çalışmalar da buna yönelik. Aynı şekilde Tayland’da yaptıklarımız da aynı. BM Medeniyetler İttifakı da buna matuftur.

IRCICA geleceğe dair nasıl bir İslam kültür ve medeniyeti perspektifi sunuyor?

IRCICA’nın ilk günlerinden beri şiar edindiği bir ayet var. Hucurat Suresi’nin 13. ayetinde ‘Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.’ diyor Allah. Onun için tabii olarak değişik İslam milletlerinin, değişik ırklardan oluşan unsurlarının kendi geleneklerinden gelen farklılıkları olabilir ama üst kimlik olarak İslam hepsini birleştiriyor. Bu şiarla çalışmalarımızı yürüttük.