Piyanis ve besteci Tanrıdağlı: Mozart ve Beethoven'dan sonra mutlaka bir türkü çalardım

İSTANBUL (AA) – “Kapı”, “Ekşi Elmalar”, “Kurşun”, “Babam”, “Koca Koca Yalanlar” gibi birçok dizi ve film müziğine imza atan piyanist ve besteci Güldiyar Tanrıdağlı, Türkiye’nin kültürel zenginliklerinden ilham alan ve türkülere yer verdiği “Mülhem” albümü ile sanatsal çalışmalarını AA muhabirine anlattı.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü mezunu Tanrıdağlı, Avusturya’da, konser piyanistliği ve film müzikleri üzerine yüksek lisansını tamamladıktan sonra Türkiye’ye döndüğünü dile getirdi.

“Her bölgenin türkülerinde bambaşka hikayeler var”

Besteci ve icracı olarak klasik batı müziği eğitimi aldığını kaydeden sanatçı, “Aldığım bu eğitimi yurda döndükten sonra Türk müziğiyle birleştirmeyi hem keyif hem de vazife edindim diyebilirim. Mülhem albümü bir başlangıç. Elbette devamı da olacak. Türkiye kültürel anlamda çok zengin bir ülke. Her bölgenin türkülerinde bambaşka hikayeler var. Ben bunların yurt dışında da icra edilmesini çok istiyorum.” diye konuştu.

Güldiyar Tanrıdağlı, halk müziğinin dünya çapında yaygınlaşmasının önemine işaret eden Tanrıdağlı, şunları aktardı:

“Halk müziği evrenselleştiği zaman, müziğin bir türü olarak insanların zihninde yer ediniyor. Flamenko ve tango da halk müziği ancak bugün tango ya da flamenko müziğine, sadece belli bir coğrafyanın, halkın müziği olarak değil, müziğin bir türü olarak bakıyor. Dolayısıyla bizim de türkülerimiz böyle bir konuma erişebilir diye düşünüyorum. Bu anlamda bir katkı sağlamak için elimden geleni yapıyorum.”

Türkiye’nin her yöresinden türkülere yer vermeye çalıştığı yeni albümündeki eserlerden üçünü solo piyano için düzenlediğini vurgulayan sanatçı, albümde “Haydar Haydar”, “Evlerinin Önü Mersin”, “Bülbülüm Altın Kafeste”, “Bu Dağlar Kömürdendir”, “Gül Kuruttum”, “Bir Dünya Bir Pencere” ve “Fırat Kenarının İnce Duvarı” eserlerini yorumladığını ifade etti.

“Mozart ve Beethoven’dan sonra mutlaka bir türkü çalardım”

Genç sanatçı, halk müziğini evrensel bir boyuta taşımak için eserleri piyanoyla yorumlamaya devam edeceğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlk albümüm Rachmaninov Anatolian Project de Mülhem de fikir olarak yıllardır vardı. Özellikle Avrupa’daki öğrencilik yıllarımda daha da gelişti. Avrupa’daki konserlerimi hep birkaç türküyle bitirirdim. Bach, Mozart, Beethoven, Brahms, Rachmaninov sonrasında mutlaka bir türkü çalardım. Bu alışkanlığım zamanla seyircide de yer etti ve sever, sorar oldular. Türkülerin hikayelerini de anlatıyordum, çok alkış alıyordu. Zamanla izleyiciler de alıştı. Yabancı müzisyen arkadaşlarım bu eserlerin notalarını sormaya başladı.

Yaptığım düzenlemeleri, kendim için karaladığım eskiz hallerinden daha düzgün bir şekilde notaya dökmeyi hep istedim ancak gerekli zamanı bir türlü bulamıyordum. Pandemi, bu bakımdan benim için bir fırsat oldu diyebilirim. Kendimce krizi fırsata çevirdim. Mülhem’deki fikir, yeni albümlerle devam edecek. Notalarını yazmaya başladım, bunu da bir edisyon aracılığıyla basmayı düşünüyorum. Kalıcı hale gelmeleri için çaba göstereceğim.”

Albümde, halk müziğini çokseslilik tekniğiyle işleyen Tanrıdağlı’ya, davulda Volkan Öktem, bas gitarda Eylem Pelit, alto flütte Ayşen Bulut, viyolonselde Selin Nardemir, perdesiz gitarda Onur Özçelik, gitarda ise Caner Özkan eşlik etti.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İSTANBUL (AA) – Ezgi, Telgraf ve Posta Nezareti memuru İsmail Zühdü Bey ile Emine Hanım çocuğu olarak 1869’da Üsküdar’da dünyaya geldi.

Henüz beş yaşında mahalle mektebinde okuduğu ilahilerle dikkati çeken Ezgi, aynı zamanda hanende ve sazende olan babasının evinde düzenlediği ve devrin belli başlı musikişinaslarının iştirak ettiği toplantılara katılmaya başladı.

Bestekar, ilk musiki derslerini 12 yaşlarında, Muzıka-yi Hümayun Kolağası Tahsin Bey’den aldı, kısa sürede evlerindeki toplantılara kemanıyla iştirak edecek bir seviyeye geldi.

Babasının kanun hocası Kanuni Hacı Arif Bey’den Batı notası, Rauf Yekta Bey’den ise işaretli Hamparsum notası öğrenen Ezgi, 1886’da Zekai Dede’nin talebesi oldu ve ondan üç yıl kadar ders aldı.

Orta öğreniminden sonra girdiği Askeri Tıbbiye’den 1892’de tabip yüzbaşı olarak mezun olan Ezgi, Bingazi’deki 58. Alay’ın birinci taburuna hekim tayin edildi, psikiyatrist olarak uzun süre burada görev yaptı.

Ezgi, Bingazi’de bulunduğu dönemde Osmanlı-İtalya savaşına katıldı ve 1913’te İstanbul’a döndü. Birinci Dünya Savaşı yıllarında miralay rütbesiyle Beykoz Serviburnu Emraz-ı İntaniyye Hastanesi’nde başhekimlik görevinde bulundu.

1913’te Hüseyin Sadeddin Arel ve Salih Murat Uzdilek ile öncülüğünü Rauf Yekta Bey’in yaptığı Türk müzikolojisi incelemelerine katılan Ezgi, bu isimlerle beraber Türk musikisinin ses sistemindeki perdelerin mahiyetini tespit edenv”Arel-Ezgi-Uzdilek Sistemi”ni ortaya koydu.

Cumhuriyetin ilanından sonra askeriyedeki görevinden emekli olsa da 9 yıl boyunca çeşitli yerlerde hükümet ve belediye tabipliği gibi resmi görevlerde bulunan Ezgi, 1932’de İstanbul Belediye Konservatuvarı Tarihi Türk Musikisi Eserlerini Tasnif ve Tespit Heyeti üyeliğine tayin edildi.

Ezgi’nin hayatında, Türk müziği inceleme ve araştırmaları doğrultusundaki çalışmalarının ağırlık kazandığı yeni bir dönem başladı. Bu heyetteki çalışmaları on beş yıl süren Ezgi, Fransızcanın yanında Arapça ile Farsçaya vakıf ve müzikten dini ilimlere kadar uzanan çeşitli alanlarda geniş bir kültüre sahipti.

Son yıllarını Beykoz’da münzevi bir şekilde geçiren Ezgi, 12 Nisan 1962’de vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

– Eserleri

Ezgi, “Nazari, Ameli Türk Musikisi”, “Türk Musikisi Klasiklerinden İlahiler”, “Türk Musikisi Klasiklerinden Bektaşi Nefesleri”, “Türk Musikisi Klasiklerinden Mevlevi Ayinleri”, “Hafız Mehmed Zekai Dede Efendi Külliyatı”, “Evc Buselik, Mahur Buselik, Muhayyer Buselik, Neva Buselik, Buselik, Hisar Buselik Fasılları”, “Tanburi Mustafa Çavuş’un 36 Şarkısı” ve “Türk Musikisi Klasiklerinden Temcit-Na’t-Salat-Durak” isimli eserlerinin yanı sıra 700’den fazla eser bestelemiş, ancak bunlardan sadece durak, peşrev, saz semaisi, oyun havası, taksim, beste, ağır semai, yürük semai, marş ve şarkı formundaki 165’ini yayınladı.

İSTANBUL (AA) – Besteci ve söz yazarı Melih Kibar, imza attığı “Aile Şerefi”, “Neşeli Günler”, “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Devlerin Aşkı”, “Dila Hanım”, “Tosun Paşa”, “Çiçek Abbas” ve “Hababam Sınıfı”na yaptığı film müzikleriyle hatırlanıyor.

Kibar, 6 Eylül 1951’de eski İzmir Belediyesi başkanlarından Osman Kibar’ın oğlu olarak İstanbul’da dünyaya geldi.

Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyan sanatçı, 8 yaşındayken İstanbul Belediye Konservatuvarında piyano eğitimi almaya başladı.

Sanatçı, Alman Lisesi’nde okurken müzikle ilgilenmeye devam etti. Okul orkestrasıyla 1970’te Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması’na katılan Kibar’ın org çalarak aldığı “En İyi Beste Ödülü”, ilk ödülü oldu.

Robert Kolej Kimya Mühendisliği bölümünde okurken Timur Selçuk ile çalışan Kibar, 1974’te Timur Selçuk Orkestrası’nın kendi adını taşıyan albümünde org çaldı. Kibar’ın ilk bestelerinin yer aldığı albümdeki “Panayır Günü” adlı eser, çok sayıda Yeşilçam filminde kullanıldı.

İlk bölümü 1975’te yayınlanan Hababam Sınıfı serisinin müziğini yapan sanatçı, Altın Portakal Film Müziği ödülüne değer görüldü.

Söz yazarı Çiğdem Talu ile birlikte çok sayıda şarkıya imza attı

Melih Kibar, 1975’te Eurovision yarışması için “Çoban Yıldızı”nı besteledi. Timur Selçuk’un düzenlediği, İstanbul Gelişim Orkestrası’nın yorumladığı parça, Türkiye elemelerinde halktan en çok oy alan şarkılar arasına girdi.

Erol Evgin’in, 1977’de 45’lik olarak müzikseverlerle buluşturduğu “İşte Öyle Bir Şey” albümündeki tüm şarkıların sözlerini Çiğdem Talu yazarken, müziklerin tamamına Melih Kibar imza attı.

Sanatçı, bir röportajında, Timur Selçuk aracılığıyla tanıştığı söz yazarı Talu ile yaptıkları çalışmalara ilişkin şunları aktarmıştı:

“Ben 1975 Eurovision şarkısına beste yolladıktan sonra Çiğdem Talu ile çalışmaya başladım. Bundan sonra Çiğdem artık yabancı şarkılara söz yazmayacağını sadece benle çalışacağını söyledi. Tam bu sırada Erol Evgin’e ‘Sevdan Olmasa’ ve ‘İşte Öyle Bir şey’ adlı şarkıyı yaptık. Erol bunları dinleyince bayıldı ama birden çantasını açtı ve bir Julio Iglesias kaseti çıkarttı. Çiğdem’e bunları uzatarak ‘Önce bunları okumak istiyorum, söz yazar mısın?’ dedi. Çiğdem Talu, ‘Hayır. Bunu okuyacaksın.’ dedi. ‘İşte Öyle Bir Şey’ adlı şarkının tabii ki bir hikayesi var. Ama bu Çiğdem Talu’nun özel bir sırrı ve bunu açıklayamamam. Bir anım var, bu şarkıyı ilk yaptığımızda bunun plakçısı geldi ve ‘Ablacığım bunun sözleri çok güzel ama şu hanileri biraz azaltsak.’ dedi.”

Kibar, 1980’de yayınlanan “Hisseli Harikalar Kumpanyası” müzikalinin bestelerine de imza attı.

Sözlerini Talu’nun yazdığı, bestelerini Kibar’ın yaptığı “Sevdan Olmasa”, “Bir de Bana Sor”, “İçimdeki Fırtına”, “Söyle Canım”, “Hep Böyle Kal” ve “Bunlar da Geçer” adlı şarkılar Türk pop müziğinin unutulmazları arasında yer aldı.

Birlikte 270 şarkıya imza atan ve magazin gündeminde de sıkça yer bulan çift, Çiğdem Talu’nun hayatını kaybettiği 28 Mayıs 1983’e kadar beraber çalıştı.

Eserleri birçok ödüle değer görüldü

Melih Kibar, 1983’te çalışmaya başladığı İlhan İrem’in “Pencere” albümünün müzikal direktörlüğünü yaptı.

İrem’in sözlerini yazdığı, Kibar’ın bestelediği “Halley” adlı eser, 1986’da Klips ve Onlar tarafından yorumlandı. Şarkı Eurovision Türkiye birincisi ve finalde de Avrupa dokuzuncusu oldu.

Sözleri Çiğdem Talu’nun kızı Zeynep Talu’ya ait Melih Kibar bestesi “Sev”, 1993’te Arzu Ece tarafından seslendirilerek, Eurovision’da Türkiye’yi temsil etti.

Başarılı sanatçı, 2001’de “Yadigar” adını verdiği albümü müzikseverlerle buluşturdu.

Ünlü isimlerin yorumladığı albüme ilişkin bilgi veren Kibar, bir röportajında, şunları kaydetmişti:

“Yadigar, benim 25 yıldır yapmak istediğim çalışma. Benim bu sanat yılımda, değerli dostlarımız Dost Müzik ile yaptığımız ve 6 sözlü, 7 enstrümantal bestemin yer aldığı bir albüm. Vokallerde Candan Erçetin, Yaşar, Yeşim Salkım, Emre Altuğ, Demet ve Sibel Gürsoy’un yer aldığı albümün bir bölümünde enstrümantal şarkılar yer alıyor. İnsanları bir yerlere götüren şarkıların bir bütün olarak toplandığı bir albüm oldu sanıyorum.”

Kibar, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyununun müzikleriyle 2000’de Afife Tiyatro Ödüllerinde “En İyi Besteci” ödülüne layık görüldü.

İlk olarak Avukat Şefika Pekin ile evlenen Kibar’ın Selin adlı kızı dünyaya geldi. Ethel Hanım ile evliliklerinden Merve adlı bir kızı daha olan sanatçı, uzun süren kanser tedavisinin ardından 7 Nisan 2005’te İstanbul’da vefat etti.

Muhabir: Ahmet Esad Şani