Ordu'da 11 öğrenci gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı

ORDU (AA) – Ordu'nun Ünye ilçesinde 11 öğrenci, gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.

Pelitliyatak İmam Hatip Ortaokulu'nda öğrenim gören öğrenciler, evden getirilen bir pastayı yedi. Pastayı yedikten sonra kusma ve baş ağrısı gibi şikayetleri olan öğrenciler, durumu öğretmenlerine bildirdi.

Rahatsızlanan 11 öğrenci, ambulanslarla Ünye Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı.

Öğrencilerin genel sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

Ordu’da İngilizce öğretmeni Muhammet Aydın, hazırladığı projeleri ve başarılı çalışmaları sayesinde, örnek çalışmaların görünür kılınması amacıyla düzenlenen “Global Teacher Prize” yarışmasında, 121 ülkeden başvuru yapan 8 bin 200 öğretmen arasında ilk 50’ye girerek finale kaldı.

Ünye Mehmet Necati Vidinli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde görev yapan 38 yaşındaki Aydın, Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden 2005 yılında mezun oldu.

Sakarya, Ankara, Mardin ve Tokat’ta görev yapan Aydın, yaklaşık 6 yıldır da memleketi Ordu’nun Ünye ilçesinde mesleğini sürdürüyor.

Çoğunluğu sosyal farkındalık alanlarında olmak üzere ulusal ve uluslararası 52 projeye imza atan Aydın, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Anne Çocuk Eğitimi Vakfı gibi çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında da yer aldı.

Aydın’ın, meslek liselerine yönelik ön yargıların kırılması ve yabancı dil öğrenmeye teşvik amacıyla hayata geçirdiği “İngilizce Sokakta” adlı projesi ise yurt içi ve yurt dışında çeşitli ödüllere layık görüldü.

Kendisini, “21. yüzyıl öğretmeni” olarak nitelendiren Aydın, çocukların ilgi ve ihtiyaçlarına yanıt verebilmek adına özellikle dijital alanda birçok eğitime katıldı.

Aydın, ayrıca yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde farklı illerden 1500 eğitimciye çevrim içi “Erasmus Plus” ve “e-Twinning” gibi konularda eğitim verdi.

İngiltere’de bulunan Varkey Vakfı tarafından organize edilen “2021 Global Teacher Prize” yarışmasına başvuran Aydın, 121 ülkeden 8 bin 200 meslektaşının arasında dünyanın en iyi 50 öğretmeni arasına girmeyi başardı.

Aydın, başarısını öğrencilerine ithaf etti

Muhammet Aydın, AA muhabirine, 16 yıldır mesleğini en iyi şekilde sürdürmeye çalıştığını söyledi.

“16 yıldır mesleğinin hakkını vermeye çalışan gönüllü bir öğretmenim.” diyen Aydın, ” Öğretmenim, derken kendimi hep eksik hissediyorum. Çünkü öğretmenlik gerçekten yürekten yapılan, gönüllü yapılması gereken bir meslek. Ve heybem dolu. 52 proje yaptım ama bu projelerin her biri kendi çapında etki sahanlığı çok geniş projeler. Yüreklere, hayatlara dokunan projeler.” şeklinde konuştu.

Aydın, kitap okumaya yönelik farkındalık yaratan projelerin yanı sıra annelere yönelik anne-çocuk eğitimleri de gerçekleştirdiğini aktardı.

Geçmişte korunmaya muhtaç çocukların hayat kalitesini arttırıcı, onları destekleyici projelere de imza attığını dile getiren Aydın, bu çocuklara yönelik duyarlılık ve farkındalık oluşturmak adına Türkiye’nin 7 bölgesindeki üniversitelerin gençlik kulüplerine rehberlik ettiği çalışmanın da sürdüğünü belirtti.

Yarışmada dünyada en iyi 50 öğretmenden biri seçildiğini, yeni incelemeler sonrasında ise ilk 10’a girecek öğretmenlerin açıklanacağını ifade eden Aydın, daha önce Türkiye’den 4 öğretmenin ilk 50’ye girdiğini kaydetti.

Aydın, Samsun’da harikalar yaratarak dünyanın en iyi ilk 10’una giren öğretmen Nurten Akkuş’tan aldığı ilhamla organizasyona başvuruda bulunduğunu, bu başarısını öğrencilerine ithaf ettiğini anlattı.

“Bugün dünyanın en iyi 50 öğretmeninden birisi olarak ilan edilmişsem, bu tamamen meslek lisesi öğrencilerinin benim yanımda oluşundan, ne yaparsam yapayım hem bana hem emeğe olan sadakatlerinden kaynaklanan bir durumdur. Yani benden çok onların emekleri ve bunu onlara ithaf etmek istiyorum.” ifadelerini kullanan Aydın, meslek lisesindeki görevine 6 yıl önce başladığını belirtti.

Aydın, “Sınıfa ilk girdiğim anı hiç unutamadım. Öğrencilerle göz göze geldiğim anda bana anlatılandan ziyade daha farklı bir öğrenci grubuyla karşılaştım. O çocukların parlayan gözlerinde samimiyet fark ettim. 6 yıldır o samimiyetin peşinden koşuyorum. Çok şükür o samimiyet, bugün beni dünyanın en iyi öğretmenlerinden birisi olarak temsil ediyor.” diye konuştu.

“Benim hayat amacım öğretmenlikti”

Aydın, meslektaşlarına, başarıya ulaşmak için pes etmemeleri ve kendilerine inanmaya devam etmelerini tavsiye etti.

Hayattaki amacına değinen Aydın, şunları kaydetti:

“Benim hayat amacım öğretmenlikti. Bunu çok erken yaşlarda fark ettim ve öğretmen olmak için çok bedeller ödedim. Öğretmenlikte kalmak, sadece öğretmen olarak hayatımı devam ettirmek istiyorum. Ömrümün sonuna kadar da hedefim bu. Bu yüzden öğretmenlerimizin, ‘Gerçekten benim hayat amacım öğretmenlik mi?’ sorusuna verdikleri cevap çok mühim. Eğer tam bir adanmışlıkla mesleklerini yerine getirirlerse önlerine çıkan bütün engelleri de aşabilirler.”

Aydın, “Bir öğrencinin sevgisi, öğretmeni Kaf dağının, hayallerinin ötesine kadar taşıyabilir, beni taşıdığı gibi. Bulundukları okul, bulundukları koşullar ne olursa olsun, onlar elindeki imkanların en iyisini değerlendirmek zorundalar.” dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuray Erkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, balık av sezonunun 1 Eylül’de başladığını ancak tezgahlarda beklenenden az balık görüldüğünü dile getirerek, küresel ısınma, aşırı ya da kayıt dışı avcılık, yasak boyuna uyulmadan yapılan balıkçılık nedeniyle avlanan balık miktarının önemli miktarda azaldığını, buna bağlı olarak da kişi başına düşen yıllık balık tüketiminin de düştüğünü anlattı.

Balık ve deniz ürünleri tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerinin yeterince anlaşılmadığını belirten Erkan, şöyle devam etti:

“Hiçbir gıda maddesi yoktur ki ihtiyacımız olan protein, yağ, vitamin ve mineral ihtiyacımızı karşılayabilsin. Balık, diğer hayvansal ve bitkisel gıdalarla karşılaştırıldığında besin içeriği olarak çok değerli bir gıda maddesidir. Metabolizmamız bazı bileşenleri üretememekte, mutlaka gıda yoluyla dışardan almak zorundadır. Aminoasit, yağ asidi, vitamin ve mineraller bakımından deniz mahsulleri, diğer gıda maddelerine göre daha zengin olduğu için daha değerlidir. Bir öğünde bir porsiyon balık tüketimiyle ihtiyacımız olan bu bileşenleri karşılamak mümkün olabilmektedir. Sindirimi kolay bir gıda maddesi olmakla birlikte yüksek besleyicilik ve vücudu yormadan uzun süre tokluk hissi vermesiyle haftada en az 2-3 kez balık tüketimi faydalıdır.”

“Deniz mahsulleri, göz sağlığı ve romatizma gibi hastalıklardan korunmak için doğada tek kaynak”

Prof. Dr. Nuray Erkan, anne adaylarında fetüsün sağlıklı gelişimi ve çocuklarda beden ve zihin sağlığı gelişiminde su ürünleri tüketilmesinin önemine dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

“Omega 3 yağ asitlerinden DHA ve eikozapentaenoik asit (EPA) içeriğiyle deniz mahsulleri, kalp krizi, felç gibi damar sağlığı ile ilgili sağlık problemlerinin yanı sıra göz sağlığı ve romatizma gibi enflamatuar hastalıklardan da korunmak için doğada tek kaynaktır. Yağlı balıkların A, D, E ve K vitaminlerini yüksek oranda da içermesi, metabolizmanın düzgün çalışmasında, hücre gelişimi ve yenilenmesinde, bağışıklığın korunmasında başta anne adayları ve emzikliler gibi hassas bir dönemden geçenler olmak üzere tüm bireyler için büyük önem taşıyor.”

Erkan, yüksek risk grubu tüketicilerin özellikle yaşam ömrü uzun olan ton balığı, kılıç balığı gibi daha büyük balıklar ve bunların konserve gibi tüketime hazır ürünleri için tavsiye edilen miktarın kısıtlı olduğunu aktarırken, şunları söyledi:

“Hamile, emzikli, yaşlı ve çocuklar için bu tür balıkların tüketimi ayda bir kez bir porsiyonu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Yine midye gibi kabuklu deniz ürünleri suyu filtre ederek beslendiğinden, gerek kimyasal gerekse mikrobiyolojik olarak kirlenmiş sulardan avlanan deniz ürünleri risk oluşturur. Bizim sularımızda avcılık yoluyla elde edilen, tezgahlarda sıklıkla bulunan hamsi, istavrit, sardalya gibi balıklar kısa yaşam ömrüne sahip olduklarından bu balıklar da menşei sorgulanarak ve oldukça kontrollü koşullarda kültürü yapılan çipura, levrek, alabalık gibi balıklar da satış yeri hijyenine dikkat edilerek, hamile, emzikli ve çocuklar, hatta bağışıklık tedavisi görenler tarafından rahatlıkla tüketilebilir.”

“Buzla örtülü olarak satışa sunulması kalitesinin korunmasında önemli”

Balığın taze olması gerektiğinin altını çizen Erkan, taze balık etinin sıkı olduğunu, parmakla ete bastırıldığı zaman parmak izinin kalmadığını, tazelik azaldıkça gözün parlaklığını yitirdiğini anlattı.

İÜ Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuray Erkan, kokunun tazeliği belirlemede ayırt edici olduğuna değinirken, “Deniz mahsullerinin sunumu sırasında buzla örtülü olarak satışa sunulması kalitesinin korunmasında önemlidir. Evde balık hazırlarken porsiyonluk balık tüketimine dikkat edilmelidir. Dikkat etmediğimiz veya gözümüzden kaçırabileceğimiz bazı unsurlar nedeniyle hızla kalite kaybı olabileceği için tüketeceğimiz kadar balık alınması gereklidir.” diye konuştu.

“Kovid-19’la mücadelede hastalıktan korunma esas”

Erkan, Kovid-19 pandemisiyle sağlıklı ve dengeli beslenme, bağışıklığın korunması ve yükseltilmesi konusunda farkındalık oluştuğunu belirterek, şu önerileri sıraladı:

“Kovid-19’la mücadelede hastalıktan korunma esastır. Hazır preparatlarla kulaktan duyma bilgilerle gerek vitamin, mineral takviyeleri gerekse omega-3 takviyelerinin alınması sanıldığının aksine bünyenin direncini artırmamaktadır. Normal dönemde olduğu gibi pandemi döneminde de bağışıklığı koruyucu ve yükseltici bileşenlerin doğal yollarla alınması önemlidir. Pandemi döneminde bağışıklığı güçlendirmek için haftada en az 1-2 porsiyon balık tüketilmesi faydalı olacaktır. Sularımızda avlanan hamsi, istavrit, palamut, lüfer gibi deniz balıklarımız ve oldukça kontrollü koşullarda güvenle kültürü yapılan çipura, levrek ve alabalık gibi balıkları, sağlıklı beslenme için büyük nimettir. Bağışıklık koruma ve yükseltilmesinde özellikle tavsiye edilen bir kültür balığı olan Norveç somonu ile eş değerde olan sularımızın balıklarının tüketimi bu dönemde önem taşımaktadır.”

​​​​​​​Erkan, balığın, süt ürünlerinin balık ve deniz mahsulleriyle tüketiminde sakınca olmadığını dile getirerek, “Bu ürünler hijyenik koşullarda gıda güvenliği anlayışıyla üretilmiş ve hazırlanmalıdır. Herhangi birinde düşük kalite veya hastalık yapıcı mikroorganizma bulaşması söz konusu ise gıda zehirlenmesi görülebilir. Bunun için yüksek kaliteli taze ürünlerin alımı tercih edilmeli, hijyenik koşullarda hazırlanmalı veya temizliğinden emin olduğunuz lokanta ve restoranlarda tüketilmeli.” dedi.

​​​​​​​