ODTÜ URAP, Türk üniversitelerinin karnelerini açıkladı

ANKARA(AA) – Türkiye’deki 166 üniversitenin akademik performansının sıralandığı ODTÜ University Ranking by Academic Performance Laboratuvarı’nın (URAP) açıkladığı listede Hacettepe ülkenin en iyi üniversitesi olurken ODTÜ ikinci, İTÜ ise üçüncülüğü elde etti.

Bu yıl üniversitelerin akademik performansını özetleyen URAP 2020-2021 Türkiye sıralamasında, Clarivate Analytics/InCites ile YÖK’ün yayımladığı veriler kullanıldı.

URAP 2020-2021 Türkiye sıralama tablolarına, http://tr.urapcenter.org adresinden ulaşılabilecek.

Tablolarda yükseköğretimdeki farklılıklar göz önüne alınarak devlet-vakıf; tıp fakültesi olan-olmayan; 2000 yılı öncesi-sonrası kurulan üniversiteler kendi grupları içinde ayrıca sıralandı. Bu yıl URAP 2020-2021 Türkiye sıralamasında 166 üniversite yer aldı.

Üniversitelerin 110’u devlet, 56’sı vakıf üniversitesi oldu. Sıralamada yer alan 166 üniversitede görev yapan öğretim üyesi sayısı 82 bin 305, öğrenim gören öğrenci sayısı ise 2 milyon 294 bin 108 oldu. Sıralamada yer alan üniversiteler tarafından etki değeri yüksek dergilerde (Q1, Q2, Q3) yayımlanan toplam makale sayısı 31 bin 271 olarak kayıtlara girdi.

Bu makalelerin yüzde 84’ü devlet üniversitelerince yayımlandı. Sıralamada yer alan üniversitelerin son 5 yılda aldığı toplam 1 milyon 290 bin 687 atfın yüzde 85’i devlet üniversitelerine ait oldu. Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı, devlet üniversitelerinde ortalama 26,71 iken vakıf üniversitelerinde 32,30 olarak belirlendi.

2020-2021 URAP Türkiye sıralamasında Hacettepe Üniversitesi ilk sırada yer aldı; onu ODTÜ, İTÜ, İstanbul, Koç, Gazi, Ankara, Gebze Teknik, Bilkent ve Ege üniversiteleri izledi.

Bu üniversiteleri sırasıyla Boğaziçi, Yıldız Teknik, Atatürk, Marmara, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Dokuz Eylül, Erciyes, Selçuk ve Karadeniz Teknik Üniversiteleri takip etti.

Türkiye sıralamasında, ilk 20 üniversitenin durumu incelendiğinde, Gazi Üniversitesi, son yıllarda gösterdiği performansla 6’ncı sıraya yükseldi. Gebze Teknik Üniversitesi de son dönemde ilerleme göstererek 8’inci sıraya çıktı.

“Etki değeri en düşük yüzde 25’lik dilimdeki makaleler değerlendirme dışı bırakıldı”

URAP Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut, yaptığı açıklamada, bazı laboratuvarların, URAP sıralamalarında da 1000’den fazla yazarlı makalelerin değerlendirme dışında bırakıldığını ifade etti.

Üniversitelerin sıralamalarda yükselememesinin nedenlerinden birinin, etki değeri düşük dergilerde yapılan yayınlar olduğuna işaret eden Akbulut, bu nedenle URAP sıralamalarında Q4 grubundaki (etki değeri en düşük yüzde 25’lik dilimdeki) makalelerin değerlendirme dışı bırakıldığını belirtti.

Akbulut, “Üniversitelerimizin Türkiye sıralamalarında üst sıralara yükselmek için gösterdiği çabalar, dünya sıralamalarında da yükselmelerine yardımcı olacak. Henüz dünya sıralamalarında yer alamayan üniversitelerimizin, Türkiye sıralamalarını inceleyerek dünya sıralamalarına giren üniversitelerimizin makale ve atıf puanlarıyla kendi puanlarını karşılaştırmaları yararlı olacaktır. Bu tür karşılaştırmalar sonucunda makale ve atıf sayılarını hangi düzeye çıkarmaları gerektiğini görebileceklerdir.” değerlendirmesinde bulundu.

Türk üniversitelerinin çoğunun, son yıllarda sadece URAP dünya sıralamasında değil tüm dünya sıralamalarında geriye düştüğünü kaydeden Akbulut, “Bu düşüşün temel nedenlerinden biri etki değeri en yüksek dergilerdeki makale sayılarının yeterince hızlı şekilde artırılamayışıdır. Etki değeri çok düşük dergilerde makale yazan akademisyenlerin, bu tür dergilere makale göndermemesi kendi üniversitelerinin sıralamalarda gerilemesini durduracak. Atıf alamayan makaleler azaldıkça ilgili üniversitenin makale başına düşen atıf sayısı artacağı için makale başına düşen atıf sayısını artıran üniversitelerin sıralamalarda ilerleme şansı artacak.” ifadelerini kullandı.

Türk üniversitelerinin Q1 grubundaki dergilerdeki makale sayısının, dünya ortalamasının çok altında olduğunu dile getiren Akbulut, çok sayıda üniversitedeki yöneticinin, üniversitelerinin dünya ve Türkiye sıralamalarında yükselmesini sağlamak için çaba harcadığına dikkati çekti.

Ülke politikaları sayesinde son yıllarda Çin ve Avustralya üniversitelerinin dünya sıralamalarında hızla yükseldiğini vurgulayan Akbulut, Çin’deki kadar Ar-Ge’ye destek vermeyen ABD, İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa başta olmak üzere çok sayıda ülkenin üniversitelerinin dünya sıralamalarında gerilere düştüğünü aktardı.

Akbulut, “Üniversitelerimizin sıralamalarda yükselebilmesi için dünya ortalamasının çok üstünde bir hızla yayınlarının sayı ve kalitesini artırmak için çaba sarf etmesi gerekmektedir.” değerlendirmesini yaptı.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – DEKOSİM Ulusal Deniz Araştırmaları Altyapı Merkezi Projesi ve TÜBİTAK BİDEB Öncü Araştırmacılar Programı tarafından da desteklenen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü koordinasyonunda, 2017’den bu yana yürüttüğü Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) Projesi kapsamında, Marmara Denizi’ndeki çalışmalar devam ediyor.

Marmara Denizi’nde eylül ayı itibarıyla yeni seferine çıkan Bilim-2 Gemisi’nde araştırmalar yürüten ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde görevli bilim insanları, İstanbul ve Çanakkale Boğazları dahil 110 ayrı istasyondan CTD cihazı aracılığıyla alınan numuneleri, geminin laboratuvarında analiz ediyor.

Analizler sonucunda da Marmara Denizi’ndeki kirlilik, tuzluluk, sıcaklık, klorofil, fitoplantkon, zooplankton, oksijen ve ışık miktarı ile bulanıklığın nedenlerine ilişkin bilgiler bir veri havuzunda toplanıyor.

Eylül ayında gerçekleştirilen sefer sırasında yapılan araştırma ve analizler, Marmara Denizi’nin son durumunu gözler önüne seriyor.

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Yücel, yaptıkları araştırmaları ve elde ettikleri bulguları AA muhabirine anlattı.

Doç. Dr. Yücel, özellikle haziran ve temmuz aylarında müsilaja odaklandıkları seferlerinin olduğunu hatırlatarak, temmuz ortalarında bu seferi noktaladıktan sonra eylül ortasında Marmara’ya geri döndüklerini aktardı.

Özellikle müsilaj sorunundaki son durum, onun ötesinde Marmara’yı son yıllarda sarmalamış olan fazla azot ve fosfor yükleri ile oksijen azlığı sorunundaki son durumun ne olduğu konusunu araştırmak için çalışmalara başladıklarını belirten Doç. Dr. Yücel, araştırma seferine Karadeniz’den başladıklarını bir hafta önce Boğaz’ı geçerek Marmara’ya geldiklerini anlattı.

Doç. Dr. Yücel, son duruma ilişkin şu bilgileri verdi:

“Marmara’da müsilaja neden olan fazla azot ve fosfor yüklerinin varlığının denizin içinde birikmiş olması sorunu hala devam ediyor. Bunun dolaylı bir sonucu olarak fazla biyolojik üretkenlik ve son yıllarda bunun bir sonucu olan oksijen azlığı durumu da giderek kötüleşerek devam ediyor. Genellikle deniz ekosistemlerinde yaz ve yaz sonuna doğru oksijen azlığı durumu iyice akutlaşır, artar. Marmara’da şu an maalesef bunu görmekteyiz. Son yıllarda yaz aylarında gözlemlediğimiz oksijen değerleri ile benzer ya da daha aşağıda oksijen değerlerine sahip Marmara. Müsilaj bunu daha iyiye götürmemiş durumda.”

“Ölçümlerimizde müsilaja dair bir bulanıklık verisine ulaşmadık”

Çalışmalarının bu bölümüne kadar İstanbul’un güneyi ile İzmit Körfezi gibi alanlara yoğunlaştıklarını belirten Doç. Dr. Yücel, “Bu alanlarda müsilaj neredeyse kalmamış durumda. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Denizin içinde 15-20 metre derinlikte müsilajı oluşturan organizmalar çok aktifti haziran başında. Haziran sonuna doğru aktivitelerini biraz durdurduğunu belirtmiştik. Özellikle temmuz ve ağustos boyunca aktivitelerini iyice durdurduğu anlaşılıyor. Çünkü şu an itibarıyla ölçümlerimizde müsilaja dair bir bulanıklık verisine ulaşmadık. Aldığımız örneklerde de gözle görülür derecede bir müsilaj varlığına açıkçası rastlamadık. Bu haziran başındaki durumla epey bir karşıtlık içeriyor. Müsilajın önemli bir bölümünün ya Marmara’dan Ege’ye doğru taşınmış olduğu görülüyor ya da bakteri tarafından bozulmuş olduğu anlaşılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Müsilajı yüzeyde, 15-20 metrede göremiyoruz. Acaba derinlere mi indi?” diye de araştırdıklarını ifade eden Doç. Dr. Yücel, “Şu ana kadar aldığımız, özellikle yüzey sedimanı örneklerinde de müsilajın depoze olduğunu gözlemlemedik, böyle bir veriye ulaşmadık. Önemli bir bölümü muhtemelen ya bakteri tarafından bozulmuş durumda ya da yüzeydeki Karadeniz’den Marmara kanalı ile Ege ve Akdeniz’e akan akıntı kanalıyla taşınmış durumda.” dedi.

“Balığın girebileceği kadar oksijen yok”

Doç. Dr. Mustafa Yücel, Marmara Denizi’ndeki müsilajın varlığının azalmasının yanı sıra çok daha önemli olan bir soruna işaret ederek, şunları söyledi:

“Müsilaj artık gözle görülebilir derecede değil Marmara’da ancak bu sorunun bir yere gittiği anlamına gelmiyor çok ciddi bir oksijen azlığı problemi var. Özellikle bulunduğumuz ay içinde oksijen azlığı iyice artmış durumda. Şöyle bir örnek verelim; daha önceki araştırmalarımızda yüzeydeki 25-30 metreden sonra balığın gireceği kadar oksijen kalmadığını hep aktarıyorduk. Bahar ve kış ayları için bir gözlem bu. Ama yaz sonu itibarıyla biraz da mevsimsel döngünün de etkisiyle bunun iyice arttığını görüyoruz. 20 metreden sonra oksijen o kadar azalıyor ki bir balığın girebileceği kadar oksijen yok. Kış aylarıyla beraber suyun soğumasıyla bir artış bekliyoruz ama mevsimsel döngüsü itibarıyla bu aylarda yüzey sularındaki oksijen baskısı iyice artmaya başlıyor. Şu an son durum bu şekilde.”

Bilim-2 Gemisi’nin yaklaşık 10 gün daha Marmara Denizi’nde araştırmalara devam edeceğini daha sonra Çanakkale Boğazı ile Ege’de araştırmalarını sürdüreceklerini aktaran Doç. Dr. Yücel, çok değişik teknoloji ve aletler kullandıklarını, birçok örnek aldıklarını, müsilajı takip etmeye daha da önemlisi Marmara’yı bu duruma getiren koşulları araştırmaya ve incelemeye, bunları tahmin edebilecek öngörü modellerini geliştirmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.

İZMİR (AA) – Tüpraş, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ARI Teknokent ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Teknokent’te bulunan Veri Analitiği Merkezleri ile veriden değer yaratmaya yönelik yatırımlarını pekiştirerek rafineri operasyonlarını destekliyor.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Tüpraş, dijital dönüşüm yolculuğu kapsamında gerçekleştirdiği yenilikçi ve öncü çalışmalarına devam ederken mevcut projelerini geliştirmeyi de sürdürüyor.

Veriden değer yaratmaya yönelik yatırımlarını güçlendiren şirket, İTÜ, ODTÜ, İTÜ ARI Teknokent ve ODTÜ Teknokent ile gerçekleştirdiği iş birlikleri sayesinde çalışmalarını dış kaynaklarla entegre bir hale ve sürdürülebilir bir boyuta taşıyor.

Tüpraş, her iki teknokentte yer alan Veri Analitiği Merkezleri’nde görevli dijital veriyi anlamlandırıp yorumlayan ‘Veri Bilimciler’ ile verinin etkin kullanımına olanak sağlıyor. Büyük veri altyapısının ve veri analitiği projelerinin yönetildiği Veri Analitiği Merkezleri’nde, veriden değer yaratma kültürünün ve becerisinin olgunlaştırılması ve kalıcı hale getirilmesi amaçlanıyor.

Uzman veri bilimciler, “Analitik Tüpraş” programı kapsamında her departmanda “Sivil Veri Bilimci” tabir edilen öncü iş uygulama ekipleri yetiştirmeye destek vererek veriyi demokratikleştirmede de önemli bir rol oynuyorlar. Aynı zamanda, Tüpraş'ın rafineri sahalarındaki çalışmaların desteklenmesi ve planlanması, üretim ve proses güvenliği konularında olası risklerin en aza indirilmesi öncelikleri de başarıyla yürütülüyor.

Tüpraş’ın rafinerilerinde, her gün 150 bin sensörden yaklaşık 650 milyon satır veri işleniyor ve şirketin büyük veri altyapısında işlenerek sürdürülebilir katma değere dönüşüyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Tüpraş Genel Müdür Yardımcısı Doğan Korkmaz, veri analitiği çalışmaları kapsamında rafineri çalışanlarının ihtiyaçlarını ve problemlerini anlamak amacıyla uzun saha görüşmeleri gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Yetkin kaynaklara erişimle üniversite ve start-up’lara yakın olabilmek amacıyla ODTÜ ve İTÜ'de kurdukları veri analitiği merkezlerinde görevli doktora veya yüksek lisans öğrencilerinden oluşan veri bilimci ekiplerinin birçok önemli projeyi hayata geçirdiğini ifade eden Korkmaz, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İTÜ ve ODTÜ ile enerji sektöründeki çalışmalarımızı, dünyanın önde gelen şirketlerinin gündeminde önemli yer tutan ve tüm sektörleri derinden etkileyen dijital dönüşüm alanına taşıyarak iş birliğimizi daha da güçlendirdik. Bu kapsamda, iş yaşamını değiştirecek dijital dönüşüm uygulamalarından üretim süreçlerimizi etkileyen Endüstri 4.0 yaklaşımına kadar, geniş bir yelpazede teknoloji projeleri yürütüyoruz. Veri analitiği merkezlerimizde faaliyet alanlarımıza yönelik, ilgili öğretim üyeleri ile üniversite- sanayi iş birliğiyle ortak çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Ayrıca, İTÜ ve ODTÜ’de ilgili bölümlerle teknokent ekosisteminde ortak projeler yürütmeyi, eğitim programları ve etkinlikler düzenlemeyi hedefliyoruz. Girişimcilere yönelik start-up programları geliştirmek veya mevcut programlara dahil olmak, araştırma faaliyetlerimizi destekleyecek nitelikli insan kaynağına erişim desteği almak ve sektörel Teknokent Kuluçka Merkezi ve benzeri yapılar oluşturmaya yönelik iş birlikleri oluşturmak da planlarımız arasında yer alıyor.”