Normalleşme sonrası Fas'ın Filistin konusundaki tutumu değişmeyecek mi?

RABAT (AA) – ABD Başkanı Donald Trump, dün Fas ve İsrail’in tam diplomatik ilişki kurulmasına yönelik anlaşmaya vardığını ve Batı Sahra’da Fas’ın hakimiyetini tanıdıklarına dair bir bildirge imzaladığını duyurmuştu.

Fas Kraliyet Divanı’ndan dün yapılan yazılı açıklamada, Fas Kralı Muhammed’in ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Fas’ın İsrail ile “en yakın zamanda resmi ve diplomatik ilişkiler kurmayı” planladığını söylediği ifade edilmişti.

Kral Muhammed’in Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la yaptığı telefon görüşmesinde de, Abbas’a ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin içeriğine ilişkin bilgi verdiği ve “Filistin meselesini meşguliyetlerinin ön sıralarına koyan Fas, Filistin halkının meşru haklarını savunmadaki rolünden asla vazgeçmeyecek.” ifadelerini kullandığı aktarılmıştı.

“Rabat yönetimi İsrail ile normalleşmesini bir denge ve pazarlık unsuru olmasını istemiyor”

Sidi Muhammed Bin Abdullah Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Nebil Zekavi, Fas ile İsrail’in anlaşması hakkında AA’ya değerlendirmelerde bulundu.

Zekavi, “Rabat yönetiminin İsrail ile normalleşmesini bir denge ve pazarlık unsuru olmasını istemediğini, Fas’ın Filistin konusundaki tutumunun sabit olduğunu” belirtti.

Kraliyet divanının bildirisinin siyasi gerçekçilik yaklaşımını benimsediğini, ancak aynı zamanda çıkarları ve ilkeleri de koordine etmeye çalıştığını ifade eden Zekavi, “Fas bildirisi, ilk olarak, Washington’ın Rabat ile ilişkisinin gelişmesi bağlamında, Fas dış politikasının ilk meselesi olmasıyla uyumlu olarak Sahra meselesine değindi.” ifadelerini kullandı.

“Daha sonra Filistin meselesinin bu politikadaki durumu ele alınırken, Fas’ın Filistin konusundaki ilkeli duruşunu vurguladı. Üçüncü sırada ise İsrail ile ilişkiler konusu ele alındı.” diyen Zekavi, “Fas’ın tutumu Sahra konusunda yeni ABD tutumu ile Fas’ın İsrail ile soğuk barıştan sıcak barışa geçişi arasındaki bağlantıyı doğruluyor.” şeklinde konuştu.

Rabat ve Tel Aviv arasındaki düşük düzeyli ilişkiler, 1993’te (Filistinliler ile İsrail arasında) imzalanan Oslo Anlaşması’nın ardından başlamış ancak 2. İntifada’nın başladığı 2002 yılında Fas bu ilişkileri durdurmuştu.

Buna karşın, İsrail medyasına göre, İsraillilerin turizm veya dini törenlere katılmak için Fas’ı düzenli olarak ziyaret ederken, son yıllarda Fas heyetleri de İsrail’e ziyaretlerde bulundular.

“Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılma zamanının yaklaşması sebebiyle, normalleşme adımı daha fazla ertelenmedi”

Bu gelişmenin, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki normalleşme anlaşmasının açıklanmasından bu yana masada olduğunu aktaran Zekavi, “İsrail’in Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşması yapmasının arkasındaki isim olan ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan ayrılma zamanının yaklaşması sebebiyle, normalleşme adımı daha fazla ertelenmedi.” dedi.

Zekavi, “Fas, Filistin davasını bir pazarlık konusu yapmadan İsrail ile normalleşmeye çalışıyor. Filistin davasındaki pozisyonunun sabit kalacağını belirtiyor, yani normalleşmenin bir son olmadığını varsayıyor. Böylece bunu talep eden tarafın kendisi olmadığını, anlaşmaya ihtiyacı olan tarafın İsrail olduğunu göstermeye çalışıyor.” değerlendirmesini yaptı.

Zekavi, Fas’ın İsrail ile normalleşme karşılığında, ABD’yi Batı Sahra’daki egemenliğini tanıması üzerine bir strateji izlediğini, bu stratejinin Fas ve İsrail arasında tam ilişkiler merhalesine ulaşacağını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump, dün Fas ve İsrail’in tam diplomatik ilişki kurulmasına yönelik anlaşmaya vardığını ve Batı Sahra’da Fas’ın hakimiyetini tanıdıklarına dair bir bildirge imzaladığını duyurmuştu.

Fas Kralı 6. Muhammed de İsrail’le ilişkilerin “en yakın zamanda” kurulacağını bildirmişti.

Fas, bu kararla birlikte, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Sudan’ın ardından İsrail’le son birkaç ay içinde diplomatik ilişki kuran dördüncü Arap ülkesi, Mağrib bölgesinde ise ilk ülke oldu.

Rabat ve Tel Aviv arasındaki düşük düzeyli ilişkiler, 1993’te (Filistinliler ile İsrail arasında) imzalanan Oslo Anlaşması’nın ardından başlamış ancak 2. İntifada’nın başladığı 2002 yılında Fas bu ilişkileri durdurmuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

KUDÜS (AA) – Kudüs’ün kuzeybatısındaki 1 numaralı otoyolun hemen üzerinde yer alan ve Filistin’in diğer pek çok bölgesinde olduğu gibi Siyonist harekete bağlı Yahudi örgütler tarafından halkı göçe zorlanan yüzlerce Filistin köyünden biri durumundaki Lifta kasabası bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Büyüleyici bir doğaya sahip Lifta kasabasının sakinleri, 1948’de komşu köyleri Deyr Yasin’de Yahudi örgütü “Irgun” tarafından işlenen korkunç katliamın ardından kasabalarını terk etmek zorunda kalmış.

Liftalı Filistinliler kasabalarını terk etmekle de Yahudi terör örgütlerinin şiddetinden kurtulamamış. 1947 ve 1948’de iki ayrı saldırıya maruz kalan kasaba halkından pek çoğu bu saldırılarda hayatını kaybetmiş.

Tel Aviv ile Kudüs’ü birbirine bağlayan 1 numaralı otoyolun hemen üzerinde yer alan, bağ ve bahçeleri, tarihi evleri ve yapılarıyla harika bir güzelliğe sahip Lifta kasabası hala ayakta duruyor.

İsrail yönetimi, yüzlerce villa, otel, alışveriş merkezi, müze, okul ve kreşler açarak Nekbe’nin izlerini taşıyan ve yüzlerce yıllık tarihiyle ayakta kalmayı başaran bu butik kasabanın Müslüman-Arap kimliğini yok etmeyi hedefliyor.

AA ekibi, zorunlu göçe tabi tutularak Lifta kasabasındaki evlerinden çıkarılan 81 yaşındaki Yakup Avde (Ebu Nasır) ile kasabanın durumu ve İsrail’in söz konusu projesini konuştu.

Ebu Nasır, 1948 yılında henüz 8 yaşındayken ailesi ve köy halkıyla birlikte 3 bin kişinin yaşadığı yaklaşık 600 hanelik kasabadan Doğu Kudüs, Ramallah ve Beytüllahim kentlerine göç etmiş.

Lifta Kasabası Kültürel Miras Koruma Heyeti Başkanı Ebu Nasır, 1967’deki Arap-İsrail savaşından sonra ancak ilk defa gelebildiği kasabasındaki Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs fethindeki komutanlarından Seyfeddin el-Hakkari’nin makamı üzerine yapılan caminin merdivenlerine oturarak, şöyle konuştu:

“Biz krallar gibi yaşıyorduk, köyümüzde her şeyimiz vardı. Topraklarımızla, hayvanlarımızla, hayatımız basit ve güzeldi. Sonra biz de dünyadaki herhangi bir mülteci gibi mülteci konumuna düştük, ama vatanımızı terk etmedik.”

“Katliamlara ve Nekbe’ye tanıklık eden bu anıtları kaldırmak istiyorlar”

Göç meselesinin, 1947’de kasabanın kahvesi ile 20 evin Siyonist örgütlerce havaya uçurulması ve muhtar Mahmut Siyam’ın evinin ateşe verilmesiyle başladığını anlatan Ebu Nasır, “Bu evlerin büyük kısmı daha sonra havaya uçuruldu. Eski Lifta evlerinin sadece dörtte biri veya daha azı kaldı, yani yaklaşık olarak tamamı veya neredeyse yarısı ayakta kalabilen 70 ev var. Şimdi katliamlara ve Nekbe’ye tanıklık eden bu anıtları kaldırmak istiyorlar.” dedi.

Lifta’da yapılması planlanan tüm projelere karşı olduklarının altını çizen Ebu Nasır, “Lifta’nın kimliğini ve tarihini yok eden, tahrif eden her türlü plana karşıyız. Bizim desteklediğimiz tek bir plan var o da bu binaların yıkılmaması için güçlendirilmesini amaçlayan projeler.” diye konuştu.

Ebu Nasır, kazı ve inşa sürecinin toprağı harekete geçireceğini, yerin üstündeki ve altındaki arkeolojik yapıyı tehdit edeceğini, bunun da atalarından kalma evlerinin yıkımına yol açacağını vurgulayarak, “Lifta bir taş değil, bir mirastır, tarihtir, burada yaşayan insanların hafızası ve hatıralarıdır. Bu insanlar da buranın tek hak sahipleridir.” ifadelerini kullandı.

“Ben dönmesem de çocuklarım dönecek”

Bir gün kasabasına dönmeyi ve çocukluğunun geçtiği evi yeniden inşa etmeyi hayal eden Ebu Nasır, şunları söyledi:

“Bu öylesine boş bir hayal değildir. Bu hayattır, hafızadır, varlığımızdır. Ben hayal ediyorum ve bir gün döneceğim. Ben dönmesem de çocuklarım dönecektir. ‘Büyükler ölür, küçükler unutur’ sözünü söyleyenler yanlış söylemiştir. Benim babam ölmedi, çünkü mesajını bana miras bıraktı. Evlerimize ve köyümüze dönene kadar da asla unutmayacağız, affetmeyeceğiz.”

“Save Lifta (Lifta’ya Sahip Çık)” Platformu

Öte yandan aralarında yabancıların da bulunduğu Arap ve Yahudilerden oluşan Save Lifta Platformu’nun İsrailli üyesi, aktivist Ilan Shtayer, “Yayınlanan planlamaya göre, 259 lüks ev, bir otel ve alışveriş merkezinin yer aldığı bir mahalle inşa edilmesi hedefleniyor. Bu projeyle bölge yok edilecek ve halka kapatılacak, bölgeden (Lifta) geriye kalanlara, insanların anılarına ve buradaki tarihi dokuya zarar verilecek.” dedi.

AA ekibini evinde konuk eden Shtayer, anne ve babasının Holokost’tan sonra Avrupa’dan tarihi Filistin topraklarına geldiğini ve kendisinin de mülteci çocuğu olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“Maalesef 1948’deki trajedi ve Nekbe zamanında burada yaşananlar nedeniyle Yahudiler ve Araplar arasındaki ilişki olması gerektiği gibi düzgün olmadı. Özellikle Yahudiler, çoğunlukta oldukları ve ülkede gücü elinde bulundurdukları için, 1948’de her iki toplumun yaşadıklarından dolayı kendilerini ve ebeveynlerini sorgulamadılar.”

Shtayer, Lifta’nın tarihi Filistin’den geriye kalan son kasaba olduğuna işaret ederek, “Lifta bizim için belki de son şans. Lifta, Yahudiler ve Araplar için 1948’de neler yaşandığının bir kanıtı. Ve belki de her iki topluma da neler olduğunu hatırlatacak, yaşananları düzeltmeyi denemek ve yeni bir geleceğe adım atmak için neler yapılması gerektiğini konuşabileceğimiz bir yer olabilir.” dedi.

Lifta’nın korunması için attıkları küçük adımların, geleceğin geçmişten farklı olması adına bir kapı aralamasını umduğunu söyleyen Shtayer, “Lifta bu kasabada yaşayanların çocuklarına, torunlarına aktarabileceği bir miras olabilir. İsrail kamuoyunun büyük kısmı buna hazır olmasa da bu şansı burada yaşamış olanlara tanımalıyız.” diye konuştu.

Yahudiler, kasabadaki gölde yüzerek arındıklarına inanıyor

Zamana direnen yapısı, kasabanın merkezindeki göl ve tüm güzelliğiyle ayakta duran, harabeden çok muhteşem doğal güzelliğiyle dikkati çeken Lifta’nın eski sokaklarında bugün gerçek sahipleri yerine Yahudi yerleşimciler dolaşıyor. Su kaynağını kutsal sayan dindar Yahudiler, yaz-kış demeden burada yüzerek günahlarından arındıklarına inanıyor.

Kudüs’ü fetheden Selahaddin Eyyubi’nin ordusunda yer alan komutanlardan biri tarafından yaptırılan “Lifta” veya diğer adıyla “Seyfeddin Camisi”, 1929’da inşa edilen okul binası, tarihi mezarlık ve eski mimari yapının örneklerini taşıyan tarihi evler, kasabanın dikkati çeken diğer özelliklerinden.

Yaklaşık 13 bin dönüm alan üzerine kurulu, binlerce yıllık geçmişe sahip Lifta kasabası, İngiliz Komutan Edmund Allenby’in emriyle 1917’de topların hedefi olmuş. Kasaba, 2011’de İsrail Toprak İdaresi tarafından müzayede ile konut projesi ve ticaret merkezlerinin kurulması amacıyla satışa sunulmuş ancak İsrailli ve Filistinli aktivistler tarafından yapılan itirazlar üzerine bu karar geçici olarak durdurulmuş.

İsrail Toprak Otoritesi, söz konusu villa, alışveriş merkezi ve otel projesi kapsamında 4 Temmuz’da Lifta arazilerinin satışı için bir müzayedeye çıkılacağını duyurmuş ancak daha sonra bu müzayedenin eylül ayına ertelendiğini açıklamıştı.

KUDÜS (AA) – Merkezi ABD’nin Vermont eyaletine bağlı South Burlington kentinde bulunan Ben&Jerry’s dondurma şirketi, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Şirket, “değerlerine aykırı olduğu” gerekçesiyle işgal altındaki Filistin topraklarında dondurma satışını sona erdireceğini belirtti.

Ortakların kendileriyle paylaştığı endişelerin farkında olunduğu vurgulanan açıklamada, Ben&Jerry’s dondurmasını İsrail’de üreten ve bölgede dağıtımını yapan lisans sahibi temsilcilerle uzun vadeli ortaklıkların varlığından söz edildi.

Açıklamada, bu durumun değiştirilmesi için çalışıldığı, gelecek yılın sonunda süresi dolan lisans sözleşmelerinin yenilemeyeceğinin kendilerine iletildiği aktarıldı.

Ürünlerin artık Yahudi yerleşim birimlerinde satılmayacağı belirtilen açıklamada ancak farklı bir düzenlemeyle İsrail’de kalınacağı, hazır olur olmaz konuyla ilgili beyanda bulunulacağı kaydedildi.

Birçok Batılı ülke ve şirket, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Yahudi yerleşim birimleriyle ilgili şirketleri ya da Filistin topraklarında inşa edilen bu yerleşim birimlerine ait ürünleri boykot ediyor.

Tel Aviv’den karara tepki

İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Ben & Jerry’s şirketinin söz konusu kararına ilişkin Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Dondurma çok ancak bir tane devletimiz var.” ifadesini kullandı.

Bennett, şirketin kendisini “İsrail karşıtı dondurmalar” olarak markalamaya karar verdiğini, bunun ahlaki açıdan yanlış bir karar olduğunu savundu.

İsrail Başbakanı, boykotun başarılı olmayacağını iddia etti.

Yasa dışı yerleşim birimleri

İşgal altındaki Doğu Kudüs’te 13, Batı Şeria’da 250’den fazla yasa dışı Yahudi yerleşim birimi bulunuyor.

Bu yerlerde ikamet eden 650 binden fazla Yahudi yerleşimci, işgal altında yaşayan Filistinliler için hayatı daha da zor hale getiriyor.

Uluslararası hukuka göre, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan tüm Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı kabul ediliyor.