Osmaniye'de terör örgütü El Kaide şüphelisi tutuklandı

OSMANİYE (AA) – Osmaniye'de, terör örgütü El Kaide üyesi olduğu ve Afganistan'da örgütün silahlı eylemlerine katıldığı iddiasıyla gözaltına alınan Lübnan uyruklu zanlı tutuklandı.

Bahçe ilçesinde, 14 Mayıs'ta yakalanan H.A.M'nin İlçe Jandarma Komutanlığındaki işlemleri tamamlandı.

Adliyeye sevk edilen zanlı, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.

Osmaniye İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 14 Mayıs'ta, terör örgütü El Kaide üyesi olduğunu belirlediği Lübnan uyruklu H.A.M'yi Bahçe ilçesi yakınlarındaki bir dinlenme tesisinde gözaltına almıştı.

H.A.M'nin 2006-2011 yıllarında Afganistan'da El Kaide terör örgütünün silahlı eylemlerine katıldığı belirtilmişti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırılarının yankıları uluslararası siyasette hala devam ediyor.

İkiz Kuleler’de hayatını kaybedenlerin yakınları, ABD Başkanı Joe Biden’ın anma törenlerine katılmasının tek başına anlamı olmayacağını ve kendisinin samimiyetini göstermek için 11 Eylül ile ilgili belgeleri açıklamasını istedi.

Bunun üzerine Biden’ın izniyle Federal Soruşturma Bürosu (FBI) 16 sayfalık bir belge yayınladı.

Tamamı yayınlanmayan 16 sayfalık belge, 11 Eylül saldırıları sonrasında yapılan sorgulamaların bir dökümünü içeriyor.

Daha önce George W. Bush, Barack Obama ve Donald Trump yönetimlerinin de eleştirilmesine neden olan gizli belgelerin açıklanmaması konusu, saldırıların arkasında kimin olduğu tartışmalarını sürekli canlı tutuyordu.

Çünkü Amerikalıların büyük bir kısmı saldırıların arkasında Suudi Arabistan hükümetinin olduğuna inanıyor.

Washington Riyad ile gerilimi göze almış gibi gözüküyor”

Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, 11 Eylül saldırılarıyla ilgili yayınlanan belgelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Oğuzlu, Federal Soruşturma Bürosu FBI’nın 11 Eylül belgelerini yayınlamasının Afganistan’dan çekilme süreci ile alakalı olduğuna vurgu yaparak, ABD’nin, küresel sistemde ve iç kamuoyunda oluşan negatif algıyı bertaraf etmeye çalışıyor olabileceğini belirtti.

Demokrat parti temsilcilerinin ve seçmenlerinin Afganistan’da yönetimin insan haklarında sorunlu olan Taliban’a bırakılmasından rahatsız olduğunu kaydeden Oğuzlu, “ABD’nin artık demokrasiyi önemsemediği yönünde düşünen çok hassas bir kitle var ülkede. Özellikle demokratik kesimlerde, ‘ABD müttefiklerini geride bıraktı, sattı, umursamadı.’ gibi ciddi bir algı oluştu. Taliban’ın insan hakları konusunda problemli olması ve çekilme sürecinde yaşanan insani görüntüler bu kesimlerde ciddi bir rahatsızlık yarattı ve bu da ABD’nin imajını ciddi bir şeklide zedeledi. Bu belgelerin apar topar yayınlanmasını bir nevi vicdan rahatlatmak ya da imaj düzeltmek çabası diye okumak gerekiyor diye düşünüyorum.” dedi.

Oğuzlu, Suudi Arabistan vatandaşlarının saldırganlarla olası ilişkisini araştıran bazı gizli belgelerin de kamuoyu ile paylaşılmasının son derece önemli olduğunu dile getirerek, ABD’nin Riyad ile ilişkileri riske atmaktan artık çekinmediğini ifade etti.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle gerilen Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin açıklanan belgelerden sonra yeniden riske girebileceğini savunan Oğuzlu, şöyle devam etti:

“ABD Afganistan’dan çekildi. Irak’tan da askeri varlığını çekiyor, Yakında Suriye’den de çıkmaya hazırlanabilir. Dolayısıyla Orta Doğu’ya artık önem vermeyen bir politika güdüyor olabilir. Dolayısıyla bölgede işine yaramayan bir Suudi Arabistan’la çok rahat papaz olabilirim diyor olabilir. Çünkü Suudi Arabistan’ı hala stratejik ortak olarak görseydi bu belgeleri yayınlamazdı. Washington, Riyad ile bir gerilimi göze almış gibi gözüküyor.”

“Turpun en büyüğü bence şu anda heybede”

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise ABD’de resmi belgelerin olayın üzerinden 30 yıl geçtikten sonra açıklandığını belirterek, şu anda yayınlananların asıl dokümanlar olmadığını sadece bilgilendirme niteliği taşıdığını aktardı.

Gerçek belgelerin 50-60 yıl sonra yayınlanabileceğini belirten Bağcı, “Turpun en büyüğü bence şu anda heybede. Bence açıklanmayanlar daha önemli. Bu belgelerin çekilmeden hemen sonra açıklanması da bence uluslararası ve Amerikan kamuoyunun vicdanını rahatlatmaktan başka bir anlam taşımıyor. ” ifadelerini kullandı.

“Amaç bir başarı hikayesini yinelemek veya hatırlatmak”

Siyaset Bilimci ve Güvenlik Bilimleri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şahin de ABD’nin Afganistan’dan çekilirken verdiği kötü görüntüyü kapatmak için alelacele belgeleri yayınlamaya başladığını vurguladı.

Açıklamaların ABD’nin hem kendi kamuoyunda hem dünya kamuoyunda bozulan imajını düzeltme amacı taşıdığını belirten Şahin, “Şunu söylemeye çalışıyorlar; Biz bir terör saldırısına uğradık. Afganistan’da El-Kaide örgütünü ortadan kaldırdık, saldırıların bedelini ödettik ve çekiliyoruz. Amaç bir başarı hikayesini yinelemek veya hatırlatmak. Öte yandan çekilme sırasında yaşanan kötü görüntüler imajını ciddi zedelemişti. Bu eleştirileri de ortadan kaldırmak için de hemen belgeleri yayınlamış olabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.

Suudi Arabistan ile ilgili birçok belgenin yayınlanmadığını, halihazırda devam eden bir soruşturmanın olduğunu hatırlatan Şahin, şöyle konuştu:

“11 Eylül terör saldırılarında ölen yaklaşık 3 bin kişinin ailesi, Suudi Arabistan’a tazminat davası açmıştı. Bu süreç durdurulmuştu ama yeniden başlama ihtimali söz konusu, yani süreç halen devam ediyor. Suudi Arabistan’ın herhangi bir konuda kontrolden çıkması durumunda bunu koz olarak devreye sokabilir.”

“Biden’ın, Kaşıkçı cinayetinden sonra sert tavrını biliyoruz”

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ise FBI belgelerinin bir yıl önce veya bir yıl sonra değil de Afganistan’dan çekilmeden hemen sonra açıklanmasının son derece manidar olduğunu söyledi.

Karaca, açıklanan belgelerde okların Suudi Arabistan’ı gösterdiğine dikkati çekerek, “Acaba 11 Eylül saldırılarından sonra ortaya çıkan gergin ortam yeniden mi oluşacak? Biden’ın özellikle Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Suudi Arabistan’a yönelik sert tavrını biliyoruz zaten.” dedi.

Taliban yönetimiyle beraber Afganistan’da Suudi destekli bir Vahhabi oluşumun önünü kapatmak, engellemek amacıyla bu bilgilerin hemen dolaşıma sokulmuş olabileceğini iddia eden Karaca, şunları aktardı:

“ABD her ne kadar Afganistan’dan çekilmiş olsa da Suudi Arabistan destekli bir Taliban yönetimi istemiyor olabilir ve bunun önünü kapatmak için bu belgeleri ayar vermek amacıyla açıklamış olabilir. Ayrıca Riyad’ın Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkileri engellemek amacıyla baskı unsuru olarak da kullanabilir diye düşünüyorum.”

“Açıklanan bu belgenin şüpheleri daha da artıracağı açıktır”

Bursa Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuri Korkmaz da Trump döneminde Suudi Arabistan’ın demokrasi alanındaki kötü durumunun görmezden gelinerek sırf Amerikan çıkarları için iş birliği yapılması, Amerikan halkı arasında 11 Eylül saldırıları ile ilgili bir şeylerin gizlendiği şüphesinin artmasına yol açtığını anlattı.

Amerikalıların, Orta Doğu’da demokrasiyi desteklediğini iddia eden ABD’nin neden hala insan hakları konusunda çok kötü bir performansı olan Suudi Arabistan’la müttefikliğe varan bir ilişki kuruduğunu sorguladığını kaydeden Korkmaz, şöyle devam etti:

“Bu konuda kendi hükümetlerini ve ülkesinin dış politikasını da eleştiren Amerikan vatandaşlarının itirazlarını bir nebze olsun dindirmek için açıklanan bu belgenin, şüpheleri, eleştirileri daha da artıracağı açıktır. Açıklanan belgenin Suudi Arabistan devletinin 11 Eylül saldırıları ile ilgili doğrudan bir rolü olduğu konusunda tam bir kanıt içermese de bundan sonra ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerinde yeniden bir kırılma yaşanacağı sinyallerini de içeriyor.”

NEW YORK (AA) – 20 yıllık işgalin ardından ABD, Afganistan’da on binlerce kişinin ölümüne ve trilyon dolarlara mal olan tarihinin en uzun savaşına son verdi. 11 Eylül terör saldırıları, 20’nci yılında ilk kez bu yıl ”savaşsız” anılacak.

ABD her ne kadar savaşa son verse de ”Savaş gerçekten gerekli miydi, ABD askerlerini çekmeli miydi ya da Afganistan’daki varlığını sürdürmeli miydi, çekilme süreci ve kaosun yaşandığı tahliye süreci daha iyi planlanabilir miydi” tartışmaları ise hala devam ediyor.

Tahliyeler sırasında yaşananlar, Taliban’dan kaçmanın yolunu arayan Afganların kalkışa hazırlanan uçağının kanatlarına tırmanmaya çalıştığı ve bir bebeğin havalimanında tel örgülü yüksek bir duvarın üzerinden Amerikan askerine verildiği görüntüler de tıpkı 11 Eylül saldırıları gibi hafızalara kazındı.

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un 11 Eylül 2001’deki saldırıların ardından terörle mücadele ve Afganistan’a demokrasi götürme girişimiyle başlattığı savaş, Biden yönetiminin 31 Ağustos 2021’de ABD askerini Afganistan’dan çekmesiyle son buldu.

Bush, Taliban’ın ABD’nin El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in iadesini reddetmesi üzerine 7 Ekim 2001’de Afganistan’ı işgal ederek Taliban rejimini devirdi ve ülkede iktidara Batı’ya daha yakın duran Hamid Karzai geçti.

Bush’un ardından ABD başkanlığına gelen Barack Obama, “savaş karşıtı” bir tutum sergiledi ve başkanlığı döneminde Amerikan askerlerinin bir kısmını Afganistan ve Irak’tan çekti. El Kaide lideri Usame bin Ladin de Obama’nın başkanlığının birinci döneminde ele geçirildi ve öldürüldü. Obama, başkanlığının ilk döneminde 1 Mayıs 2011 yılından Bin Ladin’in Pakistan’da gizlendiği evde öldürüldüğünü dünyaya duyurdu.

İşgalin büyük bir hata olduğunu düşünen ve Afganistan’daki Amerikan askerlerini evlerine geri getirme sözü veren ABD Başkanı Donald Trump ise 2020 yılında ise Taliban ile barış sürecini başlattı. Savaşı bitiren ise Trump’ın Amerikan askerlerini ABD’den çekme politikasını devam ettiren ABD Başkanı Joe Biden oldu.

ABD askerlerini 11 Eylül saldırılarının 20. yılı öncesi Afganistan’dan çekmek isteyen Biden yönetiminin alelacele ülkeyi terk etmesi ve geride bıraktığı kaos da 11 Eylül saldırıları gibi dünya kamuoyunu sarstı.

31 Ağustos’a kadar Afganistan’dan çekilme sürecinde tahliyeler sırasında Kabil’deki Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen terör saldırısında 13 ABD askerinin hayatını kaybetmesi ise Amerikan kamuoyunda Biden yönetiminin hanesine eksi olarak yazıldı.

Afganistan’da 2 bin 461 ABD askeri hayatını kaybetti

Harvard Üniversitesi ve Brown Üniversitesi tarafından yayımlanan ”Costs of War” projesine göre, ABD’nin işgali her iki ülkede de büyük kayıplara yol açtı, savaşta şimdiye kadar 172 binden fazla kişi öldü. 20 yıl süren savaş ABD’ye 2 bin 461 Amerikan askerinin hayatına mal olurken, ABD için çalışan ve hayatını kaybeden Afganların sayısı da 3 bin 846 olarak kayıtlara geçti.

Savaşta yaklaşık 50 bin Afgan sivil öldü

Savaş’tan en fazla etkilenenler ise Afgan siviller oldu. 50 bine yakın Afgan savaşta hayatını kaybetti.

Taliban karşısında yenilgiye uğrayan Afgan ordusunda 66 bine yakın asker hayatını kaybederken, Taliban ve diğer muhalif savaşçılar tarafında ise 51 bin 191 kişi öldü.

Afganistan’da görev yapan NATO ve diğer ülkelerden ise 1144 asker hayatını kaybetti.

Öte yandan Afganistan’da şimdiye kadar 444 insani yardım çalışanı ve 72 gazeteci de yaşamını yitirdi.

Trilyonlara ulaşan savaşın bedelini Amerikalılar ödemeye devam ediyor

ABD’nin en uzun savaşı, Amerikan askerlerinin Afganistan’dan çekilmesiyle son bulsa da trilyonlara ulaşan savaşın bedelini Amerikalılar ödemeye devam ediyor. ABD’nin 2020 itibarıyla borçlanarak finanse ettiği Afganistan ve Irak savaşlarının maliyeti 2 trilyon doları geçiyor, 2050’ye kadar ise bu borçlanmanın faizinin 6,5 trilyon doları bulması bekleniyor.

11 Eylül saldırıları dünyanın seyrini değiştirdi

11 Eylül saldırıları sadece Afganistan ve Irak’ın işgaline zemin hazırlamakla kalmadı aynı zamanda tam anlamıyla dünyanın seyrini değiştirdi. Güvenlik politikalarından seyahate, kültürden yaşam tarzlarına kadar birçok alanı etkileyen 11 Eylül terör saldırıları sonrası ırkçılık ve İslamofobi de arttı.

Afganistan’ın işgalinin ardından Bush yönetiminin 20 Mart 2003’te kimyasal silah bulunduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal edip Saddam Hüseyin’i devirerek idam etmesi ile de Orta Doğu, daha fazla istikrarsızlık, kargaşa ve mezhep savaşlarına sürüklendi. Orta Doğu’da yüz binlerce sivil hayatını kaybederken, DEAŞ gibi yeni terör örgütleri de ortaya çıktı.

Irak, Amerikan işgalinin ardından Orta Doğu’da en karmaşık sorunlara sahip ülkelerden biri haline geldi.

Afganistan’da ise 20 yılda Taliban, daha fazla güç kazanmakla kalmadı, Kabil’in düşmesi ve 15 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ülkeyi terk etmesi sonrası ülkeyi yeniden kontrol altına aldı.

Yeni dünya düzeni

11 Eylül terör saldırılarının ardından başlayan ”yeni dünya düzeni”, terörle mücadelede yeni güvenlik stratejilerini de beraberinde getirdi. Saldırılarla beraber sadece ABD’de değil tüm ülkelerde ulusal güvenlik algısı değişti. Devletler ulusal güvenliğe daha fazla para ayırmaya başladı.

Artık sadece konvansiyonel ya da kimyasal silahlar değil herhangi bir şüpheli araç, kişi ya da paket terör tehdidi olarak algılanmaya başlandı.

Havalimanları başta olmak üzere halka açık alanlarda daha fazla güvenlik önlemleri alındı, böylece yeni bir güvenlik anlayışı ve sektörü ortaya çıktı.

İslamofobi ve 11 Eylül

11 Eylül saldırıları başta ABD olmak üzere, Batı’da Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında büyük artışa ve İslamofobi’nin giderek derinleşmesine neden oldu, medyada ”İslamcı terör” ve ”radikal İslam” kavramları sık sık kullanılmaya başlandı.

Araştırmalar, medyanın, Müslümanların adının karıştığı terör saldırılarına diğer din ya da gruplara mensup kişilerce düzenlenen saldırılardan daha fazla yer verdiğini ortaya koydu.

11 Eylül 2001’de ne oldu?

Amerikan finans sisteminin kalbi New York, 11 Eylül sabahı İkiz Kuleler’e yönelik terör saldırılarına uyandı.

Newark, Boston ve Washington’dan havalanıp San Francisco ve Los Angeles’a giden 4 yolcu uçağının kaçırılmasının ardından Los Angeles’a giden Amerikan Airlines’a ait kaçırılan yolcu uçağı, yerel saatle 08.46’da İkiz Kuleler’in kuzey yönündeki binasına çarptı. Kuzey kulesi alevler içinde yanarken United Airlines’a ait kaçırılan diğer bir uçak da ilk saldırıdan tam 17 dakika sonra canlı yayında güney kulesine çarptı.

İkiz kuleler hem ABD hem de tüm dünyanın canlı yayında izlediği saldırıların ardından milyonların gözü önünde dakikalar içinde yerle bir oldu ve Manhattan Adası toz bulutlarına büründü.

İkiz Kuleler’e saldırıların ardından kaçırılan bir diğer uçak ise ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) binasına çarptı.

Kaçırılan son uçak ise Pennsylvania eyaleti kırsalında F-16’lar tarafından düşürüldü.

11 Eylül saldırıları sonucu uçakları kaçıran 19 saldırgan hariç New York, Washington ve Pennsylvania’da toplam 2 bin 977 kişi hayatını kaybetti.