Oyunculuğu ve seslendirmeleriyle unutulmayan isim: Mücap Ofluoğlu

İSTANBUL (AA) – Öğretmen Emine Yegane Özdil ile Süleyman Radi Ofluoğlu çiftinin çocuğu Mücap Nedim Ofluoğlu, 4 Kasım 1923’te İstanbul’da dünyaya geldi.

Küçük yaşlarda Fenerbahçe Spor Kulübü’nde futbol ve tenis oynayan Ofluoğlu, Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. Ofluoğlu, tiyatroya olan sevgisi nedeniyle 13 ve 16 yaşında iki kez Devlet Tiyatrolarının seçmelerine girdi ancak kazanamadı.

Usta sanatçı, annesinin Muhsin Ertuğrul’a yazdığı bir mektup üzerine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatrolarının Çocuk Bölümü’nde oyunculuğa başladı.

Şiir, anı, söyleşi türlerinde dokuz kitabı yayımlandı

Tiyatro hayatı devam ederken 1943 yapımı “Dertli Pınar” filminde sinemaya da adım atan Ofluoğlu, 1946’da figüran olarak yer aldığı”Jül Sezar” oyunuyla, Şehir Tiyatrolarında yetişkin oyunlarına geçti ve 1979’a kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında görev yaptı.

Mücap Ofluoğlu’nun ilk öyküsü 1943’te Nedim Radi imzasıyla Vakit gazetesinde, ilk şiiri “Kazan”, 1949’da Kaynak dergisinde çıktı. Diğer şiir ve yazılarını, Yeditepe, Varlık, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat ve Sanat Olayı dergileriyle Milliyet, Dünya ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımladı. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Tiyatro Oyuncuları Derneği üyesi olan usta oyuncunun şiir, anı, söyleşi türlerinde dokuz kitabı yayımlandı.

Aralarında 1951 yapımı “Vatan İçin”, 1953 “Kaldırım Çiçeği” ve 1987’de çekilen “Biri ve Diğerleri”nin de olduğu otuza yakın filmde rol alan Ofluoğlu, 1947’de haftalık mizah gazetesi “Markopaşa”nın, 1948’de ise mizah dergisi “Alibaba ve Kırkharamiler”in sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yürüttü.

Moliere’in “Hastalık Hastası” oyununu Türkiye’de ilk kez sahneye koydu

Usta sanatçı Ofluoğlu, Türkiye’de ilk kez 1979’da Moliere’in “Hastalık Hastası” adlı oyununu sahneye koydu.

İpek Film Stüdyosu’nda pek çok karakterin seslendirmesini yapan sanatçı, uzun yıllar seslendirme sanatçısı olarak çalıştı, 1960’lı yıllarda ise Öztürk Serengil’i seslendirdi.

Ofluoğlu, 1951’de Muhsin Ertuğrul’un kurduğu Küçük Sahne’nin ilk kadrosuna katıldı. Küçük Sahne dağıldığında Suzan Ustan ile İstanbul Oda Tiyatrosunu kurarak Barillet-Grady ikilisinin yazdığı iki kişilik “Kaktüs Çiçeği” oyununu sahneledi. Sanatçı, İstanbul Oda Tiyatrosunda iki yıl oyuncu ve yönetmen olarak oyunlar sahnelemeye devam etti.

Muhsin Ertuğrul’un çağrısıyla 1960’ta yeniden Şehir Tiyatrolarına dönen Ofluoğlu, altı yıl daha görev yaptı. İBB Şehir Tiyatrolarından 1966’da istifa eden sanatçı, 1974’te aynı kuruma geri döndü.

Sanatçı, oyuncu Şirin Devrim ile kısa süreli evliliğinin ardından 1962’de çevirmen Filiz Karabey ile evlendi.

Tiyatro oyuncusu olarak şöhretini “Cyrano de Bergerac” rolü ile kazandı

Ofluoğlu, tiyatro oyuncusu olarak şöhretini, Şehir Tiyatrolarında oynadığı “Cyrano de Bergerac” rolü ile kazandı.

Tiyatro yönetmenliği de yapan sanatçı, 1981’de Küçük Sahne’de “Eski Moda Komedya” adlı oyunu yönetti ve oynadı.

Usta sanatçı, Hisar Eğitim Vakfı adına 1983’te “Tiyatroda 40. Yıl” jübilesini yaptı. Toplanan gelirle, İstanbul Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü öğrencilerine burs vermeye başladı.

Ofluoğlu, 11 Aralık 2012’de İstanbul’da böbrek yetmezliği nedeniyle 89 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Her yıl verilen Afife Jale Ödüllerinde, Nisa Serezli Aşkıner Özel Ödülü, yaşamı boyunca tiyatro dalında başarılı çizgisini sürdürmüş tiyatro sanatçısı olarak 2006’da Mücap Ofluoğlu’na verildi. Ayrıca, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından verilen Onur Ödülü’ne 2007’de Ofluoğlu layık görüldü.

Oynadığı ve yönettiği bazı oyunlar şunlar:

Cyrano de Bergerac (1970), Cimri (1975), Tartuffe (1976), Hamlet (1954), Pazartesi Perşembe (1975), Jül Sezar (1946), Aman Avcı (1977), Ömür Satan Hüsam Çelebi (1974), Hastalık Hastası (1979), Eski Moda (1981)

Eserleri

Fotoğraftaki Çocuk Şiir (2011), Silinmiş Alkışlar İçinde (2008), Aynada Tiyatro Anıları (2006), Suya Yazı Yazanlar (2003), Ağlamakla Gülmek Arasında (1993), Dünya Bir Sahnedir (1995), Bir Avuç Alkış (1996), Aynadaki Anılar – 2 (1991), Mücap Ofluoğlu 40. Sanat Yılı (1983)

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Goodyear, Kategori-1 Senyör Tenis Turnuvası'na sponsor oldu.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Goodyear, sadece lastik sektöründe değil, sosyal yaşamın farklı alanlarında da öncü çalışmalarını sürdürüyor.

Goodyear, Kategori-1 Senyör Tenis Turnuvası'na sponsor oldu. Turnuva, bu sponsorlukla birlikte "Goodyear Kategori-1 Senyör Tenis Turnuvası" adıyla Adana'da başladı. Bu yıl Goodyear'ın sponsorluğunda hayata geçen Türkiye Tenis Federasyonu'nun en yüksek puanlı senyör turnuvalarından biri olan Goodyear Kategori-1 Senyör Tenis Turnuvası, senyör tenisçileri buluşturuyor.

Her sektörden iş adamlarının, farklı meslek gruplarından iş insanlarının raket sallayacağı, toplam 50 bin TL ödüllü senyör turnuvası, Adana Tenis Dağ ve Su Sporları Kulübü'nde başladı. 23 Eylül'de başlayan ve 3 Ekim'de sona erecek turnuvaya Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Mersin, Nevşehir, Osmaniye, Sivas ve Trabzon'dan yaklaşık 300 senyör tenisçi katılıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Goodyear Lastikleri TAŞ Tüketici Lastikleri İş Birimi Direktörü Ertan San, "Goodyear olarak, Adana'da senyör tenisçilere ev sahipliği yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dünyanın lider lastik markalarından Goodyear'ın bu önemli turnuvaya sponsor olarak ismini vermesi ve tenis sporuna katkıda bulunması bizler için çok kıymetli. Tenis sporunun ülkemizdeki özellikle son yıllardaki gelişimini memnuniyet verici buluyoruz. Ülkemizin dört bir yanından katılan değerli tenisçilerimize yürekten başarılar diliyoruz." ifadelerini kullandı.

TRABZON (AA) – Kadın Boks Milli Takımı Teknik Direktörü Cahit Süme, AA muhabirine, olimpiyatların ardından çalışmalara henüz başlamadıklarını, önlerindeki dünya şampiyonasının tarihinin ve yerinin netleşmesini beklediklerini, bu gelişmelerin hazırlıklarda belirleyici olacağını ifade etti.

İlk olarak tenisle çalışmalarına başlayacaklarını belirten Süme, “Özellikle tenisi boksla çok bağdaştırıyoruz. Diğer farklı spor aktiviteleri ile bokstan uzak formumuzu belli bir seviyede tutmak istiyoruz.” dedi.

Süme, aralık ayında dünya şampiyonasının yapılmasının planlandığına işaret ederek, “Şampiyonanın, Türkiye’de yapılması durumu var. Busenaz da organizasyonun Türkiye’de gerçekleşmesi halinde katılmayı çok istiyor. Bu netleşince çalışma programımızı ona göre düzenleyeceğiz.” diye konuştu.

Hedeflerinin 3 olimpiyat madalyasını ülkeye getirmek olduğunu vurgulayan Süme, şöyle devam etti:

“Bizim için asıl hedef, Paris’te gerçekleştirilecek olimpiyat olacak. Hepimiz bir olimpiyat madalyasına daha inanacağız. Hep birlikte altın madalya için mücadele vereceğiz. 2024 yılında altın madalya alalım, sonra 2028 yılındaki olimpiyatlara bakacağız. Busenaz, daha 22 yaşında bir sporcu. Neden 3 olimpiyata katılmasın, altın madalyalar almasın? 41 yaşına kadar kadınlar boks yapabiliyor. En önemli şey sporcunun, antrenörün moralidir. Ona yardımcı olmak, imkan sağlamaktır. Bunun gibi şeyler olduktan sonra, sporcu severek yaptıktan sonra başarı da gelir.”

Süme, Busenaz’ın severek boks yaptığına da dikkati çekerek, “Ona, ‘en sevdiğin yer neresi?’ desen, ‘ringin içi’ der. Çünkü orası ayrı dünya. İnsan zevk aldığı yerde başarılı olur. Türkiye’nin olimpiyat madalyası ihtiyacı var. Ülkemizde 13 madalya az. 85 milyon nüfus, 45 milyon genç var. Daha fazla madalya alabiliriz.” yorumunda bulundu.

“Karadeniz dalgası gibi hırçın”

Trabzon insanının inatçı bir yapısı olduğunu belirten Süme, “Tuttuğunu bırakmayan, mücadeleyi sonuna kadar kovalayan sporcular var. Kaybetse dahi sonuna kadar pes etmeyen bir yapıdalar. Karadeniz dalgası gibi hırçın, zirvelerdeki dağları gibi keskin diye tarif edebiliriz.” dedi.

Süme, burada antrenörlerin de büyük payının bulunduğunu vurgulayarak, “Trabzon’da antrenör olarak bu işi yapan insanlar fazla sayıda, yetenekli antrenörler var. Sporcuları yetiştiren bilgili, deneyimli, alt yapıyı, temel tekniği sporcu üzerine iyi oturtan bir antrenör ekibi var. Bundan dolayı çok şanslı.” diye konuştu.

Süme, Busenaz’ın başarısından sonra çok sayıda mesaj aldığını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü.

“O kadar çok mesaj geliyor ki ‘bende çocuğumu boksör yapacağım’, ‘Busenaz gibi yapacağım’ diye. ‘Çocuğumun elleri büyük, çok iyi yumruk atıyor’ diyenler de var. Benim böyle şahsen zamanım yok. Bir de çok yoruldum. Elimde 2, 3 erkek sporcu var. Alt yapıdan tekrardan bu işler, meşakkatli işler. Eğer olimpiyat, dünya şampiyonluğu düşünüyorsanız çok sporcu ile ilgilenemiyorsunuz. 2, 3, 4 tane sporcuyla ilgilenmen gerekiyor. Mevcut sporcularımla gidebildiğim yere kadar gideceğim.”

Busenaz Sürmeneli’nin de bu konuda diyaloglar yaşadığını ifade eden Süme, “Bir gün taksici durdurmuş, ‘ben de kızımı senin gibi boksör yapacağım’ demiş. Şampiyonlukların o spora ilgiyi arttırması doğal. Okçulukta da aynı şey oldu. Taha, Rıza gibi Busenaz’ın da iyi model oluşturduğunu düşünüyorum. Özellikle bayan sporcuların üzerinde çok artısı oldu.” ifadelerini kullandı.