Prof. Dr. Balık: Virüste şu ana kadar Kovid aşılarını etkisiz kılacak mutasyona rastlanmadı

ANKARA (AA) – Dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) İngiltere’de bulaşıcılığı yüzde 70 artırabilen mutasyona uğradığı ancak hastalık yapma özelliğinde bir değişiklik yapmadığı ve şu ana kadar Kovid aşılarını etkisiz kılacak bir mutasyona rastlanmadığı belirtildi.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık, AA muhabirine, Kovid-19 virüsünün mutasyona uğradığına yönelik haberlere ilişkin değerlendirme yaptı.

İngiltere’nin güneydoğusunda Kovid-19’un mutasyona uğrayarak daha hızlı yayılan bir tipinin bulunduğuna yönelik haberlerin medyada yer aldığını ifade eden Balık, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan’ın, İsviçre’nin Cenevre kentindeki merkezinde düzenlenen basın toplantısında konuya ilişkin açıklama yaptığını hatırlattı.

Balık, Ryan’ın, İngiltere’de 1000 kişide bildirilen bu genetik varyantın farkında olduklarını ve uzmanların konuyu incelediğini söylediğini aktardı.

“Sars-Cov2’nin de yer aldığı koronavirüs ailesi çok fazla mutasyon yapan virüslerdir”

Virüslere, bitki, hayvan ya da insan hücrelerinde yaşamak zorunda olan akıllı mikro canlılar denilebileceğini anlatan Balık, bazı virüslerin doğalarında sürekli mutasyon yaparak yapı değiştirme özellikleri bulunduğunu belirtti.

Prof. Dr. Balık, virüslerin bir savunma silahı gibi kullandıkları bu özelliklerini özellikle çeşitli nedenlerle yaşamları tehdit altında kaldıklarında kullanabildikleri bilgisini vererek, “Koronavirüs örneğinde yarasalarda olduğu gibi canlıların, yaşamlarını sürdürdükleri ormanlar gibi doğal ortamları yok olmaya başladığında ya da kendilerini yok edecek ilaç ya da aşı baskısı altında kaldıklarında mutasyon yaparlar. Böylece virüsler, yeni bir canlı türü hücrelerinde tutunup yaşayabilme veya aşının oluşturduğu antikorları ya da bir ilacı etkisiz hale getirebilme yeteneğini kazanır. HIV, Hepatit C, Influenza ve Kovid-19 etkeni Sars-Cov2’nin de içinde yer aldığı koronavirüs ailesi çok fazla mutasyon yapan virüslerdir.” diye konuştu.

“Virüs, büyük mutasyonla insana bulaşma kabiliyetini de yitirebilir”

Prof. Dr. Balık, virüslerdeki mutasyonun aşı ve ilaç geliştirilmesinde dezavantaj olarak çok önemli bir yer tuttuğunun altını çizdi.

Çok fazla ve hızlı mutasyon yapan virüsler için ilaç ve aşı geliştirmenin önemli zorlukları olduğuna dikkati çeken Balık, sözlerine şöyle devam etti:

“Çünkü geliştirilen aşı ve ilaç, virüsün geliştirdiği mutasyonlar ile etkisiz hale gelebilir. Bilim dünyası da mutasyonla baş edebilmek için virüsün baş edemeyeceği şekilde çoklu ilaç kullanımı ya da grip aşısında olduğu gibi mutasyon geçirmiş virüse etkili sürekli yeni aşı geliştirme yollarına başvurur.

Sars-Cov2, salgının başından bu yana çok fazla mutasyona uğramıştır. Mutasyonlar bir çok ülke ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından sürekli izlenmektedir. Bugüne kadarki mutasyonlar virüsün hastalık yapma özelliğinde bir değişiklik yapmadı ama bulaşma gücünü 3-4 kat artıran mutasyonlar tespit edildi. En son İngiltere’de tespit edilen mutasyonla virüsün bulaştırıcı gücünün yüzde 70 arttığı belirlendi ama bu mutasyonun aşıya etkisi olmayacağı açıklandı. Şu ana kadar Kovid aşılarını etkisiz kılacak bir mutasyona rastlanmadı.

Grip örneğinde olduğu gibi aşıyı etkisizleştirecek sık ve büyük mutasyonların oluşumu koronavirüsler için beklenmemektedir. Ayrıca olsa bile artık geliştirilmiş olan koronavirüs aşı geliştirme bilgisi sayesinde çok hızlı bir şekilde, aynı grip aşısında olduğu gibi yeni mutant virüse de etkili bir aşı geliştirilebilir. Bir diğer olasılık ise virüs aşıdan kaçmak isterken ya da kendiliğinden yapacağı büyük mutasyon ile insana bulaşma kabiliyetini de yitirebilir. Kovid-19’un atası olan Sars ve Mers örneğinde olduğu gibi tamamen hastalık ortadan da kalkabilir.”

Muhabir: Yeşim Sert Karaaslan

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

ANKARA (AA) – Yükseköğretim kurumlarına 2022 yılı için verilmesi öngörülen bütçe ödeneği 57,7 milyar lirayı geçerken, en fazla ödeneğin Ankara, İstanbul ve Hacettepe üniversitelerine ayrılması planlandı.

AA muhabirinin, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanan Orta Vadeli Program’dan (2022-2024) derlediği bilgiye göre, Türkiye’deki 128 kamu üniversitesine gelecek yıl için 57 milyar 730 milyon 609 bin lira ödenek verilmesi hedefleniyor.

Ankara Üniversitesi, 2022 yılı için öngörülen 1 milyar 814 milyon 158 bin liralık bütçe ödeneğiyle, Avrupa Birliği Başkanlığı (968 milyon 161 bin lira), Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı (680 milyon 127 bin lira), Sayıştay (514 milyon 385 bin lira), Yargıtay (485 milyon 217 bin lira), Danıştay (324 milyon 369 bin lira) gibi kurumları geride bıraktı.

İkinci sırada İstanbul Üniversitesi var

İstanbul Üniversitesi, öngörülen 1 milyar 802 milyon 88 bin liralık bütçe ödeneğiyle Ankara Üniversitesinin ardından ikici sırada yer aldı. Bu kurumu 1 milyar 661 milyon 837 bin lira verilmesi planlanan Hacettepe Üniversitesi, 1 milyar 407 milyon 32 bin lira ödenek ayrılması beklenen Ege Üniversitesi ve 1 milyar 385 milyon 384 bin lira tahsis öngörülen Gazi Üniversitesi izledi.

12 üniversitenin bütçesinin 1’er milyar liranın üstünde olması dikkati çekti.

Ödenek teklif tavanı en düşük üniversite 47 milyon 149 bin lirayla İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak programda yer aldı. Bu alanda diğer üniversiteler 49 milyon 166 bin lirayla Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi, 63 milyon 269 bin lirayla Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak sıralandı.

Muhabir: Erhan Cihan Ünal

ANKARA(AA) – Ankara Üniversitesi (AÜ) Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Niyazi Meriç, AA muhabirine, enstitü olarak lüminesans tarihlendirme yöntemini kullanarak “tarihlendirme” ile ilgili ihtiyaçlara çözüm ürettiklerini ifade etti.

Meriç, Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Kuru köyünde, Ermenilere ait olduğu iddia edilen toplu mezarlardaki kemik gibi materyallere uyguladıkları lüminesans tarihlendirme yöntemiyle, mezarların Roma dönemine ait bir nevi aile mezarlığı olduğunu ortaya koyduklarını anımsattı.

Benzer şekilde laboratuvarlarında, Denizli ile Aydın’daki fay hatlarının yaşını, Mardin’deki Deyrulzafaran, Zindan ve Mor Yakup Kilisesi’nin tarih sahnesindeki yerini tespit ettiklerini ifade eden Meriç, son olarak sahil güvenlik ekiplerince Marmara’da şüpheli bulunan balıkçı teknesinin yaşının hesaplanması talebinin geldiğini aktardı.

Tekne sayısının artmasını önlemek için yeni teknelere ruhsat verilmediğinden, yeni tekne sahiplerinin eski tekne ruhsatlarını kullandıkları şüphesinin bulunduğunu aktaran Meriç, “Bu şekilde yeni teknelerini eski ruhsatlarla kullananların, vergi desteğinden ve mazot indirimi gibi ayrıcalıklardan yararlanarak aslında haksız kazanç elde ettikleri düşünülüyordu.” bilgisini verdi.

Balıkçı teknesinin yaşının ne olduğunun bilimsel şekilde ispatlanması için çalışmalara başladıklarını belirten Meriç, şunları kaydetti:

“Balıkçı teknesinin ruhsatında aslında çok eski bir tarih yazıyordu. Teknenin yapıldığından beri asla değiştirilemeyecek omurga denilebilecek gövde kısmının metal korozyonlu ve lüminesans özellik gösteren diğer gemi bileşenlerinden örnekler aldık. Numunelerin en son ne zaman ışık aldığını ve ne kadar süre radyasyona maruz kaldığını hesapladık. Sonuçta, bu teknenin 10 yıldan daha genç olduğunu verilerle gösterdik. Bulduğumuz yaş tayinine ilişkin bilimsel raporumuzu sahil güvenlik ekiplerine sunduk. Böylece bir teknenin yaşı sanıyoruz ki ilk kez bilimsel bir metotla tayin edilmiş oldu.”

Adli birimlere rapor sunuldu

AÜ Nükleer Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eren Şahiner ise çalışmada kullanılan bilimsel yöntemle ilgili açıklama yaptı.

Geminin ilk üretildiği andaki omurgasından farklı örnekler alarak bunların ne kadar radyasyona maruz kaldığını hesapladıklarını anlatan Şahiner, “Yaptığımız hesaplamalarla, teknenin ruhsatı ile gerçek yaşının uyum sağlamadığını tespit etmiş olduk. Teknenin omurgasından aldığımız numunelerin analizi, teknenin ruhsatında yazan yaşın doğru olup olmadığını, çok yaşlı diye iddia edilen teknenin aslında genç ve eski tekne bileşenleriyle yapıldığını gösterdi. Hazırladığımız bilimsel raporu bu konunun çözülmesi için adli birimlere sunduk.” bilgisini verdi.