Rap müzikle hayata bağlanan kas hastası genç dünya evine girdi

İZMİR (AA) – İzmir'de bestelediği ve söylediği rap şarkılarıyla yaşama tutunan kas hastası Metin Özkan, evlilik hayalini gerçeğe dönüştürdü.

Buca ilçesinde yaşayan 31 yaşındaki Özkan'a 2 yaşında kas hastalığı (herediter polinöropati) teşhisi konuldu. Uzun yıllar Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören Özkan, bir süre sonra yürüme yetisini kaybetti.

Hayatını tekerlekli sandalyeyle devam ettirmek zorunda kalan Özkan, bu nedenle lise hayatının ardından eğitimine devam edemedi.

Fizik tedavi yöntemleriyle hastalığını yavaşlatmaya çalışan Özkan'ın hayatını ise 10 yıl önce ilk kez dinlediği rap müzik değiştirdi.

Özkan, rap şarkılarının kendisini rahatlatıp terapi etkisi gösterdiğini hissedince bir süre sonra bu tarzda besteler yapmaya başladı.

Engeline rağmen yazdığı besteleri evinden çıkıp stüdyolarda seslendiren Özkan konserler vermeye başladı.

Özkan, geçen yıl katıldığı bir konserde 26 yaşındaki Elif Alev Öztop ile tanıştı.

İkili arasındaki arkadaşlık kısa süre sonra aşka dönüştü. Ocak ayında nişanlanan çift Şirinyer Düğün Salonu'nda düzenlenen düğün ile dünya evine girdi.

Düğünde Özkan eşi için bestelediği rap şarkısını seslendirirken, genç çift ilk danslarında gözyaşlarına hakim olamadı.

– "En büyük hayalim müzikle ilgilenmekten sonra evlenmekti"

Metin Özkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşini tanıdıktan sonra hayatının değiştiğini, sevginin ne kadar kutsal bir kavram olduğunu öğrendiğini söyledi.

Düğün salonuna eşiyle girerken çok heyecanlandığını belirten Özkan, "Şu an duygularımı anlatmak çok zor. Allah herkese böyle bir eş versin. 'Engelliler evlenemez' diye bir şey yok. Ben öyle inanıyorum. Bizim de kalbimiz var. En büyük hayalim müzikle ilgilenmekten sonra evlenmekti. Onu da Allah'ın izniyle gerçekleştirdim. Tüm arkadaşlarımın bu duyguyu yaşamasını istiyorum." dedi.

Özkan, eşinin kendisine ilham verdiğini, bundan sonra tüm şarkılarını eşi için besteleyeceğini ifade etti.

Elif Alev Özkan da eşini çok sevdiğini, onun sayesinde hayata bakışının değiştiğini aktardı.

Anne Şerife Özkan da çok mutlu olduğunu belirterek, "Bir anne olarak bugün çok farklı duygular yaşıyorum. Oğlumun en büyük isteği evlenip mutlu olmaktı. Bugün onu gerçekleştirdi. Aylardan beri ailecek bu günü bekliyorduk. Onlar ilk danslarını ederken çok heyecanlandım. İnşallah çok mutlu olurlar." şeklinde konuştu.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter

Daha Fazla Haber

İZMİR(AA) – İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Biyomühendislik Bölümü Dr. Öğretim Görevlisi Serkan Dikici, yüksek lisansını İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Biyomedikal Mühendisliği Bölümünde tamamladıktan sonra, 2016’da İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği, Biyomalzemeler ve Doku Mühendisliği Bölümü doktora programına katıldı.

Doktora projesi olarak vücut koşullarına daha yakın bir ortamda deney hayvanlarının kullanımını azaltmayı hedefleyen ve kronik yara iyileşmesi için biyomalzemeler geliştirilmesi alanında çalışmalar gerçekleştiren Dikici, “hücresizleştirilmiş ıspanak yapraklarının doku mühendisliği uygulamalarında kullanımı” başlıklı projesiyle İngiltere’de düzenlenen “Doktora Araştırmacı Ödülü”nü almaya hak kazandı.

Bu çalışma ile hücresizleştirilmiş ıspanak yapraklarının insan vücudu tarafından tamamen kabul edilebilir yapıda olduğu ve yaraların iyileşmesini de içeren birçok klinik çalışmada kullanılabileceği kanıtlandı.

“Bitki yapraklarının klinikte kullanımı yaygınlaşacak”

Serkan Dikici, AA muhabirine, doku mühendisleri olarak hasarlı dokuların ve organların tedavisine yönelik çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Sheffield Üniversitesinde ıspanak yapraklarını kullanarak 3 boyutlu damar yapısını taklit eden biyomalzemeler geliştirmek üzere başladığı çalışmalarını İYTE bünyesinde bu yapının kliniğe yönelik uygulamalarını araştırmak üzerine devam ettirdiğini belirten Dikici, şunları kaydetti:

“Doktoram esnasında ıspanak yapraklarının hücresizleştirilmesi konusunda çalışmıştım. Tabii ki o zamanlar yeni bir malzeme olduğu için ilk olarak önce vücuda ne kadar uygun olduğunu test ettik. Şu an hücresizleştirilmiş ıspanak yapraklarının insan vücudu tarafından tamamen kabul edilebilir yapıda olduğunu biliyoruz. Bu sayede üç boyutlu yapıları kullanarak yapay damar çalışmaları yürütebiliriz ya da kendi kendine iyileşme göstermeyen kronik yaraların tedavisinde yara iyileşmesine yardımcı olan yara örtüleri geliştirebiliriz. Bunların yanı sıra diğer çok çeşitli doku mühendisliği uygulamalarında da kullanabiliriz. Bitki dokularının kullanılması hayvan dokusuna kıyasla birçok avantaja sahip. Bizler bitki dokularını kullanarak hem daha uygun maliyetli hem daha bulunabilir hem de etik kaygıları içermeyen ve hayvandan insana hastalık geçişi riski taşımayan çok çeşitli biyomalzemeler geliştirmeyi hedefliyoruz. ”

Projesiyle İngiltere’de 2021 yılı mühendislik bilimleri kategorisinde birinciliğe layık görülmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Dikici, şöyle devam etti:

“Gelecekte ıspanak veya diğer bitki yapraklarının klinikte kullanımı yaygınlaşacaktır. Benim çalışmalarım da kronik diyabetik ülserlerin tedavisinde ıspanak yapraklarını kullanarak yaraların iyileştirilmesini hızlandıran ve bu yara tedavilerinin mümkün kılınması üzerine kurulu. Bu proje kapsamında ıspanak yapraklarının yanı sıra iki farklı yaprağın daha hücresizleştirilme potansiyelini araştırdık ve hücresizleştirme işleminin doğrulanması aşamalarını geçtik. Şu anda insan hücreleriyle yapacağımız deney aşamalarına geldik ve bütün bu deneylerin ardından bir de hayvan denememiz olacak. Bu sayede kliniğe giden yolda ön testleri adım adım tamamlamış olacağız.”

Serkan Dikici, 2022’nin aralık ayında tamamlanması planlanan projenin, tıp ve bilim dünyasına önemli katkı sunacağına inandığını sözlerine ekledi.

İZMİR(AA) – İzmir’in Bayraklı ilçesindeki höyükte 1948 yılında başlayan ve aralıklarla devam eden arkeolojik kazılarda önemli buluntular gün yüzüne çıkarıldı.

Buradaki kazılar, 2014 yılından itibaren Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cumhur Tanrıver başkanlığındaki 70 kişilik ekip tarafından yürütülüyor.

Kazı Başkanı Tanrıver, AA muhabirine, İzmir’de ilk şehir yapılanmasının 3 bin yıl önce “Smyrna” adıyla bugün Bayraklı sınırları içinde kalan alanda görüldüğünü hatırlattı.

Kazılarda ele geçen buluntuların Smyrna’nın millattan önce 7. yüzyıldan başlamak üzere 300 yüzyıl boyunca bölgedeki ticari ve siyasi faaliyetin toplandığı bir merkez olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Tanrıver, bu nedenle de bölgenin birçok saldırı ve yıkıma sahne olduğunu belirtti.

Son yıllardaki çalışmalarda kentin savunma sistemini öğrenmeye çalıştıklarını aktaran Tanrıver, şunları kaydetti:

“Stratejik açıdan önemli bir konumda bulunan eski Smyrna, kuşkusuz bölgeyi elinde tutmak isteyen farklı güçlerin başlıca hedefiydi. Bu sonuca varılmasındaki en önemli etken kentin millattan önce 9. yüzyıldan itibaren güçlü bir sur duvarı ile çevrelenmiş olmasıdır. Kentin girişinin hemen yanında çok büyük ve iyi korunmuş bir kule ortaya çıkardık ve 2 yıl içinde onu daha iyi araştırma olanağı bulduk. Şimdi onun çizimlerini yaptık, proje yapmaya çalışıyoruz. Kısmen restore edip 3 boyutlu hale getirirsek bu İzmir’in ve Smyrna’nın tanınması için önemli bir öğe olacak.”

Prof. Dr. Cumhur Tanrıver, höyükteki kent surunun, yalnızca çağdaş Geç Hitit yerleşmelerinde benzerlerinin bulunduğuna dikkati çekti.

Kral Alyattes tepe yığarak kente girmiş

Sur sisteminin kimlere karşı inşa edildiği konusunda da farklı varsayımların bulunduğuna işaret eden Tanrıver, araştırmalarda, surun tarih içerisinde 3 defa yıkıldığını ve yeniden inşa edildiğini ortaya koyduklarını aktardı.

Bölge halkının milattan önce 7. yüzyılda gittikçe büyüyen Lidya Krallığı’na karşı üçüncü suru inşa ettiğini dile getiren Tanrıver, şöyle konuştu:

“Antik kaynaklardan Lidya Kralı Giges’in Smyrna’yı ele geçiremediğini biliyoruz. Ondan yaklaşık 50 yıl sonra Kral Alyattes’in tehdidi altında Smyrnalılar korkuyla çok kısa bir sürede bütün kentin etrafını, öncekilerinden çok daha kuvvetli yeni bir surla çevirmişler. Bazı yazarlara göre, korku içinde Lidyalıları beklerken atalarının kahramanlıklarını anlatan şiirleri söyleyerek surları yaptılar. Tabi bu bekleyiş hezimetle sonlanmış. Lidyalılar surlardan değil hemen arkasından bir tepe yığarak kente girmişler. Olduğu gibi kenti yıkmışlar, içeride bir direnme olmasın diye de surları da yıkmışlar. Kazılarda, kenti tahrip eden diğer felaketler gibi Kral Alyattes saldırısının izlerini de gün ışığına çıkarıyoruz. Bu saldırıların ardından kentin yönetimi 50 yıl boyunca Lidyalılarda kalmış. Sonra doğudan gelen daha büyük bir güç, İranlılar 545’te Sardes’i ve bu arada Smyrna’yı da ele geçirmiş. Burada o dönemde bir savaş olduğuna dair izleri buluyoruz. Sur da olmadığı için kolayca ele geçiriyorlar. Yani İzmir’in stratejik öneminin başına açtığı dertler hep devam etmiş.”

“İki çalışmanın sonuçları hayli önemli”

Tanrıver, kent hakkında daha çok bilgi edinmeye çalıştıklarını aktararak, yerleşimin hemen batısında erken Tunç Çağı tabakalarına ulaştıklarını kaydetti.

Söz konusu alanın deniz kenarında prestorik dönemdeki yerleşmenin merkezi olduğunu anlatan Tanrıver, “O merkez hep yüksek kalmış. Deniz kenarı olduğu için de savunma sistemleri o bölgeye gitmiyor. Orasını doğal tepe olarak bırakmışlar. O nedenle bizim açımızdan bu iki çalışmanın sonuçları hayli önemli oldu.” diye konuştu.

Tanrıver, geçen yılki kazılarda ayrıca bir kap içinde Erken Tunç Çağı’na ait gümüş takıların olduğu hazineyi ortaya çıkardıklarını sözlerine ekledi.