Organik tarımla 'Zehirsiz Sofralar' kurmak mümkün

İSTANBUL(AA) – Endüstriyel tarımda çok sayıda pestisit, yani tarım zehri kullanılıyor. Pestisitler bitkilere zarar veren böcek ve mantarları öldürüyor ama aynı zamanda faydalı böcekler ve kuşlar gibi diğer canlıları da olumsuz etkiliyor.

Tarımda kullanılan pestisitlerin yarattığı tehlikeye dikkati çekmek için 100 sivil toplum kuruluşu ve inisiyatifi, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneğinin girişimleri ve Avrupa Birliğinin finansman desteğiyle “Zehirsiz Sofralar” adıyla bir projeyi hayata geçirdi.

Pestisit kullanımının azaltılması ve doğa dostu tarım yöntemlerinin desteklenmesi yönünde bir çağrıyla yola çıkılan proje kapsamında açılan imza kampanyasına 150 bine yakın kişi destek verdi.

“Zehirsiz Sofralar” sivil toplum ağının girişimleri hükümet nezdinde de karşılık buldu ve Tarım ve Orman Bakanlığı kampanya süresinde pestisitlerdeki 25 etken maddenin kullanımını yasakladı.

“Pestisitlerin sadece yüzde 90’ı havaya, suya, toprağa karışıyor”

Projenin yürütücüsü Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerin sadece yüzde 10’luk bölümünün hedef bitkiye gittiğini, kalan yüzde 90’lık kısmının hedefte olmayan havaya, toprağa ve suya karıştığını anlattı.

Pestisitlerin su kaynakları aracılığıyla sucul canlılara bile ulaştığını vurgulayan Şehirlioğlu, “Pestisitler, su kaynaklarımızda yasaklandıktan onlarca yıl sonra bile bulunabilmektedir.” dedi.

Dünyada pestisit olarak bine yakın, Türkiye’de ise 350’ye yakın aktif madde kullanıldığını anlatan Şehirlioğlu, Avrupa Birliğine uyum sürecinde Türkiye’de bazı pestisit etken maddelerinin yasaklandığını aktardı.

Yasaklanan pestisit etken maddelerinin sayısının gün geçtikçe arttığını belirten Şehirlioğlu, “Zehirsiz Sofralar kampanyası öncesinde yasaklanan pestisit etken maddesi sayısı 180’in üzerindeydi. Kampanya sürecinde 25 etken madde daha yasaklandı ve bu rakam 200’ün üzerine çıktı.” bilgisini verdi.

Dernek olarak sağlıklı, adil, sürdürülebilir ve ekolojik temellere dayalı bir tarım gıda sistemi önerdiklerini anlatan Batur Şehirlioğlu, Şile Belediyesiyle Türkiye’de organik pazarları ilk açan dernek olduklarına değindi.

Ekolojik pazarlar, bahçe projesi, Toplum Destekli Tarım Projeleri gibi yeni modeller ürettiklerini, üreticiden tüketicilere yerel projelere ağırlık verdiklerini belirten Şehirlioğlu, bu çerçevede hem Tarım ve Orman Bakanlığı hem belediyeler hem üreticiler hem de tüketicilerle birlikte çalıştıklarını dile getirdi.

Zehirsiz Sofralar projesi ile pestisitlerin kullanımının kademeli olarak azaltılması ve bir vadede tamamen kaldırılmasına yönelik bir politika ve strateji geliştirilmesini talep ettiklerini belirten Batur Şehirlioğlu, “Ancak bu alternatif olmadan mümkün değil. Alternatif tarım sistemlerinin, yöntemlerinin desteklenmesini Bakanlıktan talep ettik. Ayrıca şeffaflık istedik.” dedi.

Türkiye’de organik tarım yapılan arazilerin toplam tarım alanları içindeki oranının yüzde 2 civarında olduğunu ifade eden Batur Şehirlioğlu, Tarım ve Orman Bakanlığından organik tarım konusunda desteklerin artmasını istediklerini söyledi.

AB topraklarında 2030 yılında pestisitlerin yüzde 50’sinin tüketiminin azaltılması yönünde bir karar alındığını belirten Şehirlioğlu, “Bizim de aslında Tarım ve Orman Bakanlığımızdan talebimiz bu. Pestisitsiz bir tarım hemen yarın mümkün değil ama bunun için enstitülerimiz, üniversitelerimiz başta olmak üzere çalışmaları başlatırsak iyi bir stratejiyle bu hedeflere 2030’da, 2040’ta ulaşmak mümkün.” ifadelerini kullandı.

Piyasada üzerinde “Organik” olduğu yönünde ifadeler bulunan ürünlere de dikkati çeken Şehirlioğlu, şöyle konuştu:

“Organik, GDO’suz, doğal, köy ürünü, saf gibi tüketiciyi yanıltıcı ifadeleri önlemek için Avrupa ve Türkiye’de bir Organik Tarım Mevzuatı çıkartıldı. Türkiye’de organik tarım konusunda kanun ve yönetmelikler var. Bu konuda öncü bir ülke Türkiye. Piyasada paketli ürünlerde etiketine baktığımız zaman Tarım Bakanlığımızın organik ürünler için çıkardığı bir logo var. Bu konuda denetim için yetkilendirilmiş sertifikasyon kuruluşları var, onların verdikleri sertifika numaraları var. Açık ürünler için de sertifikalar var. Tüketiciler açık ürünlerde organik tarım sertifikasını talep edebilirler.”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ERZİNCAN(AA) – UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde yaşayan 52 yaşındaki Faruk Sağçolak, yöre halkının yetiştirdiği mahsulleri geleneksel yöntemlerle değirmende öğütüyor.

Yaklaşık 300 yıllık değirmende çarkların durmaması için çalışan Sağçolak, organik buğdaylardan öğüttüğü unlarıyla ilgi görüyor.

Su değirmeni, ilçeye gelen turistlerin de ilgisini çekiyor.

Değirmenci Sağçolak, AA muhabirine, mesleğini çok sevdiğini, son nefesine kadar su değirmenini işleteceğini söyledi.

Kendisinden sonra da dede yadigarı olan mirası yaşatmak için bir çırak yetiştirmeyi hedeflediğini ifade eden Sağçolak, “Atalardan, dedelerden gelen ve daha sonra bizim devam ettirdiğimiz su değirmenimizde bu yörenin buğdaylarını un haline getiriyoruz. Dedelerimizden, atalarımızdan ne gördüysek aynı şekilde yapıyoruz.” dedi.

Kargoyla farklı şehirlere de un gönderdiğini ifade eden Sağçolak, şöyle konuştu:

“Un yapımında kullandığım ürünler tamamen doğal buğdaydan, hatta ıslah görmemiş yerel buğdayları tercih ediyoruz. Bunun yanında tam buğday unu, mercimek unu, arpa unu gibi çeşitli unları da burada çıkarıyoruz. Unun kalitesi fabrika unlarının kalitesiyle kıyaslandığında aynı. Buğdayı taşın tam ortasına gelecek şekilde hazneye koyuyorsunuz ve buradan dökülüyor, alt taraftan da un olarak çıkıyor. Eleme kepeğini ayırma gibi bir durumumuz yok. Buğday kaliteliyse un da kaliteli olur.”

Unda ‘karınca ayağı’ ölçüsü

​​​​​​​Sağçolak, su değirmeninde un üretmenin kolay bir iş olmadığını belirterek, değirmenin çalışma yöntemini şöyle anlattı:

“Arka taraftan gelen su, çarkları döndürüyor. Su, taşların sistemini döndürüyor. Eskiden fırıncılarımızda bu un meşhurdu, gelip una bakarlardı. Un, ‘karınca ayağı’ olacak ki ekmek çıksın. Ne çok ince, ne de çok kalın olmalı. Bu değirmen sadece un üretmiyor. Aynı zamanda bu yöreye gelen turistler de bu mekanı geziyor. Bu yörenin Kemaliye’nin son değirmenini dışarıdan gezmeye gelen turistler de çok tercih ediyor, buradan un alıyorlar. Götürüp kendi memleketlerinde afiyetle pastalarda böreklerde kullanıyorlar.”

İSTANBUL (AA) – OYAK Tarım Hayvancılık şirketlerinden HEKTAŞ, genetik olarak dünyanın ilk buğdayları kabul edilen siyez buğdayları Ata Siyez ve Mergüze’nin tohumlarını üretmeye hazırlanıyor.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, geçen nisan ayında tescillendiği duyurulan Türkiye'nin ilk tescilli siyez buğdaylarını 2022 yılı itibarıyla üretmeye başlayacak olan HEKTAŞ, 2023 yılında satışa başlamayı hedefliyor.

HEKTAŞ, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından tescillenen Türkiye’nin ilk tescilli siyez buğdayları Ata Siyez ve Mergüze’nin satış haklarını 5 yıllığına devralmış olup, buğdayların üretimini ve satışını yapmayı planlıyor.

HEKTAŞ, biyolojik özellikleri nedeniyle rakım ve nem ihtiyacına en uygun bölge olan Kastamonu ilinin İhsangazi ilçesi ve civarında üretilecek olan siyez buğdaylarının tohumlarını 2023 yılı itibarıyla satışa sunmaya hazırlanıyor.

Genetik olarak dünyanın ilk buğdayı olarak da kabul edilen siyez buğdayı, Anadolu topraklarında 12 bin yıldır genetiğini koruyor. Kromozom sayısı 14 ve yüzde 100 orijinal olan buğdaylar, genetiği değiştirilerek kromozom sayıları 42 ve 48'e çıkartılan mevcut modern buğdaylardan ayrışıyor.

Hititlerin zız olarak adlandırdığı siyez buğdayının tarihi, dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğu Göbeklitepe'ye kadar dayanıyor. Çeşit saflığı tam olan tescilli siyez buğdayları Ata Siyez ve Mergüze, yüksek çimlenme (çıkış) kabiliyeti ve ıslah edilmiş olması sebebiyle üreticilere sayısız fayda sunuyor.

Tohum miktarında yüzde 25'e varan tasarruf sağlayarak tohum maliyetini düşürüp, üreticiye kazanç sağlayan siyez buğdayları, yeknesak ve kaliteli olduğundan yüksek pazar değeri ile satış kolaylığı sağlıyor.