Pamukkale'de 36 derecelik sıcaklığa sahip antik havuz sıcak havada da ilgi görüyor

DENİZLİ(AA) – UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki yer alan “beyaz cennet” Pamukkale’ye gelenler salgın tedbirleri kapsamında gezilerini gerçekleştiriyor.

“Kleopatra Havuzu” olarak da anılan havuz, bayram tatilini geçirmek için bölgeye gelenlerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.

Antik çağdan itibaren termal tedavi merkezi olarak bilinen, milattan sonra 692’de meydana gelen depremde sütunların yıkılması ve termal suyun birikmesiyle doğal yollarla oluşan antik havuz, yaz kış değişmeyen 36 derecelik suyuyla yerli ve yabancı misafirlerine farklı deneyim sunuyor.

Termal suyun, Hazreti İsa’nın annesi Hazreti Meryem’in rahatsız olan gözünü iyileştirdiği, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın Hierapolis’e gelip havuza girdiği gibi efsaneler de anlatılıyor.

Binlerce yıllık sütun ve mermerler arasında yüzme imkanı bulan ziyaretçiler, hem şifalı suya girmenin hem de doğal güzelliklerin tadını çıkartma şansı yakalıyor.

Ayrıca, antik havuz suyunun kalp damar hastalıkları, romatizma, deri, felç ve sinir hastalıklarına iyi geldiği de söyleniyor.

TÜRSAB Pamukkale Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Turan Köseoğlu, AA muhabirine, Pamukkale’nin son dönemde turist akınına uğradığını söyledi.

Antik havuzun tatil döneminde şifa arayanların adresi haline geldiğini belirten Köseoğlu, “Bölgedeki oteller Kurban Bayramı nedeniyle neredeyse boş oda olmadan hizmet veriyor. Pamukkale’ye gelenlerin büyük bir bölümü antik havuza girmek istiyor. Pamukkale’ye gelen turistler şifa bulmak için sıcak havaya aldırış etmeden, antik havuza girmeden bölgeden ayrılmıyor. Havuza girmekten büyük keyif alıyorlar ve eğlenceli vakit geçiriyorlar.” dedi.

“Pandemi döneminde bile havuz boş kalmadı”

Turist rehberi Güfte Kılıç da turizm elçileri olarak hizmet verdiklerini anlatarak, şunları kaydetti:

“Pamukkale’yi görmek için can atan turistleri gezdirmeye geldik. Yeterince ilgi duyulan bir yer. Pandemi döneminde bile havuz boş kalmadı. Buranın güzelliği kışın daha güzel. Ancak yaz mevsiminde de havuz ve hava sıcak olmasına rağmen rahatlamak için antik kalıntılarla yüzmek istiyorlar.”

Türkiye’ye ilk kez gelen turistlerin görmesi gereken 4 yerin arasında Pamukkale’yi tavsiye ettiklerini belirten Kılıç, “Turistlere İstanbul, Kapadokya, Pamukkale ve Efes’i tavsiye ediyoruz. Tur programlarının içine de Pamukkale’yi koyuyoruz. Havuzdan çıkanlar ‘Keşke daha fazla yüzebilsek’ diyorlar. Şu an Amerika, Sri Lanka, Malezya, Hindistan, Pakistan ve Avrupa’dan gelen çok oluyor.” ifadelerini kullandı.

Rehber Ayhan Laçın da sıcak havada bölgede vakit geçirmek zor olsa da turistlerin bundan zevk aldığını ifade ederek, “Özellikle antik havuza girerek güzel anılar yaşamak istiyorlar. Kleopatra’nın yüzdüğü bir yere girerek sanki o günlerdeymiş gibi hissediyorlar. Turistler yaklaşık 9 saat uçarak, Moğolistan, Kore, hatta Uzak Doğu’nun en ücra köşelerinden bile havuza girmek için geliyorlar.” diye konuştu.

Rus turist Katalina Kaytrana ise sıcak havaya aldırış etmeden havuza girdiğini dile getirerek, “Hava çok sıcak. Buraya bu havuza girmek için geldim. Gelen arkadaşlarımdan duymuştum ismini. Burada kendimi adeta zamanda yolculuk yapmış gibi hissediyorum.” dedi.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

AYDIN(AA) – Kazı heyeti başkanlığını yapan Hamburg Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Christof Berns, gazetecilere yaptığı açıklamada, Antik Yunan medeniyetinde felsefe, bilim ve sanat bakımından öne çıkan kentlerin başında, ünlü filozof ve matematikçi Thales’in de yaşadığı Miletos’un geldiğini ve kentin “filozoflar şehri” olarak anıldığını söyledi.

Kentte “ızgara sistemi” olarak anılan iyi bir şehirleşme yapısı olduğunu aktaran Berns, bugüne kadar yürütülen çalışmalarda tiyatro, pazar yeri, tapınak gibi kamusal yapıları ortaya çıkardıklarını ifade etti.

“Kazı çalışmalarımızda şu an iki ağırlık noktası var, evler ve sokaklar…”

Berns, bu yılki kazılarda günlük yaşama ait evleri gün ışığına çıkarmayı istediklerini belirterek şöyle konuştu:

“Kazı çalışmalarımızda şu an iki ağırlık noktası var, evler ve sokaklar… Bu şimdiye kadar pek araştırılmayan bir konu. Yani çoğunlukla geçmişte kamusal yapılar kazıldı. Tapınaklar ve pazar alanları gibi ama Miletos’un günlük hayatından bir iz pek yok. O yüzden dedik ki, günlük yaşam ve normal insanların hayatından izleri araştıralım. 2 bin 400 yıl önceki normal insanların yaşadığı 2 konuta ulaştık. Evlerin boyutları küçük ama daha genişlerinin olduğunu da biliyoruz. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Evlerin oda sayısı ya da içindeki detaylara ilişkin çalışmalarımız sürüyor.”

Evlerin toplumda “sıradan” sayılan insanlara ait olduğunu anlatan Berns, bu yaşama ilişkin en geniş kapsamlı çalışmayı yaptıkları için heyecanlı olduklarını sözlerine ekledi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Umut Tuncer de Miletos’taki kazıların bu yıl çok verimli geçtiğine işaret ederek, böylesi yapıların gün yüzüne çıkmasıyla özellikle yabancı turistlerin antik kente ilgisinin artacağını dile getirdi.

DENİZLİ (AA) – Büyük Menderes Nehri kıyısındaki Yenicekent Mahallesi’nde yamaç üzerine kurulmuş antik kentte, 2012’de başlatılan kazı ve restorasyon çalışmaları, Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Duman başkanlığında sürdürülüyor.

Geçen 9 yıllık sürede birçok eser gün ışığıyla buluşturulurken, Antik Dönem’de meydana gelen depremlerin izleri de araştırılıyor.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan antik kentte yıkıntılar arasında yapılan incelemelerde o yıllarda deprem nedeniyle hayatını kaybettiği düşünülen kemik iskelet parçalarına rastlandı.

Tripolis Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Bahadır Duman, AA muhabirine, kentte farklı bölgede yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Bu çalışmalar esnasında en dikkat çekici unsurlardan birinin, geçmişi milattan önce 5 bin 500’e dayanan kentteki yapıların defalarca depremlerle yıkılıp tekrar onarılması olduğunu ifade eden Duman, şöyle dedi:

“Depremlere rağmen tekrar burada yaşamın devam ettiğini gördük. Bir nevi Tripolisliler depremle yaşamayı öğrenmişler ve depremi tecrübe etmişler diyebilirim. Antik dönemde meydana gelen depremlerle ilgili tahribatı hem kamu yapılarında hem de halkın yaşadığı sivil mimariye ait konutlarda tespit ettik. Kazılar sırasında bazı evlerin odalarında hayvanlarla insanların beraberce depremde duvar altında kaldığını belirledik.”

Tripolis’te 4 büyük deprem tespit edildi

Tripolislilerin 1. derecedeki deprem bölgesinde yaşamayı öğrendiklerini, kazı yaptıkları her yapıda tespit ettiklerini vurgulayan Duman, şöyle devam etti:

“Depreme dayanıklı taşların tercih edildiğini görüyoruz. Birden fazla kata sahip kamu binalarında güçlendirici çeşitli materyallerin kullandığını belirledik. Tripolis konumu itibarıyla ılıman iklimi ve tarımsal olarak önemli bölgede yer aldığı için terk edilmemiş. Terk etmek yerine depremle mücadele etmeyi tercih etmişler. Yazıtlar ve kalıntılardan, kentin 4 defa büyük depreme maruz kalmış olduğunu düşünüyoruz. Milattan sonra 4. yüzyıla ait bir yazıtta, kentte meydana gelen depremde büyük kamu binalarının zarar gördüğü belirtiliyor.”

Duman, kentteki Ana Cadde’nin bitişiğinde yer alan ve “Kemerli Yapı” olarak isimlendirilen binadaki kazı çalışmaları esnasında da depremin izlerine rastladıklarını belirtti.

Depremde en az 11 kişi hayatını kaybetmiş

Depremlerin bölgede dramatik sonuçları olduğunu da aktaran Duman, “Deprem nedeniyle binanın yıkıntıları arasında 7-8 yaşlarında bir çocuk, biri 15-17, diğeri 18-19 yaşlarında iki genç, yetişkin bir kadın gibi çeşitli detaylara da sahip olabildiğimiz toplamda yedi kişinin hayatını kaybettiğini tespit etmiş bulunuyoruz. Farklı depremden etkilenen ve kentin konut alanı içerisinde yer alan bir evde gerçekleştirilen kazılarda yıkıntıların altında birisi kadın, ikisi erkek toplam dört bireyin yaşamını kaybettiği tespit edildi. Tripolis’te meydana gelen depremlerde, arkeolojik kazılar sayesinde öğrendiğimiz kadarıyla bilinen ya da tespit edilen kayıp sayısı en az 11.” değerlendirmesinde bulundu.